İnsan Sergisi kitap kapağı

1. bölüm / 10

İnsan Sergisi

Seni Görebiliyorum.

Vaveyla Yazarı: Ecrin Cege

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Seni Görebiliyorum.

1.BÖLÜM
OYUNA İLK ADIM.

Bir oyun oynadığınızı düşünün, tek başınızasınız.
Bu oyuna kendi isteğinizle katılmadınız.
Bir gece uyudunuz ve gözlerinizi açtığınızda bu karanlık evrendesiniz. Tek çıkış yolu ölmeniz.
Peki, siz ne yapardınız?
Oyunu oynamaya karar verir ve bu karanlık evrende mi kalırdınız? Yoksa bu karanlık evrende tek çıkış yolu olan ölmeyi mi tercih ederdiniz?

Beni bu oyuna koyan her kimse bu kararı da o seçmişti. İstesem de ölemiyor, kalsam da kalamıyordum.

Ben burada bir ışık yakmayı öğrenmek zorunda kalmıştım çünkü karanlık olmadan ışığın çok bir anlamı yokmuş.
Onu da benim için seçilen bu karanlık evrende öğrendim. Fakat tek öğrendiğim bu değildi.
Bu evrende herkes suçluydu, masumluk sizi terk etmiştir ve elinize iki seçenek sunmuştur.
Kalın bir ip ve bir silah vermiştir.

Ya iple kendini öldür ya da bu evrene seni koyanın hesabını kes demiştir.

Bazıları bu iple kendini astı bazıları iste öldürmeye ant içti.
Bizler bu oyunun bir parçasıydık çünkü oyunu kuran bizdik. Kendimizdik.
Bizi buraya kendi benliklerimiz koymuştu. Ve sonuç ne olursa olsun ölen yine biz olmuştuk.

Oyun çoktan başlamış ve bitmişti zaten. Yazar çoktan kafasında kurmuş, ölen çoktan ölmüştü.
Fakat biz daha yeni anlamıştık oyun denilen bir şey olduğunu.
Bizim elimize top ya da bebek verilmedi. Elimiz hiç çamur olmadı.

Bizim elimize silah verildi oynamak için. Elimiz hiç bir zaman kandan kurtulmadı.
Bir varmış, bir yokmuş diye masallar anlatılmadı.
Hep yabancıydık biz o masallara. Çünkü masallar güzel sonla biterdi.

Bir yokmuş, bin olmuş dünya ya öldürmek için eli yüzü kanlı lanetli bir bebek doğmuş.

Biz çoktan doğduk ve öldük. Meğerse Biz hiç var olmamışız.
Bu masalda tahtan köşkler yoktu.
Cesetten kuleler vardı.
Denizkızlarının yüzdüğü bir deniz yoktu,
Kandan bataklıklar vardı.
Mavi bulutlar yerine gri sisler vardı.

Bu masalda burada bitmişti. Mutlu son.

Of teyze bu kadar önemli ne olabilir acaba? Benim tatilimi yarıda bölecek kadar, yok bir şey olduysa telefonda söyle şimdi ne gerek vardı beni meraklandırmaya. Bir düşün bu kız tatilde, yorgun mudur
bu saatte uçak var mıdır ama yok ben zaten her kafası estiğinde tatile giden biriyim hatta tatil sen dur ben gelirim senin ayağına diyordu dimi. Hem benim özel jetimde var. Bu arada yorgunluğa gelirsek özel güçlerim olduğu için hiçyorgun değilim.
Dudaklarımdan alaycı bir gülüş çıktı ben kimi kandırıyorum acaba biri gelip şurada uyu dese bir saniye bile düşünmem kıvrılır uyurum.
Kızlar eğleniyor mudur acaba? Biliyorum çok ısrar ettiler bizde gelelim diye ama zaten ben çekiyorum bu eziyeti bide benimle beraber kızlara da çektirmem, vicdanım elvermez yani işte böylede vicdanlı bir arkadaşımdır.
Bavulumu alıp havaalanının kapısından geçtim içeride çok insan yoktu, zaten bu saatte bunu düşünmem bile hataydı. Bu saatte kim gelir ya da giderdi ama ben gidiyorum. Uçakkalkışları için anonslar yapılıyordu ve benimki ben girer girmez yapılması biraz enteresandı çünkü benim uçağımınkalkmasına daha yarım saat vardı. Uzakta ki görevli kız bilir umuduyla kıza doğru yöneldim.
“Pardon, iyi akşamlar ama 218 numaralı uçağın kalkmasına daha yarım saat var fakat neden şu an yolcular çağrılıyor bir bilginiz var mı?”
Kadın başını yavaşça aşağı yukarı salladıktan sonra konuşmaya başladı “öncelikle iyi akşamlar evet 218 numaralıuçağımız yarım saat geri çekilmesi gerekliydi.”
Anlamsız ve korkulu gözlerle “Neden? Uçakta teknik bir sorun veya arıza falan mı var?”
Kadın gülümseyerek “yok tabii ki de, bir yolcumuzun acilen Türkiye’ye dönmesi gerekiyormuş.”
“Hanımefendi bende burada bir yolcuyum ve bu yolcu yüzünden uçağı kaçıra bilirdim hem sadece ben değil diğer yolcularda benimle aynı şekilde onlarda uçağı kaçıra bilirdi.”
Kadın mahcup bir yüz ifadesiyle konuşmaya başladı. “Hanımefendi tabii ki çok haklısınız ama elimden gelen bir şey yok maalesef”
“Yok, yani bu nasıl bir sorumsuzluk acaba?”
“Hanımefendi dediğim gibi çok haklısınız ama bu müşterimiz biraz özel de”
Bir insan nasıl özel olabilir? Allah aşkına sonuç da oda bizim gibi bir insan değil mi? Acaba sadece ben mi öyle düşünüyorum? İllaki benim gibi düşünen insanlar vardır ama sınırlı sayıda olduğuna saymadan ya da görmeden de tahmin ede bilirdim lakin benim gibi düşünmeyen insanların çoğu ya dış güzelliğe ya da maddi durumuna göre değerlendiriyorlardı.Düşüncelerimden kurtulup gerçek dünyaya dönmeme çok uzun sürmedi hatta daha demin düşündüğüm şeyleri beynimden atmam da çok uzun sürmemişti.
Of teyze senin yüzünden bu saatte düşündüğüm şeylere bakya, neyse nerde kalmıştık? Ha şu özel insan denilen şeyde kaldık demi?
Benim şu an üste çıkmam gerekiyordu ama nasıl? Acaba şu an aklıma ilk geleni şeyi söylesem kendimi küçük durumadüşürmüş olur muydum? Soldan gelen ses sorumun cevabını vermişti.
Denemekten zarar gelmez. Bence ideal bir cevaptı.
Kendimden emin bir şekilde “Acaba bu müşteriniz uçağın neyi ya da babasının falan mı yani kısaca uçakla ne bağlantısıvar?”
Böyle şeyler ya dizilerde ya da kitaplarda rastlanılan bir kurgu olduğundan gerçek dünyada olacağına pek inanmazdım. İnananda benim bakış açımdan çok hayalperest olduğu için bu sorumu alaycı bir şekilde söylemiştim. Kadın soruma şöyle cevap verdi.
“Yok, babasının değil” bıyık altından hafifçe sırıtıyordum.
“Ama uçağımızın ortaklarından biri,” Aha o gülüşte solmuşbulunmaktadır
8dk sonra
Evet, lafımı yiyip daha doğrusu kendim usulca alıp uçaktaki yerime oturmuş bir vaziyette insanların ne giydiğine ve kaç kişi olduğuna bakıyor tabi bunun yanında kendimi sorguluyordum. Nasıl oldu bu ya? O kadar emindim ki o an her şeyimin üstüne biriyle iddiaya bile girebilirdim bile. Bu seferde sağdan bir ses geldi.
Ya kadını duymadın mı ortaklarından biriymiş yani bu durumda uçağın hepsine sahip değil. Kadın ortaklarından biri dedi, çoğul eki kullandı kim bilir kaç tane ortak vardır hem senin düşündüklerinin içinde ortaklık yoktu buda biraz haklı olduğunu kanıtlar.
Ben şu an ne anladım biliyor musun?
Dur tahmin edeyim, yarı kadar haklı olduğunu mu?
Yok, onu değil benim beynim uzun cümleleri kaldıramıyormuş onu anladım. Dedikten sonra bir daha ses gelmemişti. Ses gidince başka düşüncelere dalmıştım.
Allah’tan bana cam kenarı gelmişti yoksa bu yolculukbitmezdi yani. Acaba şu özel insan diye tanımladıkları kişi kimdi? Kafamda birkaç kişiyi elemiştim. Mesela şu sarı saçlı adam, bunu nerden mi anlamıştım? Diğer insanların yaptığıgibi, adamın durumu orta düzeyde olduğu giydiği kıyafetlerden belliydi. O yüzden onu elemiştim. Onula beraber şu kızıl saçlı kıvırcık çocuğu da. Onu da çekingenliği ve çocuksu yüzü ele vermişti. Bu sayede iki kişi eleye bilmiştim ve bir kişiyi de gözüme kestirmiştim. En önde oturan adam olmuştu, yüzünde hafif uzun sakalları ve hafiften belli olan kırışıkları otuz dokuz veya kırklarında olduğu belliydi. Hem resmi de giyinmişti bence bu bile yeterdi diğer insanlar için. Ama şimdi benim açımdan bakarsam bu özel insan ben bile ola bilirdim. Bir insanın dış görünüşünden yargılamak çok kolaydı ama şu an şu kıvırcık çocuk çıksa inanması çok zordu diğer insanlar için. Ama kimse bilemez ki o görünüşün altında olan biteni.
-Bu arada neden kadınlardan şüphelenmedin?
-İçses bu dünyada kadınlar pek önemsenmiyor yani bu özel insan başarılı olup para kazanmalı sence bir kadın başarılıolup para kazana bilir mi? Diye alaylı bir şekilde cevapladım.
-Aldım ben cevabımı.
Her zaman yaptığım şeyi yapıp bu düşüncemi de diğerlerin yanına gönderip yeni bir sayfa açtım. Ve yeni düşüncem yanımdaki adamdı galiba.

