3. bölüm / 10
İnsan SergisiKanlı Bataklık.
Bölümler 10Şu an: Kanlı Bataklık.
- 1 Seni Görebiliyorum.8.076 kelime
- 2 Ölü Yada Diri.6.016 kelime
- 3 Kanlı Bataklık.3.925 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Ahsen İlkay.( özel bölüm )922 kelime
- 5 Vahşetin Dehşetli Çağırışı.5.371 kelime
- 6 Yalancı Yansıma.2.073 kelime
- 7 Bilinmeyenler.1.736 kelime
- 8 Oyunbaz.4.947 kelime
- 9 Rüya Kapanı.326 kelime
- 10 Sahte Gülüşler.1.234 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3.BÖLÜM
KANKLI BATAKLIK
Ben bir bataklığın içindeydim. Tam ortada kalmış ve oradan yardım istiyordum.
Beni kurtarmak isteyenlerse benden daha çok batıyordu. Ama oyun dışı bir şey oldu, onlar battıkça ben yukarı çıkıyordum.
Beni kurtarmak isteyenler o bataklıkta boğulurken,
Ben o bataklıkta daha çok nefes alıyordum.
Eve geldiğimde kimseyi görememiştim. Zaten bu saatte ayakta olan yoktur herhalde?
Merdivenleri yavaşça çıktığım için koca evi sadece merdivenin gıcırtı sesleri dolduruyordu.
“Ee şimdi ne yapacağız?”
“Teyzemlerin yanına gideceğiz.”
İnsanın içsesinin nasıl duyguları olabilirdi? Yok, benimki şu an bayağı endişeli de.
“Ay yok daha gencim ben! Yapmak istediklerimin listesi bile daha bitmemişken ölmek hiç bana göre değil.”
“içses boşuna dram yapma. Öldüğümüz falan yok mezarlığa gideceğiz sadece!”
“Bu saatte mi?”
“İçses sabah olduğunun farkında mısın?”
“Farkındaysan daha demin bir adamı kemikleri ile beraber erittin. Bide ne bileğim bu saatte rahatsız etmese miydik?”
“İçses saçmalamasan mı artık acaba? Hem onları defnedeli gitmediğimin farkındasındır her halde. Eritme konusuna gelirsek gram etkilenmedim ben olması gerekeni yaptım.”
Bir ne söylediğimi tekrardan düşündüm. Adam öldürmek normal miydi? Ya da gereken bu muydu? Hayır değildi ben sadece içimdeki ateşi söndürmek istedim ve söndürdüm de ama bu sefer ellerimde kan varken, şimdi ise ellerim yanıyordu. Peki, ellerimde ki bu ateş nasıl sönecekti?
“Arjin seni duya biliyorum aramızda bir duvar yok yani. Hem şunu da söylemek isterim senin içindeki ateş söndü sönmesine de öbür tarafta ki nasıl sönecek acaba canım bunu da bir düşün istersen. Bana sorarsan sen şimdiden dua etmeye başla öbür türlüsü kurtarmaz seni.”
Haklıydı.
“İçses onlar benim yüzümden ölmüşken senin böyle düşüncesizce şaka yapman benim moralimi nasıl yerine getire bilir acaba?”
“Arjin senin su- . Neyse bir önemi yok zaten”
“Evet, Arjin senin suçun yok ki. Diyecektin dimi, ama sendeçok iyi biliyorsun benim suçum olduğunu.”
“Arjin şu an konuşmasak iyi olur.”
Nedense içsesin bu konuşması bende gülme hissiyatıoluşturmuştu. Galiba daha demin kendi içsesimden trip yediğim içindi.
Odama geldiğim gibi kıyafetlerimi çıkartıp duşa girmiştim. Belki en azandın bu günün yorgunluğunu atardı üzerimden.
Acaba üzerimdeki yükleri de atar mıydı? Elimdeki da kanı siler miydi? Yalnızlığımı kovar mıydı? Çaresizliği mi yok edermiydi?
Elimde sadece o pisliğin kanı değil de ailemin kanıda vardısanki. Ve ben o pisliği öldürürken ne tereddüt etmiştim ne de iğrenmiştim aksine zevkle yapmıştım.
Çıkmıyordu elimde ki kanlar çıkmıyordu. Ovaladıkça ovaladım, kızardıkça kızardı. Acaba elimi ovaladığım için mi kızarmıştı yoksa kan hiç çıkmamak üzere mi oturmuştu elime?
Peki, o zaman bu kan kimindi? Ailemi ve Ülkü’nün öldüren o pisliğin kanı mıydı? Yoksa ailemin ve Ülkü’nün kanı mıydım?
O zaman ben ailemin katili miydim yoksa ailemin katilinin katili miydim? Fakat sonuç hangisi olursa olsun cevap yine aynıydı.
Katildim.
Ve ben bundan hiç rahatsız değildim. Ama ailemin benim yüzümden ölmesi çok koyuyordu.
