8. bölüm / 17
İsfad Kısa Hikayeler"Yalan"
Bölümler 17Şu an: "Yalan"
- 1 "Mektup"1.933 kelime
- 2 "Meydan Okuma"1.902 kelime
- 3 "Kıskançlık"3.481 kelime
- 4 "Teselli"2.287 kelime
- 5 "Yol Arkadaşı"3.175 kelime
- 6 "Ölüm ve İhanet"3.314 kelime
- 7 "Misafir"1.388 kelime
- 8 "Yalan"2.927 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 "Sevgili" (+18)1.825 kelime
- 10 "Sevda"792 kelime
- 11 "Taş Köprü"2.712 kelime
- 12 Taş Köprü P2~Yüzleşme2.438 kelime
- 13 L'Aube696 kelime
- 14 Korku1.092 kelime
- 15 𝘐𝘯𝘵𝘪𝘮𝘪𝘵é1.750 kelime
- 16 "Aramızda"1.293 kelime
- 17 "Aramızda"1.313 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"aşk, eski bir yalan..."
"Abim, ne yapıp edip o adamı buraya getimen gerekiyor."
"Abi, iyi diyorsun da bu adam niye benim sözümle iş yapsın? Düşmanız ya hani biz.."
Fadime, abisinin söylediklerine anlam bulmaya çalışıyordu. Furtunalılarla olan düşmanlıklarına yeni bir yara daha açacaklardı fakat bunu neden kendisi yapmalıydı algılayamıyordu.
"Fadime, İso'nun sana olan bakışlarını hepimiz gördük. Sen de biliyorsun... Israr etme de gel yapalım şu planı işte."
"Ya ne bakışlarıymış bunlar Gezep abi? Bir benim mi haberim yok ya?"
Genç kadın şaşkınlıkla abisi ve Gezep'e bakıyordu. Aklına gelen fikirle hemen söze atıldı:
"Madem öyle, sen niye Esme ablayı getirtmiyorsun buraya? O da seni sevmiyor mu? O da sana İso'nun bana baktığı gibi bakmıyor mu? Neden o değil-"
Fadime'nin sözünü kesen ses Adil'e aitti.
"Sakın! Fadime, yapma. Bu işe Esme'yi karıştırma."
Kendisine bağıran abisi Fadime'yi şok etmişti. Hayatında hiç bağırmamıştı ona karşı. İlk kez bu kadar yükseltmişti sesini. İstemsizce gözleri dolduğunda sessizliğe büründü genç kadın. "Tamam." diyebildi yalnızca fısıltı gibi çıkan sesiyle.
İso ve Fadime yıllardan beridir tanışan iki düşman köyün çocuklarıydılar. Bugüne kadar kimi zaman birbirleriyle uğraşmış, kimi zaman da kavga etmişlerdi. Ama şimdi abisinin Fadime'den istediği çok başkaydı. Bu ne kavga etmeye ne de saç çekmeye benziyordu.
"Gezep sana planı detaylıca anlatacak. Ondan sonra başlayacağız tamam mı?"
Derin bir iç çektiğinde Fadime, en azından aklına takılan soruyu sormak istedi.
"Tamam abi ama neden yapıyoruz bunu? Yani sadece düşman olduğumuz için mi?"
"Hayır abicim, o İso denen herifin cezası olacak bu plan."
"İyi de hangi suçun cezası abi? Anlatsanıza şunu en baştan bana da!"
Fadime'nin sitemle söylediği sözler üzerine Adil derin bir nefes aldı. Biliyordu ki kardeşi içine sinmediği bir işi yapmazdı. Önce yanındaki Gezep'e baktı. "Nasıl anlatacağız?" der gibiydi bakışları fakat Gezep'ten de bir cevap alamamıştı. Daha sonra söze girdi Adil:
"Bak şimdi, bizim geçen ay keçilerimiz zehirlendikleri için telef oldu ya..."
Ölen hayvanların görüntüsü Fadime'nin gözünün önüne geldiğinde gözleri dolmuştu. Öyle çok seviyordu ki onları, o halde görmek mahvetmişti onu. Sessizce kafasını salladı genç kadın hatırladığını belli etmek istercesine.
"Heh, işte o iş İso'nun başının altından çıkmış. Bu da onun cezası."
Duyduklarına inanamayan Fadime, aynı kişiden bahsettiklerinden emin olmak istercesine sordu: "İso, hani şu İsmail Furtuna olan İso?"