Yanımda yirmi dört, yirmi beş yaşlarında bir adam oturmuştuspor giyinmiş kulağında kulaklık vardı böyle siyahın en koyu tonlarında saçları ve bembeyaz bir tene sahipti gözleri, gözlerini daha görememiştim hem zaten bana ne ya, deyip kafamı cama yasladığım an beynim darbe almış olmalı ki çalışmaya başladı. Ya ben böyle insanların ne giydiğine bakarken kendim ne giymişim onun bile farkında değildim. Korkarak kafamı bacaklarıma doğru indirdim, aslında o kadar kötü değildi. Sanırım. Altımda siyah ve beyaz karelerden oluşan bir pijama üstümde ise salaş beyaz bir tişört vardısaçlarım ise dağınık topuz yaptığım için ortaya hoş bir kombin çıkmış evet biraz evde annem tarafından verilen işlerden kaçmış gibi gözüküyordum ama bence bu saat için çok uyumlu bir kombin olmuştu. Uyuma kom biniydi.
2.30 saat sonra
Hanımefendi, hanımefendi diye bir ses yankılanıyordu kulaklarımda ama niye gözlerimi açamıyordum niye her yer zifiri karanlıktı yok ya kör olmamışımdır dimi? Birkaç saniye daha geçti ama yine gözlerim açamamıştım tam kör mü oldum diye bağıracakken gözlerim yavaşça açılıp bir çift koyu yeşil gözle karşılaşınca bu fikirden geri döndüm. Hemen üstüme başıma çeki düzen verdim, gözlerim yarı açık yarı kapalı sayılırdı.
“Hanımefendi geldik de o yüzden uyandırdım yanlışanlamayın.”
Ne uyumuş muydum hangi ara ve ben niye hatırlamıyordum? “A uyumuş muyum?”
Elimi enseme atıp biraz ovuşturdum. “çok sağ olun, size de zahmet verdim kusura bakmayın.”
Adam öyle şey olur mu dercesine başını sağa doğru hafifçe indirip geri eski duruşuna getirdiğinde elini bana doğru uzattığını göründüm bende ayıp olmasın diye elimi uzattım. “Sıkıntı yok.”
Deyip gülümsedi ve sonra konuşmaya tekrardan başladı. “Viyan ben bu arada.”
Dışım tebessümle karşıladı fakat içim pekiyi karşılamadıgaliba. İçim de ki konuşma ise aynen şöyle karşılamıştı. Bana ne senin isminden hem ben sana sordum mu ismini de söylüyorsun, tamam insanlık yapıp uyandırdın ona diyecek bir sözüm yok eyvallah ama gitsene artık. Neyse eğer adamın yüzüne böyle tepkisiz bakmaya devam edersem beni deli falan sana bilirdi. “Bende Arjin.” dediğimde iç sesim konuşmaya başladı.
-Arjin’ cim bir kerede içinden geleni söyle sek ölür müyüz?
İçimdeki sese kısa ve net bir cevap verdim.
-Evet ölürüz.
“Tanıştığıma memnun oldum Arjin” Bende tam tersi desem çok mu kendimi beğenmiş olurdum?
“Ben de tanıştığıma memnun oldum.” Soldaki melekten ses geldi.
Yazdım bir on puan daha haberin olsun diye söyledim yani.
Şu anda sol da ki meleğimi çok aldırış etmedim çünkü ben şuan bu saçma konuşmadan nasıl kurtulurdum onun çaresine bakmakla meşguldüm. Saatime bakıp “Şey ben geç kalıyorum da tekrardan çok sağ olun.” Deyip oradan uzaklaştım aslında bir yere geç kaldığım falanda yok yani ama dediğim gibi garip ve sıkıcıydı ya da belki de karşı cinsi hiç sevmediğim içindir. Yaz bir on puan daha buda benden olsun diye dalga geçtim geçmesine de benim amel defteri biraz daha kabardı galiba, ne değim bana da Allah’ım sen affet demek düşer. Dışarı çıkınca taksilerden birine el işareti yaptığımda hemen yanıma geldi artık psikolojim ne kadar yerindeyse bu olaya deli gibi sırıtıyordum, güldüğüm şeyde ne biliyor musun iç ses koca taksi benim bir işaretimle yanıma gelmesi, şu an egom arşa tüm hızıyla çıkmaya devam ediyordu.
🎭
Ne yani ben bu zarf yüzünden mi tatilimi yarıda bırakıp geri döndüm, diye içim içimi yiyordu. Koltukta dizimin üstündeki zarfa bakıp gülesim geliyordu gülüyordum da zaten. Ben böyle deli gibi sırıtırken teyzem de karşımda oturmuş banabakıp endişeleniyormuş gibi bir yüz ifadesi takınmıştı yüzüne.
“Kızım iyi misin sen?”
Çok iyiyim ya çok iyiyim hem de, tatil için verdiğim on beşbini alanlar ben den daha iyi.
“Arjin iyi misin kızım hastaneye falan götürelim mi ister misin?”
“Yok, teyzem sen hiç zahmet etme ben şimdi soğuk su içerim bak nasılda canlanıyorum, sen hiç canını sıkma hatta konuşup ağzını falan yorayım deme maazallah formundan falan düşersin.”
Bana bu zarfı telefondan söylemeyip beni merakta bıraktığıiçin son sözlerimi imalı bir şekilde söylemiştim artık ne kadarını anlarsa ama teyzem akıllı kadındı anlardı kesinlikle ne söylemek istediğimi. Of aklım yine parada kaldı, ya alamazsam parayı, yok yok alırım herhalde.
“Kızım hiç suyla olur mu? Ben sana bir şeyler hazırlıyım ne yersin ne istiyor canın?”
Ya halada ne yersin diyor ya, yok yani ben sana kızdığımda neden beni düşünüyorsun ki neden benim kalbimi yumuşatıyorsun neden ya neden?
“Yok, teyzem ben gelmeden bir şeyler atıştırdım sen hiçyorulup o tatlı canını sıkma, hatta sen balkona geç beni bekle ben şimdi ikimize de kahve yapıp gelirim tamam mı?”
“kızım öyle olmaz ki?”
“Olur, teyzemde sana bir sorum olacak.”
“Sor kuzum.”
“Teyze cim sen neden bu zarfın geldiğini bana telefondan söylemedin de beni çağırma gereği duydun?” Teyzem sanki bu soruyu ne zaman soracağımı bekliyormuşçasına güldü. Ve tahmin ettiğim gibide oldu.
“Sen demedin mi bana böyle şeyler gelirse işim için önemli telefonum dinlene bilir ya da bilgilere ulaşa bilirler diye telefondan söylememi istemedin ya.”
Bir an duraksadım. “öyle demiştim demi.”
Teyzem bana bakarak kocaman gülümsedi. Bende farkında olmadan sırıtıyordum. Bu kadın zehir gibi yok bir yıl önce söylediğim şeyi hatırlıyor.
“O zaman bunun için ödül olarak kahvenin yanında kek de kazandınız.”
“Kızım bu saatte ne keki?”
“Ya bir dilimden bir şey olmaz hadi hadi sen otur.” Diyerek sonunda balkona çıkarmayı başarmıştım. Teyzemi balkondaki koltuğa oturtup mutfağa geçtim.
Şimdi nasıl çalışıyordu bu makine?
45dk sonra
DNA sonucu aynı kişiyi gösteriyordu Kaan Atınel’ li,kardeşimi benden alan kişiyi. Sevil Atasoy’ un da dediği gibi “‘kusursuz cinayet yoktur.’ ” ben hep bu cümleye dayanarak yaşadım bir kusur vardır diye o kusuru bırakan kişiyi bulayım diye yaşadım.
Peki, ben kardeşimi benden alan o kişiyle yüzleşe bilecek miydim?
O günü tekrar hatırladıkça tüylerim diken diken oluyordu ve ben şu an o günü tekrardan hatırlamıştım.
🎭
5 Yıl önce

“Arjin hadi ama çok yavaşsınız.”