“Seninle ne alakası var Arjin?”
Hafif gülümsermiş gibi oldum. “Keşke ben de benimle ne alakası olduğunu anlayabilseydim.”
🎭
Yan yana dizilmiş dört masum mezar. Ailem dediğim kişiler.
“Bana kızgın mısınız?”
Cevap yoktu.
“Galiba bu biriktirdiğim soruların cevaplarını hiçbir zaman alamayacaktım.” Teyzemin mezarındaki toprağı teyzemden bir parçaymışçasına sıktım.
Hepsini çok özlüyordum. Annemi, babamı, teyzemi, daha tanışmadığım kuzenimi bide cesaret edip mezarına gidemediğim Ülkü’yü.
“Neden her şey böyle oldu?”
Cevap yoktu.
“Ben ne yaptım o pisliğe de sizi benden aldı? Neyi yanlışyaptım da elimde tuttuğum ipler birden koptu?”
“Ya da Ülkü ne yaptı da o yaptığı şey sonu oldu?”
İstemsiz şekilde sırıtıyordum.
“Galiba bu sorumun cevabını da öğrenemeyeceğim.”
Dizlerimi kendime çekip başımı gömdüm. Ellerim titriyor, kalbim acıyor, nefes almakta zorluk çekiyor, ama ağlayamıyordum. Ne bir his ne de bir yaş vardı gözlerimde. Boştu gözlerim.
Annemle babamın boncuk gözlüsünün gözleri, Ülkü’nüncingözünün gözleri, Teyzesinin gökyüzü gözlüsünün gözleri boştu, hissizdi, çaresizdi, yalnızdı.
🎭
1 Hafta sonra
“Ben burada onca şey hazırlıyım siz bir filim dahi seçemeyin.”
Mavi de elindeki içecekleri bırakıp söylenmeye başladı.
“Belliydi bu işin sonu böyle olacağı. Dedim ben size Lila’ ya vermeyelim filim konusunu diye.”
“İsterseniz söylenmeyi bırakın, internet yok o yüzden açamadık herhalde.” Dedi eline sürmeye çalıştığı mavi ojenin kapağını kapatmaya çalışarak.
“Nasıl yok? Daha demin vardı.”
Lila gözlerini Duru’ya dikerek üsteledi.
“Ya bakın yok.” Kumandayı alıp televizyonu açtığı an internetin bağlı olduğunu görünce ki yıkılışı her şeye bedeldi.
“E bu daha demin yoktu.”
Elimi Lila’ nın omzuna koydum ve şaşkınlıktan açılan ağzına patlattığım mısırlardan verdim. Talya mutfaktan bizi duyduğu için oda konuya hakim bir şekilde giriş yaptı.
“Bırakın kızımla uğraşmayı. Ne var kocam internet simgesini görmediyse?” Talya’ da ilk bir ümit verip sonradan on ümit geri alanlardandı. Bunu bize karşı yapmazdı ama bazen böyle şakalaşıyorduk işte.
Lila yüzünü ekşiterek kendini savunmaya geçti.
“Sende gel Talya üstüme, hatta bütün İstanbul gelin yok eğer hırsınızı alamazsanız tüm Türkiye olarak da gelebilirsiniz sonuçta her üstüme gelene kapım açık.”
“OFF Lila şaka yapıyoruz şurada, hem sen bize küsemezsin ki.” Duru hemen bizi satıp kendini suçsuza çekmeye başlamıştı. Oda yetmeyip Lila’ ya sarılmıştı.
“Duru hiç kusura bakma bu sefer diğerlerinden farkın yok, hem sarılma bana.”
Lila, Duru’nun sarılışını pişkince reddettiğinde Duru masumca bize bakmaya başladı.
Duru’ya, Hiç kusura bakma onu bizi satmadan önce düşünecektin bakışını attığım anda mesajı anlayıp. ŞansınıTalya ve Mavi’ de aramıştı ama onlarda benden farklı bir cevap vermemişlerdi.
Duru umut olmadığını anlayınca arkasındaki koltuğa gömüldü.
“Yine ne için kavga ediyorsunuz ya?”
Sessizliği bozan uykudan yeni uyanan Ahsen olmuştu.
“Yok, iki dakika gözlerimi dinlendireyim dedim, ama nerde?”
“Günaydın.” Dedim sevimli olmaya çalışarak. Fakat Ahsensevimlilikten anlamadığını şu dakika öğrenmeseydim iyiydi.
Ahsen da kafasını sağa eğerek sakince konuştu.
“Arjin iyi misin? Uyuyamadım diyorum ne günaydını!” sonda yükselmese sinirli olduğunu anlayamazdım herhalde, kulaklarım bir gün bu iki kız yüzünden cidden sağar kalacaklardı.
