16. bölüm / 17
İsfad Kısa Hikayeler"Aramızda"
Bölümler 17Şu an: "Aramızda"
- 1 "Mektup"1.933 kelime
- 2 "Meydan Okuma"1.902 kelime
- 3 "Kıskançlık"3.481 kelime
- 4 "Teselli"2.287 kelime
- 5 "Yol Arkadaşı"3.175 kelime
- 6 "Ölüm ve İhanet"3.314 kelime
- 7 "Misafir"1.388 kelime
- 8 "Yalan"2.927 kelime
- 9 "Sevgili" (+18)1.825 kelime
- 10 "Sevda"792 kelime
- 11 "Taş Köprü"2.712 kelime
- 12 Taş Köprü P2~Yüzleşme2.438 kelime
- 13 L'Aube696 kelime
- 14 Korku1.092 kelime
- 15 𝘐𝘯𝘵𝘪𝘮𝘪𝘵é1.750 kelime
- 16 "Aramızda"1.293 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 "Aramızda"1.313 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Çıkabilirsiniz çocuklar."
Nihayet biten okulla başımı yasladığım sıradan kaldırarak çantamı toplamaya başlamıştım. Kalemlik ve defterimi de koyduğumda çıkmaya hazırdım.
Montumu da hızla üzerime geçirdikten sonra adımlarımı okulun gürültüsü arasında koridora taşımayı başarmıştım. Bir elim çantamın tutamacında omzumu desteklerken diğeri montumun cebinde ağır adımlarla okul kapısına gidiyordum.
Kapıya vardığımda hemen karşımda duran siyah arabaya takılmıştı gözlerim.
61SHN7407
Arabanın sahibini tanımak için filmsiz camlara ihtiyacım yoktu. Furtuna'nın küçük varisinin yine havasından geçilmiyordu tabii. Ben yerimde oyalanırken; alışıldık mini eteği, sarı saçları ve yüzündeki makyajıyla o siyah arabaya doğru ilerleyen Melis'i görmemle istemsizce bir kaşım havalanmıştı.
Eve mi bırakacaktı o kızı?
Bugüne kadar kaç kızın o arabaya bindiğini saymamıştım bile -zaten beni ilgilendiren bir şey de değildi tabii ama o kızla daha bir gün önce kavga etmişken, saç başa girmişken ertesi gün o gaybananın arabasına bindiğini görünce öfkeyle nefes vermiştim.
Beni dalıp gittiğim yerden çıkartansa omzuma dokunan el olmuştu. Sahibine baktığımda ise Eyüphan'ı görmüştüm.
"Ne baktın öyle, hadisene!"
Birkaç kez gözlerimi kırpıştırarak farkında olmadan dişlerim arasında yolmaya başladığım dudaklarımı serbest bırakarak Koçari'ye doğru ilerlemeye başlamıştım Eyüphan ile.
Gülerek anlattıklarımı dinleyen İso'nun gülümseyişini yarıda kesen Eyüphan'dan başkası değildi.
"Ben o günü hatırlıyorum ha! Fena kavga çıkarmıştın, kızın avuç avuç saçlarını yolmuştun resmen."
Dedikleriyle gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Hatırlıyordu bir de?
"İso, canım kocam; sen bir de o kızı mı savunuyorsun?"
"Sen o hıyarla eve gitmeyi biliyordun ama ben kızı evine bırakınca mı sorun oldu, canım karım?"
Yaptığı kıyaslama iyiden iyiye öfkelendiriyordu beni. O gün o arabaya binen Melis'i gördüğümde kanıma karışan öfkeyi hissediyordum.
"O zamanlar o 'hıyar' hıyarlık yapmıyordu ama senin gibi!"
Sözlerim kendi kulağıma vardığında çoktan pişman olmuştum bile. Ben ne diye Eyüphan ile İso'yu kıyaslamıştım?
Pişmanlıkla gözlerim kapanırken İso'nun da derin bir nefes verdiğini duydum.
"Fadime, Fadime..."
Öfkelendiğini anlamak zor değildi ama şu an özür dilemek de istemiyordum. Haklı olabileceğim bir şey düşünmeye çalıştım hemen. Gözlerim odanın dört bir yanını tararken aklıma gelenle yeniden İso'nun mavileriyle buluşturdum kendi gözlerimi.
"H-hiç öyle Fadime falan deme! Kaç kızı Boztepe'de çay içmeye götürdün sen bugüne kadar? Hı?"
Bu kez şaşkınlıkla bakan taraf İso oldu. Ne demiştim ki ben?
"Bir dakika ya, sen benim kızları Boztepe'ye götürdüğümü nereden biliyorsun?"
Sahiden nereden biliyorsun Fadime?