“Tamam, be geliyoruz işte ne abarttın sende alt tarafı bağcıklarımı bağladım bir iki dakika beklesen ölürsün zaten, hem bu kızlar beni bekliyor sana ne oldu da yerinde duramıyorsun?”

Lila’da bu durumdan bezmiş olmalı ki oda Ülkü’ ye söylenmeye başladı “Ülkü senin yanına gelirsem bil ki öldün yok madem Arjin’ ne sürprizin var beni neden getiriyorsun?”

Lila attığım bakışı görmüş olmalı ki tekrardan konuşmaya başladı.

“Ya da ne biliyim Arjin’le tek gel bizi neden sürüklüyorsun.”

Mavi kardeşinin kafası benim elimde kalmamasını istediğinden Lila’ yı uyardı “ikiz sussan mı acaba.”

Lila bana bakarak “Yine mi olmadı?”
Hayır, anlamında kafamı salladım. “Yine olmadı.”

“O zaman ben susayım.”

“Bence de güzel fikir sen hep böyle sus tamam mı?”

“Hadi kızlar, a ne çok konuştunuz siz öyle.” Hepimiz aynı anda

“Ülkü!” diye bağrınca kız gülerek arka sına bile bakmadan koşmaya başladı.

30dk sonra

Çok mu yedim acaba ya? Burada lavabo var mıdır ki? Of Arjin bu kadar abartmana ne gerek vardı dışarıdan gören ilk defa yemek yiyor zanneder. Kızlar biliyor dur belki.

“Kızlar burada lavabo var mıdır?”

Kızlar bir birlerine anlamsız gözlerle bakınca anladım ki umut yok.

“Var var bende geleyim seninle arabada telefonum kalmıştı onu alacaktım zaten.”
Umut varmış.

“E hadi o zaman, yok yani bu raya yapmak istemem de o yüzden.”

Ülkü, ben böyle konuşunca gülmeye başladı. Yanıma geldiğinde,

“Tamam, geldim cingöz hadi gidelim.”

Tek kaşımı yukarı kaldırarak konuştum “Eğer bana bir daha cingöz dersen o gece siyahı saçlarını ya da biraz daha ileri giderek söylüyorum bir saç telini dahi çok arasın benden söylemesi.”

Ülkü benim bu söylediğim şeyin olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu bildiği için hemen gülüşüne son verdi.

“Biz gitmiyor muyduk?”

Bu sefer gülme sırası bendeydi. “Güzel, gidelim çilli.”

Ülkü tam bana bir şey diyecek gibi oldu ama sonra vaz geçti, niye acaba deyip kendi içimden biraz dalga geçtim, Ülkü çillikelimesinden hiç hoşlanmıyordu ve ben bunu sürekli yapıyordum.
Neyse bu kadar yeter gerçekten buraya yapmak istemiyorum.

🎭

“Hadi ben giriyorum sende git telefonunu alda gel ama bak çabuk ol biliyorsun bekletilmeyi sevmiyorum gelmezsen çeker giderim.”

Ülkü yine bana bakarak kocaman sırıtıyordu niye herkes bu aralar bu kadar sırıtıyor. “Yine ne oldu?” nefesimi bıkkınca verdim.

“Ne kadar beklemem desende beklersin sen.” Bu sefer Sesli bir şekilde nefesimi verip Ülkü’ ye baktım daha sonra sağ işaret parmağımı kaldırarak sallamaya başladım.
“Tik tak tik tak zaman doluyor hadi git.” Dediğimde Ülkükoşarak gözden kayboldu.

🎭

Çığlık, siren, anons ve ağlayışlar vardı sadece. Bende ise derin bir sessizlik ile anlamsızlık vardı gözlerimde. Ben aşağılanacak bir insandım.
Neden mi? Çünkü ben yarı yolda bırakandım. Ben Ülkü ile beraber gidip tek gelendim. O kızı ise orada ölüme terk edendim.

Evet, Ülkü ölmüştü daha doğrusu öldürülmüştü peki ya kim tarafından? Bu günah kime aitti? Tek bildiğim şey bu ayrılıkbize aitti. Peki ya bizi bu ayrılığa terk eden kimdi? “Ülkü!” Diyerek çığlıklar atan Ahsen,

“Bırakın onu o karanlıktan korkar.” Diye bağıran Lila,

Bir ağacın dibine çekilmiş sesini çıkarmadan kan çanağı olmuş gözlerle etrafa anlamsızca bakan Duru.

Polislerle konuşup olayı anlamaya çalışan Mavi’ y di,

İşte bu durum çok komiğime gidiyor kızı bırakıp gelen benken ve şu an hiçbir duygu dahi hissetmezken olayla hiçbir ilgisi olmayan kızların kendilerini parçalaması hem anlamsız hem de gülünç bir durumdu yani.

Tam şu an istemsizce sol gözümden bir yaş düştü sonra diğerinden daha sonrası kesilmedi o sırada yanımda Talyavardı o diğerleri kadar ağlayıp çağırmıyordu.

“Arjin senin suçun değil sende bizim yanımızdaydın bilemezdin ki böyle olacağını.”

“İşte bak kendin diyorsun ben sizin yanınızdaydım ben o kızıorada bırakıp geldim.” Derin bir nefes alıp tekrar konuşmaya başladım.

“Beklemeliydim beklemeli ya ben o kızla gittim ama ben o kızla dönemedim ben bir inat uğruna kızı bıraktım şimdi nasıl benim suçum olmasın ha.”

Talya kafasını sağa eğip yavaşça sağa sola doğru salladı “Talya sen niye bu kadar sakinsin?”

Talya hafifçe sırıtıp konuşmaya başladı. “Alışıyor insan alışmak zorunda ölüme, yalnız lığa, bırakılmış lığa, çaresiz kalmaya daha nicelerine alışmak zorunda o yüzden.”

Talya sağ eliyle düşen bir damla gözyaşını sildi.

“İşte bu yüzden bizim aylayıp çağırmamız kederimizi değiştiremez.”

“Peki, Talya o bana kızmış mıdır?”

Talya tekrar kafasını salladı ama neye fayda ben yine içimden aynı sözü tekrarlayıp duruyordum o bana kızmış mıdır, o bana kızmış mıdır? Bunun cevabını hiçbir zaman alamayacağımı bilmeme rağmen sorup duruyordum ama yine aynıydı.

Cevap yoktu. Yanımıza bir polis memuru geldi. “Pardon, başınız sağ olsun ama Ülkü Atasoy’un yanın da en son sizlervarmışsınız galiba sizi emniyete kadar almamız gerekiyor ifade için.”

🎭
ARJİN YAZGI

“Ülkü Atasoy’ un saat kaçta öldüğünü biliyor musunuz?”

İçimde burukluk vardı. Evet, şu an polis memuru tarafından sorguya çekilmiş tim muhtemelen benim katil olup olmadığımı araştırıyorlardı.

“Saat tam beş de.”

“Peki, siz bunu nasıl tam emin bir şekilde söyleye biliyorsunuz?”

Bu adam nasıl polis olmuş ya? Hem soru soruyor sorunun cevabını verince de kızıyor. Alaycı bir şekilde güldüm.

“İnsan bilemez mi kardeşi gibi gördüğü kişinin ölüm saatini.”

Memur sorgulayıcı bir şekilde

“Mesela ben dedemin ölüm saatini bilmiyorum.”

Bende aynı ses tonuyla cevap verdim. “Dedeniz adına gerçekten üzüldüm siz bilmeye bilirsiniz ama ben biliyorum hem iyi yanından bakın saat tam beşe geldiğinde sizin için yaşam bitmiyordur ya da kendinizi suçlamıyorsunuzdur benim gibi ölmek için can atmıyorsunuzdur, bide bu yönden bakın isterseniz.”

Memur durumumu anlamış olmalı ki sus tu ve bence benim anladığım kadarıyla bana hak verdi zaten şu anki durumuma kim olsa hak verirdi.

“Peki, nasıl biliyorsunuz saat kaçta öldüğünü?”

Artık sırıtmaktan gerçekten deli olacaktım. “Bulduğumuzda vücudu hale sıcaktı.”

Polis birkaç gereksiz soru daha sordu ve çıkmama izin verdi. Ben tam kapıdan çıkacakken bir ses konuşmaya başladı “Çok mu seviyordun o kızı?”

Arkama dönmeden cevap verdim “Artık duygularım yok desemne kadar açık bir cevap olur?” polisten bir süre ses gelmedi.

“Anladım kızım çıkabilirsin.”