“Ne bağırıyorsun be? Uyanacaktın zaten şimdi, iyi oldu kalkman.” Sol elimi belime koydum sağ elimle ise Ahsen’igösterdim. “Hem bu tip ne?”
Ahsen tam olarak neden bahsettiğimi anlamak için konuştu.
“Ne varmış tipimde?” ne varmış? Arjin söylesen?”
Kızım yüzün fok balığı gibi şişmiş, domates gibi kızarmış, saçın birbirine girmiş, derin mi buruştu senin?
“Yok, bir şey olmamışta sen uyumadan önce maskemi yaptın?”
“Evet.”
Ben cevap vermeden Mavi, Ahsen hariç herkesin iç sesi olmuştu.
“Kızım ne biçim maske bu? Maske demeye bin değil trilyonlarca şahit lazım.”
“Ay siz ne anlarsınız maskeden. Hem ben buna ne kadar para verdim biliyor musunuz?”
Sol elini başına koydu ve ağzının içinde bir şeyler yuvarlandı.
“Bir aylık maaş gitti. Hatırlatmayın.”
Lila birden aydınlandı ve bağırarak susma eyleminden çıktı.
“Sakın bana şu en son aldığımız maskeyi kullandığınısöyleme.”
Ahsen anlamsız ve birazda korku dolu bakışlarla Lila’ ya karşılık verdi.
“Evet, en son aldığımız maskeyi kullandım?”
“Kızım senin okuma yazmanda mı yok? Badem sütlü o maskeler.”
Hepimiz aynı anda Ahsen’e bakmıştık. Ahsen gözlerini fal taşıgibi açarak lavaboya doğru koştu.
Lila’ ya baktığımda gülmemek için kendini zor tutuyormuşgibi bir hal vardı yüzünde.
“Yalan söyledin dimi?”
“Teessüf ederim. Yalanla işim olmaz benim. Ufak bir şaka yaptım sadece.”
Hepimiz aynı anda Lila’ ya şaşkın gözlerle baktık.
41dk sonra
Filimi izlerken boynum tutulmuştu. Hareket ettirdiğim an kopacakmış gibi hissediyordum. Fakat hareket ettirmezsem daha kötü olabilirdi. İkisini aynı anda yaparsam kafam kopar mıydı?
Gömüldüğüm koltuktan kalktığımda kızlar dikkatini bana vermişti.
“Kızlar benim boynum aşırı tutuldu evde krem falan var mıydı?” yardım çağrıma yetişen Talya olmuştu.
“Yukarıdaki dolapta olacaktı bi oraya bak istersen.”
Talya’ ya hafiften gülümseyip merdivenlere doğru yönelmiştim ki aklıma gelen soruyla geri döndüm.
“Kızlar Ahsen nerede?”
“En son yüzünü yıkamaya gitmişti ya.”
“Lilacım onu bende biliyorum.”
“E niye soruyorsun o zaman?”
Derin bir nefes vermem yetmişti Lila için.
“UFF yukardadır. Çıkmışken bakarsın işte.”
“Sağ ol ya.”
“Rica ederim cingöz.”
Lila’ nın son kelimesi yüzüme bir tokat attı resmen. En son Ülkü demişti bana cingöz diye o zamandan sonra ilk defa duymak biraz garip olmuştu.
“Yok, ben bu kızı cidden kardeşlikten reddediyorum artık.”
“Mavi tamam sıkıntı yok.”
“Aaa buda beni reddetmeye yer arıyor cidden.”
Mavi sabır çekerek önüne döndü.
“Tamam, ben bakarım ona şimdi.” Dediğim an ışıklar gitti.
“Ay! Mavi neredesin? Korkarım ben karanlıktan.”
“OFF! Sabahtan beri niye gidiyor bu ışıklar ya?” diye haykırdı Duru.
“Anlaşıldı ben ilk önce bodruma inip şu ışıklara bakacağım sizde burada durun.” Lila’ nın korkudan titreyen sesi geldi kulaklarıma.
“Arjin ben sana söz veriyorum Mavi’ nin kolundan bir saniye bile ayrılmayacağıma.”
Lila’ nın bu sözlerine gülmeden edemedim. Ama gülüşümübenden başka gören ya da duyan olmadı.
“Benim de gelmemi ister misin?” Talya’ nın sorusuyla kafamı ona çevirmiştim ama onun gördüğünü pek zannetmiyorum.
“Yok, ben hemen bakar gelirim zaten sen rahatını bozma.”
Telefonumun ışığı ile merdivenlerden inebilmiştim.
“OFF, bu elektrik şalterlerini hangi akıllı koridorun sonundaki odaya koydu acaba?”
Hızlıca koridorun sonundaki odaya ilerledim, bura daha önceden bu kadar korkutucu muydu? Odaya girdiğim ana direkt göze çarpıyordu dolap zaten.
“Bu dolap herhalde? Yok, ben niye telefonumu şarja takmadım ki? Bu da tam biticek zamanı buldu.
