2. bölüm / 10
İnsan SergisiÖlü Yada Diri.
Bölümler 10Şu an: Ölü Yada Diri.
- 1 Seni Görebiliyorum.8.076 kelime
- 2 Ölü Yada Diri.6.016 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Kanlı Bataklık.3.925 kelime
- 4 Ahsen İlkay.( özel bölüm )922 kelime
- 5 Vahşetin Dehşetli Çağırışı.5.371 kelime
- 6 Yalancı Yansıma.2.073 kelime
- 7 Bilinmeyenler.1.736 kelime
- 8 Oyunbaz.4.947 kelime
- 9 Rüya Kapanı.326 kelime
- 10 Sahte Gülüşler.1.234 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2.BÖLÜM
ÖLÜ YA DA DİRİ.
İnsan ilk kendi var olduğunu anladığı an da yaşadığınızanneder. İlk nefesini aldığında, ilk güldüğünde, ilk düşündüğünde, ilk konuştuğunda, ilk yemek yediğinde, ilk uyuyup uyandığı an da yaşadığını ve artık hayata başladığınızanneder.
Ya da
İnsan ilk var oluşunun bittiğini anladığı an da öldüğünüzanneder. İlk nefes alamayışında, ilk ağladığında, ilk anlamadığında, ilk sesi çıkmadığında, ilk aç kaldığında, ilk uyuyamadığında ya da uyanamadığı an da öldüğünü ve hayatının bittiğimi zanneder.
Bunlar aynı anda yaşanamazdı. İnsan nasıl hem yaşadığınıhem öldüğünü zannederdi? Eğer bunlar aynı anda yaşanamıyorsa ben nasıl şu an yaşıyordum?
Peki, ben neden şu an hem yaşadığımı, hem öldüğümü, hem hayata yeniden başladığımı, hem de hayatımın bittiğini zannediyordum.
Ben şuan hayatın ne başındaydım ne sonunda
Ne ölüydüm nede diri
Ben şuan hayatın tam ortasında takılı kalmıştım.
Beynimin algıladığı an telefon dizlerimin üstüne düşmüştü. Kızla anlamsız gözlerle bana bakıyorlardı.
Kafamı kaldırıp yıldızlara baktım, gözümün önünde annem ve babamın yüzünü gördüm. Sonra karanlık çöktü; gözlerim kapandı, burnum da annemin kokusu vardı san ki, bedenim de babamın sarılışları, tenimde annemin öptüğü yerler, saçlarımda babamın dokunup sevdiği yerler, kulaklarımda ise anne ve babamın ölüm haberi vardı. Benim bedenimin her bir zerresinde annemle babamın izleri vardı ve onlar ölmüştü ama neden bende ölmüş gibi hissediyordum? Neden yaşarken ölümü de tadıyordum? Şu dakika anne ve babamın öldüğünüanlarken bunu neden anlamıyordum?
Belki de hayat böyledir anlarsın ama sen anlamak istemezsin ya da sana anlamsız gelir.
🎭
2 Hafta sonra.
“Arjin lütfen aç artık şu kapıyı bak kaç gündür hiçbir şeyde yemedin biz de endişeleniyoruz. Bari ses ver.”
“Lila yalnız bırakın beni.” Lila tam bir şey diyecekken konuştum.
“Lütfen.” Dediğimde hiçbir şey demedi ve bir süre sonra aşağıindiğine dair sesler geldi.
-Nasılsın Arjin?
-Bilmiyorum san ki zaman hiç geçmiyor san ki o zaman da takılı kalmış gibiyim.
-O gece tam olarak ne oldu?
Hafiften sırıttım ve iç sesin sorusunun cevabını vermek için konuşmaya başladım.
-O gece ne mi oldu? O gecenin sabahın da babamla annemi o buz gibi olan kara toprağa bıraktık. Daha doğrusu diğerleri öyle zannediyor ama bilmiyorlar ki o gecenin sabahın da anneme sarılı olan ruhumu ya da o gecenin sabahın da babama sarılı olan hayallerimi de o buz gibi olan kara toprağa bıraktıklarını.
Sen benim o gecenin sabahı dediğime bakma. O gecenin sabahı hiç olmadı ki. Ben hale da o gecedeyim annemle babamın ölüm haberindeyim.
Burada, bu günde, bu oda da bir beden olsa neye yarardı ruh olmadıkça? Yaşamanın ne anlamı vardı yaşama isteği kalmadıkça? Boş bir beden hayalleri hayal olarak kalmışsa ne işe yarardı o boş beden.
Benim ruhum da hayallerim de annemle babama sımsıkı sarılmış bir şekilde oradan çıkarılmayı bekliyorlar ama onlarda bilmiyorlar ki orada kalacaklarını, annemle babama sımsıkı sarılmış bir şekilde ebediyen kalacaklarını.
Ben bazen düşünüyorum neden her kes beni peşinden sürüklüyor? Diye. Mesela en basitinden başlayayım. O gece Lila’ da beni peşinden havuza sürüklemişti.
Başka bir örnek ise Ülkü’nün öldüğü zamandı. Ülkü saat tam beş de öldü diye bende saat tam beşe gelince ölüyordum, oda beni peşinden sürükledi o saat tam beşte tamamen öldü benim ise saat tam beş de duygularım öldü. Bir başka örnek verecek olursam o da yine bir ölümdü annemle babamın ölümüydü. Evet, onlarla beraber bende gittim bir daha hiç gelmemek adına. Ruhum, hayallerim, duygularım, yaşama isteğim…
Yani anlayacağın iç ses bir bedende ne varsa o buz gibi kara toprağın altında kaldı o kara toprağa yenildiler. Geriye boş bir beden kaldı ama merak etmesin o kara toprak o da yarına kalmaz altında kalırdı.
Yine o gecedeki gibi gözlerime karanlık çöktü.
14 Yıl önce
“Of, battı üstüm başım ya. Yok, ben niye tek başıma yapıyorum bunu ki?”
Bugün 25 Ocaktı.
Yani Babamın doğum günüydü. Doğum günlerini kendimi bildim bilesi çok severdim, kimin olursa olsun o kişiyi mutlu görmek hayıtımda en sevdiğim şeylerden biriydi. Ve bugün babamı mutlu görmeyi sabırsızca bekliyordum.
Normalde pastaneden pasta alırdık ama bu sefer farklılık yapmak istedim ve pastayı kendim yapmaya karar vermiştim. Annem yardım edebileceğini söylemişti ama ben ısrarla kabul etmemiştim.
Artık kendime ne kadar güveniyorsam pastanın her şeyini ben üstlenmiştim. Ama keşke unu döktükten sonra karıştırmasınıüstlenmeseydim.
Her yerim batmıştı. “Tamam, yaptığım şey yanlıştı seni karıştırmamalıydım sen karışmak isteseydin karşıma toz halinde çıkmazdın, karışmış bir şekilde çıkardın zaten. Bu yüzden bana kızgın olabilirsin ve kızgın olduğun için üstümübatırdın bunu yapmak hakkın ama mutfağın ne suçu vardı da onu da batırdın?” Bir elimi belime koymuş çocuğunu azarlayan anneler gibi unu azarlıyordum.
