7. bölüm / 10
İnsan SergisiBilinmeyenler.
Bölümler 10Şu an: Bilinmeyenler.
- 1 Seni Görebiliyorum.8.076 kelime
- 2 Ölü Yada Diri.6.016 kelime
- 3 Kanlı Bataklık.3.925 kelime
- 4 Ahsen İlkay.( özel bölüm )922 kelime
- 5 Vahşetin Dehşetli Çağırışı.5.371 kelime
- 6 Yalancı Yansıma.2.073 kelime
- 7 Bilinmeyenler.1.736 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Oyunbaz.4.947 kelime
- 9 Rüya Kapanı.326 kelime
- 10 Sahte Gülüşler.1.234 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
TALYA MAURİC
Ellerim kördüğümlerle bağlıydı, gözlerime çekilmişti çoktan siyah bir perde, arkamdan oynanan oyunda bile hile.
4 Gün önce
Sağ bacağım ben den istemsizce çok hızla sallanıyordu. Hayatımda ilk defa tırnak etlerimi kemiriyordum, kulaklarımda yoğun bir uğultu vardı. Kendi düşüncelerimi dahi duyamıyordum.
Şimdi içeride ne oluyordu? Ben nasıl Arjini içeride bırakırdım? Nasıl yapardım bunu? Sağ çıkar mıydı yoksa sağ çıkarır mıydı?
“Talya! Bir şey yapmayacak mıyız? İçeride ki bir psikopat farkındasın dimi?”
Biliyordum ama eminim ki Arjin daha psikopat, zaten tek bildiğim ve tek güvendiğim şeyde buydu.
Kafamı sağa doğru çevirdiğimde Mavinin Kardeşiyle ilk defa kavga etmeden sarıldığını gördüm. Yüzümde varla yok arası bir tebessüm vardı.
“Bak Duru ben de bilmiyorum ama Arjini biraz tanıyorsam bir şekilde çıkar zaten oradan. Eminim.”
Neden bunu sesli dile getirince bu kadar komik oluyordu, içten söyleyince daha inandırıcı gelmişti hâlbuki bana.
“Nedense bana hiç emin gibi görünmüyorsun Talya. Sen de biliyorsun birinden birinin sağ çıkmayacağını.”
Biliyorum ama ben ne yapa bilirdim ki? Ben ne görünmezliği buldum ne de zamanı durdura bilmeyi. Normal insandım lan ben. Şu an neden benim üstüme geliyorlardı. İçeriden ben zorla çıkarttım diye mi? E bıraksaydım da hepimiz toptan ölseydik o zaman?
“Polisi arasak olmaz mı?” Of Lila kaçıncı soruşun bu ya?
“Lila bak seninle ciddi konuşacağım, biz şimdi polisi aradık ne diyeceğiz? ‘Ya evimizde şu an bir katil var ve arkadaşımızı rehin aldı ama bir sorun daha var arkadaşımızda katil.’ mi diyeceğiz? Hadi dedik nasıl dedik onu da bilmiyorum amadiyelim yaptık öyle bir maldık. Arjin’i bizden hep mi alsınlar istiyorsun sen? Ya öterse o pislik.”
Tabii ki de öyle bir şey istemiyordu ama onun elinden de ancak bu geliyordu işte. Mavi yapma der gibi yüzüme bakıyordu. Ne yapmayım ya? Niye herkes şu an yaşadığımız durum normalmiş gibi davranıyordu? Acaba abartan ben miydim? Yok ya abartmıyorumdur. Tabii ki de abartmıyorum!
“Yok, ben daha fazla dayanamıyorum.” Duru hızla içeri girmeye yönelmişti ki kolunu zar zor tuta bilmiştim.
“Kızım sen salak mısın? He!”
Yok, ne yapabilecekti acaba? Kapıyı kapattık anahtar bende! O da değil sanki biz çıkar çıkmaz o pislik kapıyı kilitlememiş gibi yani anahtar olsa da açamayız biz o kapıyı.
“Ya bi yerinizde mi dursanız acaba?” derin bir nefes aldım yoksa bu gün birine patlayacaktım ama kimde!
Duru tuttuğum kolu kendine çekerek kurtardı ve birkaç adım geriledi, tavırlara bak sanki yiyecez prensesi.
