İsfad Kısa Hikayeler kitap kapağı

3. bölüm / 17

"Kıskançlık"

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: "Kıskançlık"

“bi’ kere öpse...”

Düğün haberi, öğleye doğru konağın geniş salonunda, Adil’in her zamanki sakin ama tartışmaya kapalı tonuyla söylediği birkaç cümleyle düştü ortaya; Koçari köyünden iki gencin evleneceğini, davetin özellikle iletildiğini, akşam üzeri gidileceğini söylediğinde mesele bir öneri olmaktan çıkmış, kararın kendisi olmuştu zaten. Fadime pencerenin kenarında duruyor, avluya düşen ışığı izliyordu o sırada; başını çevirdiğinde yüzünde ne itiraz ne de heyecan vardı, yalnızca kısa bir düşünme hâlinin bulutlu havası vardı; kalabalığın uğultusunu şimdiden duyuyormuş gibi hafifçe kısılmış gözler.

“Haydi hazırlanun,” dedi Adil, cümleyi uzatmadan.

Hazırlık denince evin içinde belli belirsiz bir hareket başladı. İlve, kendi dolabında gördüğü siyah uzun saten elbiseyi kaptığı gibi hiç düşünmeden Fadime’nin odasına gitti. Kapıyı tıklatarak genç kadına seslendi. İçeriden duyulan “Gel.” Sesiyle araladı kapıyı İlve.

“Fadime, hiç itiraz istemiyrum; ha bu elbiseyi giyeceksun.”

Genç kadın dolabının başında ne giyeceğini düşünürken gelen elbiseye göz gezdirdi bir süre.

“Bu çok fazla olmaz mu İlve aba?”

İlve gözlerini devirerek baktı Fadime’ye.
“Ne pantolon mu giyeceksun? Mis gibi elbise işte, haydi giy!”

Fadime, itiraz etmek için dudaklarını araladığında banyodan gelen su sesleri kesilmişti. İlve’de banyoyu işaret ederek konuştu bu sırada.

“Ben gidiyrum daha kendim hazurlanacağum.”

Genç kadın hiçbir şey diyemeden İlve çoktan odadan çıkmıştı bile. Omuzları çöktü Fadime’nin sonra elbiseye bir kez daha baktı ama bu sefer alıcı gözle inceledi.

Elbisenin ince askıları, saten kumaşı ve uzun yırtmaçsız eteklerine baktı. İstemsizce yüzünü buruşturdu. Fazlaydı bu elbise ona. Bu kez bakışları dolabını buldu. Gerçekten de pantolon üzerine bluz giymeyi düşünmüştü. Emin olmak istercesine elbiseyi üzerine tuttu ve aynadan kendisine baktı genç kadın. Omuzlarını silktiğinde kombinini tamamlayacak parçaları düşünmeye başlamıştı çoktan.
Elbiseyi giydiğinde eli sırtındaki fermuara gitti. Beline kadar uzanan kısmı kapatmıştı ama daha fazlasına yetişmiyordu eli. Kapandığı kadarıyla elbisenin duruşuna baktı yeniden. Bedenini saran üst kısmı oldukça güzel görünüyordu. Ayakkabı ve saçlarla birlikte tamamlanacaktı elbise adeta. Sadece fermuar detayı kalmıştı geriye. Bir kez daha denedi Fadime. Parmakları arasından kayıp gidiyordu ısrarla fermuar. Omuzlarını geriye doğru esnetti ama bu çabası da nafileydi. Sonunda yenilgiyle banyonun kapısına doğru yarım bir adım attı.

“İso…” dedi, sesi bu kez alçak; neredeyse istemeye çekinir gibi.

Banyodan çıkan İso, kol düğmesini takmaya çalışırken başını kaldırdı ve Fadime’yi gördü. Bir an için cümle kurmayı unuttu. Bakışları istemsizce genç kadının elbisesinin açıkta bıraktığı göğüs dekoltesine, siyah renge tezat duran tenine ve sonra aynadaki yansımalarına kaydı.

“Efendum?” diye sordu ama gözleri sorudan daha fazlasını söylüyordu.

“Şunu kapat,” dedi Fadime, sırtını ona dönerek.