Evet, bu durum biraz ilginç olabilirdi ama unu azarladıktan sonra bir daha uçuşmadan kabın içinde kaldı. Tamam, bu sefer yavaş karıştırmamın da biraz faydası olabilirdi ama bence en büyük fayda azarlamamdaydı ne de olsa korktuğu için kabın dışına çıkmadı.
Biraz daha karıştırdıktan sonra hamurun olduğuna karar verip kalıba döktüm ve annemin benim için ayarladığı fırına attım.
Kek fırında olurken bende meyveleri doğramaya başlamıştım ilk kestiğimi tabağa atıyor ikinci kestiklerimi kendim yiyordum yani bir tabağa bir bana yapıyordum sonuç da göz hakkı diye bir şey vardı.
Ama bana hep saçma gelirdi niye göz hakkı diyorlar eğer gözün hakkıysa ağızıma neden atıyordum göz yiyemezdi ki göre bilirdi. O zaman meyveyi yemem değil sadece bakmam gerekirdi o yüzden bu işe el atarak göz hakkını ağız hakkına çeviriyorum ve bu lezzetli muzlarla çileklerden yemeye devam ediyorum.
Kekin olduğuna dair fırından ses çıkınca annemi çağırıp keki almasını söylemiştim.
Annem gelip keki fırından çıkarınca keki pastaların konulduğu şu şeye koydu ve gerisi için yardıma kalkışınca annem zorla mutfaktan çıkardım.
Kekin Şekli çok güzel görünüyordu ama daha bitmemişti bitince daha güzel olacaktı.
Kekin üstüne biraz süt döktüm ve üstünü yaptığım kremşanti ile kaplamıştım. Çok güzel gözüküyordu ama daha son dokunuşları yapmamıştım.
Doğradığım meyveleri dikkatlice kekin üzerine yerleştiriyordum. Meyvelerim bitince sıra annemle beraber aldığımız pasta süslerinden dökmeden önce tadım kontrolümden de geçmişti sonuçta tadı daha az çikolatalıolabilirdi bence bu çocukların rüyasına bile gire bilirdi güzelim rüyayı kâbusa çevirdi kesin.
Bu düşünce bile çok kötüydü.
🎭
“İyi ki doğdun baba!”
Evet, pastayı yapma aşamasını bitirmiştim ve en zor olan aşama da yani babamı bekleyip pastayı yemek ti ve oda sonra bitecekti.
“A siz bana pasta mı yaptınız?”
“Hayır, biz yapmadık ben yaptım.” Diyerek bu yanlışıdüzelttim.
“Evet, evet her şeyini Mia yaptı”
“Anne Mia ne ya kedi miyim ben? Mira diyeceksin Mira. Sadece i ile a nın ortasın da r var. Söyle bakıyım.”
Annem babama bakarak gülümsüyordu.
“Evet, sen bir kedisin benim minik kedimsin.” Annem konuştuktan sonra beni gıdıklamaya başladı ve buna babam da dâhil oldu.
Ellerinden kurtulup konuşmaya başladım.
“Ya bakın sabahtan beri bekliyorum, şekerim fal düşecek yani Allah korusun.” Benim bu konuşmama ikisi de çok güldü.
Annem “Tamam, o zaman ben tabakları alıp geliyorum.” Diyerek mutfağa gitti.
Bu gün yaptığım şeyleri babama anlattım. Annem geldiğin de ilk dilimin babamın yemesini istemiştim ve ilk dilimi babam almıştı.
“Nasıl olmuş? Nasıl olmuş?”
Babam ilk anneme daha sonra bana baktı ve bana gülümseyerek bakıyordu.
“E nasıl olmuş?” Bu sefer annem sormuştu.
Babam bir dilim daha aldı ve “Bence bunu siz yemeyin hepsini ben yiye cem.” diyerek pastayı kendi önüne doğru çekti.
Annem babamın ne yapmak istediğini anlayarak tekrar mutfağa gitti ve geri geldiğinde elinde başka bir pasta vardı.
“A anne sen bu pastayı ne zaman aldın?”
“Ben her ihtimale karşı bir tane alıyım dedim.”
“Niye ki ben yapmıştım?”
Ben annemle konuşurken babam araya girdi.
“Kızım sen nasıl yaptın bu pastayı?”
“Olmamış mı?”
Babam tam konuşacakken araya girdim.
“Allah Allah, nerede hata yaptım acaba? Hâlbuki güzel olsun diye sade süt yerine çilekli süt bile kullanmıştım.”
Annem konuşmamı gülerek böldü.
“Sen şimdi sade sütle kötü olur diye çilekli süt mü koyayım dedin?”
Kafamı olumlu anlamda salladım ve konuşmaya devam ettim. “Sadece çilekli süt değil ki. Yağ zararlı diye meyve suyu da dökmüştüm. Ha bide şekerin tadın biraz farklıydı sanki ama beyazdı ona eminim.
Annemle babam konuşmadan yüzüme hayretler için bakıyorlardı. Yanlış bir şey mi söyledim acaba?
Ben sustuktan sonra ilk konuşan babam olmuştu. “Kızım ayıptır sorması sen bunu nasıl kek haline getirdin.”
Ellerimi bilmiyormuş gibi iki yana açarak konuşmaya başladım. “Bilmem içine bu söylediklerimden kattım ve sonuçböyle oldu.”
Annem ne olduğunu yeni anlamış gibi bir süre sonra ilk defa konuştu.
“Bence biz benim aldığım pastayı yiyelim.”
“Bence de annemin aldığı daha güzel görünüyor.”
Şimdi ki zaman
Artık doğum günlerinden nefret ediyordum. Kendi doğum günümde bir değil üç kayıp vermiştim ben. Her doğum günü ölüme bir adım daha yaklaşmak demekti ve biz ölüme doğru atılan her bir adımı gülerek kutluyoruz.
Gözlerimi araladığımda odayı güneşin turuncu ışıklarıaydınlatıyordu. Zaman algım kaybolduğunda bu güneşin doğumu mu bayışımı pek algılayamıyordum. Ama telefonuma göre şu an güneşin batışıydı.
Yatak da doğrulup komi dinin üstün duran aile fotoğrafımıza baktığımda yanağımda hissettiğim sıcaklıkla irkildim. Ne zaman ağlamıştım en son? Bilmiyordum. Galiba Ülkü’nün ölümünden sonra hiç aylamamıştım.
Bu günden sonrada ağlamayı hiç düşünmüyordum. Ağlamak güçsüzlük değildi her gülenin güçlü olmadığı gibi.
Ama bana her zaman ağlamak saçma gelmişti. Bir insan ne den bir başkası için kendisini üzsün ki? Bu kendi içinde olabilirdi. İnsan neden kendini üzsün ki? Neden bile bile canını acıtsın?
Ben şimdi ne kadar ağlasam annem ya da babam geri gelecek mi? Hayır gelemeyecek. Cevap çok netti.
O yüzden ağlayıp da bura da kendime eziyet edeceğime onlarıbenden alanı bulmak daha mantıklıydı.
Üstüme siyah tulumumu giydim. Ayakkabı olarak beyaz sporlarımı giymiştim. Ayna da yüzümü görünce yarım ağız sırıtmıştım.
