6. bölüm / 15
İNTİKAM DUYGUSU (90'LAR İSTANBUL SERİSİ)6. BÖLÜM: KAHVEDEKİ FISILTILAR ve ESKİ HESAPLAR
Bölümler 15Şu an: 6. BÖLÜM: KAHVEDEKİ FISILTILAR ve ESKİ HESAPLAR
- 1 1. BÖLÜM: ZEMİN KATININ SIRRI334 kelime
- 2 2. BÖLÜM: SİREN SESLERİ VE ŞÜPHELER417 kelime
- 3 3. BÖLÜM: KAPALI KAPILAR ARDINDA793 kelime
- 4 4. BÖLÜM: GECE YARISI ZİYARETÇİSİ537 kelime
- 5 5. BÖLÜM: GÖLGEDEKİLER ve BİNANIN GÖZLERİ834 kelime
- 6 6. BÖLÜM: KAHVEDEKİ FISILTILAR ve ESKİ HESAPLAR668 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. BÖLÜM: SAKLI BELGE463 kelime
- 8 8. BÖLÜM: FIRTINANIN GÖBEĞİ425 kelime
- 9 9. BÖLÜM: SORGU ODASINDAKİ ÇATLAKLAR455 kelime
- 10 10. BÖLÜM: GECE OPERASYONU VE KANLI MANŞET543 kelime
- 11 11. BÖLÜM: Çifte Sorgu Ve Maskeler463 kelime
- 12 12. BÖLÜM: Adaletin Soğuk Yüzü418 kelime
- 13 13. BÖLÜM: YOLUN SONUNA DOĞRU (FİNALE SON 2)541 kelime
- 14 14. BÖLÜM: SON VİRAJ (FİNALE SON 1)575 kelime
- 15 15. BÖLÜM: YOLUN SONU (FİNAL)780 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nişantaşı’nın arka sokaklarındaki sis yavaş yavaş dağılırken sabahın ilk ışıklarıyla birlikte esnaf kepenkleri açmaya başlamıştı. Binadaki ilk sorguları tamamlayan Yılmaz Komiser ve Çaylak Demir, karakola dönmeden önce mahallelinin ne bildiğini öğrenmek için köşedeki "Çınaraltı Kıraathanesi"ne geçti. İçerisi buram buram taze çay, soba dumanı ve basma gazete kokuyordu.
Yılmaz Komiser ile Demir köşe masalardan birine oturdu. Masaya çayları bırakan yaşlı çaycı, polis kimliklerini görünce hemen sesini alçalttı. "Hayırlı görevler komiserim. Bodrum kattaki antikacı vurulmuş diyorlar, doğru mu?"
Yılmaz dumanı tüten çayından sakince bir yudum alıp tebessüm etti. "Sağ ol dayı. Doğrudur, Ferit Haznedar’ı kaybettik. Mahallede iyisiyle kötüsüyle tanıyanı çoktur. Nasıl biriydi Ferit?"
Yan masada elinde gümüş tespihiyle oturan mahalle esnafından Rıza Dayı derin bir iç çekip söze girdi: "Vallahi komiserim, ölenin arkasından konuşulmaz ama mahallede pek sevilmezdi o adam. Şantajcı, tefecinin tekiydi. Millete yüksek faizle para verir, sonra borcunu ödeyemeyenlerin açığını arayıp köşeye sıkıştırırdı."
Rıza Dayı tam burada duraksadı. Yaptığı dedikodudan pişman olmuş gibi gözlerini kaçırıp tespihini çekmeye başladı. "Ama neyse... Şimdi günahını almayalım adamın. Bizimki de laf işte."
Yılmaz Komiser çay bardağını tabağına sakince bıraktı. Sandalyesinde hafifçe öne eğilerek Rıza Dayı’ya babacan ve güven veren bir ses tonuyla konuştu:
"Bak Rıza Dayı... Biz burada bir cinayeti aydınlatmaya çalışıyoruz. Bir insanın canı gitmiş. Biliyorum, mahalleli olarak çekiniyorsunuz, beladan uzak durmak istiyorsunuz. Ama hiç korkmanıza, çekinmenize gerek yok. Biz buradayız, devlet burada. Kimse size zarar veremez, buna müsaade etmeyiz. Bildiğin bir detay, ufacık bir kavga bile belki de masum birini aklayacak ya da katili bulmamızı sağlayacak. Sen bana güven, polisten bir şey saklama. Ne oldu bu mahallede?"
