3. BÖLÜM: KAPALI KAPILAR ARDINDA

Vaveyla Yazarı: Eren Eryiğit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 3. BÖLÜM: KAPALI KAPILAR ARDINDA

Saat sabahın 04.30’uydu. Sokaktan geçen belediye çöp kamyonunun gürültüsü, Nişantaşı’nın ıslak ve karanlık sokaklarında yankılandı. Yağmur yerini hafif bir çiselemeye bırakmış ama apartmanın içindeki soğuk ve kasvetli hava daha da ağırlaşmıştı. Bina sakinleri polisin talimatıyla kendi dairelerine çekilmişti ama kimsenin gözüne uyku girmiyordu. Kapıların arkasından fısıltılar, kilit sesleri ve huzursuz adımlar yükseliyordu.

Yılmaz Komiser, binadaki aramayı ve sorguları yürütmek için 3. kattaki Sancaktar ailesinin dairesini geçici karargah olarak seçti. Yüksek tavanlı, antika mobilyalarla döşenmiş geniş salon buram buram pahalı mobilya cilası, taze demlenmiş ama soğumuş kahve ve gizlenmeye çalışılan yoğun bir gerginlik kokuyordu.

Çaylak Komiser Demir, elinde şeffaf delil torbalarıyla banyodan çıktı. Salonda huzursuzca bir ileri bir geri yürüyen, sigarasının küllerini gümüş küllüğe dökemeden yere düşüren Selim Sancaktar’ın ve berjer koltukta dik bir duruşla oturan karısı Nevin’in bakışları anında Demir’e çevrildi.

"Komiserim," dedi Demir, Yılmaz’a doğru adımlayarak. "Banyonun çamaşır askılığında yeni yıkanmış, henüz tamamen kurumamış beyaz bir gömlek bulduk. Yaka ve manşet kısımları sertçe çitilenmiş ama kumaşın dokusunda hâlâ hafif bir pembelik, silik bir leke izi var. Ayrıca lavabonun giderinde de taze su ve köpük artıkları duruyordu."

Selim’in yüzündeki renk bir anda çekildi. Şakaklarındaki damarlar belirdi. Boğazını temizleyerek öne atıldı. "Bakın, bu saçmalık! Ben... ben akşam yemeğinde üzerime vişne likörü döktüm. Karım da leke kurumasın diye hemen yıkayıp astı. Bir gömlek yüzünden beni katil ilan edemezsiniz!"

Yılmaz Komiser yavaşça oturduğu koltuktan kalktı. Adımlarını Selim’e doğru attı ve tam karşısında durdu. Bakışları Selim’in gözlerinin içine dikilmişti.

"Ben kimseyi suçlamadım bay Sancaktar. Ama dışarıda sağanak yağmur varken, saat gece yarısını geçmişken ve aşağıda bir adam cinayete kurban gitmişken banyoda alelacele çitilenmiş ıslak bir gömlek bulmak... İtiraf edin, polisiye romanlarında bile bu kadar tesadüf bir arada olmaz."

"O gömleği ben yıkamadım," dedi buz gibi bir ses tonu.

Konuşan, salondaki sessizliğini koruyan Nevin Sancaktar’dı. Oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. İpek sabahlığına sıkıca sarındı. Gözlerini kocasından bir an bile ayırmıyordu. Yüzünde ağlamaktan ziyade, yılların birikimi olan derin bir nefret ve küçümseme vardı.

"Ne diyorsun sen Nevin?" diye bağırdı Selim, sesindeki panik büyürken.

"Gerçekleri söylüyorum Selim," dedi Nevin, komisere dönerek. "Kocam eve gece yarısına doğru geldi. Üstü başı darmadağındı, nefes nefeseydi. Bana tek bir kelime etmeden doğruca banyoya kapandı. Kapıyı içeriden kilitledi. O gömleği kendi elleriyle, sabunla ovalayarak yıkadı. Masada ne likör vardı ne de başka bir şey. Ben o saatte salonda kitap okuyordum."

