5. bölüm · İki dünya iki kalp tek kader
5. Bölüm
Aslında Diyar'a sorabilirdim ama üşendim. Sonra kararımı değiştirdim ve odadan çıktım. Diyar zaten aşağıda, çardakta oturuyordu. Yanına indim.
Diyar ne olduğunu sordu. Ben de:
— Elçin nerede? diye sordum.
Diyar şaşırarak:
— Şimdi ne alaka bu? dedi.
Ben de:
— Boş ver sen, sorumu cevapla, dedim.
— Mardin'de evlendi, iki çocuğu var, dedi.
Bu bana çok garip geldi. Çünkü küçükken birlikte çamurdan pasta yaptığım çocuk büyümüş, hayatını biriyle birleştirmiş, bir de çocuk sahibi olmuştu. Elçin benimle yaşıttı ve ben hâlâ tek başıma yürürken yere düşüyordum. O ise bırak motivasyonunu kaybetmeyi, bir değil iki çocuk sahibi olmuştu.
Bunları Diyar'a anlattığımda büyük bir kahkaha attı. Tabii ben de dayanamayıp güldüm.
— Onu görebilir miyim? diye sordum.
— Tabii ki, dedi.
Çok mutlu olmuştum. Elçin'i arayıp geleceğimizi söyledi. Ben de hazırlanmak için yukarı çıktım. Güzel bir elbise giydim ama bu sefer Diyar Bey'in kurallarına uygun bir elbiseydi.
Aşağı indim. Diyar yine her zamanki gibi:
— Arabaya bin, dedi.
Hep emir kipiyle konuşuyordu. Normalde bana emir veren insanların dediği hiçbir şeyi yapmazdım ama Diyar'ın söylediklerini nedense yapmak istiyordum.
Arabaya bindim ve yola çıktık. Bir anda "Kara Üzüm Habbesi" çalmaya başladı. Güldüm . Çünkü ben normalde İngilizce ya da Türkçe pop dinliyordum. Bu biraz garip gelmişti ama bir yerden sonra hoşuma gitmeye başladı. Şarkı dilime dolandı ve bağıra bağıra söylemeye başladım.
Yol uzundu. Elçin bizim konağa yaklaşık bir-iki saat uzaklıkta yaşıyordu. Ben hâlâ şarkı söylüyordum. Diyar da bana gülerek bakıyordu ama hiç umurumda değildi. Gelen bütün şarkılara eşlik ediyor, çok eğleniyordum.
Bir ara Diyar da bana katıldı. Hem gülüyor hem de şarkı söylüyorduk. Aslında Diyar çok kafa dengi bir insandı ama aşiret ağası olduğu için ne zaman insanların içinde eğlense herkes ona kızıyormuş. Bunu yolun yarısında anlattı. Bu yüzden ona ayak uyduran insanlar onun için daha değerliymiş.
Acaba ben de onun için değerli miydim?
Bu düşünce bana garip geldi ama sormadım. Zaten onu hep mutsuz büyütmüşlerdi. Bir de ben kırmayayım, dedim ve "Mardin Kapı Şen Olur" şarkısını açtım. Meğer bu onun en sevdiği şarkılardan biriymiş. Hemen birlikte söylemeye başladık.
Sonunda Elçin'in evine vardık. Yaklaşık dokuz-on aydır konakta yaşadığım için normal bir apartman görmek bile bana farklı gelmişti.
Yavaş yavaş yukarı çıktık. Elçin'i kapının önünde görünce koşarak ona sarıldım. Sonra sebepsiz yere ikimiz de ağlamaya başladık.
İçeri geçtik. Saat 23.30'a kadar çay, tatlı ve sohbet eşliğinde çok güzel vakit geçirdik. Bu anlar benim için çok önemliydi. Bana aile olmuşlardı.
Tabii ki kuzenimin çocuklarıyla da oynadım. Anlamsız bir şekilde Diyar beni çocuklarla oynarken sürekli gülümseyerek izliyordu ama sebebini hiç sormadım.
Daha sonra kalkmamız gerektiğini söyledik. Sonuçta dönüş yolu da bir-iki saat sürecekti. Yani gece saat bire doğru konağa ulaşacaktık.
Dönüş yolunda yine şarkı açtım. Yaklaşık bir-iki saat boyunca şarkılar söyledik. Çok mutluyduk.
Konağa vardığımızda ne benim ne de Diyar'ın uykusu vardı. Konaktaki herkes uyuyordu. Biz de çay içip biraz sohbet etmeye karar verdik.
Aramızda çay yapmayı bilen tek kişi bendim. Bu yüzden ben çayı hazırlayacaktım, Diyar da atıştırmalıkları hazırlayacaktı.
Birlikte mutfağa gittik. Çayı hazırladıktan sonra boş durmak istemedim ve Diyar'a yardım ettim. Meyve doğradık, tabaklara çerez koyduk. Benim aldığım cipsleri de ayrı bir tabağa koydum.
Sonra çardağa geçecektik. Atıştırmalıkları ben taşıdım, çaydanlığı ise Diyar taşıdı. Çünkü bana göre çaydanlık çok ağırdı. Kaldırmayı denedim ama yerinden bile oynatamadım.
Diyar:
— Sen bunu üstüne dökersin, dedi ve elimden aldı.
Çardağa geçtik. Çayımızı içtik, sohbet ettik. Sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Güneş doğmaya başlamıştı ve biz çardakta uyuyakalmışız.
Sabah bizi babaannem uyandırdı. Neden çardakta uyuduğumuzu sordu. Sonra da üşüyüp hasta olacağımızı söyleyerek bize biraz kızdı.
Durumu açıklayınca:
— Bir daha böyle olmasın, dedi.
Ben de üstümü değiştirmek için odama çıktım. Normal bir pantolon ve hafif kısa bir crop giydim. Sonra aşağı indim.
Canım çok sıkılıyordu. Bunu Diyar'a söyledim.
— Seni gezdireyim. Hem Mardin'i tanırsın hem de biraz dolaşmış olursun, dedi.
Teklifi kabul ettim ve arabaya bindik.
Kısa bir süre sonra birkaç siyah araba önümüzü kesti.
Ne olduğunu anlayamamıştım...