Dolabı açtığı an bir çift yeşil gözle karşıladım.
Karşımda bir bebek vardı ve bu bebek diğerlerinden farklıdeğildi. Bu nasıl gelmişti buraya?
İnşallah kendi kafamda kuruyorumdur. Hem ben bu adamı öldürmedim mi ya?
“Öldüğüne emin miyiz?”
“İçses şu an birden gelmek zorunda mıydın? Hem de bu sessizlikte.”
“Ben hep vardım Arjin, birden gelmediğimin farkında olmalısın bence.”
Gözlerimi devirdim sanki görebilecekmiş gibi.
“Bu arada adamın öldüğüne emin miyiz sorusu çok saçmaydı. Adamı gözlerimin önünde erittik resmen.”
Ben adamı eritmiştim şu an daha net anlamıştım yaptığım şeyi.
“Erittin. Ben bir şey yapmadım.”
“Aynen, işine gelince biz işine gelmeyince sen oluyordu dimi.”
İçsesle konuşmayı bırakıp olayın ciddiyetinin farkına vardım. Bu bebeği kim buraya koyu?
Bebeğe bakar bakmaz bebek konuşmaya başladı.
“Çok safsın Lavinya.”
Bebeğin konuşmasıyla vücudum buz kesti. “Nasıl ya? Ölmüştü ama”
Tam bebeği alacakken yere düştü.
Yere eğilip bebeği aldığım anda elime bir sıvı bulaştı. Elektrik odasında su olması normal miydi?
Bebeği diğer elime aldım ve sıvı bulaşan elimi biraz daha yere sürdüğümde yerlerin su içinde olduğunu anladım. Tam koklamak için elimi burnuma götürüyordum ki ışıklar birden bire açıldı.
Işığın gelmesiyle yerde ki görüntüyü görmem bir oldu.
Bu su değildi.
Kandı.
Ve bu kan her yerime bulaşmıştı. Ayağımda terlik olduğu için hissetmemiştim. Elimdekini de su sanmıştım zaten.
Etrafa baktığımda yerde yatan Ahsen’i görünce beynimden vuruşmuşa dönmüştüm.
Hemen Ahsen’in yanına diz çöktüğümde açıkta kalan tenimekana bulaşmıştı.
“A-Ahsen?” ilk başta bir soru gibi çıkmıştı Ahsen’in adı. Ya da ben soru sormak istemiştim.
Burnumdan güldüğümü belli edecek bir ses çıktı. “Şaka dimi? Şaka,” Ahsen den bir tep ki gelmeyince ve odayı yoğun kan kokusu almaya başladığı an birazda olsun ciddileştim.
“Ahsen! Hadi uyan şakanın sırası değil bak kızıyorum.”
Yüzüne gelen saçları geri itelediğimde yüzün deki morlukları görmem canımı daha çok acıtmıştı. Çünkü gitgide şaka olmadığını anlıyordum.
“Ya kalksana, bak inandım işte bitirsene şakayı.”
Ahsen’in kollarından tutup sarstığımda vücudunun sıcak değil de buz gibi olduğunu hissettiğim an da şaka bitmişti. Bir kardeşim daha ölmüştü, hem de benim yüzümden. Ailemden bir kişi daha eksilmişti, hem de benim neden olduğum bir sebepten.
Kapı açılmıştı. Arkama dönüp kim olduğuna bakacak takatibulamamıştım kendimde. Fakat duymuştum.
Lila’ nın çığlıklarını, Mavi’ nin Ahsen deyişini, Talya’ nın da Arjin diye söylenişini, Duru’nun ise öldü mü diye soruşunu. Duymuştum ama cevap verememiştim.
Çünkü Ahsen’in bedeni,
Soğuktu,
Cansızdı,
Ölüydü,
Bunu nasıl söylerdim ki kardeşimiz öldü mü diyecektim? Hem de benim bile bilmediğim ama benim neden olduğum saçma bir oyun uğruna öldüğünü nasıl anlatırdım.
“Sana öldü mü dedim. Cevap versen!” Kafamı Duru’ ya doğru çevirdiğimde yüzünde ki korkuyu görünce yıkıldım.
Sağ kolumla gözümden bir damla zor akan yaşı sildim.
“Ölmüş.” Dediğimde yanlış bir şekilde anlattığımı anlayınca düzelttim. “Öldürülmüş.”
Diye düzelttim soğuk çıkan sesimle.
Omzum bir sıcaklık hissettim. Yavaşça başımı kaldırdığımda Talya’ nın, Ahsen’e baktığını gördüm.
“Nasıl oldu?”
“Bilmiyorum.”
“Tamam, hadi kalk bak her yerin kan olmuş.” Şu an tek sorun bu muydu?
Yine sakindi. Aynı Ülkü’ye olduğu gibi yine bir duygu yoktu. Ve ben yine şüphelenmekten başka bir şey düşünmüyordu.