"Nereden bileceğim ya, bütün okul konuşuyordu ben de duymuşumdur arada bir yerde!"
"Ha, arada bir yerde duyduğun her şeyi aklında tutuyorsun yani? Maşallah hafızana."
"Öyle sizin gibi çayla fabrikayla uğraşmıyorum ben dağ havası bile insanın zihnini açar böyle!.."
Ne diyordum ben?
"Aynen, aynen. Fadime Furtuna, aynen!"
"Ne 'aynen'i ula? Öyle işte."
"Yalnız..."
Başını hafifçe yana eğerek işaret parmağıyla sakallarını kaşıdı önce. Bakışları yeniden benimkilerle buluştuğunda sözlerine devam etti.
"Bilmediğin bir şey var canım karım, ben bugüne kadar hiçbir kızı evine bırakmadım."
Ne demekti bu şimdi? O arabasına aldığı kızları evine bırakmadıysa nereye götürüyordu?
"Hayırdır İso Furtuna, bilmediğimiz bir hayatın mı vardı senin? Biz en fazla Sürmene'de piyasa yapan İso'yu tanıyorduk.."
İmayla sorduğum bu soru İso'yu gülümsetmişti ama bu gülümsemenin ardında ne olduğunu anlayamıyordum.
"Ne gülüyorsun öyle?"
"Hiç."
Aramızdaki mesafeyi biraz daha azaltarak bakışlarını yüzümde gezdirdi.
"Namım ne çok yayılmış öyle."
"Bir namın vardı yani?"
Yeniden duvara yaslanırken alaylı gülüşü hala dudaklarında asılıydı.
"Herhalde kızım, bir dönem Sürmene'den bir dönem de Boztepe'den ayrılmazdık."
"'Ayrılmazdık.' Sen ve kim, siz kimsiniz yani?"
"İşte kim olacak bazen Melis, bazen Selin bazen de Leyla..."
"Ha, isimlerini de hatırlıyorsun yani?"
"Sen Koçari'de dağ havası alırken biz de balık yiyorduk, hani omega3 falan..."
"Maşallah hafızana..."
Gülümsemesi kahkahaya dönüşürken konuyu dağıttığını fark etmem bir oldu.
"Ula, değiştirme konuyu! Hiçbir kızı evine bırakmadım ne demek?"
Sorduğum soruyla yüzü daha ciddi bir hal alırken elini yumruk yaparak ağzına yaklaştırdı ve boğazını temizler gibi bir hareket yaptı alayla.
"Şu demek karıcığım; okul kapısının orada arabama binen tüm kızları ne hikmetse görmüşsün ama bir sor bakalım kendine, başka bir yerde gördün mü hiç?"
Ne demekti bu? Herkes biliyordu, görüyordu tabii ki.
"Gördüm tabii. Yani ben değil de yine okuldakiler görmüştü, anlatıp duruyorlardı."
"Allah, Allah... Nerede görmüşler ki?"
"Ya- işte Boztepe'de görmüşler, Sürmene'de görmüşler... Herkes görmüş de ben gittiğimde görmemiştim yalan yok."
"Sen de gittin yani?"
"Herhalde, Eyüphanla-"
Söylediğim şeyi fark ettiğim an susmuştum ama İso çoktan çatık kaşları arasından benim şaşkın bakışlarımı izliyordu.
"O hıyar ne alaka?"
Aklıma gelen ilk şeyi ortaya attım bir anda.
"E, hani ben demiştim ya sana; bir kere çay içtik diye, o işte!"
"Bir kere çay içmiştiniz, o; öyle mi?"
"Herhalde İso. Başka ne olacak?"
Usulca kafasını aşağı yukarı sallarken aklına bir şey gelmiş gibi bir an söze girdi.
"Yani hayatında ilk defa çay içmeye gidiyorsun birisiyle ama beni arıyorsun bir yandan da, öyle mi?"
Bakışlarım önce ellerimi sonra hemen yanımızda duran oyuncak sepetini buldu. Sonra ahşap duvarlar, tablolar derken henüz fark ettiğim şeyden nasıl kaçacağımı düşünüyordum.
"Öyle değil tabii... Yani.. Şöyle ki... O gün, o gün orada bizim sınıftan Yiğit'i de görmüştüm. Şimdi Yiğit'le bir ara takılıyordunuz ya siz... Onu görünce aklıma gelmiş sormuşumdur, o yani. Yani merak ettiğimden değil, kiminle takıldığından da bana ne zaten de-"
"Fadime..."
"Hı?"
"Yani ben de şimdi öyle çok ilgilendiğimden değil de, sesli düşünüyorum sadece; sen beni kıskanmış olabilir misin?"
Kıskanmak ve ben? Hem de lisede?
