13. bölüm / 17
İsfad Kısa HikayelerL'Aube
Bölümler 17Şu an: L'Aube
- 1 "Mektup"1.933 kelime
- 2 "Meydan Okuma"1.902 kelime
- 3 "Kıskançlık"3.481 kelime
- 4 "Teselli"2.287 kelime
- 5 "Yol Arkadaşı"3.175 kelime
- 6 "Ölüm ve İhanet"3.314 kelime
- 7 "Misafir"1.388 kelime
- 8 "Yalan"2.927 kelime
- 9 "Sevgili" (+18)1.825 kelime
- 10 "Sevda"792 kelime
- 11 "Taş Köprü"2.712 kelime
- 12 Taş Köprü P2~Yüzleşme2.438 kelime
- 13 L'Aube696 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Korku1.092 kelime
- 15 𝘐𝘯𝘵𝘪𝘮𝘪𝘵é1.750 kelime
- 16 "Aramızda"1.293 kelime
- 17 "Aramızda"1.313 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"İso, uyudun mu?"
Uyumadığını biliyordum aslında. Sadece ondan duymak istedim cevabını.
"Uyumadım."
Bezmiş bir ses tonuyla verdiği cevap kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. Bu kadar tavır almasına gerek var mıydı sahiden?
"Ne zaman boşanacağız biz?"
Öylesine sormuştum aslında. Bir cevap değil konuşmaktı asıl isteğim. Fakat yanlış bir soru sorduğumu anlamam çok sürmedi. İso'nun yattığı yer yatağında hareketlendiğini duyduğumda ben de yatakta ondan tarafa döndüm.
"Bu kadar mı çok istiyorsun boşanmayı?"
Sırtını komodine yaslarken sormuştu bu soruyu. Merakla gözlerini yüzümde gezdirirken gözlerimi kırpıştırdım birkaç kez.
"İstediğimden değil, yani istiyorum da onun için sormadım. Yani boşanmayı istiyorum ama o yüzden sormadım."
Tek nefeste sarf ettiğim cümlelerin hepsi kulağıma yabancı gelirken saçmaladığımı fark ettim. Doğrularak sırtımı yatak başlığına yasladığımda İso'nun da hiçbir şey anlamadığı yüzündeki ifadeden belli oluyordu.
"Ne diyorsun Fadime? Niye sordun o zaman?"
Gerginlikle yanağımın içini ısırmaya başladığımda aklıma gelen ilk bahaneye sarılmak zorunda kaldım.
"Amcan diyorum, ne zaman kurtulacağız ondan? Onun için soruyorum."
"Amcamdan değil sen benden kurtulmak istiyorsun bence."
"Ne?"
Şaşkınlıkla sorduğum soruya hiçbir cevap vermeden yatağına yattı tekrar. Sinirle yataktan ayaklarımı sarkıtarak oturur pozisyona geldim. Hiç beklemeden omzuna vurdum birkaç kez.
"Ne alakası var şimdi? Kurtulmak falan? Arkanı dönüp uyuyorsun bir de İso! Bir şey söyleyeceksen yüzüme bak, konuşalım."
Oflayarak eski pozisyonuna geldiğinde bu kez bakışlarında hiçbir ifade yoktu. Yorgun göz altları bıkmışlığının kanıtı gibi daha da çökmüştü sanki.
"Fadime.. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum, tamam mı? En kısa sürede eski hayatına geri döneceksin..."
"İso..."
Ne diyeceğimi düşünmeden seslendiğimde bakışlarını boş duvardan çekerek gözlerime sabitledi.
"Öyle söylemek istemedim. Yani-"
"Yanisi ne Fadime? Daha hafta olmadı o Eyüphan kansızı seni değil beni öldürmek istedi diye 'sorun yok' dedin. Bana saymayı öğretti, çocukluğumdu dedin yine onu korudun."
Kırgınlığını duymak benim de canımı yakıyordu ama yine de durmadı, derin bir nefes aldıktan sonra devam etti sözlerine.