“Neden bu kadar normal davranıyorsun?”
Talya ilk başta ne dediğimi anlamamıştı ya da anlamam azlıktan gelmişti.
“Nasıl?”
“Neden bu olay normalmiş gibi davranıyorsun diyorum.” Ya salak niye dışına vuruyorsun. Sussana bu şu an söylenecek şey mi? Peki bu şu an söylenecek söz değilse şu an söylenecek en doğru söz neydi?
“Arjin ne ima etmeye çalışıyorsun? Ben mi öldürdüm Ahsen’i?”
“Ben sen öldürdün diye bir imada ya da sözde bulunmadım niye kendi üstüne alındın ki? Ben neden bu kadar duygusuz olduğunu sordum.”
Aramıza giren Mavi oldu.
“Saçmalamayı bırakın isterseniz. Şu an yerde yatan bizim kardeşimiz ya. Ve siz kavga mı ediyorsunuz?”
Ya neden her kes normalmiş gibi davranıyor? İnsan nasıl der yerde yatan diye nasıl sorar öldü mü sorusunu? Nasıl?
Nasıllarda bilmiyor ki cevabı. Nasıllarda dolduramıyor ki o boşluğu. Keşke bir nasıl çözse her şeyi o çaresiz zamanlarda ki yıkımı. Benim yaşadığım bir ölüm değildi. Gördüğüm ise bir ölüm o hiç değildi.
Peki, nasıl ayakta durmuştum? Ya da ayakta durabilmiş miydim? Kanlar vardı benim yürüdüğüm o yolda ve ben o yolda tökezlemiştim. Her yerim kan olmuş ve beni o bataklıya çekmişti. Kanlı bir bataklığa hem de. Ama ben kalkmıştım peki nasıl? Nasıllarda bilmiyor ki kendi cevaplarını benimde bilmediğim gibi. O zaman biz ilk bulamadığımız cevapları bulalım, bu cevapları bulana kadarda bırakalım nasıllar cevapsız kalmaya devam etsinler. Eğer cevapları bulamazsak nasıllar nasıl kalmaya devam eder hep kaldığı gibi bir yıkım olarak. Bizde hala nasıl, nasıl, nasıl devam edelim sual sizce.
Mavi bize küçümser mi yoksa nefretle mi baktı pek anlayamamıştım. Çünkü gözlerinde birden fazla duygu vardı.
Talya’ dan kolumu hızla çekip. Odadan çıktım.
“Neden yaptın?”
“İçses sus!”
“Bana neden kızıyorsun? Senin yüzünden ölmedi mi Ahsen? Burada susması gereken ben miyim? Yoksa sen misin Arjin?”
“İçses neden ben öldürmüşüm gibi konuşuyorsun benimle?”
“Kim öldürdü peki? Gözlerimizin önünde erittiğin adam mı? Gülünç.”
“Bilmiyorum. Allah kahretsin ki ben hiçbir şey bilmiyorum.”
“Bilmiyorsun. Peki, Arjin sen kendini kandırmaya devam et ama bil ki kendini kandırmayı bitirene kadar hep kaybeden sen olacaksın.”
Odama girdiğimde bebekleri yatağımın üzerinde görmeyi beklemiyordum. Zaten beklemediğim şeyler karşıma çıkmayı çok seviyor bu aralar.
Kapıyı hemen kilitleyim. Açık olan cama doğru ilerledim. Ne zaman açmıştım?
“Kendince beni öldüreceğini mi düşündün Lavinya? Ben ölürsem her şey yoluna mı girecekti?”
Arkamdan gelen sesi tanıyordum ama yaşıyor olmasına inanmak istemiyordum.
Benim daha dayanacak gücüm vardı ama benim sevdiklerimi kaybedecek takatim yoktu. Ve o beni nereden vuracağını iyi biliyordu.
Arkamı döndüğümde siyah bedeni gördüğüme şaşırmakla şaşırmamak arasında kalmıştım. Acaba robot falan mıydı?Öteki tarafta zebaniler kabul etmemiştir bu piskopatı.
“Ne oldu beni gördüğüne sevinmedin mi?”
Başımı dik tutarak güçsüzlüğümü belli etmemeye çalıştım.
“Ne o cehennemde ki zebaniler demi kabul etmedi seni?” dedim şakaya vurarak.
“Espri işini geliştirmemiz lazım,”
Kesin değiştirirsin dermiş gibi kafamı salladım.
“Onu bunu bırak ta eserimi beğendin mi?”
Kardeşimin cesedini bir esermiş gibi anlatamazdı bu pislik. Hele benim canım böyle acıyorken.
“Bayıldım. Hele o boğazındaki o kurşun izine diyecek söz yok,” Dedim umursamaz bir şekilde.
“Hadi ama senin eserin ki kadara yaratıcı değildi biliyorum fakat o an ki çırpınışlarını görmen gerekiyordu. Bide o sessiz çığlıkları ve yakarışları. Kaç kere sana seslendi bir bilsen.”