Gezep anlamaz bakışlarla yanıtladı genç kadını: "He, kız kaç tane İso var ki zaten?"
Adil'de Gezep'i onaylarcasına kafasını salladığında Fadime plana ikna olmuştu bile. Özenle besleyip büyüttüğü canların canına kıyan adama acımayacaktı elbette.
"Anlaştık mı şimdi? Var mısın bu plana?" abisinin sorusu üzerine genç kadın hiç düşünmeden kafasını onaylar biçimde salladı.
"Varım tabii abi!"
"Güzel, o zaman dayıoğlu sen anlat ne yapılacağını sonra başlayalım artık."
Gezep, Adil'e "tamamdır" dercesine göz kırptığında Fadime de merakla Gezep'e dönmüştü. Nasıl bir plan vardı akıllarında iyice anlamak istiyordu.
"Ee, anlat Gezep abi; nasıl olacak bu iş?"
"Şöyle olacak hala kızı, sen bu çocuğa buluşmak istediğini söyleyeceksin. Önemli bir mesele, acil falan diyip kandıracaksın. Burada amacımız onu kendi köyünden çıkartmak."
Fadime mantıklı bulduğu bu fikirle kafasını aşağı yukarı sallamıştı. Gezep'te sözlerine devam etti:
"Sonra buradaki yamaca çağıracaksın. Orada buluşacağız diyeceksin. Sahiden de orada buluşacaksınız. Artık orada ne konuşursunuz bilmem ama bir süre onu oyalaman gerekecek."
"Bir süre ne abi? Ne kadar süre? Nasıl oyalayacağım ben bu çocuğu?"
"O kadarını da sen düşün hala kızı. Ben ne bileyim?" bir an duraksadıktan sonra aklına gelen şeyler gülümsedi Gezep.
"Sana olan hislerini anlatsın mesela. İşimizi görecek kadar zamanı verir bize o."
Fadime artık rahatsız olmaya başlamıştı. Niye böyle bir konu vardı ki aralarında? Niye sürekli dile getiriyorlardı bu duygu meselesini? Geçiştirmek için araya girdi genç kadın:
"Eee, sonra ne olacak?"
"Sonra biz geleceğiz. İso'yu alıp Adil'le götüreceğiz. Bazı sorular sorarız, biraz konuşuruz sonra da bırakırız herhalde."
"Nasıl ya? Benim keçilerimi, oğlaklarımı zehirleyen adamı öylece bırakacak mısınız?"
Gezep şaşkınlıkla cevapladı Fadime'yi: "Ne yapalım Fadime? Aynı zehri ona da mı içirelim?"
Birkaç kez peş peşe gözlerini kırpıştırdı genç kadın. O kadarına asla müsaade etmezdi elbette ama yine de bir ceza alsın istemişti.
"Yok, yani o kadar değil de... Cezasını vermeyecek miyiz?"
"Biz hallerderiz onu, sen sıkıntı etme. Sen onu bize getir, gerisini düşünme!"
Gezep'in sözleri Fadime için yeterince güven vericiydi. Bu yüzden daha fazla üzerinde durmadı genç kadın.
"Tamam, ne zaman başlıyoruz?"
"Sen ne zaman hazırım dersen."
Fadime, gülümseyerek oturduğu yerden hızla kalktı ve odasına yöneldi. Madem kendisine karşı hisleri vardı İso'nun, bunu pekala bir yem olarak kullanabilirdi. Önce telefonunu eline alarak mesajlar kısmına girdi. Ardından "İso Furtuna" yazısına tıklayarak yazmaya başladı.
"Yamacın oraya gel, acil."
Bu cümle İso'yu getirmeye yeterdi fakat çok basit kalmıştı. Parmakları yeniden klavye üzerinde gezinmeye başladı genç kadının.
"Özensiz gelirsen bozuşuruz."
Gülümseyerek tamamladığı cümleyi gönderdiğinde artık yemi yutacağından emindi.
Dolabının başına geçtiğinde ne giyeceğini düşündü. Madem özensiz olmamalıydı, kendisi de ona göre giyinecekti. Buluşacakları yer yalnızca bir uçurum değil aynı zamanda Sürmene'nin en güzel manzaralarından birisiydi ve oraya çok yakın restoranlar vardı. İso'nun da buraları bildiğinden emin olduğu için sanki o restoranların birinde aşkam yemeği yiyeceklermiş gibi hazırlanmak istedi.