“Lila sende ağlamayı keser misin artık?” yok arkadaşım kız biraz daha ağlarsa Türkiye’nin ilerideki su kıtlığından bunun sayesinde kurtulacak benden söylemesi.
“E ne yapacağız şimdi Talya? Çokbilmiş bilmiş konuşuyorsun ya buna da bir fikrin vardır diye düşünüyorum.” Sizi bana sayıyla mı veriyorlar.
“Mavi benim bildiğim bir şey falan yok! Ama siz aklınızı kullanmadan hareket ettiğiniz için ben sizi uyarmamı çokbilmişlik olarak görebilirsiniz.”
“Kızlar az kavga etmeyi bırakında bizim bahçeden mi geliyor o dumanlar?” Lila’nın ağlamaktan çatallaşan sesi ilk defa garip gelmişti. Ve evet o dumanlar bizim bahçeden geliyordu.
Hepimiz dumanların geldiği yerin bizim bahçe olduğuna hem fikir olduğumuzda birbirimize bakıp şaşırmaktan başla bir iş yapmadık açıkçası.
Aklıma gelen tek soru Arjin’e bir şey olup olmadığıydı. Bir şey olduğu netti ama işte o olan şey neydi?
“Duru bir şey yapmaya kalkışma, kızları da al arabaya git çabuk!”
“E sen ne yapacaksın?” bir şeyi de itiraz etmeseniz olmaz dimi?
“Bodrum katta bir giriş vardı oradan içeri gireceğim.” Lila olumsuz anlamda kafasını sallamaya başladı. “Hayır, beraber gidelim noğlur! Arjin’e bir şey olmamıştır zaten dimi?” kimseden ses çıkmayınca Lila daha fazla soru sormaya başladı.
“Ya konuşsanıza! Arjin’e bir şey olmamıştır dimi?” Telefonuma gelen aramayla herkesin dikkati telefona kaydı.
Bu kim ya?
“Alo!” ses gelmemişti. “Alo! Bakın hiç uğraşamayacağım kapatıyorum.”
“Uzaklaşmanız için yirmi saniyeniz var ve ne yazık ki çoktan başladı.” Telefonun kapanma sesi uzun süre kulaklarımdan gitmedi.
Ve tam o an yüksek bir uğultu kulaklarımda yer edindi. Gözlerime çok fazla toz girmişti, bedenim yerle bütünlük sağlamıştı resmen.
5 saat sonra
Gün artık tam aydınlanmıştı. Saat öğlene geliyordu. Arjin’den bir iz, bir beden yoktu. Biz iyi miydik orası tartışılırdı ama soran olursa iyi diyorduk. Fakat ne soran vardı nede iyiyim diyebilen.
Patlama olmuştu bahçede, bizi arayan sayı saymayı unutmuş olmalıydı. Yirmi saniye göz kapayıp açana kadar geçer miydi? Bizim ki geçmişti de.
Lakin benim aklıma takılan soru başkaydı. Eğer bizi arayan o olsa, o diyorum çünkü onu anlatacak kelime yok! O yüzden o ölene kadar o, o olarak kalacak.
Bize kim haber verdi? Neden benim normal bir hayatım yok ki? Yok, bu hangi filim acaba çıkınca yanlışlıkla izlemeye gitmeyim de çünkü bu kalp bu kadarını zor kaldırıyor baştan hiç başlayamam!
Ev kullanılır bir durumda değildi o yüzden bizde dağdaki eve gelmiştik. Sanki yorgundu ağaçlar, yalnızdı yapraklar ya da sonbaharın sessizliği vardı belki de kimsesiz ormanda.
Pencerenin karşısında oturmuş telefonla uğraşıyordum. Arjin’i yüz defa aradıysam yüzünü de açmamıştı. Ölmüş müdür? Ya da ölmüşler midir? Artık elimden polisi aramak dışında bir şey gelmiyordu. Elimin altındaki numaraya basmakla basmamak arasında kalıyordum. Patlayan ev merkez uzakta olduğu içi biz harici kimsenin duyduğunu düşünmüyorum.
Telefonu kapatıp yana doğru fırlattım. Bu gün de beri hazla tırnak yemeye başlamıştım sağ bacağımda ister istemez durmadan sallanıyordu. Elimden neden bir şey gelmiyordu ki?!
Dışarıda ki rüzgâr hiç kesilmemiş hata artarak devam ediyordu.
“Talya girebilir miyim?”