"Ya haydi onu geçtim, tutup beni babamın mezarlığına götürdün 'ne söyleyeceksen burada söyle' dedin. Toprak rıza verecekmiş de öyle konuşacakmışız sevdamızı... Eğer o gece mezarlığın ortasında çekip gitmeseydin.."
"Gitmeseydin eğer... Neyse ya kime anlatıyorum ben..."
Başladığı sözün devamını getirmediğinde öfkelenmiştim. Sanki suçlu benmişim gibi bir şey söyleyip de sonra neyse ya diyemezdi.
"Gitmeseydim ne İso? Başladığın lafın sonunu getirecek cesaretin olsun."
Alayla güldü bu sözümün üstüne. Boynunu rahatlatmak için iki tarafa eğdi önce. Sonra sesli nefesini duydum.
"Önemi yok artık. Gittin sonuçta. O kadar."
"Eğer bir ihtimal yüzünden bu kadar tavır alıyorsan önemi vardır İso."
"Tavır alıyorum öyle mi? Bırak o kadarına da hakkım olsun Fadime!"
İlk kez bu kadar öfkeli konuşuyordu bana karşı. İlk kez kırgınlığını bu kadar net gösteriyordu bana. Derin bir nefes alarak gözlerimi yumdum bir an.
"Haklısın..."
Sinirle gülerek ayaklandığında kendisini sakinleştirmeye çalıştığı ortadaydı. Çok geçmeden bir an da yatağa, hemen yanıma oturdu.
"Fadime bak; biz, bizim olmayan günahların kefaretini yıllarca ödedik. Çocuktuk, yaşımıza bakmadılar. Büyüdük, kan sizin elinizde dediler; kimin kanı olduğunu bile soramadık. Evlendik, barış olsun istedik şimdi de sen bizim karşımıza o kanın gölgesini çıkartıyorsun. Ben bilmiyor muyum babamı kim öldürdü? Bilmiyor muyum seni kim yetim bıraktı? Ama ben bir şeyi daha biliyorum Fadime.."
Ben şaşkın ve ıslak bakışlarım arasında onu izlerken o ellerime uzandı önce. Bir elimi avuçları arasına alırken bense diğer elimle yüzümdeki ıslaklığı silmeye çalışıyordum.
"O mezardaki çiçeklerin kokusu kadar senin kokunu da biliyorum. Babamdan sonra günlerce evde yankılanan ağıtlar kadar senin sesin var kulağımda. Toprağın soğuğu kadar ellerinin sıcağı var ellerimde. Ben şimdi ne yapayım sen söyle bana..."
Dudaklarım arasından firar eden hıçkırıkla başımı öne eğdim. O an yüzümün hizasına uzanan el ile bakışlarım yeniden İso'yu buldu. Kıpkırmızı mavilerinde akmak için çabalayan yaşlar vardı onun da.
"Özür dilerim.." diyebildim fısıltı gibi çıkan sesimle.
Hızla başını iki yana salladı. İtiraz eder gibi konuştu bu kez.
"Özür dileyecek bir şey yapmadın sen. Ama ne olur artık bizi günahımız olmayan geçmişle yüz göz etme..."
Belli belirsiz bir hareketle başımı salladığımda elini elimden çekerek kollarını sardı bedenime. Aramızdaki mesafe biraz daha kapandığında derin nefeslerini, hızla atan kalbinin sesini duydum sanki.
"İso..."
"Efendim?"
Kendimi geriye çekerken bakışlarını buldu gözlerim.
"Yeniden başlayabilir miyiz her şeye? Sadece bugünü yaşayabilir miyiz kimseyi dinlemeden?"
Yüzüne yorgun bir gülümseme yerleştiğini fark ettim o an.
"Sen nasıl istersen öyle yaşarız.."
Gülümsemesi bana da bulaşırken bu kez sarılan taraf ben olmuştum. Kokusu ciğerlerime dolarken ilk kez kendime yenilmiştim ve aynı yenilgi bana onu kazandırmıştı...
Bölüm etkileşimi