Yakın zamanda aldığı ve henüz hiç giymediği siyah elbiseye uzandı Fadime. Kısa ve aslında oldukça sade olan bu elbise aynı zamanda çok da şık görünüyordu. Askılı omuzları, sırt dekoltesi ve belindeki kemer görüntüsü ile gerçekten de bu iş için en doğru seçeneğin olacağını düşündü.
Saçını ve makyajını basit tutmuştu genç kadın. Elbiseyle birlikte çok abartılı olmak istememişti.
"Ne de olsa gerçek bir buluşma değil bu..." diye düşündü. Kısa bir süre içinde tamamen hazır olduğunda kısa topuklu ayakkabılarını ve ceketini de giydiğinde telefonunu kontrol etti.
Bir mesaj bildirimi gelmiş olduğunu gördüğünde bunun İso'dan geldiğini anlamak çok da zor olmamıştı.
"Emredersiniz Fadime hanım."
Bu sözlerin alayla yazıldığını bilen Fadime'nin yüzünde sıcak bir gülümseme oluşmuştu. Kendisiyle bu şekilde yarı alaycı yarı ciddi şekilde konuşması dile getirmese de hoşuna gidiyordu.
Hızla merdivenleri inen genç kadın gözleriyle abisini aradı. Merakla seslendi: "Abi! Neredesin?"
Adil, kendisine seslenen kardeşi ile salona geldiğinde Fadime'nin hazır olduğunu anlamıştı.
"Heh, buradaymışsın. Ben hazırım, şimdi çıkıyorum haber edeyim dedim."
"Tamamdır abim, biz de geleceğiz zaten. Dikkat et kendine."
"Merak etmeyin, haydi çıktım ben!"
⁓
Fadime, yamaca geldiğinde İso'nun çoktan geldiğini ve kendisini beklediğini fark etmişti. Arabasından inerek genç adama doğru ilerledi.
İso, kendisine yaklaşan kadını gördüğünde gözlerine inanamamıştı. İlk kez Fadime Koçari'yi böyle özenle hazırlanmış şekilde görüyordu. Şaşkınlığını gizleyemeyen İso'nun dudakları arasından kaçan sözcükler Fadime'yi de utandıracaktı.
"Çok güzel olmuşsun..."
Duyduklarıyla başı öne eğilen Fadime, çok geçmeden buraya neden geldiğini hatırladı ve hemen kendisini toparladı.
"Teşekkür ederim Furtunacuk, sen de fena görünmüyorsun."
"Aha, Trabzon'a pembe kar yağacak! Fadime Koçari bana 'sen de fena görünmüyorsun' dedi."
İkisi de gülümesemelerine engel olamamıştı İso'nun bu sözü üzerine. Daha sonra konuyu açan kişi yine İso olacaktı.
"Ee, anlat bakalım; neymiş bu önemli mesele?"
"Bizimle ilgili."
İso anlamaz bakışlarla karşısındaki genç kadının tavrını ölçmeye çalıştı. Ne demekti ki bu?
"Ne demek bizimle ilgili? Biz kim?"
Fadime bıkkınlıkla bir nefes verdiğinde İso'da kimden söz ettiğinden emin olmuştu artık.
"Bizimle ilgili ne olabilir ben orayı anlamadım yalnız?"
"İso, akşam vakti seni buraya çağırıyorum; özenli giyin diye uyarıyorum..."
Kaşlarını kaldırarak ve üzerindeki elbiseyi göstererek devam etti genç kadın: "Ve bu kıyafetlerle geliyorum. Sence ne olabilir bizimle ilgili?"
İso'nun şaşkınlığı git gide artıyordu.
"Ne yani, yemek yemeye mi geldik buraya? Fadime Koçari'ye ne yaptın, sen kimsin doğruyu söyle!"
"Şımarmasan olmaz çünkü değil mi?"
İso, çapkınlıkla gülümsediğinde bu işin altında başka bir şey olduğunu anlayabiliyordu fakat yine de duruma ayak uydurmak istedi. Hevesle kolunu genç kadına uzattığında Fadime'de bu anı bekliyormuşcasına zaferle genç adamın koluna girdi.
Bir süre sessizce ilerlediler fakat gittikleri yol restoranların olduğu yöne doğru değildi. Bunu fark eden İso, merakla sordu:
"Restoranlar arkada kaldı yalnız. Nerede yiyeceğiz yemeği?"