Neden nefes alamıyordum. Neden boğazım da kör düğüm varmış gibi hissediyordum.
“Niye sustun? Ay yoksa kalbini kıracak bir şey mi yaptım tabi kalbin varsa.”
Gözlerimi ona doğru diktiğimde gülmeye başlamıştı. Esriyle gurur duyuyordu bence.
Peki, ya Hangi eseriyle?
Ülkü’nün mü? Annemle babamın mı? Teyzemle kuzenimin mi? Ahsen’in mi? Yoksa delirttiği ben mi?
Hangisi? Hangi eseriyle gurur duyuyordu? Bu cani?
“Bu arada kırmızı açmış.”
Ellerim ve üzerime baktığım da hale kuramamış olan Ahsen’inkanı vardı.
“Katil kim caba? Üzerinde hiçbir leke olmayan ben mi yoksa her yerinde daha kurumamış kan lekeleri olan sen mi?”
Bilerek yapıyordu. Canımı acıtmak için yapıyordu. Ve başarıyordu da.
Fakat belli etmemem gerekiyordu fakat ben bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum.
“Sen nasıl ölmedin? Çünkü en son bir parçan yoktuhatırladığım kadarıyla.”
Gülme sesi geliyordu kulaklarıma ve ben o kulakları kökünden kesmek istiyordum.
“Safsın Lavinya sadece saf. O öldürdüğün kişi ben miydim sence?”
“Nasıl yani sen din ama o, nasıl olur böyle şey?”
“Telefonun çaldığı an keşke bir saniye dahi arkanı dönmeseydin. Çünkü o bir saniye de çok şey değişti bak.”
Ellerini iki yana açarak konuşmasına devan etti.
“Şimdi söyle bana o bir saniyelik süre hayatında ne değiştirdi? Ya da dur ben söyleyeyim. Çok şey.”
Dedi tek nefeste.
Elime aldığım su bardağını masaya vurarak kırdım. Ve elimde kalan parçayla ileri atıldım.
O pisliğin boğazına yapıştım an bir gram dahi kurtulmak için çabalamadı. Madem ölmeyi bu kadar hevesliydin bu kadar insan öldürene kadar kendini öldürseydin ya.
Dengesini kaybedip yere düştüğünde gülmeye başladı. Psikopat mıydı bu? OFF, benim ki de soru olsa keşke.
“Yap Lavinya bitir tam şu an sok o camı. Ahsen’le beraber çıksın cesedim bu evden ama bil ki bu evden iki kişi değil yedi kişi çıkar.”
“Ne demeğe çalışıyorsun?”
“Diyorum ki beni öldürdüğün an ev de bizde,”
Camı biraz daha boğazına bastırınca konuşmasına devam etti. Ve sadece
“Puf!” demekle yetindi.
“Evet, Lavinya hepimiz patlarız.”
Bunu yaptın mı cidden? Der gibi bakıyordum. Ve o da sanki gözleriyle cevap veriyor gibiydi.
“Bunu gerçekten yaptım Lavinya. Aklında milyonlarca soru dönmesin, bana sorsan söylerdim.” İşte bundan bahsediyordum.
Tam bunu nasıl yapıyorsun diye soracaktım ki, bir den rollerin değiştiğini fark ettim. Bilerek yapmıştı şaşırıp güçsüzleşmem için.
Bu sefer boğazına cam dayanan ben olmuştum. Ve şu ana yerde hiç rahat değildim.
“Ne o beni de mi öldüreceksin? Buyur öldür.” Dediğim an tuttuğum kolu bıraktım.
Bunu beklemiyormuş gibi bakıyordu. Beklemediğini biliyordum ya da tahmin ediyordum. Her neyse.
“Ölmeyi bu kadar çok istiyordun ne diye direniyordun bunca zaman?”
“Benim laflarımla beni alt etmek, iyiymiş.”
“Bu arda öldürme taktiklerin güzelmiş bir ara bana da öğretirsin diye umuyorum.”
“Zevkle ama senin üzerinde deneyelim.” Bu ne saçma konu ya? Zaten bir katille ne konuşa bilirdim? Havadan sudan mı?
Bir dakika. Bende katildim.
Benim jeton daha yeni düşüyor olmalıydı, madem ben bu adamı öldürmedim o zaman kimi öldürmüştüm?
“O kimdi? Öldürdüğüm kişi yani?” bu adam gülmeden ya da sırıtmadan duramıyor muydu acaba?
“Önemsiz bir arkadaş diyelim.” Yapma şunu.
“Eğer benim öldürdüğüm biriyse ve ben bunu bilmiyorsam bilmeye hakkımın olduğunu düşünüyorum.”
“Peki, ama duyacağın isim seni biraz, pardon ya da fazla şaşırta bilir.”