İso yaklaştı. Parmakları fermuara değdiğinde, aralarındaki mesafenin azlığı ikisini de ürpertmişti. Fermuarı ağır ağır yukarı çekerken istemeden genç kadının tenine değdiğinde ikisi de birkaç saniyeliğine sessizleşti. Aynada yan yana duran iki siluet, alışılmış hâllerinden farklı görünüyordu; İso’nun bakışı daha dikkatli, Fadime’nin duruşu daha temkinliydi.
“Fazla olmuş değil mi?” diye sordu Fadime, gözlerini aynadan ayırmadan.
“Yok,” dedi İso, çatılan kaşlarıyla kafasını hızla iki yana salladı. “Hiç fazla değil.”

⁓

Akşamüstü düğün alanına vardıklarında köy çoktan ışıklara bürünmüş, davulun sesi toprak zeminde yankılanmaya başlamıştı. Kalabalık, renkli kıyafetler ve yükselen kahkahalar arasında Adil, Gezep ve Eleni önden yürüyordu; Fadime ile İso yan yana ilerlerken çevredeki bakışların farkına varmamak mümkün değildi. Fadime, alışık olmadığı bu ilginin altında gerilse de belli etmedi; İso ise onun yanında yürürken bir an için omzunu daha dik tuttuğunu fark etti, sanki yanındaki kadının yalnızca kendi gözleri için değil, herkes için görünür hâle gelmiş olmasına alışmaya çalışıyordu.
Gece henüz yeni başlıyordu ve kalabalığın içinde, henüz adını koyamadıkları küçük bir gerilim çoktan yerini bulmuştu.
Düğün alanı akşam ilerledikçe daha da kalabalıklaşmış, ışıklar koyulaşan gökyüzüne karşı daha belirgin hâle gelmişti; masalar doluyor, sandalyeler çekiliyor, davulun ritmi konuşmaların arasına karışarak havayı canlı tutuyordu. Fadime ile İso ilk geldiklerinde yan yana durmuş, tanıdık yüzlerle tokalaşmış, hâl hatır sormuşlardı; İso’nun omzuna vurulan dostça eller, Fadime’ye yönelen meraklı bakışlar arasında ikisi de olması gerektiği gibi davranıyor, birbirlerine çaktırmadan küçük bakışlarla temas kuruyorlardı.

Bir ara Fadime’nin kolu İso’nun koluna değdi, kalabalığın arasından geçerken istemeden ona daha da yaklaşmak zorunda kaldı; İso eğilip kulağına bir şey söyledi biraz önce sohbet ettikleri meraklı teyzelerle ilgili, Fadime’nin yüzünde bir tebessüm peyda oldu. O an dışarıdan bakan biri için her şey yerli yerindeydi: yan yana duran, birbirine alışkın, aşık bir çift.

Masaya oturduklarında karşılarına köyden birkaç eski tanıdık geçti. Sohbet açıldı, düğün sahiplerinden, tarlalardan, geçen yazdan söz edildi. Fadime konuşuyor, arada başını çevirip İso’ya bir şey soruyor, o da kısa cevaplarla katılıyordu muhabbete. İso’nun bakışı zaman zaman Fadime’ye takılıyor, elbisenin omuzlarına oturuşunu, ışık altında parlayan tenini fark ediyor, ama bunu belli etmiyordu. İçinde tarif edemediği bir dikkat hâli vardı; sanki o akşam Fadime’yi ilk kez görüyor gibiydi.

Gece biraz daha ilerleyip müzik hızlandığında kalabalık iyice sıklaştı. Horon oynanıyor, çocuklar koşuşturuyor, gençler pistin ortasında dönüyor, yaşlılar masalardan izliyordu. Fadime bir süre sonra sandalyesinden kalktı, “Biraz hava alacağum,” dedi kısaca. Sesinde yorgunluk yoktu ama kalabalığın ortasında uzun süre kalmaya alışkın olmadığı belliydi.

İso başını salladı. “Çok uzaklaşma ha,” dedi, yarı şaka yarı ciddi bir tonla.

Fadime hafifçe gülümsedi, cevap vermeden kalabalığın arasından sıyrıldı. Elbisesinin eteği adımlarına eşlik ederken ışıkların yoğunluğundan uzaklaşıp daha karanlık, daha serin bir köşeye doğru ilerledi.

Başta İso fark etmedi yokluğunu. Masadaki sohbet devam ediyor, biri ona bir soru yöneltiyor, o da kısa cevaplar veriyordu. Oldukça sıradandı her şey. Fakat birkaç dakika sonra istemsizce başını çevirip etrafı taradı bakışlarıyla; Fadime’nin az önce oturduğu sandalye boştu. İlk anda doğal geldi bu, sonuçta “hava alacağım” demişti. Ama beş dakika daha geçtiğinde içindeki o hafif dikkat hâli yerini meraka bıraktı.