"Şştt, sabırlı ol biraz..."
Fadime'nin sözleri üzerine "öyle olsun" dercesine kafasını salladı genç adam. Bir süre ağaçların arasından ilerlediklerinde bir çardak görüş alanlarına girdi. Özenle hazırlanmış, üzerinde şarap kadehlerinin olduğu bir çardak...
İso, hayretle yanındaki kadına baktı. Bunları kendisi mi hazırlamıştı? İkisi için miydi hepsi?
Çardağın yanına vardıklarında İso, önce Fadime'nin oturması için öncelik tanıdı sonra da kendisi tam karşısına oturdu.
"Ee, anlat bakalım Fadime Koçari... Ne çıkacak bu işin arkasından?"
"Bir şey çıkmayacak İso, sakin ol artık ve şu soruyu sorup durma. Baş başa konuşalım istedim sadece."
Durumdan hiç şikayet etmeyecek bir konumda olan İso, yine güvenmeyi tercih etti karşısındaki kadına. Şarap servisinden sonra kısa bir sessizlik oldu ikili arasında.
"Gezep abim bakışlarını benim üzerimde yakalamış birkaç kez. Bundan bir anlam çıkartmalı mıyım?" diye dürüstçe sordu Fadime. Bu sorunun cevabını gerçekten merak ediyordu.
Sıkıntıyla nefes alan İso, önce kadehinden bir yudum aldı sonra kendisine yöneltilen soruyu cevapladı:
"Bence çoktan çıkartmışsın..."
Kadehinin üzerindeki bakışlarını Fadime'ye çevirdiğinde göz göze gelmişlerdi.
"Yoksa buraya kadar zahmet etmezdin."
Genç adamın gözleri, akşamın karanlığında hepten laciverte bürünmüştü ve Fadime bu koyu gözlerde pek çok duyguyu peş peşe görmüştü birkaç saniyede. İlk kez böyle yoğun bakıyordu kendisine İso. İlk kez duygularını saklamıyor gibiydi.
"Doğru..." fısıltıdan farksız sesiyle konuşan Fadime, hemen ardından kadehinden bir yudum aldı. İso'nun bakışları hala üzerindeydi.
Ardından yine bir sessizlik peyda oldu. Birbirine değmeyen gözler ve suskunluklar...
Durumdan ilk sıkılan İso olduğunda, gerginliği dağıtmak istedi.
"Dans edelim mi?"
"Hı?" şaşkınlıkla verdiği tepki sahiden de genç adamın teklifini anlamadığına gösteriyordu Fadime'nin.
"Dans diyorum, edelim mi?"
İso elini Fadime'ye uzattığında bir anlık cesaretle tutmuştu genç adamın elini. Sonunu düşünmeden kabul etmişti teklifi.
Çardaktan birkaç adım uzaklaşarak sakin adımlarla dans etmeye başladılar. O sırada İso, aklına gelen fikirle gülümsedi.
"Böyle kuru kuru dans etmek olmaz ama bir şarkı borçlusun bana."
"Ne borcu bu tam olarak?"
"Buraya gelene kadar harcadığım zamanın borcu." Diyerek göz kırpı İso.
Fadime, "plan için nasıl olsa" diyerek söyleyeceği şarkıyı düşünmeye başladı.
"Düşünmene gerek yok, istek bir parçam var zaten."
"Öyle mi bay çok bilmiş? Neymiş bu istek parçanız acaba?"
"Aşk Eski Bir Yalan"
Duyduğu şarkının adı genç kadının yüreğini titretmişti. Gözleri dolmaya başladığında ağlamamak için kısık sesle şarkıyı söylemeye başladı.
"Aşk, eski bir yalan; Adem'le Havva'dan kalan,
Aşk eski bir yalan, hayatıma dolan..."
Kaldığı yerde İso'da eşlik etmeye başlamıştı kendisine...
"Bir ses bir bakış bazen, o kalbime akan...
Bir çiçek hatırlanan, yılların ardından..."
İkilinin dansı gecenin karanlığında bir yıldız gibi parıldarken söyledikleri şarkı ile alınlarını birbirlerine yaslamışlardı. Birkaç dakika bu şekilde dans ettiklerinde şarkının sonlarına gelmişlerdi. Adımları yavaşlarken, İso'da kollarını Fadime'nin beline sarmış ve aralarındaki mesafeyi kapatmıştı.