Hayır, ‘Bizimkilerin yanına böyle gitsem korkarlar mıydı acaba?’ düşüncesi çık aklımdan.
Gözaltlarımda ki morlukları kapattım ve sanki iki haftadır oda da ailesinin yasını tutan ve oda da ruh gibi duran ben değilmişim gibi bir yüze sahiptim.
Saçlarımı da açık bırakmıştım. Kâküllerim uzadığı için biraz garip duruyordu, kendim kese bilirdim ama şu an yetişmem gereken bir yer vardı karanlık tam çökmeden yetişmem gerekiyordu.
Odamdan dışarı çıktığımda kızları görmemiştim ama mutfaktan sesler geldiği için nerede olduklarını anlamıştım. Ses çıkartmadan dışarı çıka bilmiştim.
🎭
Evet, şu an mezarlıktaydım, daha doğrusu annemin ve babamın yanındaydım.
Mezarların başına gelince elimde tuttuğum demetleri üslerine bıraktım ‘Nemesia’ çiçeği almıştım. Sevdiğim çiçek türlerindendi.
“Anne baba bakın ben geldim. Bu arada özür dilerim iki haftadır gelmediğim için. Bundan sonrada daha gelir miyim bilmiyorum.”
Konuşmak neden zordu ki? Neden istediğimi söyleyemiyordum?
“Biliyorum bu bir kaza değildi biri sizi benden aldı, sizi benden alanı bulmadan sizin yanınıza gelemem. Yani kendim için böylesi daha doğru olur.”
Sanki zaman geçtikçe nefes almam daha da zorlaşıyordu.
“keşke bunlar hiç yaşanmasaydı.” Oldu son sözlerim.
Tam kalkacak bir ses duydum yine aynı sesti ormanlık da duyduğum ses, ama bu sefer emindim o gün o sesi gerçekten duymuştum. Oturduğum yerden kalktım ve sesin geldiği tarafa yavaşça ilerledim ses ağaçların arkasından gelmişti ama hiçbir şey ya da birini göremedim.
Tam geri dönecektim ki aynı ses bu kez çalılıklardan geldi. Umutsuz ve sinirli bir şekilde Çalılıklara doğru yöneldim. Korkuyu hiçbir saniye hissetmemiştim.
Ya beynim benimle oynuyor ya da birisi cidden benimle fena uğraşıyor ama şuna emindim eğer biri benimle oynuyorsa bu düşündüm kişiydi. Ailemi benden alan kişiydi.
Çalılıkları elimle iki yana açtığımda gördüm şey yine bir bebekti. Bebeği elime aldığımda yine konuşmasını bekledim ama bu sefer konuşmamıştı.
Bebeği de alıp yavaş adımlarla çantamı almak için mezarlığa geri döndüğümden. Yukarıdan bir zarf düştü.
“Ya niye karşıma çıkmıyorsun sen? Yok, korkuyorsun diye cem korksan insan öldürmezsin!”
‘Yukarıdan daha da güzelsin Lavinya’
Kafamı hızla yukarı doğru kaldırdığımda gördüğüm manzara beni daha da ha çok sinirlendiriyordu.
Yok, anlamıyorum bu adamın oyuncak dükkânı falan mı var bu kadar bebek nerden çıkıyor?
Annem ve babamın mezarının hemen üstünde yaşam ağacının dalları vardı ve o dallara asılı olan beş bebek. Ben yukarıda asılı olan bebekleri gördüğüm anda konuşmaya başladılar!
“Seni görebiliyorum, bir oyun oynayalım mı? Gel benimle oyna,”
Yok, kafayı yiye cem. Bu kişi nasıl bu kadar iyi oyun oynaya bilir ki? Hem geldiğimde bu bebekler yoktu, o zaman bu kişi… Derin bir nefes aldım. Halada burada mı?
Ağacın dallarına avını bekleyen aslan gibi dikkatlice inceliyordum. En son baktığım dalda bir hareketlilik var. Dikkatimi biraz daha yoğunlaştırınca kendimi gördüm.
“Oyun mu istiyorsun? Peki, oynayalım ama şartlarım var” Ses gelmemişti fakat duyduğuna emindim.
“Bir. Benimle yüzleş.” Yine bir ses yoktu.
“İki. Ben de sana oyun hazırlamak istiyorum sonuçta bir oyunda her iki tarafında zevk alması gerek dimi.” Alaycı bir şekilde konuşmamın ardında yine bir sessizlik vardı.
“Üç. Şimdi sen benim nereye gittiğimi ya da ne planladığımıbiliyorsun ama ben. Ben bilmiyorum o yüzden sana ulaşmam gerek bunun içinde ne yapacağını biliyorsundur herhalde.” Ses yok.
“Eğer beni böyle korkuta bileceğini falan düşünüyorsan bu oyunun kazananı belli. Yok, zaten belliydi ama şu dakika bir daha emin oldum.” Ses gelmedi. Etrafa bakmayı bırakınca yine bebekleri gördüm ve tekrardan konuşmaya başladım.
“Ya maden böyle gereksiz şeyler yapacaksın bari alınabilen bir yere koy! Biliyorum, boyum uzun ama üç metre bir boya sahip de değilim yani!” dememle bebekler aşağı düştü. Aklınca oyun oynuyordu işte.
“Bu arada bebeklerden nefret ederim. Bir daha böyle çirkin şeylerle oyun oynama! Az vizyonlu ol ne bileyim canlı bomba falan koy az aksiyon katar oyuna. Çünkü ben böyle sakin kalmayacağım.”
Bebekleri alıp arabaya doğru yöneldim.
“Mahkemede görüşürüz!” Tabii mahkeme diye bir şey varsa ve sen ölmezsen o zaman kadar.
Arabaya bindiğim de dikiz aynasındaki yazıyla şaşırdım. ‘Görüşürüz Lavinya’
İşte bu beni daha çok sinirlendiriyordu yapacağım hamleleri önceden öğrenip ona göre oynuyordu.
Hem ‘Lavinya’ nedir Allah aşkına ya yok adımı bilmiyor diye cem ama adam bir sonraki hamleme kadar biliyor. Beni korkutanda ben daha yapacağım hamleyi bilmezken adam önceden cevabını veriyor, inşallah ben uyurken beynime çip falan takmamıştır.
🎭
Şu an ki durumumu biri görse evcilik falan oynadığımı düşüne bilirdi. Karşımda tam tamına yedi bebek var. Elimde ise KaanAtınel’ in dosyası. Yani ailemi ve Ülkü’yü benden alan kişiydi.
Katilimiz bunca yıl yakalanmadan elini kolunu sallaya sallaya dışarıda geziyormuş. Ama bunca yıl sonra bir hata yaptı sırf benimle oyun oynaya bilmek için kendini ifşa etti hâlbukibende daha oyuna başlamamıştım bile. Benim ormanda ilk bulduğum bebeğin üzerinde parmak izlerini unutmuş akıllı.
Şimdi bu günde bir bebeğin üstünde saç telini. Zaten ilk baştan beri şüpheleniyordum Ülkü ölünce o gün üstünde bulunan eşyaları bize vermişlerdi ve eşyaların içinden bir numara çıkmıştı. Aynı numara elinde de vardı o gün Ülkü’nün.