Telefonunu çıkarıp aradı. Çaldı. Açılmadı.
Bir kez daha aradı. Yine açılmadı.

Müzik yükselmiş, kalabalık daha da artmıştı. İso ayağa kalktı, etrafına bakarak masalardan uzaklaştı. Önce düğün alanının ışıklı kısmını dolaştı; pistin kenarına baktı, yemek masalarının arasından geçti, gelinle damadın bulunduğu yere göz attı. Fadime yoktu.

Adımlarını hızlandırmadan ama dikkatini iyice toplayarak açık alanın biraz daha kenarına doğru yürüdü. Düğün denize yakın bir yerde yapılıyordu; ışıkların bittiği yerde karanlık başlıyor, karanlığın ardında ise ayın soluk aydınlığıyla parlayan deniz uzanıyordu.
İso, kalabalığın uğultusundan uzaklaştıkça kendi nefesini daha net duymaya başladı. Telefonu bir kez daha eline aldı, aramayı düşündü ama vazgeçti. Gözleri karanlığa alıştıkça, ileride, denize bakan bankların orada iki silüet gözüne çarptı.

Biri Fadime’ydi.
Genç adam karısını duruşundan tanıdı; omuzlarını hafifçe geriye atmış, başını karşısındaki adama doğru eğmişti. Yanındaki adam uzun boylu, yapılı biriydi; konuşurken eliyle ufka doğru bir şeyleri işaret ediyor, Fadime ise başını geriye atarak kahkaha atıyordu. O kahkaha, biraz önce masada duyduğu kısacık gülümsemeden daha fazlasıydı; rahattı, serbestti.

İso olduğu yerde birkaç saniye durdu. İçinde ani bir öfke yoktu; daha çok, göğsünün ortasına yerleşen sıkı bir his vardı, tarif edemediği ama görmezden de gelemediği bir his. Denizin üzerinden esen rüzgâr, Fadime’nin saçlarını hafifçe savuruyor, elbisesinin eteklerini kıpırdatıyordu. Yanındaki adam bir an için omuzlarına doğru eğildi. İso bir an konuşmalarının samimiyetinden doğan bir yakınlaşma olduğunu düşündü. Farkında olmadan çenesini sıktı.

Gece hâlâ aynı geceydi, müzik hâlâ çalıyordu ama İso için sesler bir anlığına geride kalmış, geriye yalnızca denizin kıyısında duran o iki siluet kalmıştı.
Denizden gelen rüzgâr bir an daha sert estiğinde genç kadının yanındaki adam refleksle ceketini çıkarıp Fadime’nin omuzlarına bıraktı.

“Üşürsün,” dedi doğal bir sesle. “Rüzgâr arttı.”

Fadime önce itiraz edecek gibi oldu ama ceketin ağırlığı omuzlarına yerleştiğinde yalnızca “Sağ ol,” demekle yetindi. Parmakları ceketin yakasına dokunduğu sırada İso adım attı.

Hızla yükselen ayak sesini duyan Fadime başını çevirdi. Gülüşü bir anda kesildi.
“İso…”

Genç adam yüzünde okunması zor bir ifadeyle yanlarına geldi. Ne aceleciydi ne de yavaş yalnızca dik bir duruş. Gözleri önce Fadime’nin omuzlarındaki cekete, sonra karşısındaki adama kaydı.

“Rahatsız etmiyorumdur umarım,” dedi. Ses tonu sakindi ama içinde sert bir çizgi vardı.

Fadime hemen toparlandı. “İso, bu Erdem. Eski… bir arkadaşım.” Kısa bir duraksama oldu. “Erdem, bu da eşim İsmail.”
Erdem elini uzattı. “Memnun oldum.”
İso bir saniye gecikerek elini sıktı. Tokalaşma kısa sürdü ama iki adam da diğerinin elini gereğinden biraz daha sıkmıştı.

“Ben de,” dedi İso. Gözleri Erdem’in yüzünde değil, hâlâ ceketin Fadime’nin omuzlarında duruşundaydı.

Kısa bir sessizlik oldu. Uzaktan gelen müzik burada daha boğuk duyuluyordu.
“Düğün çok kalabalıktı,” dedi Erdem, havayı yumuşatmaya çalışır gibi. “Biraz kaçtık gürültüden.”