Artık şarkı bittiğinde birbirine sarılmış şekilde küçük adımlarla hareket eden ikili tamamen durmuş ve göz göze gelmişlerdi.
"Fadime..."
"İso?"
Genç kadının gözlerindeki bal renginin kahverenginin en muhteşem tonuna büründüğünü fark eden İso, söyleyeceklerini dahi unutmuştu. "Gitmem gerekiyor." Diyecekti, "Gitmezsem bu ateş beni yakar..." diyecekti fakat Fadime'nin bakışları ona tüm bu sözleri unutturmaya yetmişti.
"Boşver..." diyerek sonunu düşünmeden öptü genç kadını. Tutkuyla öptüğü dudakların kendisine karşılık vermesi gecikmemişti. Bir elini Fadime'nin belinden yukarı doğru çekerek yanağına yasladı. Daha çok hissetmek ister gibi çekti küçük bedenini kendisine doğru. Fadime'de ona ayak uydurabilmek için ensesinde birleştirdiği ellerini saçlarına daldırdı genç adamın. Nasıl böyle bir anın içine düşmüştü bilmiyordu Fadime ama düşünmek de istemiyordu şu an.
Nefes nefese kaldıklarında ayrıldı iki genç fakat uzaklaşmadılar birbirlerinden. Fadime'nin kızarmış yanaklarına baktı İso bir süre. Aşıktı bu kadına, biliyordu. Bu aşkın sonu onun en büyük sınavı olacaktı bunu da biliyordu fakat engel olamıyordu kendisine.
İso bunları düşünürken, Fadime'de buraya neden geldiklerini hatırladı: Telef olan keçileri ve hazırladıkları planı... Oyalaması gerekiyordu genç adamı ama bu kadarını hesap edememişti. Telaşla İso'nun kendisini sarmalamış bedeninden uzaklaştı. Her an abisi gelebilirdi, böyle yakın olmak daha da tehlikeli hale getirirdi her şeyi.
İso'nun anlamaz bakışları arasında hala nefesini düzenlemeye çalışan Fadime'nin aklı, şimdi tamamen gerçekleşecek plandaydı.
"Yanlış bir şey mi yaptım Fadime?"
İso'nun sorusu yanıtsız kalırken birden silah sesleri yükseldi. Gelenlerse Adil ve Gezep'ten başkası değildi. Gezep, elindeki silahın kabzasıyla İso'ya vurduğunda genç adamın dünyası siyaha bürünmüştü. Gözleri kapanırken son gördüğü yüz ise Fadime'nin yüzü olmuştu.
⁓
İso, elleri ve ayakları bağlı şekilde sandalyede oturuyordu. Gezep ise uyanması için yüzüne su döküyordu. Sorulacak hesabının vadesi çoktan dolmuş hatta geçiyordu.
Genç adam nihayet gözlerini açtığında, yüzüne çarpan su ile boğulacağını düşünmüştü. Çırpınmaya başladığında Gezep'te elindeki kovayı bırakmış ve tehlikeli bir ifadeyle sırıtmaya başlamıştı.
"Günaydın, küçük Furtuna! İyi uyudun mu, he?"
Öksürerek genzine dolan sudan kurtulmaya çalışan İso, bu alaylı sorulara cevaben hiçbir şey söylememişti.
Cevap alamayan Gezep, sinirle İso'nun saçlarına asıldı ve tekrar sordu sorusunu:
"İyi uyudun mu lan!"
İso, bu sefer bu soruyu yanıtsız bırakmamak için cevap olarak Gezep'in yüzüne tükürmüştü. Bu hareketle sinirlenen Gezep ise koluyla yüzünü sildikten sonra karşısındaki elleri bağlı adama yumruk atmıştı. İkinci yumruğu atmaya hazırlanırken onu durduran ses Adil'in sesiydi.
"Dayıoğlu, yeter! Önce konuşsun da sonra dökersin dişlerini."
"Öyle olsun bakalım Adilim." Sözlerinin ardından birkaç adım gerileyen Gezep'le birlikte Adil'de artık İso'nun görüş alanındaydı.
"Demek benim kardeşime yan bakan sensin? Bunun bir bedeli olacağını düşünmedin mi küçük Furtuna? Ben bu kıza yan gözle bakarsam gelip beni öldürürler diye düşünmedin mi?"
