Bölümler 17Şu an: "Meydan Okuma"
- 1 "Mektup"1.933 kelime
- 2 "Meydan Okuma"1.902 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 "Kıskançlık"3.481 kelime
- 4 "Teselli"2.287 kelime
- 5 "Yol Arkadaşı"3.175 kelime
- 6 "Ölüm ve İhanet"3.314 kelime
- 7 "Misafir"1.388 kelime
- 8 "Yalan"2.927 kelime
- 9 "Sevgili" (+18)1.825 kelime
- 10 "Sevda"792 kelime
- 11 "Taş Köprü"2.712 kelime
- 12 Taş Köprü P2~Yüzleşme2.438 kelime
- 13 L'Aube696 kelime
- 14 Korku1.092 kelime
- 15 𝘐𝘯𝘵𝘪𝘮𝘪𝘵é1.750 kelime
- 16 "Aramızda"1.293 kelime
- 17 "Aramızda"1.313 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“içinde aşk var yüzünde kin...”
Sabah, toprağın sesini henüz uyandırmamıştı. Mezarlığın demir kapısı gıcırdayarak aralandığında havada geceyle gündüz arasında kalmış o tanıdık serinlik vardı. Islak toprak kokusu, çam ağaçlarının arasından ağır ağır yükseliyor; rüzgâr, isimleri silinmeye yüz tutmuş taşların üzerinden geçip gidiyordu. İso bir an durdu. Adım atmadı. Sanki kapının eşiği, yalnızca bir mezarlık girişi değil; geçmişle bugün arasına çizilmiş ince bir sınırdı.
Fadime birkaç adım gerisinde kaldı. Ne elini uzattı ne de seslendi. İso’nun bakışları ilerideki mezar taşına takılı kaldığında, genç kadının göğsünde bir sıkışma belirdi. Bu ziyaret, alışılılagelmiş bir ziyaretten çok ertelenen hesapların başlangıcıydı.
İso nihayet ilerlemeye başladı. Adımları ağırdı. Mezara yaklaştıkça omuzları biraz daha çöktü; sanki taşıdığı yük görünmez olmaktan çıkmıştı. Fadime ise olduğu yerde kaldı. Saygıdan mı, mesafeden mi, yoksa bu yasın kendisine ait olmadığını bilmekten mi kendisi bile emin değildi. Yalnızca şunu hissetti: Birazdan söylenecek her söz, sadece ölülere değil, hayatta kalanlara da dokunacaktı.
“Baba...”
Genç adamın sözleri boşlukta asılı kaldı. Ne bir cevap duyuldu ne bir ses. Yalnızca sessizlik vardı. Derin bir iç çektiğinde sözlerine devam etti İso.
“Ben geldum. Karumla tanıştırmak istedum seni.”
Kocasının gölgesinde kalmış olan Fadime, çekingen adımlarla öne çıktı. Mezar taşının üzerindeki “Furtuna” yazısını gördüğünde içi ürperdi. Gözlerini kaçırdığında İso da bakışlarını karısından çekerek yeniden mezara çevirdi.
Yüzünde buruk bir tebessüm belirdi genç adamın.
“Koçari’ye gönül kaptırdığımu duysan çok kızar mıydun acaba bana?”
Başı hafifçe yana düştüğünde cevapsız kalan bu sorunun ne kadar ağır olduğunu hissetmişti iki genç de. Toprağın üzerine düşen birkaç çalı çırpıyı temizledi İso. Ardından yeniden bakışları mezar taşını buldu.
“Keşke kızsaydun...”
Avucunu taşın soğuk yüzeyine bastırdı. Diğer elinde de toprağın nemi vardı. Bir süre öylece kaldı. Konuşmadı. Fadime, o sessizliğin en az sözcükler kadar ağır olduğunu hissetti. Genç kadın ilk kez kendi çocukluğunu gördü İso’da. Aynı çaresizlik aynı babasızlık vardı genç adamın yüreğinde de.
“Ben elimden geleni yapayrum baba... Sevdiklerumi korumaya çalışayrum... Ama insan doğruyu yapayrum sanarken bile can yakiy.”