“Gel Mavi!” aynı şekilde oturuyordum yerimden hiç kalkacak durumda değildim.Kapının açılma sesin ardından Mavi’de odaya daldı.
“İyi misin?”
Değildim.
“İyiyim.”
Yanıma oturup battaniyeyi üzerine çekti.
“Haber yok mu?” derin bir nefes aldım yoktu işte ne bir haber nede bir telefon.
Kafamı sallamakla yetindim. “Talya biz neden polise gitmiyoruz?”
“Mavi Arjin’i alırlarsa ne olacak?”
“Ya nasıl alacak nerden biliyorlar?! Hem bu kız savcı değil mi? Şimdi alacakları tutmuş?” o da anlamak istemiyordu. Ben olamazdım dimi tek akıllı?
“Mavi ya konuşuşa o pislik o zamanda böyle konuşa bilecek misin acaba?” biraz düşündükten sonra dediklerimin olabileceğine inandı sonunda birileri. Ama biri inanana kadar göbeğim çatladı kusura bakmayın artık.
“O zaman ne yapacağız şimdi?” sesi daha az çıkmıştı.
“Ne oldu daha demin bağırıp çığırıyordun ya şimdi ne oldu da dut yemiş bülbül gibi çıkıyor sesin?” koluma hızlıca vurdu. Keşke morarmış olsa da darp raporu alıp uzak tutsalardı bu canileri benden.
Biri zaten üzerime atlamak için saniye sayıyor. Öbürü işine gelmeyince vururdu. Oh! Ne ala memleket.
“Talya az onu bunu bırak ta bana ondan bir konum geldi açmadım sana söylemeden. Kızlara da bir şey diyemedim.”
Hemen kolumun acısını unutup Mavi’nin elindeki telefonu aldım. Konumu açtığımda bize bu kadar yakın olmasını beklemiyordum!
“Nerenin konumuymuş? He?” kafamı telefondan kaldırıp pencereden dışarıya baktım. Yağmur yağmasa iyiydi.
“Mavi kızlarla kal. Kapıları falan da kilitlemeyi unutmayın. Battaniyeyi üzerimden atıp üzerime siyah kazağımı geçirip Kapıya doğru yöneldim.
“Hayır, beni de bekle!”
Kapıya kadar geldiğimde Mavi’yi beklemeden çıkmayı planlıyordum. Kapıyı açtığımda Mavi’nin kolumu tutmasıyla kafam ona doğru döndü.
Yok, birde vurduğu yeri tutmasaydı iyiydi.
“T-talya.” Gözümü ne var der gibi dikmiştim gözlerine ama o bana bakmıyordu bile. Kafasıyla kapıyı işaret ettiğinde şaşkınca kafamı öne çevirdim.
Konuşamamıştım ama Lila’nın çığlıkları iç sesim olmuştu bile.
Yerde Ahsen’in cansız bedeni vardı çamur içinde. Kan lekeleri kurumuştu. Yüzü tanınamayacak haldeydi. Beline kadar uzanan saçları ise şimdi omuz hizasında var ya da yoktu. Üzerindeki mor pijamaları yok denecekti resmen. Yırtılmıştı her yeri. O gün almaya gelenler sağlık çalışanı değil o caninin çalışanlarıymış.
Ahsen’in önünde bir bebek vardı, Katilin gözünden ise bir ölüm haberiydi o bebek.
Ağlamadım. Kırgındım Arjin’e, kırgındım Mira’ya ve en çok kırıldığım kişi ise kendimdim. Bana katilin çalışanı demişti. Ben nasıl dayanırdım böyle bir şeye? Daha ölen birini görmeye korkarken. Ama hata bendeydi, ben nasıl bir izdenim verdiysem beni öyle görmüştü o kız.
“Size verdiğim zamanı unutunuz herhalde, ama size de hak veriyorum o an beni görünce bir şok yaşadınız tabii sizde haklısınız. Sürpriz! Sevine bilirsiniz. Arkadaşınız size geri geldi fakat diğer ikisi gitti şimdi bunu unutmayın size beş gün veriyorum. Beş gün içinde iki arkadaşınızı bulmalısınız ya da isterseniz birini ama birinden biri kurtulamazsa işte o zaman Ahsen den pek farkları kalmaz. Ölümden değil yaşamaktan korkun.”
Bu adama telefon alacağım cidden! Bebekleri iletişim amacı olarak kullanıyor bu katil. O an birbirimize bakmaktan başka bir şey gelmemişti elimizden.
