7. bölüm · İki dünya iki kalp tek kader
7. Bölüm
Güzelim..."
Telefon kapandıktan sonra birkaç saniye boyunca öylece kaldım. Kalbim deli gibi atıyordu. Diyar'ın bana ilk kez böyle hitap etmesi aklımdan çıkmıyordu.
Ama şu an bunu düşünecek durumda değildim.
Yarın düğünüm vardı.
Hem de hiç tanımadığım biriyle.
Saatler geçmek bilmiyordu. Pencereye yaklaşıp dışarı baktım. Malikânenin etrafında silahlı adamlar dolaşıyordu. Kaçmam imkânsız gibiydi.
Bir süre sonra kapı tekrar açıldı.
İçeri yaşlı bir kadın girdi.
Elinde yemek tepsisi vardı.
"Ye kızım." dedi.
İlk başta konuşmadım.
Kadın sessizce yanıma oturdu.
"Biliyorum istemiyorsun ama aç kalırsan daha kötü olursun."
Sesinde kötü bir niyet yoktu.
Bir süre sonra dayanamayıp sordum:
"Buradan çıkmanın yolu yok mu?"
Kadın etrafına baktı.
Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra bana yaklaştı.
"Aslında var."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Ne demek var?"
"Bu malikânenin eski bir çıkışı var. Ama yıllardır kullanılmıyor."
Birden içimde umut yeşerdi.
Tam bir şey söyleyecektim ki dışarıdan bağrışmalar duyuldu.
Kadın hızla ayağa kalktı.
"Kimseye bir şey söylediğimi söyleme." dedi ve odadan çıktı.
Saatler sonra hava kararmaya başladı.
Uyumaya çalıştım ama gözlerimi kapattığım anda babaannem aklıma geliyordu.
Sonra Diyar...
Acaba gerçekten iyi miydi?
Kurşun yarası yeniden açılmış olabilir miydi?
Ya bana ulaşamazsa?
Tam bunları düşünürken telefonum titredi.
Hemen açtım.
Mesaj Diyar'dandı.
"İyi misin?"
Sadece iki kelimeydi ama yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu.
"İyi değilim." yazdım.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
"Dayan. Geliyorum."
O gece neredeyse hiç uyuyamadım.
Sabah olduğunda kapım sertçe çalındı.
"Uyan! Hazırlan!"
İçeri birkaç kadın girdi.
Beni hazırlamaya başladılar.
Saçlarımı yaptılar.
Makyaj yaptılar.
Gelinliği giydirdiler.
Aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım.
Bir gelin gibi görünüyordum.
Ama mutlu bir gelin değil.
Kaçırılmış bir mahkûm gibiydim.
Aşağıya indirildiğimde herkes hazırdı.
Müzikler çalıyordu.
İnsanlar gülüyordu.
Sanki burada zorla evlendirilen bir insan yokmuş gibi davranıyorlardı.
Tam nikâh masasına doğru yürürken dışarıdan büyük bir gürültü geldi.
Ardından ikinci bir patlama...
Sonra üçüncü.
Bir anda herkes bağırmaya başladı.
Silah sesleri yükseldi.
Adamlar sağa sola koşuşturuyordu.
Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Tam o sırada malikânenin büyük kapısı kırılarak açıldı.
İçeri onlarca araç girdi.
Ve en öndeki araçtan biri indi.
Siyah gömleğinin altında omzundaki sargı belli oluyordu.
Yaralı olmasına rağmen dimdik ayakta duruyordu.
Diyar.
Gözlerim doldu.
O da beni gördü.
Kalabalığın arasından göz göze geldik.
Sonra tek bir cümle söyledi:
"Kimse korkmasın."
Sesindeki öfke bütün avluyu susturmuştu.
Ardından bakışlarını beni kaçıran adama çevirdi.
"Benim aileme dokunmanın bedelini ödeyeceksin."