Şimdi ki Zaman

İşte o günden sonra sadece bir yemin vardı benimle beraber yaşamış bir yemin. O yemin ne miydi? Hafifçe sırıttım galiba delirdim ama şuan bir önemi yoktu.
Evet, o yemin benim duygularımın katili daha doğrusu Ülkü’ nün katilini bulmaktı ve çok yakındım bunca yıl sonra başarmak bir yere adım atmak benim için öyle gurur verici ki ama bir yan dan da üzücüydü o katille karşılaşmak bambaşka bir duygu olacaktı bende.
Şu an bu DNA nın ona ait olması bile her şeyi açıklardıaçıklayacaktı da zaten zorundaydı ben Ülkü öldükten sonra hayatımı katili bulmaya adadıysam bulunacaktı.
Sırf o katili bulmak için hukuk okudum ben ya, o katili bul ucam diye hayallerimden vaz geçtim. Aslında sırf o katilin suçu değil onu bulamayan işe yaramaz polislerinde payı var bu suçta ama katilin hakkını vermeliyiz iyi saklanmış fakat bu polislerin suçsuz olduğu anlamına gelmez, onlara da dava açsam iyi ya, of aman otur muş kafamı yorduğum şeye bak ya.
Zarfı masamın üstüne bırakıp yatağa doğru uzandım.
🎭
Ormanın derinliklerine indim burası çok güzel ve tanıdıktı sanki ama çıkaramıyordum fakat burası çok huzurluydu kuşcıvıltıları, su sesi, insan sesleri. Tam tepede parlayan güneş ve tabii ki de o yakıcı sıcaklığı vardı.
Ormanın derinliklerine biraz daha ilerledim ve su sesi artmaya başladı o dalga sesleri çoğaldı sanki.
İleride ağaçlar azalıyordu ve ben merakım yüzünden daha hızlı ilerledim. Evet, ormanlıktan tamamen çıkmıştım şu an bir uçurumun yanındaydım fakat burası çok güzeldi. Arkamdan bir kadın sesi gelince ürperdim.
“Hiç mi sevmedin?”
Arkamı istemsizce döndüğümde bir kadın vardı. Omuzlarına kadar gelen siyah saçları, koyu kahverenginde hareleri, bembeyaz teniyle Ülkü’ nün ta kendisiydi. Üstü başı yırtıktıboğazı morarmıştı, eli yüzü kandı ama bir yarası yoktu peki bu kan kimindi?
“Ülkü.”
Artık karşımda bir genç kız yok tu karşımda güzel ama yıpranmış bir kadın vardı. Büyümüştü. Evet, oda bizimle beraber büyümüştü.
Birden gökyüzü karardı huzur gitti, kuş cıvıltıları kay boldu, insan sesleri çığlıklara dönüştü, dalgalar o rahatlatıcı halinden çıkıp dehşet bir sese döndü, ormanlık yandı ve geriye siyah külleri kaldı.
“Buldun mu katilimi?”
Ben daha ne olduğunu anlamamıştım ama o bana soru soruyordu peki ben bu durumu anlamamışken nasıl cevap vere bilirdim acaba? Belki de anlamıştım ama neden anlamamışgibi davranıyordum? Korkuyordum ya da çekiniyordum ona katilini buldum fakat yüzleşmeye korkuyorum mu diyecektim? Evet, tamda öyle diyecektim.
“Niye sustun ölü olan benim, ihanete uğrayan benim ama susan sensin, iyi fikirmiş sevdim bunu.”
“Ülkü peki sen ne yaptın benim için Allah aşkına söyle sen ne yaptın neyinden vaz geçtin neyini feda ettin benim için?”
-Arjin sanki onu demeyecektik ama neyse sen yaptığın işi bilirsin diyeceğimde bunun sonu çok bilindik gibi değil.
-İçses bende bilmiyorum ama gerçekten dayanamıyorum artık.
-Tamam, sustum say.
“Evet, Ülkü seni dinli yorum, yaşamaktan vaz geçen ben, hayallerini hiçe sayan ben, vicdan azabı çeken yine ben ama susan sen iyi fikirmiş sevdim bunu.”
Dediğim an azıcık olan Ay’ın ışığı da gitti ve her yer zifiri karanlıktı sonra kırmızı bir ışık yandı ışığın tam altında kayla yatıyordu.
Hayır, hayır yine aynı şey, Allah kahret sin ki hatırladım burası Ülkü’yü bulduğumuz yerdi.
Yıllar sonra Ülkü’ nün sesini ilk defa duymuştum ve son sesinde de.
“Kendini kandırma gözünü aç.” demişti ve gitti daha doğrusu ben uyandım.
🎭
Yataktan soluk soluğa kalktım masanın üstündeki sürahiden bardağa su doldurdum ve içtim. Yatağa geri oturmadan önce camı açıp öğle oturdum.
Ülkü büyümüş bunca yıl aynıyken neden şimdi? Bilemiyorum. Peki, neden benden hesap sormuştu? Allah kahretsin ki onu da bilmiyorum.
Fakat atladığım bir şey daha vardı, yer. Evet, yer. Normalde Ülkü’yü rüyamda görünce bir yer yoktu sadece Ülkü ve siyah bir hiçlik vardı. Elimle yüzümü kavradım, ben neyin içindeydim şu an? Of Ülkü bana ne söylemek istedi ya daanlatmak istedi de ben anlamadım.
Derin bir nefes aldım. Kendimi bu çıkmazdan nasıl kurtaracağımı düşünmem lazımdı ama saat bayağı geçolmuştu hem yarın çok işim var şu an kafamı tekrardan bunlarla dolduramam zaten daha yeni yeni düzelmişken bir da asla kendimi bırakıp o karanlığa dönemezdim.
🎭
“Nasıl dava tekrardan açılmış?”
Oflayıp tekrar tekrar anlattığım ve kızların ısrarla anlamadığıkonuyu tamtamına beş defa anlatmıştım ve tam şu an altıncıanlatmam adına Durudan artış geldi.
Var mı arttıran satıyorum sattım hayırlı uğurlu olsun açık arttırma burada bitmiş bulunmaktadır bir daha da açmamak dileğiyle iyi günler dilerim.
“İşte dediğim gibi Ülkü’nün cinayeti gibi başka insanlarda öldürülünce bu davalarda göze çarpmadı değil yani. Sizin anlamakta zorlandığınız konu şu Ülkü öldürüldü katili bulunamadı. Şimdi ardan beş yıl geçti ve beş yıl sonra aynıcinayet farklı kişilerde görülünce dava tekrar açıldı.”
Ahsen sırttı.
“İnşallah bu seferde avukatımız dolandırmaz.”
“Ya da gerçek avukat olan biri olur.” diyerek Ahsen’ in konuşmasından sonra konuşmaya Lila.
“Bir daha bırakmam başkasına herhalde bunca yıl boşuna okumadım ben.”
Ben böyle deyince Talya tek kaşını kaldırarak bana baktı.
“Talya yanlış anlama beni, sen küçüklüğünden beri avukat olmak istiyordun benim gibi bir nedenin yoktu ki bu yüzden davayı ben üstlendim.”
“Yok, ben o anlamda değil şaşırdım sadece bunca yıl sonra beklemiyordum.”
Derin bir nefes çektim içime. “O zaman bir sıkıntı yoksa anlattığım şeyi anladınız mı?”
Korkulu gözlerle sormuştum bir daha anlat diyecekler diye ödüm kopuyordu şu an. “Yok ya anladık her halde o kadarda değil yani.”
“Lila’ ya katılıyorum.” diye Ahsen sesini duyurdu. İçim rahatlamıştı aslında ama pek değil çünkü beş adet birbirinden farklı arkadaşlarım vardı hadi hayırlısı ikisi gitti üçü kaldı.
Mavi ile Duru yan yanaydı ve direkt kafam onlara döndü onlarda anladıklarına dair bir işaret yaptılar. Hadi bir kişi kaldı oda anladı zaten. Ve en sonunda Talya’ ya baktığımda oda anladığı söyledi.
“Ya Arjin zamansız ama ben bir şey soracaktım.”
Kafamla Maviyi onayladım. “Şey hatırlatırsam bu gün sadece Ülkü’nün ölüm yıl dönümü değil,”
Bu gün Ülkü’nün ölüm yıl dönümüydü dimi, of nasıl unuturum?
Mavi konuşmasına devam etti “aynı zamanda senin de doğum günündü. Evet, biliyorum zaten zamansız demiştim ama ölenle ölünmüyor ki hem senin yaşaman lazım bak aradan kaç yıl geçmiş sen niye halada yastasın? Tamam, güzel bir şey fakat hayatını bu kadar yok sayman mantıksız.”
Evet, bende farkındayım galiba bu sefer Mavi haklıydı ölenle ölünmezdi ama bunu kabullenmek bir o kadarda zordu benim için, ben denden o kıza çok bağlandım işte o rasıda bambaşka bir konuydu ya zaten.
“Arjin, Mavi haklı bence gel inat etme kutlayalım şu nu.”
“Ya Lila kaç defa söyledim bu konu hakkın da konuşmak istemediğimi, size afiyet olsun ben kalkıyorum.”
“Arjin kahveni biti- aha gitti kız.”
“Boş ver Talya gitti kız zaten.”