Fadime, genç adamın bu sözleriyle gözlerinin dolduğunu fark etti. Parmak uçlarıyla sildiği gözlerinin ardından bakışlarını gökyüzüne çevirdi.
İso, eğildiği mezarın başından doğrularak ellerindeki toprağı temizledi yavaşça. Bir kez daha mezara baktı.
“Hakkunu helal et.”
Geriye döndüğünde Fadime’yle göz göze geldiler. İso’nun bakışlarında soru yoktu. Öfke yoktu. Sadece kırgın bir bakıştı bu. Fadime, ne söylemesi gerektiğinden emin değildi. Zaten konuşacak kişinin de kendisi olmadığını hissediyordu. Başını hafifçe eğdi sadece.
İso, bu küçük harekete tutundu. Bir adım attı, sonra durdu. Elini uzatmadı. Dokunmadı. Sanki mezarlığın ağırlığı hâlâ üzerlerindeydi.
“Gidelim mi?” dedi sessizce.
Fadime bir an mezar taşına baktı. Ardından çam ağaçlarının arasından süzülen ışığa. Sonra İso’ya.
“Gidelim.”
Demir kapıdan çıkarlarken mezarlık arkalarında kaldı ama ağırlığı peşlerini bırakmadı. Bu ziyaret bitmişti; fakat söyleyemedikleri, söylenenlerden daha uzun bir yolculuğa hazırlanıyordu ve genç kadın yüreğine sızan rahatsızlıktan kaçamadı:
"Bir hesabı kapattık şimdi başka bir hesaba doğru gidiyoruz.”
~
Bu kez gürültüyle açılan metal sürgülü kapı Koçari köyünde yankılanıyordu. Furtuna mezarlığından farklı olarak buradaki mezarlar daha eski, unutulmaya yüz tutmuş silik isimlerle doluydu. İso, karısına öncelik verdi içeri girerken.
Genç kadın ağır adımlarını ve titreyen bakışlarını anne ve babasının olduğu toprağa çevirdi. Uzun zamandır uğranmadığı belli olan mezarların üzerindeki yaprakları kenara koydu, özenle yapılmış mermere yaslanarak gözyaşlarını serbest bıraktı.
"Annem.. Babam.... Uzun zaman oldu değil mi? Affedun... Gelemedum sizi görmeye."
Titreyen sesine rağmen konuşmasını sürdürdü Fadime:
"Çok özledum sizi..."
Dudakları arasından firar eden hıçkırığa engel olamamıştı. Bakışları mezarların üzerini örten karla kaplı soğuk toprakta gezindi bir süre. Kendisini izleyen İso'ya aldırmadan gözyaşlarını sildi. Bu sırada parmağındaki alyansın soğukluğunu hissetti yüzünde.
"Biliy misinuz, evlendum ben... Beni gelinlikle görmenizu, yanumda olmanızu o kadar çok istedum ki..."
"Hakkunuzu helal edin olur mu? Abimi korumak istedum ben. O iyi olsun, onu da kaybetmeyeyum diye evlendum..."
Yaşlı gözlerini bir kez daha kuruladığında Koçari'nin dağlarının soğuğu içini titretmişti Fadime'nin. Genç kadın henüz gitmek için hazır değildi ama İso, Fadime'nin titreyişini görmüştü çoktan.
"Fadime, gidelum mi?"
Fadime kendisine seslenen genç adamla yaslandığı mermerden uzaklaşarak saçlarını düzeltti.
"Gidelum."
Şefkâtle gülümseyerek elini genç kadının koluna koymak istedi İso, destek olmak istedi. Fakat Fadime'nin ardından gözlerine değen mezar taşları bu hareketine engel olmuştu. Elini yumruk yaparak indirdiğinde gerginlikle gözleri kapandı. Yanından geçip giden kadının arkasından sessiz adımlarla takip etti arabaya kadar.
Arabaya bindiklerinde geçmişlerinde bıraktıkları ölümlerin sessizliği hâlâ üzerlerindeydi. Yollar Furtuna konağına doğru akıp giderken bu hüzün hiç dağılmamıştı arabadan.