İso durumun ciddiyetini anladığında başına gelecekleri göze almıştı çoktan. Yanlış bir şey yapmamıştı, Fadime'nin istemediği bir şey yapmamıştı. Aşkından utanacak hali de yoktu.
"Delikanlı gibi aşık olmak ne zamandır kabahat oldu Koçari? Ben Fadime'nin saçının teline bile zarar vermedim, vermem de! Öldüreceksen de öldür böyle mafyacılık oyunlarına girme boşuna."
İso'nun kendinden emin sözleri Adil'in canını sıkmaya başlamıştı. Sinirle bir yumruk da o attı genç adama.
"Çok cesursun Furtuna ama bu cesaret senin iyiliğine olmayacak!"
Ardından bir yumruk daha...
Genç adamın acıyla inlemesi metrelerce öteden yankı yaparken bu hesaplaşmaya uzaktan şahit olan bir kişi daha vardı: Fadime Koçari.
Ne konuşulduğunu anlayabilecek bir mesafede değildi fakat İso'nun cezası hayli ağır oluyordu bunu duyduğu seslerden anlayabiliyordu. "Sırf keçilerin cezası bu kadar ağır olamaz" diye iç geçirdi genç kadın. "Bir şeyler daha olmalı ki bu kadar acıya değsin." diye mırıldandı.
Daha sonra merakına yenik düşerek abisine ait olan eski fabrikaya adımladı. Attığı her bir adımda daha yüksek bir bağırma sesi duyuyordu ve bu seslerin hepsi İso'ya aitti. Yüreği sızlamıştı Fadime'nin, farkında olmadan gözleri dolmuştu.
İyice yaklaştığında abisinin attığı yumruğa şahit olmuş hemen ardından da İso'nun kanlar içindeki yüzünü görmüştü. Artık emindi ki bu işin içinde başka bir şeyler vardı.
Gözyaşlarına engel olamadığında gidip engel olmak istedi abisine. O sırada kendisini durduran şey ise yine abisinin sözleri olmuştu.
"Seni. Bir. Daha. Fadime'nin. Yanında. Görmeyeceğim."
Her bir kelimenin ardında gelen yumruklara karşılık İso hiçbir şey yapamıyordu. Fadime ise duyduklarının şokuyla ne yapacağını şaşırmış vaziyette kalakalmıştı. Tüm bu işkencenin sebebi keçiler değil de kendisi miydi? O an zihninde bir şimşek çakmıştı sanki genç kadının.
Her şeyi anlamıştı şimdi. Bu yüzden kendisini plana dahil etmişlerdi işte...
Görünmemek için gizlendiği yerden çıkıp iyice yaklaştığında abisine bağırdı Fadime:
"Yeter!"
Adil ve Gezep şaşkınlıkla gelen ses doğru baktığında İso'nun kafası öne düşmüştü.
"Siz ne yapıyorsunuz? Hani keçilerimizi zehirleyen İso'ydu? Fadime'den uzak duracaksın diye işkence etmek nedir? Kafayı mı yediniz siz?"
Gözyaşlarına aldırmadan bağırarak söylediği sözlerle Gezep, Adil'e döndü. Ne diyeceklerini bilemeyen ikili Fadime'nin ne ara buraya kadar kendilerini takip ettiğini düşündü.
"Cevap verin bana!"
Hınçla Adil'in göğsüne yumruklar indirmeye başladı genç kadın.
"Sen benim abimsin be! Nasıl yaparsın böyle bir şeyi bana? Nasıl!"
Adil, kardeşine engel olmak isterken Gezep, Fadime'yi kollarının altından tutarak geriye doğru çektiğinde çırpınan kadının yeni hedefi Gezep olmuştu.
"Nasıl bu kadar vicdansız olabilirsiniz? Hiç mi içiniz sızlamıyor be sizin!"
Adil, sinirle gözlerini yumduğunda kardeşini sakinleştirecek bir şeyler arıyordu.
"Güzelim, bildiğin-"
"Sus! Senin gibi bir abim olamaz benim!"
Gezep'in kollarından kurtulduğunda yorgunlukla kısılan sesiyle devam etti sözlerine Fadime:
"Benim abim; vicdanlı, merhametli, mert bir adamdı. Sen benim abim olamazsın..." dedi çaresizce.