Genç adam “Anladım,” diye cevapladığında dudaklarının kenarı aşağı kıvrıldı; o küçümseyen ifade, huzursuzluğunu ele veriyordu.. “İyi etmuşsunuz.”

Fadime aradaki gerilimi ilk hisseden oldu. İki adamın sesi normaldi ama kelimelerin altındaki ton değişmişti. Omuzlarını hafifçe gerdi.

“Biz de birazdan dönecektuk zaten,” dedi.
Erdem bakışlarını bir an Fadime’ye, sonra İso’ya çevirdi. Havadaki ağırlığı fark etmemek mümkün değildi. Boğazını temizledi.

“Ben en iyisi sizi yalnız bırakayım,” dedi. “Uzun zaman olmuştu, iki laf etmiş olduk.”
“Tabii,” dedi İso, hiç beklemeden söylediği bu söz Fadime’nin de dikkatini çekmişti.
Erdem başını salladı, Fadime’ye kısa bir gülümseme bıraktı. “Kendine dikkat et,” dedi yumuşak bir tonla.

Sonra dönüp karanlığa doğru yürüdü. Aceleci değildi ama uzaklaşmak istediği belliydi.

Fadime bir an arkasından baktı. Tam o sırada İso’nun sesi duyuldu.
“Ceketi.” Dedi genç kadının omuzlarını işaret ederek.

Fadime aşağı baktı. Omuzlarında hâlâ Erdem’in ceketi vardı. Bir anlık tereddüt yaşadı. Çıkarmadı.

“Unuttu galiba,” dedi.

İso’nun çenesi yine gerildi. “Evet.”
Aralarında birkaç saniyelik ağır bir sessizlik oldu.

“Abartıyorsun,” dedi Fadime, sonunda.

“Ben mi?” İso’nun sesi hâlâ alçaktı ama artık net bir sertlik taşıyordu.

“Adam sadece kibar davrandı.”

“Ben buradayken?”

“Ne demek istiyorsun?”

“Hiç.”

“İso.”

“Haydi eve gidiyoruz,” dedi genç adam, tartışmayı büyütmek istemiyordu.

Fadime bir an ona baktı. “Essahtan mı İso?”

“Essahtan, Fadime.” Bıkkınlıkla söylenen bu sözün üzerine genç kadın sessiz kalmayı tercih etti.

Kalabalığın içine geri dönerken yan yana yürüdü iki genç ama aralarında görünmez bir mesafe vardı. Işıklar, müzik, kahkahalar; hepsi biraz önceki kadar canlıydı ama ikisi için bütün hava değişmişti.

Arabaya doğru yürürken Fadime ceketi omuzlarında tutmaya devam etti. Adımlarını her seferinde biraz daha sert atıyordu. Bir adım önünden yürüyen adamın sırtında dolaştı gözleri. Ardından meydan okurcasına adımlarını hızlandırıp yanından yürümeye devam etti. Genç kadının topuklu ayakkabılarından çıkan ince sesin hızlanışı İso’yu daha da germişti sanki.

Arabaya vardıklarında genç adam anahtarı çıkardı ama kapıyı hemen açmadı. Yolcu koltuğunun olduğu hizada durarak Fadime’ye döndü.

Sesi artık daha sakindi, fakat içindeki rahatsızlık gizlenmiyordu.
“Ceketi bırak artuk.”

Fadime gözlerini ona dikti. “Ne var cekette?”
“Bırak işte Fadime.” dedi tekrar, bu kez daha yavaş.

Birkaç saniye daha direndi Fadime. Sonra ceketi omuzlarından çekip arka koltuğa attı. Kumaşın sesi arabanın içindeki sessizlikte gereğinden fazla yankılandı.

Kapılar kapandı. Motor çalıştı.

Koçari konağına doğru uzanan yol karanlıktı; farların aydınlattığı asfaltın dışında her yer geceye karışıyordu. İso direksiyona odaklanmış görünüyordu ama bakışları sertti. Fadime camdan dışarı bakıyor, yansımasında kendi yüzünü görüyordu.
Arabada müzik yoktu.

Sadece motorun sesi ve aralarında konuşulmamış cümleler vardı. Bu sessizliğe daha fazla dayanamayan taraf İso olacaktı.

“Nereden tanışıyorsunuz siz o adamla?”
Sesi sinirli değil daha çok meraklıydı bu kez. Fadime’nin bakışları genç adamı buldu. İso’nun tüm dikkati yoldayken gözlerini bir an için ayırmadı karşıdan. Genç kadın derin bir nefes aldı ve o da bakışlarını yola çevirdi.