“Arjin! Gire bilir miyim?”
Talya’ nın sesini duyar duymaz bebekleri ve dosyayı dolaba koyup kapıyı açtım.
“Talya iyi misin? Gecenin bu saatinde niye uyumadın sen?”
Gözleri biraz kızarmıştı, sarı saçları birbirine girmiş ve normalinden daha hızlı ve derin nefesler alıp veriyordu. Bir şey olmuştu ama ne olmuştu işte onu anlamamıştım.
“Talya konuşsana birine mi bir şey oldu?”
“Yok, yok birine bir şey olmadı.”
“Ne oldu o zaman? Korkutmasana insanı.”
“Arjin ben yine onları gördüm geçek gibiydi aynı.” Dedikten sonra kızaran gözlerinden birkaç damla yaş döküldü. Yine ailesini görmüştü.
Talya’ nın omuzlarından tutuk kendime çektim. Sarılışıma oda karşılık verdi.
“Tamam, bak geçti kâbus görmüşsün işte.
“Ama Arjin bu çok gerçekçiydi. Bir an gerçekten ölmediler zannettim.” Talya’ yı kendimden uzaklaştırdım ve gözlerine bakarak o soğuk sessimle konuştum.
“Talya onlar öldü ve bir daha gelemeyecekler anla artık. Bunları düşünmen senden başka kimseye zarar vermez kendine eziyet etmiş olursun.”
Talya sanki halada bir ümit varmış da ben bunları söyleyince o ümit yok olmuş gibi bakıyordu bana.
“Hem sen değil miydin bana alışmak zorundayız diyen. Ölüme, yalnızlığa, bırakılmış lığa, çaresizliğe ve nicelerine alışmak zorunda insan diyen.”
“Halada öyle ama çok acıtıyor Arjin birinin senin yüzünden ölmesi.”
İşte tam bende o gün böyle hissediyordum birinin senin yüzündenmiş gibi ölmesi.
“Bugün benimle uyumak ister misin?” Talya ciddi miyim diye yüzüme baktı ve ne kadar ciddi olduğumu görünce bana tekrar sarıldı.
Aslında birazdan teyzemlere gidecektim ama Talya’ yı bu durumda bırakıp gitmek hiç içime sinmiyordu.
“E hadi o zaman benim çok uykum var.” Deyip yatağa yattım ve benim yatağa yatmamla Talya da yanıma yattı.”
-İçses orda mısın?
-Ne zaman gittim ki?
-Ne bileyim yaklaşık iki haftadır yoktun da.
-Yaklaşık iki haftadır kendinde değildin ya.
Gözlerimi devirdim sanki beni görebilecekmiş gibi.
-Ya içses biz ne kadar kötü biriymişiz, ben Talya’ nın katille bir alakası var zannettim kardeşimi kardeşimin katiliyle işbirliği yaptığını düşündüm.
-Öncelikle kendin için konuş ben öyle bir şey demedim bu yüzden buradaki kötü sen oluyorsun.
-İçses sus da dinle.
-Arjin ne istediğine karar verir misin artık konuşayım mı? Susayım mı?
-Şu anlık sadece dinle.
-Tamam, ama öncelikle bir şey soracağım.
-Sor içses sor.
-Talya’ yı neden katilin iş birlikçisi sanmıştın?
-Hani o gün Ülkü ölü bulunduğu zaman hiçbir duygu belirtisi vermemişti daha sonra ormanda birden çantamı unuttum deyip yanımızdan ayrılması ve bunu hiç birimizin duymamış olmasıbeni biraz şüphelendirmişti açıkçası.
-Peki, Talya’ nın ailesi nasıl ölmüş?
-İçses konudan konuya atlama hızın ışık hızından daha hızlıresmen.
İçses den ses gelmeyince Talya’ nın ailesinin nasıl öldüğünüanlatmaya başladım. Açıkçası bende daha yeni öğrenmiştim. Bunca yıl bizden saklaması ve böyle bir şeyin altından tek başına kalkması inanılır gibi değildi.
-Talya’ nın babasının belirli düşmanları varmış bu düşmanlarının birsinin oğlu bizim bu Talya’ ya mı ne âşıkmış. Bu adamda Talya’ nın babasını tehditti mi ne etmiş. Eğer Talya’ yı vermezse eşini öldüreceğini söylemiş ama onur amca ne kızını nede eşini kaybetmek istememiş.
Bu yüzden kaçmaya karar vermişler ama tam kaçacakken bunları yakalamışlar sonra bu Talya’ yı isteyen adamın oğlu Talya’ nın gözünün önünde ailesine işkence falan etmiş,
Ama bu işkenceler akıl almaz türden yani Talya anlattığında sanki o anı tekrar yaşıyormuş gibi bir çaresizlik vardıgözlerinde.
-Ne gibi işkenceler?
-Annesinin kollarına kızgın yağ dökmüşler, yüzütanınmayacak hele gelene kadar dövmüşler, vücudunda altmışaltı tane bıçak izi varmış bir da o salaklar kan kaybından ölmesin diye yaralarını sarıyorlarmış.
-Babasına ne olmuş?
-Onun ki de eşinden çok farklı değil. Bazı uzuvları koparılmışsırtının ölümcül noktalarında kurşun izleri varmış onun bıçak izleri daha azmış ama ikisinin sonu da aynıymış ikisini de yangının içinde bırakmışlar.
-Talya ya ne olmuş ona bir şey yapmışlar mı?
-Ona en büyük cezayı vermişle, hiç iyileşmeyecek bir yara. Ailesi onun yüzünden ölmüş gibi kızın beynini yıkamışlar bide ailesi işkence görürken zorla Talya’ ya izletmişler Talya gözünü kapatsa bile çığlıklarını duyuyormuş yani kaçamamışhiçbir şekilde o işkencelerden.
-E sen Talya’ yı küçüklüğümden beri tanıyorum demiştin ailesi öldüğünü anlamış olman gerek o işkencelere rağmen psikolojisini nasıl düzeltti tek başına? Ya da kimde kaldı? Nasıl ailesinin öldüğünü daha yeni duyuyorsun?
-Talya iyi oyuncuymuş içses. Bize ailesinin İngiltere’ye taşındığını söyledi. Evde tek kaldığını biliyorduk o yüzden bazen ben onda kalıyordum bazen o bizde zaten sonra biz bu evi tutup kızlarla beraber yaşamaya başladığımızdan beri arasında çok bir zaman yok.
-Talya nasıl kurtulmuş sonra?
-O kısmını bende bilmiyorum içses ama bu sorunun cevabını bende çok merak ediyorum.
-Arjin şimdi masalımızı çok güzel dinledik uykumuz da yavaştan gelmeye başladı ama sence gerçeğin bu olmadığına eminsin demi?
-Bilmiyorum içses bu bana da hiç mi hiç inandırıcı gelmedi çok klasik yani her dizide ya da filimde kesinlikle gördüğümüz şeyler.