“Mira yaşıyor mu o zaman?” bir dakika Lila haklıysa Mira yaşıyorsa diğer kişi kimdi?
“Kızlar Duru nerde?” gözlerimi sıkı sıkıya birbirine bastırdım. Ben nasıl olurda koruyamadım hiç birini?
2 Gün sonra
🕯
Ahsen’i mezarına bıraka bilmiştik sonunda. Üstelik cinayet dosyası da açılmış ifadelerimiz alınmıştı. Canımı çok acıtmıştı onu öyle yerde görmek. Ölmüştü. Ve o şerefsiz o bedenle oyun oynamıştı. Biz onu dahi unutmuştuk. Ben ne kadarda kötü biriymişim ya.
Ağlamak istiyordum ama neden akmıyordu ki bir sıvı. Ben insan değil miydim? Aynada kendi yanşamam gülümsedim. Değildim galiba! Allah kahretsin! Bu kadar zor muydu ölmek? Beki bu kadar zorsa ölmek benim kardeşlerim çok acı çekmişler miydi? Bu düşünde aklımın her köşesinde dönüp dolaşıyordu.
Kendimi asmak istedim, korktum yapamadım. Bileklerimi kesmek istedim kalbime saplamak istedim o bıçağı, canım acıdı. Bir kurşunla beynimi dağıtmak istedim namlunun soğuk ucu sıcak tenime deyince ürperdim yine yapamadım. Acısız ölmek istedim ilaç aldım iki kutu. Yapamadan geri çıkarttım.
Neden zordu ölmek. Ben ne yaşamak istiyordum nede ölmek. Ben yok olmak hiç var olmamak istiyordum.
Kızları düşündüm hala hiç birini bulamadık belki çoktan ölmüşlerdi. Peki, şu an yaşayanlar. Onlarında pek yaşadığı söylenemez ama. Nefes alıyorlardı işte yeterdi yaşıyor diyebilmek için. Ölürsem onlar ne yaparlar diye düşündüm ama anlaşılan hepimizin de sonu orasıydı ya o yüzden çok düşünmedim. Lakin ölemedim de. Bir insanın canı öyle kolay çıkmıyormuş. Neden kardeşlerimin canı o kadar çabuk çıktı ki? Belki de çabuk çıkmadı.
Talya bilmiyordu belki de ama hiç birinin canı öyle kolay çıkmamıştı. Ahsen ölürken yaşamak için ölümüne neden olandan yardım istemişti. Anne ve babası ne olduğunu anlamamıştı belki ama Aylin sizin bildiğiniz teyzesi çok çabalamıştı çünkü ondan ilk önce çocuğunu almıştı o cani. Tolga, o çok acı çekmişti ama ne yazık ki sesini duyuramamıştı. Hepsi de kendi çığlıklarında boğulmuştu.
Duru ve Mira’ya ne olduğunu dahi bilmiyordum. Nefes alıyorlar mıydı? Ölseler belki kurtulurlardı bu acımasız dünyadan.
Ama bu gün öğrenecektim her şeyi. Koyu yeşil hırkamı giyip otel odasından çıktım. Dün akşam gelmiştim Londra’ya. Zorla getirilmiştim. Katilimiz çağırmıştı bende ilk uçakla gelmiştim. Aslında zorla sayılmaz mıydı? Yok, ya gecenin bir vaktinde evime adam falan gönderip beni aldırmadı ama evime saatli bomba yerleştirmişti bende mecburen gelmek zorunda kalmıştım.
Kapıda keskin nişancı varmış eğer kaçarsam diye beni izleyecekmiş. Bahçeden kaçma fikri hala aklımda ama orada da mayın olmasa iyiydi. Yani dolayısıyla zorla getirilmiş sayılıyordum herhalde. Kızlara dahi haber verememiştim. Umarım ben gelene kadar yaşarlardı.
Otelin restoran bölümüne çıktığımda kimse yoktu. Telefonuma gelen mesaja tekrardan baktığımda nereye oturmam gerektiğini öğrenip masama geçtim. Telefonumla uğraşırken yanıma biri oturdu. Kim olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. Karşımda bir adam vardı yüzü tanıdıktı. Gözleri aynı Mira’ya benziyordu, saçları da gece gibi siyahtı.
Bölüm etkileşimi