“Gerçekten bilmek istiy misun?”

“İstiyrum söyle.”

“Çocukken hoşlaniydum Erdem’den.”

Bir an yeniden İso’ya döndüğünde çenesinin gerildiğini gördü Fadime. Ardından düz bir sesle konuşmasına devam etti.

“Sonra aynı lisede okuduk falan işte. Ama arkadaştuk sadece öyle düşündüğün gibi bir ilişkimiz olmadu.”

“Anladum.”
Araba konağın avlusuna girdiğinde tekerleklerin taş zeminde çıkardığı ses gecenin sessizliğini ikiye böldü. İkisi de konuşmadı. Motor sustuğunda içerdeki o ağır hava daha da belirginleşti. Fadime kapıyı ilk açan oldu; arabadan indi, cekete dönüp bakmadı bile. İso birkaç saniye daha direksiyona baktı, sonra anahtarı cebine koyup o da indi.

Yan yana yürüdüler ama aralarında mesafe bu kez çok daha belirgindi. Kapı açıldı, içeri girdiler. Konağın salonu karanlıktı; diğerleri henüz dönmemişti. Sessizlik, düğündeki kalabalığın tam tersiydi. Ayakkabıların çıkarılışı bile sertti.

İso odaya yöneldi.

“Bir şey söylemeyecek misin?” dedi Fadime.
İso’nun adımları yavaşladı ama durmadı.

“Ne söylememi istiysun?”

“Bilmiyrum İso, hiçbir şey söylemedun. Bir tepki bile vermedun.”

İso, derin bir nefes aldı.
“Madem öyle, ne oldu orada?”

“Ne varmış gibi göründü sana?”
İso bir adım attı genç kadına doğru. “Sana soruyorum.”

“Eski bir tanıdıkla konuştum. Bu kadar.”

“Bu kadar mı?”

“Evet, bu kadar.”
İso kısa bir nefes aldı. “Telefonu niye açmadın?”

“Duymadım.”

“İki kere aradım.”

“Duymadım. İso.”
Sesler hâlâ kontrol altındaydı ama ton sertleşmişti.

“Cekete ne demeli peki,” dedi İso. “Onu da mı duymadın?”

Fadime’nin gözleri öfkeyle parladı o an. “Ne varmış cekette?”

“Ben oradayken başka bi’ adamın seni-”

“Ne?” dedi Fadime, bir adım daha yaklaşarak. “Sen oradayken n’apmış bir adam?”

İso cümleyi tamamlamadı. “Hoşuma gitmedi.”

“Her şey senin hoşuna mı gidecek İso?”

“Karımın omzunda başka bir adamın ceketi olunca evet.”

Fadime birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça gülümsedi ama bu yumuşak bir gülümseme değildi.
“Ha sen... kıskandın?”

“Saçmalama.”

“Kıskanmadın mı,” diye tekrar etti, bu kez daha sakin. “Orada nasıl baktığını gördüm.”

“Nasıl bakmışım?”

“Çocuğu bi’ dövmediğin kaldı İso, daha ne yapacaktın?”

İso’nun sesi yükseldi. “Şimdi gidip döveceğum ama!”

Genç adam gerçekten de konağın kapısına doğru hareketlendiğinde Fadime kolundan tutarak durdurdu.

“Hem sadece o da değil! Neydi o öyle emir verir gibi ‘eve gidiyoruz’lar falan?”

“Çünkü-”

“Çünkü dayanamadın değil mi,” dedi Fadime, sözünü keserek. “Benim başkasıyla gülüp eğlenmeme dayanamadın.”

İso birkaç saniye sustu. Bu suskunluk, bağırmaktan daha sertti.
“Üstüme gelme Fadime,” dedi sonunda, alçak bir sesle.

Fadime iyice yaklaştı genç adama, şimdi aralarında neredeyse hiç mesafe yoktu. “Üstüne mi geliyorum?”

“Fadime.”

“Efendim İso?”

“Yapma.” dedi İso, dişlerinin arasından.
Fadime başını hafifçe yana eğdi. “Söyle o zaman.” Dedi gülümseyerek.

Bu meydan okumaydı. Açık, net.
İso’nun sabrı o noktada inceldi. “Hoşuma gitmedi,” dedi yeniden, ama bu kez daha sert. “Bir başkasının sana o kadar yakın durması hoşuma gitmedi.”

“Yakın mıydı ki?”

“Fadime.”