“Mavi sus zaten senin yüzünden oldu her şey.”
“Nereye?”
“Hesabı ödemeye mavi !”
🎭
Şimdi neresiymiş bakalı şu konuma. Belgrat ormanı. İyi yakınmış arabayla bir, bir buçuk saat falan.
1.45 Saat sonra
Arabayı park edip indim, ormanın içlerine doğru gittiğimde cinayetin işlendiği yer kırmızı şerit gibi olan iplerle çevrilmişti. Bu işimi biraz daha kolaylaştırmıştı.
Etrafıma baktığımda insana dair hiçbir şey yoktu daha demin insan kaynayan yerde şu an bir canlı sesi bile duyulmuyordu.
Aslında içim bir ürpermedi değil yani. Şeritlerle çevrili yerin içine girdim ve öldürülen kişi gibi düşünmeye başladım öldürülen kişi bir kadındı. Kadının yakınları ormanın girişindeymiş pekâlâ bu kadının burada ne işi vardı? İşte bunun cevabını hiçbir zaman alamayacaktım galiba.
Neyse şu an bunu düşünmeye çok bir zamanın yok gibi gözüküyordu.
Eğer ben ailemden uzakta olduğumu farz edersem nasıl hissederdim aslında çok ta korkmazdım sonuçta ne olabilir değil mi ama bir katille yalnız kalmışsam ve bundan haberim yoksa işte o zaman duygularım çok kötü R dönüşü yapardı.
Ya da haberi var mıydı? Of neden bu kadar karışık her şey? Kadın niye kendi isteğiyle katletsin canına? Yok, anlamıyorum. Ya Ülkü’nün katili de bu kişiyse yani bu kadınıda öldüren kişi. O zaman Ülkü’de mi kendi isteğiyle öldürüldü?
Derin bir nefes aldım. Tamam, daha fazla düşünmek yok, yoksa kafayı yiyeceğim burada. Şimdi diyelim ki bu kadının haberi yoktu.
-Umarım.
-İç ses susar mı sın? Şura da düşünmeye çalışıyorum.
Evet, diyelim ki o kadın merakından yürüyüşe çıktı. Şeritlerle çevrili olan yerden çıktım ve yürümeye başladım.
Sonra bir ses gelmiş olsa ve kadın korkarak arkasını dönse. Hızla arkamı döndüm. Daha sonra bir den biri boğazınayapışsa yüzünü dahi göremeden kendini yerde bulmuş olsa. Hemen kendimi yere attım.
Ve bu kadın kendini kurtarmak için yerde sürünmüş olsa. Şeritlerin oraya geldim ve içine girdim. Biraz daha çabaladıktan sonra kurtulamayacağına inansa ve pes etse,
Kadın nasıl ölü bulunduysa bende aynı şekilde yere uzandım.
-Bu gerçekten saçmalık,
-İçses ilk defa sana hak veriyorum?
Kafamı sağa çevirdiğimde hiçbir şey yoktu, zaten ne arıyordum ki? Belki bir işaret sonuçta kusursuz olamazdı bir iş. Bu cinayet bile olsa. Bir işaret ya da ne bileğim iz vardır.
Bu sefer kafamı sola doğru çevirdim ama yine bir şey yok tu tam ümidimi kesmiştim ki ağaca asılı olan bir fular var. Hemen ayağa kalktım ve fuların bağlı olduğu ağaca doğru ilerledim.
Tam yanına geldiğimde boyumun biraz kısa kaldığını fark ettim, ama ben durur muyum tabii ki de hayır yakında kiküçük kaya ya da taş gibi bir şey vardı işte onu sürükleyip üstüne çıktığımda biraz daha mesafe kalması canımı sıkmıştı, ben bu kadar kısa mıydım?
Neyse moral bozmak yok. Kollarımı biraz daha yukarı kaldırınca fuların bir kısmını tutmayı becerdim ve takılı olduğu dalı kendime çektiğimde işim biraz daha kolaylaşmıştı. Evet, eninde sonunda başarmıştım fuları almaya lakin fulara sabitlenmiş bir not vardı.
“‘Kusursuz cinayet yoktur’, Lavinya.” Yazıyordu.
Birden bir ses geldi. Arkamdan çalılıklardan geldiğini fark etmem uzun sürmedi. Hemen arkamı döndüğümde bir şey ya da kimse yoktu.
Normaldir belki şu an cinayetin işlendiği yerdeydim beynim benimle oyun oynuyordur belki ya da yanılıyordur, inşallah öyledir.
Bir kaç adım attıktan sonra toprağın yumuşak olduğunu fark ettim. Kafamı eğip toprağa baktığımda eşilip tekrar kapatıldığıçok açık belliydi.
Hemen yere eğilip ellerimle kazmaya başladım ve bir el gördüğümde irkildim. Bu bir eldi ama gerçek bir insanın eli değildi sanki daha çok oyuncak bebeğin eliydi.
Merakıma yenik düşüp toprağı biraz daha eşeledim zaten bu merakım benim başıma bir gün iş açacak ama hadi hayırlısı.
Evet, tahminim doğru çıkmıştı bu bir bebekti oyuncak bir bebek. Bebeği elime aldığımda bebek konuşmaya başladı.
“Seni göre biliyorum, hadi oyun oynayalım, seni göre biliyorum.”
Sürekli aynı şeyi tekrar ediyordu. Bebeğin konuşmasıyla dikkatimi biraz daha ona verdim. Ben neyin içindeyim ya? Ben daha üstümdeki şoku atlatamamışken bir de bana doğru yaklaşan sesleri duymuştum.
Bebeği hemen çantama attığım anda bir kadın çığlığı ile irkildim. Bu çığlık tam olarak arkamdan mı geldi yoksa ben mi yanlış anladım?
İnşallah ben yanlış anlamışımdır yoksa bura ya bir daha o kırmızı şeritlerden çekmek zorunda kalacaklardı çünkü ruhumu bırakmama ramak kaldı da. Korkarak arkamı döndüğüm de Lila’ yı görmem beni biraz olsun rahatlatmıştı. Sonuçta tanımadığım biride çıka bilirdi.
Şimdi ona burada ne işin var diye sorsam saçma olur dimi insan cevabını bildiği sorunun cevabını niye sorsun yani.
Ya da sorunun cevabını bu sefer bilmiyor muydum? Bu kızda beni tek başına takip edecek cesaret ne zamandan beri vardı da benim haberim yoktu? Hem de cinayetin işlendiği yerde. Lila beni henüz görmemişti yanına gitmeye de pek niyetim yoktu da zaten.
Bu kız benim için gelmediyse kimin için gelmişti ya da soruyu şöyle yönel tiyim buraya ne için gelmişti?
Şu an en mantıklısı burada kalıp izlemekti ama biraz daha burada kalırsam sorumun cevabını alamdan kız gidecekti sonradan da sormak kendimi ifşa etmek demekti.
Tam ağacın arkasından çıkacaktım ama çalılığın arkasından sesler gelmeye başlayınca geri yerime dönmek daha sağlıklıgörünüyordu, peki bu gelenler kimdi ya da neydi?
Diye düşünüp kendime cevap ararken çalılıkların arasından ilk önce Mavi daha sonra ise diğerleri gözüktü. Bunların burada ne işi vardı? Beni mi takip ettiler? Yok ya takip etmişolamazlar gelirken çok dikkat etmiştim oysaki.
Derin bir nefes aldım.
Program. Of ben o programı yüklediğim güne ne deyim şimdi? Ağacın arkasından çıkıp kızların yanına doğru ilerliyordum ki yerde ki yazı dikkatimi çekmişti.
Sessiz çığlıklar.
Ne alaka ya?
“Kızlar bakın orda.” Diye Duru bağrınca kimi işaret ettiğini göre bilmek için kafamı kaldırmak zorunda kalmıştım ki keşke kaldırmasaymışım ama ben nereden bilebilirdim işaret ettiği kişinin ben olacağımı.
Kızlar yanıma gelince hemen yazının üstüne geldim eğer yazıyı görürlerse kimin yazığını bana gün boyunca sora bilirlerdi, nerden bileğim ben o yazıyı kimin yazdığını yoksanki benim kan kardeşim ama işte sorun şu ki bizim kızlar bunu anlamıyorlardı.
-Çok fazla dikkat çekmeye gerek yok normal durup burada ne işlerinin olduğunu sorup gide biliriz.
-Bende zaten öyle yapacaktım içses tekrar etmene gerek yoktu.
-Ben yine de söylemiş olayım da.
-Tama sen yine de söylemiş ol.
İçten içe içimdeki sese gülüyordum ya da kendime mi demeliydim? Buda tekerleme gibi oldu ya, yine kafam karıştıof! Neyse çok ta incelemeye gerek yok san ki.
Gözlerimin önünden el geçti.
“Arjin iyimi sin?”
Ahsen’ in sesi miydi o?
“Kızla Arjin’e gelmiş olmasınlar? Baksanıza kızın suratına ruh gibi.” “Lila abartma kardeşim”
Gerçeklerin farkına varmam çok uzun sürmedi
“İnanamıyorum size ya beni takip etmekte ne? Allah aşkına.”