Söyle be adam. Acaba adam demek bu insanlığa saygısızlık olur muydu? Yok, bir hayvandan örnek vererek konuşsam bu seferde hayvanlık âlemine saygısızlıktı. Ben en iyisi mi bu pisliğe pislik demekten devam edeyim.
“Bana bak, şu lafı ağzında gevelemeye devam edersen patlayan ev değil sen olursun. Bilmeme anlata bildim mi?”
“Seni mi kıracağım Lavinya. Eğer beni patlatma gibi bir hayalin varsa söyle sonra başka bir insanı da ben diye patlatma.”
Dalga geçiyordu resmen.
“Yeter cidden yeter. Eğer şu evde kızlar olmasaydı yemin ediyorum senden önce ben patlatırdım bu evi.”
“Neydi sizin şu ikizlerin adı? Neyse onlar değil şu an ki konumuz onların abileri. Tolga.”
“Ne?”
“A hadi ama Lavinya akıllıydın sen ne oldu sana? Birden yere yatınca kafana falan darbe almadın dimi?”
Aklı sıra dalgada geçmişti o şüphe ettiğim aklıyla.
“Ben Tolga’ yı mı öldürdüm? Sen bana masum birini mi eritirdin?”
“Ya dimi, hayat sürprizlereler doluymuş baksana kime niyet kime kısmet.”
Öldürmüştüm, Ben masum olan birini öldürmüştüm hem de hiç tereddüt etmeden.
Benim yüzümden bir masum daha ölmüştü ve ben niye benim yüzümden olduğunu bile bilmiyordum.
“Niye ben? Ne yaptım ben sana?”
“Ah Lavinya burnunun ucundaki şeyi göremeyecek kadar körsün ki bilerek yaptığın şeylerden bile hiç şüphelenmiyorsun.”
Gözlerimi hafiften kıstım.
“Ya da çok iyi bir oyuncusundur belki.”
Ne demek istiyordu? Ne biliyordu benim hakkımda da ben bilmiyordum?
“Arjin! Çabuk çık saklandın yerden kaçamazsın benden.”
O ses Talya’ nın mıydı?
“O ortalık kızışıyor yavaştan galiba. O zaman akşam görüşürüz Lavinya.”
Hemen üstümden kalkıp camdan atlamıştı. Ölmüştür inşallah, betondan kazıyamasınlar seni!
Tam yerden kalkacakken kapı birden açıldı.
“Arjin senden tek bir şey istiyorum, lütfen doğruyu söyle.”
Gözleri kan çanağına dönmüştü resmen beyaz bir kısım yoktu. Biraz daha zorlasa kahverengi hareleri de kırmızıya dönecekti.Fakat ağlamış gibi bir ifadesi yoktu. Sinirden konuşamıyor, duyacağı cevaptan da korkuyor gibiydi ve bu sefer bir duygu vardı gözlerinde.
“Neden bahsediyorsun?”
“Sen mi öldürdün? Ahsen’i sen mi öldürdün?”
Beni cidden bununla mı suçluyordu bu kız? Hem de ben onu bu şekilde suçlarken mi? Hatır üste çıkamayacaktı benim içimde bir yıkım varken.
“Talya sen ne dediğinin farkın damısın?”
Talya bu sorumla boynunu yere eğerek kafasını sağa sola sallamaya başladı.
“Bilmiyorum ama sen bir şeyler biliyorsun ve bunu bizden saklamaya devam ediyorsun hem de suçu benim üstüme yıkarak.”
“Ne saklıyormuşum sizden?”
Tek bir kelime, tek bir nefes, tek bir doğru ve tek bir gerçek.
“Katili.”
Nasıl biliyordun? Nerden uyduruyordu ya da uydurmuyordu. Gerçekten de biliyordum ama neden söylemiyordum? Hem de elimde onca kanıt varken. Neden gitmiyordum polise? Bana bunca yıl öğretilen adalet iken neden suçluyu koruyordum?
Çünkü almam gereken bir can vardı. Ödetmem gereken bir ceza vardı. İşlemem gereken bir cinayet vardı belki de.
En kısa sürede bitirmem gerekiyordu bu işi. Fakat benim yüzümden ölen kişilerin sayısı bu kadar fazlayken bu listeye daha eklenmemesi gerekiyordu. O yüzden ayrılacaktım bırakacaktım hepsini.
Belki de bu oyunun sonunda ölen ben olacaktım. Ama kaybetmeyecektim. Ne olursa olsun dayanacaktım ve bu yolda dayanağım olacak bir kişi lazımdı.
Bu oyuna yeni bir karakter eklenecekti. Ya harcayacaktı benimle beraber ya da harcanacaktı onunla birlikte.
Ben bu oyuna kim sesiz değilken başlamıştım ve galiba kimsesiz olarak bitirecektim. Ama bitirecektim.
Gerekirse geride kalan ailemi bırakacaktım.