“Ne var bunda? Konuştuk. Güldük. Bu kadar.”

“Benim yanımda değildin.”

“Her an yanında mı durmam lazım?”

“Öyle demiyorum.”

“Ne diyorsun o zaman?”
İso cevap vermedi. Sadece baktı. Uzun, gerilmiş bir bakış. Ardından kafasını geriye doğru eğerek derin bir nefes aldı.
Fadime gözlerini ondan ayırmadı.

“Kıskandın,” dedi üçüncü kez, neredeyse fısıldayarak.

Bu kez İso geri çekilmedi.
“Evet,” dedi.

O tek kelime odanın içinde yankılandı.
“Kıskandım, rahatladın mı şimdi?”

Fadime bir an için duraksadı. Bu cevabı bekliyor muydu, emin değildi. Ama geri adım atmadı.

“Ne var bunda?” dedi bu kez daha yumuşak ama hâlâ meydan okuyan bir tonla. “Kıskanmak kötü bir şey değil.”

İso bir adım daha yaklaştı. “O an kötüydü."

“Niye?”

“Çünkü…” Nefesini tuttu. “Çünkü seni orada öyle görünce… Öyle güldüğünü duyunca...”
Cümle tamamlanmadı ama anlamı açıktı.
Fadime’nin sesi alçaldı. Kaşları çatılırken sordu: “Ne oldu?”

“Unuttum bir an,” dedi İso. “Sadece benim olduğun gerçeğini.”

Bu cümle Fadime’nin yüzündeki ifadeyi değiştirdi. Ama hemen toparlandı.
“Ula ben eşya miyum?” dedi.

“Öyle demedim.”

“‘Benim olduğun’ dedin.”
İso’nun sabrı bir kez daha gerildi. “Öyle demek istemedum.”

“Ya ne demek istedun?”

“Fadime…”

“Ne? Soruma cevap ver, ne demek istedun?”
İso bir anlık kararla elini Fadime’nin beline koydu ve onu kendine çekti. Öpüşü ani, sert ve düşünülmemişti; içinde öfke değil dile getirilmemiş duygular vardı.

Fadime bir saniye dondu. Ne tepki verebildi ne de karşılık..

Ardından refleksle İso’yu göğsünden geri itip bir tokat attı. Tokadın etkisiyle genç adamın kafası yana düştü bir an. İkisi de birkaç saniye kıpırdamadı.

“N’aptın sen?” dedi Fadime, nefesi hızlanmıştı. “Bana sormadan-”
İso hemen geri çekildi. Öfkeyle elini saçlarının arasından geçirdi. “Haklısın.” Dedi ama sesinde anlaşılmayan bir duygu vardı.

“Özür dilerim,” dedi bu kez daha net. “Kıskandım. Saçma davrandım. Ama…” durdu, gözlerini ondan ayırmadan, “o an seni kaybediyormuşum gibi hissettim.”

Fadime’nin öfkesi bir an için dağıldı. Bakışları yumuşamadı ama sertliği azaldı.
“Kaybetmek mi?” dedi daha alçak bir sesle.

“Evet.”
Aralarındaki mesafeyi kapatan İso olmuştu yine.

“İstemediğin bir şey yapmak istemedim,” dedi. “Ben bir an...”

Cümlesini toparlayamadı genç adam. Ardından gözlerini kapattı bir an için.
“Seni kıskanıyorum. Çünkü önemsiyorum.”
Fadime, bu kez geri çekilmedi. İso’nun ikinci yaklaşmasına izin verdi. Öpüşmeleri bu kez daha yavaştı; meydan okumadan çok kabul vardı içinde.

Aralarındaki gerilim hâlâ devam ediyordu ama bir şekilde biçim değiştirmişti.
Nefesleri birbirine karışırken konağın havası ağırlaştı. Fadime önce temkinliydi, elleri İso’nun omuzlarında durmuştu; sonra yavaşça gevşedi. İso bir an geri çekildi, gözlerinin içine baktı.

“Emin misin?” dedi kısaca.

Fadime cevap vermedi. Ama geri adım da atmadı. Bakışlarındaki yoğunluk genç adam için bir cevap olmuştu çoktan.