~
Kapı aralandığında sıcak yemek kokularına rağmen rahatsız edici bir hava vurmuştu Fadime'nin yüzüne. Bu konakta geçirdiği her dakika ağırdı ama bugün ilk kez bu kadar rahatsız hissediyordu.
Adımları salonu buldu genç çiftin. Yüzlerinde bariz bir hüzün, bakışlarında ise yorgunluk vardı. En çok da Fadime'nin öfkesi görülüyordu.
"Fadimem iyi misun?"
Şirin'in sorusunu düz bir sesle cevapladı Fadime.
"İyi olacağum Şirinum.."
Yaşlı kadının bakışları tereddütle İso'yu bulduğunda genç adam kötü bir şey olmadığını anlatmak istercesine gözlerini yumdu.
"Hayurdur yiğenum, cenazeden mi geliysunuz ha bu halunuz nedur?"
Şerif Furtuna'nın sözleri halihazırda gergin olan ev ortamını daha da germişti. Fadime derin bir iç çekerek sakin kalmaya çalıştığında gözleri İso'yu buldu.
"Amca, sırası değul!"
"Niye olmasun yiğenum? Biraz sohbet edelum istedum ne var sanki?"
Oturduğu koltuktan kalkarken söyledi bu sözlerin ardından Fadime'nin tam karşısına geçmişti Şerif.
"Öyle değil mu gelin hanum? Biraz kaynaşalum da! Önce nereye gittinuz; abimin mezarına mı yoksa 'benum' öldürdüğüm babanın yanına mı?"
Şerif Furtuna'nın umursamaz bir tavırla kurduğu cümleler genç kadının sabrını taşıran son damla olmuştu.
Hiç düşünmeden karşısında pişkin pişkin konuşan adam vardı karşısında Fadime'nin. Elinin kalktığını fark ettiğinde artık duramazdı.
O tokat Şerif’in yüzüne değil, yıllardır yuttuğu her şeye inmişti. İçindeki öfke ilk kez bu kadar gözler önüne serilmişti.
Herkes şaşkınlıkla ikiliyi izlerken İso, müdahale etmek istedi fakat Fadime elini kaldırarak onun karışmasına engel oldu.
"Bir daha sakun babamın adını ağzuna alma Şerif Furtuna! Yoksa 'benum' öldürdüğüm Furtunalı sen olursun."
Dişleri arasından öfkeyle konuştuğunda bu tehditin bir şaka olmadığını herkes biliyordu. İso, konunun daha fazla uzamaması için amcası ile karısının arasına girerek Fadime'ye döndü.
"Fadime, gel biraz nefes alalum seninle..."
Genç kadın, karşısına geçen kocasının gözlerine baktı bir süre. Sanki her an söylediklerinin altından başka bir şey çıkacakmış gibi bekledi. Fakat genç adamın bakışlarında endişeden başka hiçbir duygu yoktu. Bunu fark eden Fadime'nin çoktandır sıktığı çenesi rahatladığında odalarına doğru ilerledi.
Hemen arkasından gelen İso ise amcasına bir kez daha dönüp baktığında bakışlarının hâlâ Fadime'nin üzerinde olduğunu gördü.
Ahşap merdivenin sesleri konakta yankılanırken nihayet genç çift odalarında yalnız kalmıştı. İso, odaya girdiklerinde kapıyı kapatarak derin bir nefes aldı.
Fadime ise odanın içinde öfkeyle yürüyordu. Bir elini hırsla saçları arasından geçirdi genç kadın. Nihayet bakışları İso'yu bulmuştu.
"Ben bu konakta yaşamaya devam edersem katil olurum İso! Amcan olacak o şerefsizle aynı çatı altında ölsem kalmam!"
Genç adamın birkaç saniye gözlerini yumduğunu gördü Fadime. Aynı gerginliği onda da görüyordu fakat ikisinin de elinden gelen bir şey yoktu sanki.
"Fadime, eğer silahu bulmanın başka bir yolu olsaydu sence burada mı kalırduk?"