Ailesinin düşmanının oğlu bu kıza âşık olur baba seçim yapamaz ve kaçmayı dener ama kaçamazlar ve aile kızın önünde öldürülür mutsuz son fakat genelde mutlu sonla biter ama biz daha sonunun nasıl biteceğini bilemiyoruz.
Aslında Talya ya inanmakta istiyorum bir tarafım Talya güçlü bir kız diyor fakat bana da hiç gerçekçi gelmiyor. Ama benim şu anlık yapmam gereken onun yanın da durup ne sakladığınıöğrenmek.
Yüzümü sanki bir şeyden iğrenirmişçesine buruşturdum.
-Of ya ben geçekten ne kadar kötüyüm kardeşim dediğim kişinin kardeşim dediğim bir başka kişinin ölümüyle bir alakası olduğunu düşünüyorum.
-Ama Arjin sende bir yerde haklısın güvendiğin kişiler as-
-İçses uyusak mı? Artık yarın yorucu bir gün olacak.
🎭
Kocaman ormanın aydınlatan tek ışık kaynağı sadece Ay’ ın ışığıydı.
Gözlerim yavaşça açılmaya başladığında tek gördüğüm şey ağaçlardı. Kendime biraz daha geldiğimde ayağa kalkıp nerede olduğumu idrak etmeye çalıştım. Beynim sanki uyuşmuş gibiydi.
Etrafıma biraz daha bakındım ve nerede olduğumu anlamıştım burası Ülkü’nün ölü bulunduğu yerdi. Dalga seslerinin geldiği tarafa doğru yürüdüm ve bir uçurumun kenarına gelmiştim.
Yine aynı kâbuslardan biriydi işte az sonra Ülkü gelecek ve bana hesap soracaktı.
Arkamdan sesler gelince hemen arkamı döndüm ama orada Ülkü yoktu.
“Oyun başladı Lavinya, gel benimle oyna, gel benimle oyna,”
Orada bir bebek vardı. Bu sefer diğer yanımdan ses geldi ve bu sefer aynı hızla diğer tarafıma döndüm.
“Oyun başladı Lavinya, seni göre biliyorum. Gel benimle oyna.”
Orada da bir bebek vardı. Ve yine bir ses daha geldi ve bu ses şu an arkamdaydı. Arkama döndüğüm an iki bebek gördüm.
“Kaçış yok Lavinya, seni duya biliyorum. Gel benimle oyna.”
Yok, kafayı yiyeceğim. Sadece bir kâbus bu gün den beri bebeklere çok takmıştım sadece kafamı o yüzden oldu. Bilinçaltım ona göre davranıyor şu an birazdan uyanacağım.
Bütün sesler bir birine karıştı ve bu hiç çekilebilir bir şey değildi. Gözlerimi sıkı sıkıya kapattığıma sanki sesleri sustura bilecekmişim gibiydi.
Ve birden sesler kesildi. Acaba cidden gözlerimi kapatmam işe mi yaradı.
Arkamdan yine bir ses geldi. Acaba bu sefer nasıl bir bebek vardı arkamda?
Arkamı dönmemle kendimi görmem bir oldu. Ve sadece kendimi değil arkamdaki simsiyah insanı da görmüştüm. Arkamı dönmekten midem bulanmıştı artık.
Siyah insanımsı şey konuşmaya başladı.
“Neden yalan söyledin?”
“N-nasıl bir yalan.” Of rüyanda da kekelemezsin yani.
“Kızlara neden yalan söyledin? Neden Ülkü nasıl öldüyse başka insanlarda aynı o şekilde öldüğü için dava tekrar açılmışdedin?”
Aynen tahmin ettiğim gibi bir kâbus ve bilinçaltımda böyle bir olayı kullanıyor.
“Ne deseydim Ülkü’nün eşyalarının arasından bir numara çıktıbende bu numarayı aradım sonra cevap gelmeyince araştırdım mı deseydim?”
“Evet, zaten doğru olan da bu değil mi?”
“Değil!” derin bir nefes aldım ve konuşmaya devam ettim. “Ya başlarına bir şey gelseydi o numara yüzünden, ya katilin numarası olsaydı ki zaten öyleydi ben benim yüzümden artık birilerinin ölmesini istemiyorum.”
“Polise neden gitmedin peki?”
Yarım ağız sırıttım.
“Ne yapacaklardı? Katli bulamayınca Ülkü’nün dosyasını intihar diye kapatanlar ne yapabilirdi ki? Ama o katili ben bulursam hapishaneye değil toprağın altına göndere bilirdim.”
Siyah insanımsı şey sadece öyle duruyordu kafasında kar maskesi ve şapkayla tam filimler de gördüğüm hırsızlara ya da katillere benziyordu bu aralar filim izlemeyi bırakmıştım ama bilinçaltı işte.
“Of iyice delirdim rüya olduğunu bildiğim halde tanımadığımhayali biriyle konuşuyorum”
“Belki de tanıyorsundur.”
“Hiç zannetmem ama eğer izlediğim filimler den çıkıp geldiysen o zaman işler değişir.”
“Peki, neden Ülkü’nün öldüğü ormana yani bu ormana geldiğinde Ülküden Ülkü değil de başka bir kadın ölmüş gibi sadece kadın diye bahset?”
“Kâbusumdaki hayali karakter misin? Hesap sorma makinası falan mı?”
“Biz ortak diyelim. Hem sorumun cevabımı henüz alamadım. ”
Bu kendini ne zannediyor acaba?
“Her şeyi bilmek zorunda değilsin, hem bu ne samimiyet.”
“Pekâlâ, eninde sonunda söyleyeceksin, anladım ben zaten.”
“Ne anladın acaba.” dedim alayla.
“Sırf katil hapse girip kurtulmasını istemediğini, Ülkü gibi onunda hayatının bitmesini istediğini ve bu yüzden de kendin hesap sormak istediğini bununla beraber numarayı neden polise vermediğini.
Kızlar davanın neden açıldığını merak edip senin bir şeyler sakladığını düşünüp anlamalarını istemediğini.
Kızlara başkalarının da öldüğünü söylemeni çünkü yıllar sonra ortada bir neden yokken davanın açılması biraz merak uyandırıcı, sende bu ölümler sayesinde davanın göz önünde bulunduğunu falan söyleyecektin.
E o kadar bilgiyi köpeğe verseler hayvan dile gelip anlatır yani.
“Aferin çocuğum otur yüz veriyorum sana bu sözlüden.” Alaycı bir şekilde konuşmam hoşuna gitmiş olmalı ki gülme sesleri geliyordu.
Yine arkamdan bir ses gelmişti. Bıktım artık bu seslerden midem bulandı cidden daha demin lafın gelişi söylemiştim şimdi gerçekten midem bulanıyordu.
Bıkkınca arkamı döndüğümde bir bebek daha vardı ve bana öylece bakıyordu ve birden konuşmaya başladılar.
“İyi uykular Lavinya, oyun çoktan başladı.” Bebeklerin konuşmasını takmayarak arkamı döndüğümde siya insan gitmişti. Zaten ne bekliyordum ki çay, kahve içmemizi falan mı?
Bebeklerin konuşması sinirimi aşırı bozuyordu. Birden bebeklerin gözleri kapandı ardından da sesleri gitti sonrası… Sonrası yoktu.