İso’nun dudakları boynundan omzuna doğru inerken Fadime’nin nefesi düzensizleşti; başını geriye yaslayarak ona biraz daha alan açtı. Genç adam ellerini Fadime’nin beline yerleştirdiğinde kendisine daha da çekti genç kadını. Ardından adımlarını odalarına çevirdiler. Bu sırada Fadime’nin parmakları boşta kalmadı. İso’nun gömleğinin yakasını yakaladı önce, hafifçe çekti; öpüşün ritmini bozmadı ama yönünü değiştirdi. Dudakları onun dudaklarını aradı yeniden, bu kez daha bilinçli, daha derin. Odaya vardıklarında İso hızla kapatmıştı kapıyı.

Git gide artan nefesler arasında kalan öpücükler artık yalnızca dudakların teması değildi; küçük duraksamalar, geri çekilip yeniden yaklaşmalar vardı. Fadime alt dudağını dişlerinin arasına aldı bir an, sonra bıraktı; İso’nun eli belinden yukarı kayarken onun elleri de gömleğin düğmelerine indi.
İlk düğme yavaşça açıldı.

İso bir an durup ona baktı. O bakışta hem arzu hem şaşkınlık vardı.

“Bakma öyle,” dedi Fadime, sesi fısıltıya yakındı.

“Nasıl bakıyorum?”

“Hiç beklemiyormuşsun gibi.”

“Beklemiyordum,” dedi dürüstçe. Bunu söylerken yüzünde beliren tebessüme de engel olmamıştı İso.

İkinci düğme de açıldı. Fadime’nin parmakları bu kez daha cesurdu. Kumaş aralandıkça dokunduğu tenin sıcaklığı parmak uçlarına yayıldı. İso’nun nefesi değişti; göğsü yükselip alçalmaya başladı. Bakışları birbirini bulduğunda Fadime, gömleği genç adamın omuzlarından sıyırırken, İso da elbisenin fermuarını yavaşça aşağı indirdi.

Fermuarın sesi gecenin içinde ince bir çizgi gibi duyuldu.

Elbisenin askılarını genç kadının omuzlarından sakinlikle indirdi İso. Fadime bir an için gözlerini kapadı; soğuk hava tenine değdiğinde titrediğini hissetti ama hemen ardından İso’nun elleri o boşluğu doldurdu. Genç adamın avuçları Fadime’nin belinde ve sırtında dolaşırken, Fadime’nin elleri de artık İso’nun çıplak göğsünde geziniyordu; dokunuşları aceleci değildi. Daha çok birbirlerini tanımak ister gibiydi.
İso onu yatağa doğru yönlendirdiğinde bu bir sürükleme değil, birlikte atılmış bir adımdı. Dizleri yatağa değdiğinde genç kadın omuzlarından iteklediğinde genç adam yatağa düşmüştü. Fadime çekinmeden bacaklarını İso’nun iki yanına koyarak üzerine çıktığında genç adamı omuzlarından bastırarak onu sırtüstü yatırdı.
Saçları omuzlarından dökülürken eğildi ve dudaklarını onun boynuna götürdü. Önce yavaş, neredeyse çekingen bir temas; sonra daha belirgin bir iz. İso’nun parmakları belinde sıkılaştı, nefesi göğsünde kırıldı.

“Fadime…” dedi, sesi yarım.
Cevap olarak genç kadını dudakları göğsünde daha aşağı kaydı. Bakışları birbirini bulduğunda arzunun yönü değişmişti artık. İso’nun kıskançlıkla başlayan siniri dağılmış, yerini açıkça hayranlığa bırakmıştı. Fadime ise baştaki meydan okuyan tavrını geride bırakmış, gerçekten isteyen bir kadına dönüşmüştü.
Fadime yeniden genç adamın yüzüne yaklaştığında bu kez İso hiç beklemeden onu kendine çekti. Öpüşleri yeniden hızlanırken birbirine değen çıplak tenleri ikisini de daha çok hırslandırıyordu.
Ardından İso, pozisyonlarını değiştirdi; beklemediği bu hareketle Fadime ufak bir çığlık atmıştı. Genç adamın dudakları, Fadime’nin boynunda, omuzunda ve köprücük kemiğinde dolaşırken her temas bir öncekinden daha yavaştı. Islak öpücükleri genç kadının göğsüne doğru ilerlerken Fadime’nin elleri sırtında geziniyor, tırnakları hafifçe iz bırakıyordu.
Fadime göğsünde hissettiği sızıyla dudakları arasından kaçan inlemeye engel olamamıştı. Genç adamın bir eli kadının göğsünde oyalanırken dudakları ile öpücükler ve minik ısırıklar bırakmaya devam ediyordu.