Fadime bir an duraksadı. Abisi için geldiği bu konakta kalmaktan başka çaresi yoktu. Düşündükleri ile çatılan kaşlarıyla bakışlarını odanın penceresine çevirdi.
Denizin dalgaları kayalıklara çarpıyordu. Kısacık süren sessizlikle genç kadın dalgaların sesleri dinledi.
"Fadime..."
Genç adam birkaç adımla aralarındaki mesafeyi kapatarak Fadime'nin yanına geldi. Ellerini cebine koyduğunda bu rahat tavrı genç kadını rahatsız etmişti.
"Hm?"
"Amcam ikimizi de çileden çıkartmak içun elinden geleni ardına koymayacak. Beni senun canunla sınayan adamdan bahsediyruz."
Fadime'nin bakışları merakla İso'ya döndü. Nereye varmaya çalıştığını anlamıyordu.
"Yani?"
"Yanisi şu, ben amcamdan sana bir zarar gelmesine izin vermem. Ama senin de kışkırtmaman lazum onu."
Genç kadın sinirle kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ne diysun sen İso? Ben miydum hatalı olan? Hem sana noluyi beni korumaya çalışaysun falan? Git silahı bul sen! Benim içun endişelenecek kişi sen- sen değilsun."
Fadime, İso'nun değişen bakışlarını görmüştü kısa bir an için. Sanki üzülmüş gibi gözlerinin bulutlandığını görmüştü. Fakat üzerinde durmadı bunun hemen ardından yine pencereye döndü.
"Hatalu olan sensin demiyrum, Fadime..."
"Ya ne diysun o zaman?"
Fadime'nin genç adamın sözünü bölmesi üzerine İso da sinirlenmişti. Yükselen sesiyle konuştu bir an.
"Sana bakışlarunu gördüm!"
Ardından daha sakin tutmaya çalıştığı sesiyle devam etti sözlerine.
"Bana ihtiyacun olduğu içun değil, güvende olmaya ihtiyacun olduğu içun kışkırtma diyrum."
Fadime'nin anlamaz bakışları İso'nun yüzünde dolaşıyordu.
"Ne bakışı, ne diysun anlamiyrum.."
Genç adam öfkeyle nefes alarak bir elini pencere pervazına yasladı. Kuruyan dudaklarını ıslatarak gözlerini yumdu birkaç saniye.
"Odaya çıkarken amcamın sana nasıl baktuğunu gördüm. Bunu yanuna bırakmayacak. O yüzden yanunda olmama izun ver diyrum."
Cümlelerinin sonuna doğru kısılan bir sesle konuşmuştu İso. Bu sözler Fadime'nin beklemediği bir yerden gelmişti.
Refleksle bakışlarını yeniden denize çevirdi Fadime, omuzları gerildi.
“Yanımda olmana izun falan veremem,” dedi sertçe.
“Bana sakın acıma.”
Bu söz, İso’nun yüzünde bir anlık bir duraksama yarattı. Bir an geri çekilecekmiş gibi oldu ama çekilmedi. Aksine bir adım attı.
“Acımak mı?” dedi alçak bir sesle.
“Sen hâlâ sana acıyacağımı düşüneysun.”
Fadime dönüp genç adama baktı. Gözlerinde öfke vardı ama onun da fark ettiği başka bir şey daha vardı: Kaçmıyordu.
“Yaklaşma,” dedi. Fakat İso'nun bunu dinlemeye hiç niyeti yoktu.
“Dokunma,” dedi bu kez Fadime.
Genç adam durdu bir anlığına. Sonra elini kaldırdı ve Fadime’nin beline koydu.
“Bak,” dedi.
“Dokunuyrum.”
Ne bastırdı, ne sıktı.
Ama elini de çekmedi.
Fadime’nin nefesi düzensizleştiğinde göğsü hızla inip kalkıyordu ama geri adım atmadı.
“Bunu yapamazsın,” dedi dişlerinin arasından.
İso’nun yüzünde alaycı bir tavır belirdi.
“Yapamazmışım,” dedi.
“O zaman niye durdurmuyorsun?”