“Yok, yok maşallah formundan bile düşmemiş aynı fabrika ayarında.”
“Ahsen eğer biraz daha dalga geçersen bil ki ikimiz içinden hiç iyi şeyler olmayacak.”
Ahsen eliyle ağzına fermuar çekip sustuğunu belli etti. “Arjin’ cim öncelik le iyi olman beni mutlu etti. Daha demin söylediğin şeyin farklısını ben tam olarak kırk sekiz kere tekrar ettim hatta kırk dokuzuncuyu da şu an tekrar ediyorum, ya bizi de kesip biçerlerse o zaman napa cağız acaba? Dedimama dinletemedim.”
“Lila sana artık. Sussan mı acaba? Demekten bıktım.”
“Hiç kusura bakma agresif ikiz bu sefer diğerlerinden daha çok haklıyım” Anlamsız ve bıkın gözlerle Lila’ ya bakıyordum.
“Diğerlerinden daha çok haklıyım derken?”
Lila oflayarak cevabını vermiş gibiydi ama yine de açıklama yaptı.
“Diğer kavgalarımızdan bahsediyorum.”
Dedi. Lila yine kendince haklıydı. Zaten haksız olduğu bir şey olsa işte o zaman dünyanın sonu geldi demekti bizim için. O zaman iyi haber dünyanın sonu daha gelmemiş demek.
“Ha diğer kavgalarımızda haklısın ama bunda daha çok haklısın yani.”
Lila onaylarcasına kafasını salladı. Beklendik bir hareketti zaten. “Sorman bile hata.” Diye söylendi.
“Arjin sen onlara bakma bıraksak akşama kadar kavga etmeye bir sürü neden bulurlar. Asıl senin burada ne işin vardı?”
-İçses orada mısın?
-Sen beni sorar mıydın ya.
-Zor durumdayız herhalde. Hani biz bunların burada ne işleri olup olmadığını sorup gidecektik neden şu an roller değişti de biz sorguya çekildik?
-Arjin’ cim kusuruma bakma ama ben nerden bileğim gelecekte ne yaşanacağını. Hem biz onu lafın gelişi olsun diye söylemedik mi? Yok, bide sorun ben senin içsesinim ya hani.
-Of yardımcı olsan şaşarım zaten.
-Arjin senin görevin bu ya hani, hazır davayı da sen üstlenmişken araştırma yapmaya geldim de. Hem doğrusu da bu değil miydi?
“Ahsen sen ne kadar da meraklısın ya. Yorulmadınız mı? Buralara kadar gelmişsiniz maşallah sende hiçbir etkisi olmamış. Baksana soru soracak kadar enerjiksin.”
“Ahsen, bu iyimi sence? Kafasına falan darbe almış olmasın?”
“Talya ben nerden bileğim, ama cidden bir anormallik var bu kızda.”
-Arjin sana akıl versem de yapmıyorsun ki sen. Baksana istesen bu kadar dikkat çekemezsin.
“Ben şu üstlendiğim davayı incelemek için geldim de siz neiçin gelmiştiniz diye cem ama Lila cevabını verdi.”
“Evet, ben sorumun cevabını verdim sıra sizde. Beni neden takip ettiniz?”
Derin bir sessizlik çöktü koca ormana. Bir süre sonra bu sessizliği bozan mavi olmuştu.
“Sen masadan öyle çekip gidince bizde merak ettik yok nereye gittiğini söylemedin bizde senin nereye gittiğini öğrenmek için takip programından yerini bulduk. Yerde bu ormanı gösterincedolayısıyla bizde buraya geldik.”
-Alkış cidden. Baya temiz bir itiraf oldu yalnız, biz daha doğruyu söyleyemiyoruz yalanı nasıl söyleyelim.
-İçses eğer bir daha konuşursan seni susturmak için elimden gelen bütün terapileri alırım, yaparım bunu.
-Canisin sen gerçekten.
-İltifat için sağ ol.
“Ya kusura bakmayın. Sizi korkutmak istememiştim. Mavi şu konuyu bir daha açınca biraz sinirlendim.”
Mavi tam özür dileyecekken sözünü kesip konuşmaya başladım.
“Mavi senin suçun değil o yüzden özür dile menede gerek yok. Asıl hata bende ben masadan hiç bir şey demeden çekip gitmemeliydim.”
-Gözlerim yaşardı cidden.
-İçses bundan sonra sana içses değil Lila iki diye cem. Yok, ikinizde her anı bozuyorsunuz vallahi.
-Hadi canım. Yok, öyle şey, kız kendi halinde duruyor.
“Kızlar bu duygusal anınızı bozuyorum ama artık eve gidi bilir miyiz ayakkabılarım battı da.” Hepimiz aynı anda Lila’ ya baktık.
-İşte ben de tam bu nu kast etmeye çalışmıştım.
Bakışmanın ardından Mavi konuşmaya başladı.
“Lila’ cım biz aynı anne ve babadan olduğumuza tam olarak emin miyiz?”
Lila bu sözün altında kalır mı? Dur bi’ düşüneyim. Düşündüm. Tabii ki de kalmazdı kalmadı da zaten.
“Nasıl yani?”
“Diyorum ki abimle biz çok benziyoruz ama sen, sen birimize bile benzemiyorsun acaba evlatlık ola bilir misin?”
“Bir dakika. Benim anladığım kadarıyla siz özsünüz ben evlatlık mıyım?”
Mavi “Neden olmasın.”
Ben bu kavganın sonu nereye kadar ilerleyecek acaba diye dikkatlice izlerken yanım da ki Duru konuştuğu için dikkatim kayboldu.
“Kulaklarınızı tıkayın Lila kıyameti koparmasına saniyeler kalmış bulunmakta haberiniz olsun.”
Galiba hepimiz aynı fikirdeydik çünkü hepimizde kulaklarımızı kapatmış Lila’ nın çağırıp bağırmasını ve sonrada sonu gelmeyecek bir kavgayı bekliyorduk. Ama bu sefer farklı bir şey oldu. Lila bağırmadı sakince cevabını verdi ve geldikleri yoldan geri gitti.
Biz şaşırmış bir şekilde kulaklarımızı açtık ama görünüşe bakılırsa şaşıran sadece biz değildik Mavi de şaşırmış gibiydi. Ben daha fazla dayanamayıp Lila’ nın Maviye ne söylediğini sordum.
“Bunun kıyameti koparması gerekmiyor muydu? Sana ne söyledi de kıyamet çıkarmadan sessizce çekip gitti?”
Mavi birden Lila’ nın arkasından bağırmaya başladı.
“Kendini çok mu akıllı zannediyorsun sen acaba. Eve gidince gösteri cem ben sana kim tercih edilenmiş kim zorunda kalınanmış.”
“Durucum seninle sonra konuşu cam ne diye bana kulağımıkapattırdın ha.”
“Tamam, Arjin konuşursun ama konumuz bu değil sanki şu an.”
“Evet, konumuz şu an bu değil kızlar o yüzden biraz susun. Mavi sen de çatlatma insanı ne dedi Lila sana?”
Diye Ahsen söze karışarak en mantıklı soruyu sordu aslında ben de biraz önce aynı soruyu sormuştum ama unutuldu galiba çünkü cevabını alamadan mavi bağırmaya başlamıştı. Olsun yine de ilk önce ben sordum Ahsen tekrar etmiş oldu.
-Arjin sen bu kadar kendini beğenmiş değildin ne oldu sana? Daha iki gün önceye kadar masum bir kız çocuğuydun. Ya da biraz abarttım mı? Her neyse işte kendini bu kadar beğenmişdeğildin.
-İçses ben değişmedim. Hem o kızlar benim canımdan çok sevdiğim kişiler ben onları kıskanmam ya da kendimi onlardan üstün görmem içimde bazen öyle şeyler olabilir. Ama dediğim gibi içimde yaşanır ve biter daha fazlası yok. Bu kendini beğenmişlik değil yani.
-Olsun sen yine de kendini bozma sonuçta bu gün içinde olan yarın dışına çıkar buda pek hoş olmaz.
-Of, içses tamam beni bu kadar düşünme ne gerek yok. Saçmada ondan söylüyorum yani.
-Bak bak laflar bak Arjin sürekli hatırlatmaktan bıkıyorum ben senim sen anla artık sen kendini düşünmekten vaz geçbana söyleneceğine burada.
-İçses baydın gerçekten bir süre görüşmeyelim.
-Arjin senin kafada gitti biz zaten görüşemiyoruz konuşuyoruz bence buda normal değil ama neyse susuyorum.
-Sen nasıl iç sessin ya başaklarınki arkadaş gibi konuşur benim ki onunla konuşmamı anormal bulup konuşmamamıistiyor. Bu arada bir süre konuşmayalım oldu mu?
-Ben senin iğliğin için söylüyorum.
-İçses sen bana iyi gelensin senin gitmen benim bitmem dektir.
Benden sonra daha ses gelmemişti. İnşallah gitmemiştir. Bu ses bana alınmamıştır dimi. Neyse sonra ortaya çıkar herhalde.