Duyduklarımla kan adeta beynime sıçramıştı. Sesimin yüksek çıkmasına engel olamayarak sordum:
"Hoşt! Ne kıskanacağım ula ben seni?"
"Sesli düşündüm sadece, kızma hemen..."
"Yok, düşünme sesli falan!"
"Tamam.. Demiyorum bir şey. Ama madem merak etmişsin, Boztepe'ye sadece bir kez gittim. Yanımda Yiğit vardı o zamanki manitasıyla buluşacaktı beni de götürmüştü yanında. Ben ne yapayım orada diyince de 'arabada otur işte' demişti. Ha Sürmene ayrı orayı kurcalama fazla."
Sürmene ayrı mı?
"O ne demek şimdi?"
Bir anda esnemeye başladı bu sorumu duyunca. Sahte bir ifadeyle elini ağzına götürürken kısmaktan yaşaran gözleriyle saatine baktı.
"Canım karım, çok geç olmuş saat. Uyuyalım mı?"
"Canım kocam, sen benim soruma cevap vermezsen sabaha kadar uyumayız."
Bu sözümün üstüne bir an aramızdaki mesafeyi yeniden azalttı. Yaslandığı duvardan uzaklaşırken gözleri dudaklarımda geziniyordu. Birkaç santim kala bakışlarını yeniden gözlerime çıkardı ve dizlerimin üstünde duran ellerimi avuçları arasına aldı.
"Canım karım, sen böyle her şeye takılacak mısın?"
Baygın bakan gözlerindeki yorgunluk ve sesindeki muzip ifade birbirine karışmışken yakınlığımız nabzımın hızını gitgide arttırıyordu. İstemsizce yutkunduğumda bakışları boynuma kaydı.
Telaşla oturduğum yerden kalkarken ellerimi de ellerinin hapsinden kurtarmıştım.
"Yok, yok takılmadım ben bir şeye. Hadi uyuyalım, geç oldu."
Yüzündeki imalı gülümsemeyi görmemek için hızla arkamı dönerek yastığımı ve yorganımı düzelttim.
O sırada aklıma gelen düşünce beni bir an durdurdu. Yeniden yer yatağında yatan kocama döndüm.
Hava soğuktu. Yer daha da soğuktu.
"İso..."
"Hı?"
"Gelsene?"
Çekinerek söylediğim o sözcükle birlikte benden tarafa dönmüştü İso. Anlamaz bir ifadeyle yüzüme bakıyordu.
"Gelsene diyorum..."
"Geleyim de nereye geleyim?"
"Yatağa.. Yani yerde yatma. Sırtın az döşek görsün.."
Yattığı yerden kalkarak bana doğru kaldırdı kafasını iyice.
"Fadime, emin misin?"
"Hm, eminim."
Usulca ayaklandığında hala sorar gözlerle bakıyordu.
"İso, eminim dedim ya."
Şaşkınlığını üstünden attıktan sonra yatağın boş kenarına oturdu. Ben de ona yer açmak için diğer tarafa doğru hareketlendiğimde sırtım çarşafın soğuk yüzüyle buluştu.
Yatağa uzandığında sırt üstü yatıyordu. Ben de onu taklit ederek sırt üstü uzandım. Gözlerim tavanda dolanırken üşüdüğümü hissettim. Yorganı biraz daha üzerime çektiğimde İso da aramızdaki boşlukta biriken yorganı üzerime çekiştirmeye başladı.
İyice yorganın içine gömüldüğümde derin bir nefes verdim.
"Okulun bir üst sokağında indiriyordum o kızları."
Duyduğum sesle başımı sağa doğru çevirdim.
"Ne?"
O da bana dönerken söylediği şeyi açıklamak için söze girdi.
"Okulun önünde arabama binen kızları diyorum. Ne evlerine bıraktım ne de başka bir yere götürdüm. Okulun bir üst sokağında iniyorlardı arabadan."
Çatılan kaşlarıma engel olamadım o an. Neden peki? Neden bir yere götürmeyeceğin kızları arabasına alıyordu ki?
"İyi de neden?"
"Senin Boztepe'ye gitme sebebinle aynı sebeptendir belki?.."
Verdiği cevabın üzerine hiç beklemeden diğer tarafa döndü. Bir anda geniş sırtıyla göz göze gelince söylediği şeyi düşündüm. Benim Boztepe'de Eyüphanla çay içmeyi kabul etmemle aynı sebepten yapıyordu...
Kıskandığı için...
"İyi geceler canım karım..."
Derin bir iç çekip ben de onun yaptığı gibi diğer tarafa dönerken sessizce yanıtladım bu seslenişini:
"İyi geceler canım kocam.."
Bölüm etkileşimi