🎭
Güneşin ışı yüzüme vurduğu için gözlerim acıyordu. Bu acı dayanılmaz olduğu için elimi güneş ışınlarının geldiği tarafa doğru kaldırdım. Sanki ellerimle kapatırsam koskoca güneşin ışığını kese bilecektim.
Sonunda gözlerimi yavaşça açıldığında odam da olmak içimi rahatlatmıştı dünkü kâbustan sonra uyanacağımı pek zannetmiyordum açıkçası.
Tam uyanıp kendime geldiğimde yanımda Talya’ nın olmadığını fark ettim.
Kesin mutfaktadır. Kız yemek yemeyi yapmaktan daha çok seviyordu.
Kafamı sola doğru çevirdiğimde saatin dokuz geldiğini fark ettim, aslında çokta geç değildi ama bu gün oyuna bende dâhilolacaktım. O yüzden işlerimi erkenden halletmem gerekirdi.
Üstüme sabahlığımı geçirip banyoya doğru ilerledim. Suyu ayarlamaya çalışmadan direk girmiştim.
-Arjin ne vardı şu suya az ılık yapsaydın donduk burada.
-İç ses şu an buna şükretmen lazım sıcak da olabilirdi.
Kısa bir duşun aldıktan sonra üzerimde bir bornozla gardırobumun önüne gelmiştim.
Gardırobu açtığım kıyafetlerimi görmek isterdim on iki tane bebek değil.
🎭
Kapıyı kilitliyim yatağa tekrardan oturdu. Bebeklerin hepsini karşımdaydı.
Gardırobumdan bebekleri çıkartmış ve karşıma koymuştum fakat helada kıyafetlerim bulamamıştım.
-Sende mi benim düşündüğümü düşünüyorsun?
-Sen ne düşünüyorsun ki iç ses?
-Maaşımızın nerdeyse hepsini yatırdığımız kıyafetlerin nereye kaybolduğunu.
-İç ses sen şaka mısın? Şu an tek derdin kıyafet mi?
-Ne yani sen o güzelim elbiselerin nereye gittiğini merak etmiyor musun?
-Tabii ki de merak ediyorum ama şu an ilk önceliğim değiller.
-Neymiş senin şu an ilk ön-
Telefonuma mesaj gelmesiyle iç ses sustu.
Telefonumu alıp açtığımda kilit ekranın değiştiğini gördüm. Fotoğraf aynadan çekilmişti, ben ve arkamda o siyah insan vardı.
Nasıl ya? O kâbus değil miydi?
Şu an hiçbir şey anlamıyordum. Dün gece gördüğüm kâbus gerçekten yaşanmış mıydı?
-Evet, tamda düşündüğün gibi oldu Lavinya. Dün gece isteklerinin biri yapıldı. Seninle karşına çıktım.
Telefondan kafamı kaldırıp bebeklere baktım tekrardan konuşmuşlardı. Ama bu sefer o cılız sesleriyle değil gerçek bir insan sesiyle konuşmuşlardı.
Telefonum çaldı ve bu sefer kafamı telefonuma çevirmiştim. Özel numara arıyordu. Aramayı yanıtladığım da ses yoktu ama bebekler konuşmaya başlamıştı.
-Bir diğer istek daha geçekleşti. Eğer beni yakalamak istiyorsan Ülkü’nün öldürüldüğü yere gel tabii iyi durumda olabilirsen.
Bebeklerden çıkan son ses bu oldu ya da katilimizden mi demeliydim?
Telefonuma ilk gelen mesajı daha yeni aça bilmiştim ve gördüğüm şeyle vücudum buz kesti.
Yine bir fotoğraf vardı ama bu kilit ekranımdaki fotoğraf kadar masum değildi. Telefonumun ekranında ki fotoğrafta canlı iki insan vardı ve arka planı gecenin karanlığı kaplıyordu ama bu fotoğrafta ölü iki insan vardı ve arka planı ailemin kanı kaplıyordu.
Fotoğraf bir süre sonra kendini sildi ve ben telefonumun siyah ekranından kendimi gördüm. Birkaç dakika öylece ekrana baktım, sanki ben daha uyanmadım ve o kâbus devam ediyor gibiydi ama her şey o kadar gerçekti ki ben hiçbir şey yapamıyordum.
Keşke kâbus olsa da uyanmak için çabalasam, şaka olsa da gülmeye çalışsam, yalan olsa da inkâr etsem, oyun olsa da oyundan çıksam ama gerçekti hiç olmadığı kadar hem de ve ben bu gerçekliği kabullenemiyordum.
Ayağa yavaşça kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Kapıyıyavaşça açıp aşağı indiğimde kızların hepsi banan bakıyordu.
Elimdeki telefonu parçalamak istercesine tutuyordum. Kızların tam önüne geldiğimde Duru konuşmak için yönelmişti ki konuşmaya başlamadan ben konuşmaya başladım.
“Benden sakladığınız bir şey var mı?” evet biraz sert oldu ama benim şu an bu kadar sakin kalmam bile enteresandı.
Soruma karşılık veren Talya olmuştu.
“Arjin eminim sen şu an biliyorsun ve bizim bunu saklamaya hakkımız yok ki zaten nereye kadar saklaya biliriz.”
“Doğru yani?” kimseden bir cevap gelmedi ve ben bu sefer daha çok üşüdüğümü hissettim. Tamam, zaten biliyordum ama gördüğüm şeye inanmak istemedim belki oyundur dedim fakat sadece birini doğru tuttura bilmiştim. Bu oyunun bir parçasıydı.
VE ben bu oyuna karşılık vermeye başlayacaktım.
🎭
Sandalyede oturmuş karşımda ki hırçın denizin dalgalarınıizliyordum.
Oyuna karşılık verecektim bu gün.
“Geleceğini biliyordum.” Nefesimi sadece sesli bir şekilde verdim ve daha konuşmadım.
“konuşmuyoruz anlaşılan. Peki, sıkıntı yok.”
“Neden yaptın?” dedim usulca.
“A hadi ama oyun oynuyoruz şurada, hem sen kabul etmemişmiydin oyuna katılmayı?”
Yerimden kalktım arkamda ki siyahımsı insana bakım. Ve ona doğru bir adın adım ilerledim.
“Evet, kabul ettim de bu kadar iğrenç şeyler yapacağından habersizdim ve bunu kabul ederken de şartımın olduğunu söylemiştim,”
“Şartlarını yerine getirdiğimi düşünüyordum. Hem yaparken bir kere bile midem bulanmadı biliyor musun? Hatta zevkle yaptım.”
Yüzümü buruş tutarak konuşmaya devam ettim. “Bende sana oyun oynayacaktım ya hani,” Ellerini iki yana açtı ve geriye doğru ilerlemeye başladı.
“Buyur sahne senin.”
“Peki, bunun sonunda ölen olursa o zaman da yine sahne benim mi?”
“Merak etme Lavinya mezarına mağlup yazdırdığımda yine sahne senin olacak.” Yarım ağız sırıttım.
“Sen kendini komik falan mı zannediyorsun? Yok, eğer öyle bir hayalin falan varsa söyle ki sen ölürken bu hayalini fazlasıyla gerçekleştiririm.”