Rıza Dayı, Yılmaz Komiser’in bu babacan tavrından ve verdiği güvenden güç alarak rahat bir nefes verdi. Sandalyesini masaya biraz daha yaklaştırdı.
"Haklısın komiserim, aslan gibi polissiniz, size güvenmeyip kime güveneceğiz," dedi Rıza Dayı sesini alçaltarak. "Anlatayım o zaman... Geçen ayın ortasında bu mahalle büyük bir gürültüyle çalkalandı. Ferit, Kapıcı Halil’in karısı Fadime Hanım’a laf mı attı, yoksa borç yüzünden üstlerine mi yürüdü bilemiyoruz. Ama Halil cinnet getirdi! Evdeki eski kurusıkıdan bozma tabancayı kaptığı gibi sokak ortasında Ferit’in üzerine yürüdü! 'Seni bu sokakta yaşatmam!' diye bağırıyordu. Bütün mahalle camlara döküldü. Eğer o sırada 4. kattaki Hikmet Paşa ile Fadime Hanım araya girip Halil’in elinden silahı zorla almasaydı, Halil o gün Ferit’i orada vuracaktı."
Yılmaz Komiser ile Demir göz göze geldi. Kapıcı Halil Efendi, karakoldaki ifadesinde bu büyük kavgadan ve silah çekme olayından hiç bahsetmemişti. Şüpheli listesinin dengesi bir anda zemin kata kaymıştı.
Kahveden çıkan iki komiser, Hikmet Paşazade’nin verdiği adrese, Nişantaşı’ndaki bir otele yöneldiler. Paşa'nın yeğeni Kaan’ın kaldığı odaya ulaşıp kapıyı çaldılar. Kapıyı açan Kaan, karşısında polisleri görünce hiç şaşırmadı. Üzerinde amcası Hikmet Paşa’nın verdiği o kalın ceket duruyordu.
"Buyurun içeri geçin. Beni bulmak için bu kadar uğraşmanıza hiç gerek yoktu aslında. Ben zaten öğlene doğru amcamın yanına uğrayıp şöminenin yanında bıraktığım ıslak hırkamı alacaktım."
Yılmaz Komiser sandalyelerden birine oturdu. "Çok sakinsin Kaan Bey. Gece yarısı cinayet işlenen bir binadaydın."
Kaan acı bir tebessümle koltuğa geçti. "Benim rahatlığım suçsuzluğumdan komiserim. Ayrıca babam yüzünden polis sorgularına alışkınım. Babam Bursa Çarşı Karakolu’nun Başkomiseri Rıza Bey. Belki meslekten tanırsınız."
Demir not alırken Yılmaz başıyla onayladı. "Babanın başkomiser olması seni cinayet şüphelisi olmaktan çıkarmaz Kaan. Dün gece o saatte ne arıyordun o binada?"
Kaan ciddileşti. "Bursa’dan acil bir ailevi mesele için geldim. Sağanak yağmur bastırınca saat 23.40 gibi amcamın binasına girdim. Kapının önünde durup Bursa’daki nişanlımla telefonda tartışıyordum. Tam o sırada bodrum kattan, Ferit denen o adamın dairesinden öyle bir bağrışma ve cam kırılma sesi geldi ki yerimden sıçradım."
"Ne duydun tam olarak?" diye sordu Yılmaz.
"Bir adam 'Seni mahvederim, paramı vereceksin!' diye bağırıyordu," dedi Kaan. "Ardından bir yumruk sesi ve devrilen bir sehpa gürültüsü geldi. Merdivenlerden yukarı çıkmaya başladığımda, saat 23.43 sularında 2. katın sahanlığında üstü başı darmadağınık, eli ayağı titreyen bir adamla (Selim Sancaktar) burun buruna geldim. Adam beni görünce yüzünü gizleyip yukarı kaçtı. Ben amcamın yanına çıktım. Amcam ıslak hırkamı alıp kendi ceketini verdi. Tam oturacakken nişanlım acil bir durum için tekrar aradı. Ben de 2-3 dakika içinde amcamın ceketini giyip çıktım. Ben çıkarken Ferit aşağıda hâlâ hayattaydı çünkü içeriden küfür sesleri gelmeye devam ediyordu!"
Bölüm etkileşimi