Selim dehşetle karısına doğru bir adım attı. "Nevin! Saçmalama! Ailemi yok etmek mi istiyorsun sen? Ne söylediğinin farkında mısın?"

"Asıl sen ne yaptığının farkında mısın Selim?" dedi Nevin, sesi titreyerek ama kararlılıkla. "Haftalardır ne işler çevirdiğini, o bodrum kattaki pislikle ne konuştuğunu bilmediğimi mi sanıyorsun? Ferit sana şantaj yapıyordu, değil mi? Şirketin batan hesapları yetmezmiş gibi bir de... bir de o çatı katındaki resim öğrencisi kız yüzünden!"

Salondaki hava bir anda adeta dondu. Yılmaz Komiser iki eş arasındaki bu patlamayı, beden dillerini ve kurulan her cümleyi pürdikkat not ediyordu. Yasak aşkın varlığı artık saklanamaz bir gerçek olarak ortadaydı.

Tam o sırada salonun ağır ahşap kapısı çalındı ve aşağıda inceleme yapan polis memurlarından biri içeri girdi. Elinde siyah plastiğe sarılı bir obje tutuyordu.

"Komiserim, aşağıda, bodrum kattaki dairede bir şey bulduk," dedi memur nefes nefese. "Ferit’in yatak odasındaki gardırobun arkasına gizlenmiş sahte bir duvar var. Bölmeyi zorlayarak açtık. İçinden kilitli bir çelik kutu çıktı. Ama kutunun kilidi bir aletle patlatılmış ve içindeki dosyaların bir kısmı alınmış. Yerde birkaç yanık kağıt parçası bulduk."

Yılmaz Komiser, eldivenli elini Selim’e doğru uzattı. "O çelik kutunun içindeki fotoğrafları ve şantaj kasetlerini almak için mi kavga ettiniz aşağıda Selim Bey? Adamı susturup kanıtları yaktınız mı?"

Selim çaresizce başını iki yana salladı, gözleri dolmuştu. "Ben öldürmedim! Yemin ederim öldürmedim! Evet, aşağıya indim. Ferit’in dairesine girdim. Bana şantaj yapıyordu, paramı ve itibarımı istiyordu. Kendimi kaybettim ve suratına sert bir yumruk attım. Burnu patladı, fışkıran kan gömleğime sıçradı. Ama ben vurup arkamı döndüğümde Ferit hâlâ ayaktaydı, bana sövüyordu! Ben evden çıkarken yaşıyordu, yemin ederim yaşıyordu!"

"Yumruk attığını ve orada olduğunu kabul ediyorsun yani?" dedi Yılmaz Komiser, sesini alçaltıp tehlikeli bir tona çekerek. "Peki sen o daireden çıkıp merdivenleri tırmanırken şüpheli bir şey gördün mü?"

Selim duraksadı. Zihninde o anları tekrar yaşamaya çalışıyordu. "Ben... Ben fırlayıp çıkarken merdiven boşluğu karanlıktı. Otomat sönmüştü. Tam 2. katın sahanlığında biriyle teğet geçtim. Paltosunun kapşonunu veya yakasını çekmişti, yüzünü tamamen kapatmıştı. Yağmurdan ıslanmış gibi ağır bir koku vardı üzerinde. Kim olduğunu göremedim ama..."

"Ama ne?" diye sordu Demir hızla.

"Ama o kişi çatı katına doğru çıkmıyordu," dedi Selim, yutkunarak. "4. kata, yani Paşa'nın dairesine doğru hızlı adımlarla çıkıyordu."

Yılmaz Komiser cebinden sigara paketini çıkardı ama yakmadı. Demir’e döndü. "Demir, 4. kata çıkıyoruz. Eski diplomatımız Hikmet Paşazade’nin kapısını çalma vakti geldi. Bakalım emekli bir paşa, gece yarısı bodrum kattaki bir antikacıyla ne tür bir komşuluk ilişkisi yürütüyormuş."

Salondan çıkarlarken Selim koltuğa çöküp başını ellerinin arasına aldı. Nevin ise pencereden dışarıdaki sisli Nişantaşı sokağına bakmaya devam etti. Kimse tek kelime etmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.