“Merak etme bu oyunun sonunda ben ikimiz adına bolca güleceğim.” İnşallah ben o ağızı bin parça etmeden bolca gülebilirsin.
O yavaşça geri geri giderken bende yavaşça ona doğru ilerliyordum ve birden karşımdaki siyahlık yere düştü. Bugün yüzümde hiç bir duyu belirtisi yoktu bu belirsizliği bozan sesli kahkaham oldu.
Evet yerde mekanizmalı bir ip düzeneği vardı ve gecenin bu karanlığında çok iyi kamufle olmuştu.
“Ay pardon düşürmüş olmalıyım getirirken kusura bakma.”Dedim mahcup bir şekilde. Sonra yine bir gülme sessi.
O elleriyle ayaklarında ki iplerden kurtulmaya çalışıyordu ama bilmediği bir şey vardı bu ipler hareket edince daha çok sıkılaşıyorlardı.
“Bu kadar kolay olmamalıydı hele senin gibi kolayca insan öldüren biri için daha zor olmalıydı.” Yüzümde şaşırmış bir ifade vardı ve o bu ifademe gülüyordu.
“Hiç o küçücük aklıda boş boş hayaller kurma Lavinya benden daha zeki olamazsın.”
“Nedenmiş o? bak ilk de ilk tuzağıma yakalandın.” Konuşma benim sözlerimle son buldu. O daha çok çırpındıkça ipler daha çok sıkılaşmış ve çoktan derisine batmaya başlamıştı.
Ben birkaç adım daha attığımda oda ayaklarındaki iplerin nasıl çalıştığını anlamış gibi ipleri bırakıp geriye doğru gitmeye başladı bu seferde elleri vücuduna sabitlendi ve ben yine bir kahkaha attım. Evet, bu gün çok fazla gülecektim anlaşılan.
“Arjin bu gün çok fazla gülmek istediğine emin misin?”
“İçses sadece kendimi suçlamadığıma inandırsam yeter yoksa ben de bu gün gülmek istemezdim.”
“A ne kadar sakarım bak bir tane daha düşürmüşüm görüyor musun tüh.” yine sanki çok mahcupmuşum gibi konuşmam sinirini bozmuş olmalı ki sesli bir şekilde bağırdı.
“Sen benim buradan kurtulamayacağımı falan mıdüşünüyorsun? Eğer böyle düşünüyorsan çok masumsun ve ben buradan kurtulduğumda o masumluğun hiçbir işe yaramayacak.”
“Dedi hayallerin içinde yaşayan masalcı.” Yüzünüburuşturarak konuşmaya başladı.
“Masalcı mı? Şu an bula bula bunu mu buldun cidden.” Omuz silkerek cevap verdim.
“Sana bir sır veriyim mi ben masalları hiç sevmezdim çünkü gerçek olamayacak şeylere inandırırlardı,”
Sinsice sırıttı. Şu an aklından ne geçtiğini gayet iyi biliyordum.
“Sevmezdim dedin artık seviyor musun?” evet, düşüncem doğru çıkmıştı.
“Yok, sevmiyorum ama nefret de etmiyorum artık.”
“Neden?”
“Çünkü anladım ki suç masalda değil o masalı yazanmasalcıdaydı.” İpleri unutmuş gibi benimle sohbet ediyorduresmen.
“Tamam, masalcıları sevmiyorsun ama masallara inanıyorsun anladığım kadarıyla.”
“Yok, hiç anlamamışsın ben masallara inanmayı dört yaşımda bıraktım sonuçta insan akıllanınca anlıyor gerçek olamayacak şeyleri, o yüzden senin de kurtulma gibi bir masalın falan varsa hiç inanma derim.”
“Neden masalları sevmiyorsun ki? Nede olsa kötü olan bir şey yok.” Alaycı bir şekilde güldüm.
“Oyunumuz bitmeden delirmesen olmaz mı?”
Bu kendini ne zannediyordu ya? Hem ne bu öz güven az sonra param parça olunca da böyle konuşa bilecek acaba?
“Seni çok ilgilendiren bir konu değil bu bence.”
“Söylesene beni ne ilgilen diriyormuş?”
“Seni ne mi ilgilendiriyormuş? Dur ben sana göstereyim.”
İpler bileklerini çok sıkmış olmalı ki bilekleri baya beyazlamıştı. Peki, bu benim umurumda mı? Tabii ki de hayır gerekirse ipler derisinin kessin bir acıma duygusu dahi hissetmezdim.
🎭
“Beni o elindeki şeylerle mi öldüreceksin?” diye alaylı bir ses geldi arkamdan.
Arkamı dönmeden konuştum.
“Neden olmasın sonuçta çok bile dayandım.” Masanın üstündeki bıçaklarımı biraz daha kesken hale getiriyordum ve aralarından seçim yapıyordum.
Sonunda seçmiştim ince ve küçük olana kara verip arkamıdöndüm.
“Şaka yapıyor olmalısın o kadar şeyin içinden bunu mu seçtin?”
“Hemen ölüp kurtulmanı istemem.” Tam bıçağımıkullanacakken telefonum çaldı. Gerçekten mi tam başlayacakken hem de bu saatte.
Masanın üstündeki bandı alıp katilimizin ağzına yapıştırdım.
“Sakın bir delilik yapıp ses çıkarma yoksa o dilini keserim. Bunu yaparım.”
Sadece gözlerime baktı ve başka bir tepki vermedi.
Arkamı dönüp çantama doğru yöneldim. Telefonumu aldığımda arayanın Talya olduğunu fark ettim.
“Efendim Talya.”
“Arjin neredesin sen saat kaç haberin var mı senin?”
“Biraz hava almak istedim sadece eğer bir şey olmadıysa kapatıyorum.”
“Neredesin söyle bende yanına geleyim.”
“Talya kapatıyorum ben gelirim zaten birazdan.”
“Tamam, ama dikkat et.”
Konuşmadan aramayı sonlandırıp telefonu komple kapattım.”
Geri döndüğümde katilimiz denize bakıyordu.
Gülerek “Ne oldu ölmeden önce denizle mi vedalaşmaya kara verdin.”
“Bu Seni ilgilendirir mi?” masaya bıraktığım bıçağımı alarak geri döndüm.
“Kendine yeni kelime oyunları bulsan iyi olur çünkü bunu birkaç dakika önce ben yapmıştım, ama kafaya takma sonuçta az sonra kafaya takacak bir şeyin kalmayacak.”
“Dedi kendine çok güvenen yalancı.” Dediklerini umursamadan bıçağı hızla sol omuzuna geçirdim.
Tepkisi sadece gülmek oldu. Beni sinir etmeye çalışıyordu ama son anları olduğunu bilmiyordu.
İpler artık yavaş yavaş derisini kesmeye başlamıştı ve ben boğazına da bir bağlamıştım. Benim ailem boğularak öldürülmüştü oda o şekilde ölecekti belki de daha acılı.
Bıçağı hızla çekmemle sol bacağına saplamam bir oldu ve bu sefer hafif bir inilti çıktı sadece.
“Eğlendin dimi ne yalan söyleyeyim bende çok eğleniyorum.”