Fadime cevap veremedi. Çünkü durmak istemediğini o da biliyordu artık. İso biraz daha yaklaştı. Nefesi genç kadının yüzüne değiyordu.
“Niye evlendum ben seninle hiç düşündün mü?”
“Düşmanlığı bitirmek içun,” dedi Fadime hemen.
İso kısa bir kahkaha attı.
“Değil,” dedi.
“Sen olmadan yaşayamayacağumi bildiğim içun.”
İso’nun eli hâlâ genç kadının belindeydi. Ne çekiyor ne bastırıyordu. Varlığı yeterince ağırdı zaten.
Fadime’nin dudakları aralandı. Bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazında takılı kaldı. Duyduğu şeyin şaşkınlığı hâlâ üzerindeydi.
“Çek elini,” diyebildi sonunda.
İso başını hafifçe yana eğdi. Gözlerini Fadime’nin yüzünde gezdirdi; kaçacak bir yer arar gibi değil, kalacak yeri seçer gibi daha çok.
“Çekmiyorum,” dedi.
Fadime bir adım geri atmak istedi ama atamadı. Belindeki el, onu tutmak için değil; gitmesine izin vermemek içindi sanki.
“Sen kim oluyorsun da...”
“Ben senin düşmanun değilum,” diye kesti sözünü İso.
Sesi sertti artık.
“Artuk sen de bana düşman gibi bakmayı bırak.”
Fadime acıyla güldü.
“Zaten düşmanız biz Furtunacuk, gibisi fazla değul mi?” dedi.
“Amcan-”
“Amcamın günahını bana yıkama!”
İso’nun ilk kez kontrolü bu kadar kaymıştı.
“Ben seni korumaya çalışaysam da,” dedi dişlerini sıkarak,
“sen her seferinde bana duvar örüyorsun.”
Fadime’nin gözleri dolmuştu ama geri adım atmaya da niyeti yoktu.
“Çünkü güvenmiyorum!”
Bu itiraf İso'yu şaşırtmamıştı. Kısa bir süreliğine hareketsiz kaldı sanki duyduğu şeyin ağırlığı ilk kez omuzlarına çökmüştü. Ardından elini Fadime'nin belinden çekti. Ama genç kadının içi rahatlamamıştı aksine… hissettiği boşluk daha çok yaktı canını.
“Güvenme o zaman,” dedi İso kısık bir sesle.
“Ama şunu da inkâr etme.”
Bir adım daha yaklaştı. Bu kez aralarında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
“Benden uzaklaşamıyorsun Fadime Furtuna.”
Fadime’nin nefesi dudaklarına çarptı.
“Uzaklaşıyorum, hatta bana yaklaşmana bile izin vermiyrum.” dedi ama sesi, aralarındaki yakınlığa çoktan izin verdiğinin farkındaydı.
İso’nun bakışları kadının dudaklarına kaydı.
“Hayır,” dedi.
“Benimle savaşıyorsun.”
O an Fadime önce düşündü, sonra direnmek istedi. Yapamadı. Genç adamın dudakları, Fadime'nin dudaklarına hırsla değdi. Bu bir aşk itirafı değil, meydan okumaydı.
Genç kadın bu hareket karşısında şaşırmadı. Kısa bir an tepkisiz kaldı fakat sonra karşılık verdi. Bu öpücük, İso'nun öpüşüne göre çok daha sert, çok daha gerçekti.
Ardından çok geçmeden kendisini geri çekti Fadime. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Aralarına birkaç adımlık mesafe koyduğunda İso peşinden gelmedi.
“Bak,” dedi soluk soluğa genç adam.
“Hâlâ kaçamıyorsun.”
Fadime cevap vermedi. Bakışları hâlâ İso'nun gözlerindeydi. Bu kez yaklaşan kendisi olmuştu. Bir eli genç adamın yanağına yerleşirken boyuna yetişmek için parmak uçlarına yükseldi. Genç adam da ellerini hiç beklemeden Fadime'nin beline doladığında ilk kez birlikte yanmayı kabul etmişlerdi.
Bölüm etkileşimi