Ardından bir an için durdu İso. Ellerini Fadime’nin iki yanına koyarak alnını onun alnına yasladı.

“Hâlâ emin misin?” diye fısıldadı.
Fadime zevkle kapanan gözlerini açtı, karanlıkta parlayan bakışı tereddütsüzdü. Cevap vermek yerine sırtından ensesine çıkardığı elleriyle genç adamı kendisine çekerek yeniden öptü.

Yatak çarşafı buruşmuş, odada yalnızca nefes ve inleme sesleri yankılanıyordu. Dış dünyayla bağları kopmuş gibiydi; ne düğün, ne deniz, ne az önceki tartışma kalmıştı. Yalnızca kalp atışlarının ritmi ve tenlerin birbirini çağırışı vardı.

Tam o sırada konak kapısının açılış sesi, tüm bu yoğunluğun tam ortasına düşen bir taş gibi yankılandı.

İkisi de aynı anda dondu.

Bir an boyunca yalnızca birbirlerine baktılar; nefesleri hâlâ düzensizdi. Dışarıdan ayakkabı sesi geldi, ardından kapının kapanışı.

Fadime gözlerini kırpıştırdı. İso’nun bakışları önce kapıya, sonra yeniden ona döndü.
“Şaka bu deği mi?” dedi İso, fısıltıyla.
Fadime birkaç saniye ciddi kalmaya çalıştı ama başaramadı. Dudaklarının kenarı kıvrıldı. Sonra hafif bir kahkaha kaçtı ağzından.

“Tam zamanında cidden,” dedi.
İso da gülmeye başladı; o gülüş, az önceki bütün gerilimi dağıtan bir rahatlamaydı. Başını yana eğip gözlerini kapattı bir an, sonra derin bir nefes aldı.

Yavaşça Fadime’nin üzerinden çekildi. Yanına uzandı, sırtüstü tavana bakarak bir süre nefesini düzene sokmaya çalıştı. Odanın loşluğunda yalnızca kalp atışlarının sakinleşmesi duyuluyordu.

Sonra başını çevirip Fadime’ye baktı.
İlk kez bu kadar gerçekti gördüğü kadın. Tüm inadından, kaçamak bakışlarından uzak sadece Fadime vardı karşısında. Bakışları kısa bir an genç kadının bedeninde dolaştı, sakinleşmek için aldığı nefeslerle yükselen göğsünde oyalandı bi süre. Ardından yeniden yüzüne odaklandı. Yüz hatlarını inceledi hayranlıkla.

Fadime o bakışı fark etti. Bu kez kaçmadı. Gözlerini ondan ayırmadı.

İso derin bir iç çekti. “Olmadı ama böyle,” dedi alçak bir sesle.

“Telafisi olur,” diye karşılık verdi Fadime, aynı sakinlikle.

İso hafifçe gülümsedi, yataktan doğruldu. Yerdeki gömleğine baktı ama eğilip almadı. Dolaba yöneldi, içinden rastgele bir tişört çıkarıp başından geçirdi. Hareketleri aceleci değildi; sadece anın etkisinden kurtulmaya çalışıyordu.

Fadime o sırada bir anlığına etrafına bakındı. Çıplaklığı birden fark edilir hâle gelmişti. Yatağın kenarına düşen gömleği gördü. Eğilip aldı, üzerine geçirdi. Kumaş omuzlarına yerleşti fakat bedenine bol geldi. Düğmelerini iliklemeye başladı.

İso kapıya yönelmeden önce dönüp bir kez daha baktı.

Dikkatini gömleğin düğmelerine vermiş kadına iç çekerek baktı.

Göz göze geldiler.

Fadime’nin bakışında utançtan çok, hafif bir meydan okuma ve ince bir gülümseme vardı. İso o gülümsemeyi karşılıksız bırakmadı. Dudaklarının kenarı kıvrıldı; kısa ama sıcak bir tebessüm.

“Geleceğum birazdan,” dedi kapıya doğru yürürken.

Kapıyı açtı. Birisinin görmesini istemeden hızla odadan çıktı ve ardından kapıyı kapattı. Sonra salondan bir ses yükseldi: “Abi hoş geldinuz!”

İso’ya cevaben Adil’in konuştuğunu duydu Fadime ama fazlasına odaklanmadı. Yüzündeki gülümseme genişledi. Gözlerini kapatıp kendini yeniden yatağa bıraktı; gömleğe sinmiş olan parfümle birlikte içini tatlı bir huzur kaplamasına izin verdi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

552okunma 35beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…