Ben bu oyuna ne zaman dâhil oldum onu bile bilmiyordum. Beni bu oyuna kim dâhil etti onu bulacaktım.
Ben Mira Yazgı sevdikleri için sevdiklerinden vaz geçen bir varlık.
🎭
Talya hayretler içinde bana bakıyordu. Belki de nefretle.
“Neden bize söylemedin?”
Peki, neden şu an bir açıklamada bulunamıyordum? Ne diyecektim? Size güvenmediğim için mi diyecektim? Ama cevap o değildi ki. Tek bitirmek istediğim için mi? Fakat o da değildi cevap. Belki de bende bilmiyorumdur bu sorunun cevabını.
“Yardım edecek miydiniz?”
“Hangisine?”
“Ne hangisine?”
“Adam öldürmene mi? Arkadaşımızın katilini bulmana mı? Hangisi için yardım edecek miydik?”
Yapma der gibi kafamı hafif sağa yasladım.
“Ya Allah aşkına Arjin ben avukatım sen ise savcı bunun farkındasın dimi? Gelmiş bana adam öldürmekten bahsediyorsun. Bizim arkadaşımızı öldüren adamı, bizim öldürmemiz mi adalet sence?”
“Madem adaletten bahsediyorsun o zaman sen söyle. Bizim arkadaşımızın ya da daha ileri giderek ailem dediğim kişilerin dosyaları cinayet dosyasıyken sırf bir kanıt bulamadıkları için dosyaları intihar diye kapattıklarında adalet var mıydı sence?Eğer sen göre biliyorsan bana da göster olur mu?”
Talya cevap veremedi. Belki de kendi içinde vermişti o cevabı.
“Onlarda aynı böyle sustular işte. Çünkü ne bir kanıtın var nede göstereceğin bir kişi.”
“Peki, sende bu kadar kanıt varken sen neden gitmedinpolise?”
“Bilerek bırakıyor çünkü o nu yakalasınlar ben de bu kadar kayıptan sonra onu öldüremediğim için kendimi suçlayım istiyor. Bir yerde de başarıyor aslında.”
“Nerde başarıyor?
“Kendimi suçlama işinde.” Derin bir nefes verdim. “Talya bu arada sen nerden anladın benim bir şeyleri sakladığı mı?”
“Bebekleri sevmediğini biliyorken dolabında bir koleksiyonla karşılaşmak biraz garip gelmişti, daha demin de elinde bir bebek vardı.”
Bebeklerden anlaması garipti.
“Ahsen benim yüzümden mi öldü?” cevabını biliyordum fakat niye sorduğumu bilmiyordum.
Talya bir şey diyemedi. Ayağı kalkıp kapıya doğru ilerledim.
“Nereye?”
Yapma der gibi sırıttım.
“Aşağıda benim yüzümden ölen biri var ve farkındaysan o benim kardeşim.”
“Arjin,”
Sadece bakmakla yetindim. Ağlamak istedim ama yapamadım sanki kurumuştu gözyaşlarım.
“Onu götürdüler.”
Nasıl ya bu kadar kolay mıydı her şey? Hem bir tana bile polis gelmedi ifademizi almaya. Siren sesi de mi yoktu.
Bu kadar kısa süre içerisinde mi oldu götürme işi? Yine bir şey vardı ve ben ne olduğunu anlayamıyordum.
Korktuğum tek bir şey vardı Talya’ nın doğru söylüyor olmasıydı ya da söylemiyor olması ama sonuç ne olursa olsun ikisinde de sakladığı bir şey vardı. Eğer Ahsen’i o aldıysa ve Talya da katili biliyorsa işte o zaman bu oyunda en acı kaybeden o olurdu.
Ve benim bunu öğrenmem için salağa yatmam gerekiyordu. Yapacaktım.
“Ne? Nasıl ben daha doğru düzgün bakmadım ki kardeşime nasıl götürürler?”
Hemen aşağı indiğimde kızları koltuğun önünde durduklarını gördüm.
“Arjin! Bekle.” Hemen arkamdan Talya geliyordu ve oda neye baktığımı merak edip o yöne baktı.
Lila bizi döndüğünde diğerleri de bu yöne döndü.
“Niye öyle duruyorsunuz?” dediğimde hepsi aynı anda geriye çekildi.
Koltuğun üstünde üç bebek ve her bebeğin elinde bir isim vardı.
1.Bebek (DURU)
2.Bebek (MAVİ)
Ve
3.Bebek (TALYA)
Aynı an da Talya ile birbirimize baktık. Bu bebeklerin bir anlamı vardı ve ben şu an anlamıştım ne anlama geldiklerini.
Bir bebek bir ölüm anlamına geliyordu.
Ve tam şu an koltukta üç bebek vardı ama eğer düşündüğüm şey doğruysa işte o zaman o koltukta ölü üç beden vardı.
Bölüm etkileşimi