“Ben buradan bi’ kurtulayım artık daha kimse alamaz seni elimden.”
“AA bende seni zeki falan sanmıştım.”
“Öyleyim zaten.” Dedi pişkince.
“Ay az beyini kullansan buradan kurtulamayacağını anlarsın.”
Bıçağı biraz aşağı doğru çektiğimde hiçbir tepki vermedi ama bunu biraz hızlı yapınca ormanı inletecek kadar bağırdı ve ben bundan zevk aldım. Onun acılı bağrışları ailemin intikamınıalmaya yetmiyordu. Bıçağı hızla çektim ve masanın üzerine bıraktım. Bu sırada ipler biraz daha gerildi.
Bu sefer masanın üzerinden elektroşokları aldım ve bir kaç bıçak daha alıp geri döndüm.
“Ne oldu sustun?” endişeli bir şekilde konuşmaya devam ettim. “Ay yoksa sıkıldın mı?”
Ardından yalancı bir gülüş daha.
Omuz silkerek “Peki, konuşma böylesi daha iyi başımıağrıtmıştın zaten daha deminden beri.” Dedim.
Elektroşokları sağ ve sol koluna son gücümle dayadım. Vücudu çok hızlı titriyordu. Birkaç saniye sonra çektim sonuçta hemen ölmesini istemiyordum hem yanık kokusu pek tercih ettiğim kokular arasında değildi, ama kendimi de tutamıyordum sanki o nefes aldıkça boğuluyordum ve ben yaşamakla yaşamamak arasında kalmıştım.
İpler artık beyaz değil de kırmızıydı ve artık nefes almakta zorlanıyordu.
Daha fazla dayanamayarak sol göğsünün üstüne bıçağısaplayıp hızla aşağı çektiğimde artık yaşam belirtisi yoktu.
Yüzüme ve üzerime sıçrayan kanı sağ kolumun tersiyle sildim. Ama yüzümdeki gülümsemem silinmedi.
“İşte seni bu ilgilendirir. Kendi ölümün.”
Ve ben hale duramıyordum masanın üstüne tekrardan gidip kimyasal asidi cansız bedene döktüm.
Gözümün önünde eti eridi hem de asla gitmeyecek bir yanık kokusuyla. Geride kalanlar da köpekler için bir yemek sayılırdı. Kanlı canlı yerine Kanlı ve cansız daha uygundu.
Yere kan dökülmemişti çünkü altımızda plastik bir kumaşvardı ama oda kimyasal maddeyle birlikte eriyip gitmişti. Geriye kalan kimyasalla üzerime geçirdiğim tulumu da eritmiştim ve onun yanında ayakkabılarımı da. Allah’ tan yedek ayakkabı getirmek aklıma gelmişti.
Geride kalan aletler onlarda erir miydi bilmiyordum büyük ihtimalle erirdi. Evet, tahminim her zaman ki gibi doğru çıkmıştı, erimişti.
Çantamı da alıp yavaştan arabama doğru ilerledim. Arabama bindiğimde elimdeki kumandayla köpeklerin kafesinden çıkmalarına yardımcı oldum.
“Ne yani oyun başlamadan bitti mi şimdi?”
“Oyun çoktan başlamıştı içses.”
🎭
15 Yıl önce
“Prens, Pamuk prensesi öpmüş ve Pamuk prenses uyanmış. Cücelerin hepsi çok sevinmiş ve sonsuza kadar hep beraber mutluca yaşamışlar.”
Somurtuk bir şekilde anneme bakıyordum. Annem ona baktığımı görünce bıkınca nefes verdi.
“Bu sefer neyi beğenmedin?”
“Neyi beğendiğimi sorsan çok daha hızlı biter çünkü başlamışolmam anne.”
“Bunda neyi beğenmedin?”
“Ya anne neden her masalda kahraman bir Prens ki? Yedi cüceler bir doktor bulamamış mı da bir Prense kalmışlar? Hem Pamuk presesin isteğinin olup olmadığını bile bilmiyoruz.”Annem öylece durmuş beni dinliyordu.
“Ya da Rapunzel, tek başına o kuleden inemez miydi sanki? Saçlarını bağlayıp kuleden inse sonrada kesse bir daha uzamaz mıydı saçları? Neden bir Prense ihtiyaç duydu ki?”
Annem artık şaşkın gözlerle bakıyordu bana.
“Bir diğer masalda Külkedisi. Hani gece yarısından sonra her şey balkabağına dönüşecekti ayakkabının teki balkabağından değil miydi? Prens neden ayakkabıyla aramış ki? Seventanımaz mıydı ya da hissetmez miydi sevdiğini?”
“Annecim bak saat ne kadarda geç olmuş sabah konuşuruz bu konuyu tamam mı?”
Hemen kafamı sağa sola salladım.
“Hayır, anne daha bitmedi biraz daha kalsan olmaz mı?”
Annem bana kıyamayıp biraz daha kalmıştı.
“Kurbağa masalı ve Pollyanna mesela. Hiç kimse bir kurbağayı öpmez Prens olsa bile hem hiç kurbağa Prens olur mu ya da o Prensi kurbağaya dönüştüren cadı? Hiçbir insan kendinden çok başkalarını düşünür mü? Ya da Pollyanna kadar iyi kalpli? Saçmalık bence.”
“O zaman sana bir daha masal okumayayım mı?”
“Masallar küçük çocukların hayalleri fakat o küçük çocuklar büyüdüklerinde anlıyorlar hayal değildi hayal yıkan olduklarını”
“Nereden geliyor böyle garip şeyler aklına?”
“Hem olamayacak şeylere inandırıyorlar, cüceler, cadılar, periler, çok iyi olanlar, sihir güçleri, prensler, prensesler bunlar gerçekte var mı anne?”
“Niye sen benim prensesim sin ama.”
Annem kolunu bana sarıp kendine çekti ve gıdıklamaya başladı.
🎭
Masallar hep iyi sonla biterdi. Çünkü yalandı kendileri gibi sonları da.
İnanmazdım. Ama annem hep okusun isterdim, sesi güven verirdi ve o güven masallardan daha inandırıcı gelirdi bana.
O masallar biz anlamasak da hep Prensler tarafından anlatılmıştır. Keşke o masalları bir de Prenseslerin ağızından da dinleye bilseydik.
Mesele. Rapunzelin nasıl yanıldığını, külkedisinin nasıl inanmadığını, Pamuk prensesin ve Pollyanna nın nasıl kandırıldığını, kurbanın nasıl çaresiz kaldığını. Dinleye bilseydik keşke O suçlu masallardan.
Fakat masalların suçu yoktu ki. Anneme masalları sevmediğimi söylerdim ama sonradan anladım ki suçlu olan masallar değil onu yazan masalcılarda olduğunu.
O günden sonra benim için.
1 “Rapunzel saçlarını kesti,
Pollyanna Kendini astı,
Külkedisi Prensi öldürdü,
Prenses yedi cüceleri cadıya sattı,
Kurbağa hiçbir zaman prens olmadı,
İyiler kazanamadı masalların sonunda, kötüler yalanlarıyla iyileri öldürdü” Bende artık masalları sorgulamayı bıraktım.
Bölüm etkileşimi