İç sesle konuşmam bittiği için kızların sesini duymaya başlamıştım ama ne konuştuklarından zerre anlamadığıma eminim. Ne kadarını kaçırmıştım acaba. Hafızamı biraz zorladığımda hatırladım ya da öyle zannediyor olabilirdim de. Benim hatırladığım kadarıyla en son Ahsen, Lila’ nın Mavi’ ye ne söylediğini soruyordu. Neyse biraz ne hakkında konuştuklarını dinlersem en azından hatırladığım şeyin doğru olup olmadığına bir kanaat getire bilirdim herhalde.
“Neymiş canım eğer o gerçekten evlatlıksa tercih edilerek alınmış ama biz zorunda kalınmışız.”
İyi hiç geç kalmamışım tam vaktinde bence, Mavi Ahsen’insorduğu soruyu cevaplıyordu ama bir garipti anlattığı şey ve şuan ki durumu da buna dâhil. Kız komik bir olay anlatıyor ama kendi kızgın bir durumda. Bu iki si bir beden de nasıl oluyordu?
“Kusura bakma Mavi ama şu an gülmesem kendime haksızlık etmiş olurum.”
Kızlarda benimle aynı fikirde olmalılar ki ben gülünce onlarda gülmeye başladı.
Mavi “Aman ne yapıyor sanız yapın.” Deyip Lila’ nın gittiği yoldan gitti ve gözden kay boldu.
“Kızlar biraz fazlamı abarttık sanki?”
Diye üzülen Ahsen’e bakarak konuştum.
“Ahsen sana üç şey söyleye cem şimdi. Bir mavi bunun için bize alınmaz. İki bunu söyleyen kızın gerçek ikizi.”
Bu sözüme Duru yarıda kesti.
“Gerçek olduğuna eminiz yani evlatlık falan olmasın ay pardon.”
Eliyle tırnak işareti yaparak konuşmasına devem etti.
“Tercih edilen diyecektim.”
Duru’nun bu konuşmasına da ufak çaplı bir gülme krizine girmesek olmazdı.
“Ay tamam karnım ağrıdı. Nerde kalmıştık? Ha üçüncüsü ve en önemlisi komikti gerçekten buna sende eminsin ve Mavi bile giderken sırıtarak gitti o an kimse görmezdi ama benden de kaçmazdı yani.”
Kendime gelebilmek için kafamı hızlıca sağ sola salladım.
“Eğer bu içini rahatlattıysa artık gide bilir miyiz? Burada durdukça tüylerim ürperiyor da.” İşaret parmağımla kırmızışeritlerle çevrili olan yeri gösterdiğimde Duru korkmuş olmalıki koluma sıkıca sarıldı.
“Bence de gidelim artık çok bile durduk.” Ahsen ile ikimiz ses çıkarmadan Duru’ya bakıyorduk.
“Ne bakıyorsunuz ya korktuğumdan değil, güneş tam tepemizde ya malum çok sıcak ondan dedim ben.” Alaycı bir tavırda Ahsen’in sesini çıktığını duydum.
“Ha korktuğundan değil yani?” Duru kolumu bırakarak doğruldu.
“Ne korkacağım ya,”
“Yok, sonra Lila gibi çığlık atma da.”
“A evet siz gelmeden beş dakika falan önce Lila çığlık atmıştı, o kulak tırmalayıcı çığlığın sebebi şuradaki kırmızı şeritli olan yer, yüzün den miydi?”
Ahsen gülümseyerek onayladı “Mavi gelmeden biraz korkut tuta onu, sen bayılmadığına dua et.” Sanki bayılsa daha iyiydi.
Bir gariplik vardı. Geldiğimden beri içim hiç rahat değil gibiydi. Bir dakika Talya nerde? Hepsi gelmişti görmüştüm yani Talya’ yı da görmüştüm ama şu an yanımızda yoktu. Nereye gitti bu kız?
“Kızlar Talya’ yı gördünüz mü?”
Arabalara doğru normal bir şekilde yürürken durup birbirimize baktık.
“Evet, oda bizimle gelmişti, Duru sana bir şey söyledi mi?”
“Yok, bana bir şey söylemedi. Acaba arabaya falan gitmişolabilir mi?”
Kızlar sen biliyor musun dercesine bana bakıyorlardı. Derin bir nefes vererek cevabımı verdim. “Kızlar ben bilsem neden nerde olduğunu sorayım?”
Ahsen kafasını yavaşça aşağı yukarı sallayarak mırıldandı. “Mantıklı.”
“E nerde o zaman bu kız?”
“Durucum acaba burada soru sorup zamanımızı harcamak yerine telefon denen icadımı kullansan.”
Ahsen yine aynı cümleyi kurdu ama bu sefer başına birkaçkelime daha ekledi. “Bu kız mı çok mantıklı yoksa bizimi biraz geç anlıyoruz?”
“Her ikisi de yanlış, siz anlamayı tercih etmiyorsunuz sadece soru sormak yerine biraz kendi içinizde çabalasanız ya da daha kolayı gözünüzün önündeki şeylerden faydalansanız daha kolay.”
Biz Ahsen ile konuşurken Duru araya girdi. “Kızlar benim telefonum arabada kalmış.”
Yok, arkadaşım bunlar gözlerinin önünde olan şeyi de gözlerinin arkasında bırakıyorlar ki.
“Tamam, onu da ben yaparım.”
Nerde bu telefon acaba şimdi?
Çantamın içini biraz daha karıştırdıktan sonra aradığım şeyi bulmuştum. Telefonu açar açmaz gördüğüm şeyle tüylerim havaya kalktığını çok rahat anlamıştım. Telefonun ekranında benim fuları almaya çalıştığım anda çekilmiş bir fotoğraf vardı.
Nasıl yani o burada mıydı? Kafamı hızla kaldırıp etrafa bakamaya başladım, of, amma saçmaladım sanki birini görecem zaten benimle kim oynuyorsa salaktı demi karşıma öyle kabak gibi çıkacaktı. İşte bende bunu sonradan düşündüğüm için şu an ki salak ben oluyorum galiba.
Kafamı öne doğru çevirdiğimde kızların bana baktığınıgördüm.
“Arjin bir şey mi oldu?”
“Yok, ya sadece öyle bir bakayım dedim belki Talya buralardadır diye.” “Ahsen bakma bana öyle yok bir şey merak etme hem ben bir şey olsa size söylemez miyim?”
-Söylemez sin hem sen hani yalan söyleyemiyordun, daha demin elin ayağına dolandı farkındaysan.
-Oh be içime dert olmuştu gittin zannettim ama bakıyorum ki görevinizin başından ayrılmaya niyetiniz yok muş.
-Ay beni bu kadar çok sevdiğini keşke önceden söyleseydin. E ne zaman gidiyoruz?
-Nereye?
-Nikâh dairesine.
Yok, yok bunun biri ayarlarıyla çok fena oynamış cidden. Hem de çok büyük oynamış. Allah’ım ne olur bana eski sinir bozucu içsesimi geri ver. Tamam, eskisi gıcıktı falan bir şekil de çekiliyordu ama bu cıvık hiç çekilmez ki bu.
-Uf, benim seninle ne işim olur Allah aşkına senin IQ da düştüiyice.
-Allah’ ım fikrimi değiştirdim sen bunu komple al benden. Hem ben yalan söylemedim Ahsen bana bir şey mi oldu diye sordu.
İçses den bıkkın bir ses geldi
-Ee Arjin
-Ee si bizim bir sorunumuz yok ki bir sürü sorunumuz var. Dolayısıyla yalan söylemiş sayılmam.
-Yok, senin IQ tam yerinde.
-İltifat olarak kabul ediyorum bunu.
“Söylersin söylemesine ama…”
“Dedim ya işte anlamıyor musun yüz defa söyledim!”
Ahsen öylece yüzümü baka kalmıştı. Ay ben onu dışımdan söyledim dimi. Hem ben onu Ahsen’e söylemedim ki. Of, içses of sana laf yetiştir ecem diye kıza bağırdı ama buda kafa yani hangisini idare etsin. Hatlar karıştı ben de. Eğer iki kişiyle konuşursan sonucu bu olacaktı tabi. Beynim Error verdi resmen.
“Ama ne? Yoksa Siz bana güvenmiyor musunuz?” Benim soruma Ahsen karşılık verdi.
“Of, Arjin biz onumu dedik. Sen birden öyle etrafa bakınca korktuk sadece. Biz ne zaman bir birimize güvenmedik?”
“Hiçbir zaman, of tamam bu kadar yeter ben Talya’ yı arıyorum.”
Kafamı telefona doğru eğdiğim ve sanki bir şeylerle uğraşıyormuş gibi yaptım. Bir süre sonra kafama hafiften kaldırıp kızlara baktığım da birleriyle konuştuklarını gördüm.
-Yine aklını ne kurcalıyor.
-içses benim kafamı kurcalayan şu eğer katil buradaysa bizim şu an can güvenliğimiz yok. Ya Talya bile isteye gözden kaybolduysa.
-Nasıl yani? Katilin bu ormanda olduğunu kız bilmiyor ki.
- Belki de biliyordur. Ya katili bilmese bile şu an cinayetin işlendiği ormandayız insan ister istemez korkmaz mı? Diyorum ki Talya bir şey biliyor olabilir mi? Hatırlasana o gece hiçbir duygu belirtisi yok denecek kadar azdı.
-Sen korkuyor musun? Dur ben cevap veriyim hayır belki Talya da korkmuyordur olabilir sonuçta. Hem dedi ya bazı şeylere alışmak zorundayız diye.