Adil, duyduklarıyla şaşkınlık ve öfkeyle baktı kız kardeşine. Ağlamaktan mahvolmuş bu genç kadın, düşman köyün bir genci yüzünden kendisine "benim abim olamazsın" demişti. Düşman köyden birisi için abisine sırt dönmüştü. Adil daha fazla orada kalırsa kötü şeyler yaşanacağını biliyordu. Bu yüzden hiçbir şey söylemeden Gezep'e döndü. Gezep'te durumu anlamış olacak ki sessizce uzaklaştı Fadime'nin yanından. Adil'de peşi sıra fabrikanın kırık dökük kapısına doğru ilerlerken Fadime hızla İso'nun yanına gitti.
Dizleri üzerine çöken genç kadın, korkuyla karşısında kanlar içinde oturan adamın yüzünü avuçları arasında aldı. Bakışları birbirini bulduğunda, Fadime'nin ağlaması hızlanmıştı.
Önce ellerini daha sonra ayaklarındaki bağı çözdü Fadime. Vakit kaybetmeden hastaneye gitmeleri gerekiyordu. Dikkatlice genç adamın sırtını sandalyeye yasladı ve titreyen ellerine aldırmadan telefonunu çıkartarak ambulansı aradı.
Telefonu kapattığında kendisine bakan masmavi gözleri buldu bakışları. Bir an öylece kaldı her ikisi de. Ne bir söz söyleyebildiler ne de bir şey yapabildiler. Aralarındaki bu sessizliği ise Fadime bozdu en nihayetinde. Dizleri üzerine çöktüğü yerden kalkarak İso'nun yanına yaklaştı. Bir elini dizine koydu genç adamın diğerini ile yanağına. Titreyen sesiyle konuşmaya çalıştı:
"Özür dilerim... B-ben yemin ederim böyle bir şey yapmak istemedim sana.."
İso, halsizce gülümsediğinde Fadime'nin bir suçu olmadığını biliyordu. Sadece öpüşünden bile tüm bunlardan habersiz olduğunu anlayabilirdi.
"Önemli değil..."
Genç adamın fısıltıyla söylediği sözler Fadime'nin daha da içini acıtıyordu.
"Önemli, İso hem de çok önemli..."
Hıçkırıkları arasından konuşmaya çalışan kadının bu hali İso'nun da yüreğini sızlatmıştı. Bedenindeki yaraların acısı bir yana, Fadime bir yanaydı.
"Beni affet diyemem..."
Bu cümleleri söylerken başını öne eğmişti genç kadın. Bakamıyordu yaralı yüzüne.
"Ama yalvarırım, inan bana... Haberim yoktu, nolur inan..."
Karşısında kendisini parçalayan kadına kıyamayan İso, bir güçle oturduğu sandalyeden kalktı; Fadime'yi de çöktüğü yerden ayağa kaldırdı. Yüzünün halini az çok tahmin edebiliyordu, Fadime'nin korku dolu bakışlarını gördüğü ilk an da anlamıştı çok kötü göründüğünü bu sebeple aralarındaki mesafeyi koruyordu. Derin bir nefes aldı ve bir eliyle kendisine bakamayan genç kadının çenesinden tutarak göz göze gelmelerini sağladı.
"Fadime, ben sana inanıyorum. Dans ettiğimizde hiçbir duygunun sahte olmadığını, beni öptüğünde bunu öylesine yapmadığını..."
Güçlükle yutkunduğunda sözlerine devam etmeye çalıştı genç adam.
"Bu plandan haberin olmadığını biliyorum... İyi olacağım, merak etme beni."
Fadime, duyduğu sözcükleri anlamaya çalışıyordu. Bir veda mıydı bu? İtiraf mıydı? Anlamaz bakışları İso'nun gözlerinde oyalanırken genç adam son kez dudaklarını araladı:
"Sahiden sevdim seni, sen de buna inan..."
Artık İso'nun kulakları çınlıyor, gözleri kararıyordu. Bedenini taşıyamacak hale geldiğinde bir destek aradı kendisine. Genç kadın korkuyla karşısındaki adama destek olmak istedi fakat başarılı olamıyordu. İso ise yalnızca uğultulu biçimde Fadime'nin sesini işitiyordu.
"İso, iyi misin? İso!"
Genç adam, bedenini karanlığa teslim ederken zihninde yankılanan tek ses yine Fadime'ye ait olacaktı.
"İso, nolur aç gözlerini. Bırakma beni nolur..."
Bölüm etkileşimi