-Tamam, korkmaya bilir ama Allah aşkına biz beraber büyüdük, bu kız ne yaşadı da ölüme alışmak zorunda kaldı?
-Belki bilmediğin şeyler vardır.
-Umarım.
-Sen umarım mı dedin?
-Ay evet ya of. Akıl kalmadı ki düşünmekten. O zaman şöyle düzeltiyorum. Umarım bir şey yaşamamıştır. Umarım katille de bir bağlantısı yoktur.
-Evet, o dediğinden. Umarım.
-Ya bilerek gitmediyse bir şey olduysa of ben hangi ara bu kadar düşünür oldum ya.
İçses den ses gelmemişti. İçses orada mı sın? Yine ses gelmemişti. Git zaten en körü ihtimallerim de yanımda olma kafamı karıştırıp git. Bende mi çekip gitseydim. İyi fikir ama olma ihtimali yoktu.
Şu an tek dileğim Talya’ nın arabada kızların yanında olmasıydı, beraber olmaları güvende oldukları anlamına dagelmezdi ki. Telefondan hemen Talya’ yı aradığımda telefon birkaç kere çaldıktan sonra açıldı.
“Alo Talya iyi misin?”
“Hiç iyi değilim ya siz neredesiniz acaba? Beni niye beklemeden gittiğinizi öğrene bilir miyim?”
Endişelenmeye davam etmeli miyim yoksa açtığı için sevinmeli miyim?
“Alo Arjin orda mısın?”
“Talya neredesin sen? Kimseye haber de vermemişsin.”
“Pardon, çantamı unuttum almaya gidiyorum diye tam dört defa söyledim size ama neden şu an ben suçlanıyorum? Dinlemeyen siz azar işten ben.”
“Çantanı almaya gittin yani, bir sorun yok?”
“Ay iyiyim Arjin, ben yokken bir şey olmadı dimi?”
“Yok, yok olmadı da sen neredesin?”
“Tam arkanızdayım şu an.”
Hemen arkamı döndüğümde Talya’ yı görmek içimi rahatlatmadı değil yani.
“Yok, siz beni niye beklemeden gidiyorsunuz?” Talya’ nınkonuşmasıyla kızlar korkarak arkalarına döndüler.
“Tövbe bismillah” Duru konuştuktan sonra hemen ardından Ahsen araya girdi.
“Kızım öyle sessiz sessiz gelinir mi ruhum bedeninden ayrıldı geldi resmen.”
“İyi oldu size. Beni beklemezseniz daha çok korkar sızın siz.”Eğer bu manyakları böyle bırakırsam Talya öldürür bunları. Ay söylemi cem söylemi cem diyorum yine de dilime dolanıyor. ÖLMEK FALAN YOK! Kimse kimseyi öldürmeyecek.
“Kızlar hadi ama evde devam edersiziniz. Yoruldum ben.” Aslında yorulduğum falan yoktu şu an ormanın içinde altı kız birde ekstradan mini mini bir katilimiz vardı kendim için kork tuyuğumdan değil ama kızlara zarar gelmesinden korkardım. “Talya ve Lila benimle geliyor Ahsen, Duru, Mavi beraber.” Ben lafımı bitirir bitirmez Duru konuştu.
“E hadi o zaman, arabalar yan yana kızlarda oradadır.”
🎭
“Lila üç deyince kendimizi çimlere doğru bırakı cağız tamam mı?”
Lila çok yorulmuş olmalı ki konuşmaya çalışmadı bile. Kafasını sallamakla yetindi. Evet, biraz bahçeyi turlamıştık fakat öyle hava almak gibi sakince değil koşuşturmalı anlar yaşamıştık. Sözde Lila’ yı biraz koşuşturmuştum ama onunla beraber benimde canım çıkmıştı.
Şimdi havuzun başında bir birimize sarılmış bir şekildeydik ve bu yorucu koşuşturmanın ardından kendimizi çimlere bırakmak için hazırlanıyorduk.
“O zaman bir, iki, ü- Lila dur!” Diyene kadar kendimizi havuzda bulmuştuk. Evet, bu akıllı arkadaşımız kendini ters yöne doğru bıraktığı için beni de peşinden sürüklemiş oldu.
Allahtan ben havuza düştüğümüzü gördüğüm için azda olsa kendimi hazırlamıştım ama bu aklı yoksunu han fendinin gözleri kapalı olduğundan hazırlıksız yakanmış oldu.
Benim girmemle çıkmam bir oldu. Düşer düşmez kendimi yukarı çektim ama ıslanmaktan kurtulamamıştım.
“Arjin! Ne oluyor ya? Benim burada ne işim var?” Bak birde soruyor. Lila’ ya bir şey demeden öylece yüzüne bakıyordum. Garibim ya su yuttu galiba.
Hayır, iyi oldu ona atmasaymış bizi suya.
Lila’ ya el salladım ve ortamda ki sessizli bozarak konuşmaya başladım.
“A Lila birde soruyor musun yani sen demedin mi? ‘çok yorulduk her yerimizden ter akıyor havuz keyfi yapsak fena olmaz ’ diye.” Alaycı bir şekilde konuşmamı bitirdiğimde Lila da konuşmaya başladı. “Öyle mi dedim?”
“Ah benim akıllı arkadaşım, ulan sen attın ya bizi buraya!”
“Ben mi attım?” şu an çok masum durmasan ben sana yapacağımı biliyorum da hadi neyse.
“Lila sus güzelim. Susta kalbini kırmayayım.” Lila’ yı da yukarı yanıma çekip ilk başta yapmak istediğimiz şeyi yaptık. Çimlere uzandık.
Bu seferde sessizliği bozan Lila olmuştu. “Arjin sen bizi seviyorsun dimi? Hani böyle kızsan da dövsen de sen bizi canından çok seviyorsun.” Şimdi ne gerek vardı böyle bir soya.
“Lila nasıl soru bu ya? Tabii ki de seviyorum.” Lila yattığıyerden doğrulup oturur pozisyonunu aldı.
“O zaman söz ver biz hiç ayrılmayalım.” “Of Lila git başımdan” dedim ve elimle canını acıtmayacak şekilde kolunu ittim.
“Ya söz ver işte.” Ne kadar söz vermek istemesem de verdim. “Söz tamam mı söz oldu mu?” Lila san ki küçük bir çocuğa istediği oyuncak alınmışçasına sırıttı.
“Lila sana bir şey soru cam.”
“Sor. Evet dinliyorum. ”
“Neden söz vermemi istedin? Sonuçta bu ayrılmamamız için geçerli bir sebep değil.”
“Sen söz verdiğin şeyleri tutarsın da ondan söz vermeni istedim.”
Evet, maalesef tutardım ve her şey için söz veren biri değildim ama bunu düşünme den söz vermiştim peki ya neden? Belki de hiç ayrılmayacağımızı hissettiğimdendir. Yaşamadan bilemezdim. O zaman tek seçenek vardı.
Yaşayıp görmek.
Lila sırıtmaya son vermişti ve yüzüme tepki sizce bakıyordu.
“Yine ne oldu?”
“Tutamaz mısın?”
Lila’ nın neden bahsettiğini anlamadığımı kast ederek baktım. Ve anlamış olmalı ki konuştu. “Sözü. Tutamaz mısın sözünü?”
“Bilemeyiz ama zaman gösterir ne olup olmayacağını fakat şu an beraberiz ve bu anın tadını doyasıya yaşaya biliriz. Hem bizim daha yaşayacak çok anılarımız var.”
“O zaman…”
“O zaman ne?” dediğimde üstüme çıkıp beni gıdıklamaya başladı. Çok mu yüz vermiştim? Aman olsun belki bir daha yaşayamayacaktık. O yüzden bu günlük izni vardı.
Biz böyle doyasıya eylenirken yanımıza Mavi geldi ve elinde benim telefonum varı. Telefonumu bana uzattığında teyzemin aradığını gördüm ve açtım.
“Alo efendim teyze, söyle söyle beni özledin dimi?”
Teyzem den bir süre ses gelmedi.
“Teyze iyimi sin? Bir şey yok dimi?” Teyzem sesim endişeli çıkınca konuşmaya başladı.
“Arjin annen ve babanı kaybettik kızım.”
Ardından yoğun bir şiddetle sonu gelmeyen bir ses vardı. Teyzem ağlıyordu.
Beynin tam olarak algılamamıştı. “N-nasıl kaybettik” Sesim normalinden daha kısık çıkmıştı. Nasıl kaybetmiştik? Oyun parkında ellerimizi mi bırakmışlardı? Evden mi kaçmışlardı ya da bir eşya falandılar da koyduğumuz yeri mi hatırlamıyorduk? Nasıl kaybetmiştim ben aile mi?
Teyzem sadece “Kaza yapmışlar gelirken,” Diye bildi ve bir daha hiç konuşmadı.
Galiba beynim bu sefer algılamıştı
Bu oyunda biz neler beklediğini, nelerle karşılaşacağımızı, kimleri feda edeceğimizi, kimlerin gerçek ya da sahte olacağını bilmiyorduk.
Tıpkı bu oyunun sonunda kimin kazanacağını bilmediğimiz gibi,
Biz bu oyunu çoktan başlatmıştık ve feda edeceğimiz kişiler de şu an belli olmaya başlamıştı.
Benim ailem ebediyen kaybolmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.