Bölümler 11Şu an: 10.bölüm
Diyar!"
Sesim bütün avluda yankılandı.
Sanki zaman durmuştu.
Etrafımdaki insanların bağırışları, silah sesleri, koşuşturmalar... Hepsi uzaklaşmış gibiydi.
Ben sadece önümde diz çöken Diyar'a bakıyordum.
Beyaz gömleğinin üzerinde büyüyen kırmızı leke gözlerimin önünde yayılıyordu.
Hayır...
Hayır...
Bu olamazdı.
Daha yeni kurtulmuştu.
Daha yeni iyileşmeye başlamıştı.
Titreyen ellerimle ona doğru koştum.
Diyar yere düşmeden önce onu tutmaya çalıştım.
Başını kollarımın arasına aldım.
"Diyar... Diyar bana bak..."
Dudakları hafifçe aralandı.
İlk defa onu bu kadar güçsüz görüyordum.
Normalde herkesin korktuğu, herkesin sözünü dinlediği adam şimdi gözlerimin önünde kan kaybediyordu.
"Doktor çağırın!" diye bağırdım.
Sonra söylediğim şeyi fark ettim.
Ben doktordum.
Kendime gelmeye çalıştım.
Ellerim titriyordu.
Ama ağlamanın sırası değildi.
Önce onu yaşatmalıydım.
Hızla yarasına baktım.
Kurşun göğsünün sol tarafına isabet etmişti.
Tam kalbinin üzerine gelmemişti ama durum yine de çok ciddiydi.
Fahri koşarak yanımıza geldi.
"Ambulans yolda!"
"İlk yardım çantasını getir!"
Fahri hiç beklemeden koştu.
Ben de yaraya baskı uygulamaya başladım.
Diyar acıyla gözlerini kapattı.
"Özür dilerim." dedim.
Güçlükle gülümsedi.
"Doktor olup özür diliyorsun."
O an ağlamamak için dudaklarımı ısırdım.
"Konuşma."
"Emir mi veriyorsun?"
"Diyar!"
Bu sefer gerçekten sustu.
Ama gözlerini üzerimden ayırmıyordu.
Sanki beni son kez görüyormuş gibi bakıyordu.
Hayır.
Bunun olmasına izin vermeyecektim.
Birkaç dakika sonra ambulans geldi.
Onu sedyeye yerleştirdiler.
Ben de binmek istedim.
Ama tam binecekken biri kolumu tuttu.
Arkamı döndüm.
Elçin'di.
Yüzü her zamankinden daha ciddiydi.
"Git."
"Ne?"
"Ben burada kalacağım. Bu iş henüz bitmedi."
Şaşkınlıkla ona baktım.
Sonra başımı salladım.
Ve ambulansa bindim.
Yol boyunca gözümü Diyar'dan ayırmadım.
Doktorlar sürekli müdahale ediyordu.
Monitörden gelen sesler beni daha da korkutuyordu.
Bir noktada Diyar gözlerini açtı.
Bana baktı.
Sonra çok yavaş bir şekilde konuştu.
"Kaçırılmak konusunda gerçekten yeteneklisin."
O an ağlarken bile güldüm.
"Şaka yapacak zaman mı buldun?"
"Denedim."
Sonra tekrar gözlerini kapattı.
Ve bir daha açmadı.
"Diyaaar!"
Doktorlardan biri beni geri çekti.
"Hanımefendi lütfen sakin olun."
Ama sakin olamıyordum.
Onu kaybetmek istemiyordum.
Bir kez babamı kaybetmiştim.
Sonra babaannemi.
Şimdi de onu kaybedemezdim.
Hastaneye ulaştığımızda hemen ameliyata aldılar.
Ben ise koridorda kaldım.
Saatler geçiyordu.
Bir saat...
İki saat...
Üç saat...
Kimse çıkıp bir şey söylemiyordu.
O sırada Fahri geldi.
Yanında Elçin de vardı.
Üzerlerinde hâlâ çatışmanın izleri duruyordu.
Elçin yanıma oturdu.
Uzun süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra sessizliği o bozdu.
"Onu seviyorsun."
Başımı kaldırıp ona baktım.
Cevap vermedim.
Çünkü cevabı biliyordum.
Belki ben bile yeni fark etmiştim ama biliyordum.
Diyar vurulduğunda hissettiğim korku sıradan değildi.
Onu kaybetme düşüncesi nefesimi kesmişti.
Elçin hafifçe gülümsedi.
"Küçüklüğünden beri aynı bakıyorsun."
"Neye?"
"Sevdiğin insanlara."
Bir şey diyemedim.
Tam o sırada ameliyathanenin kapısı açıldı.
Hepimiz ayağa fırladık.
Doktor maskesini çıkardı.
Kalbim duracak gibi oldu.
"Doktor?"
Adam yorgun bir şekilde nefes verdi.
"Ameliyat başarılı geçti."
O an dizlerimin bağı çözüldü.
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Yaşıyordu.
Diyar yaşıyordu.
Doktor konuşmaya devam etti.
"Fakat çok kan kaybetti. Birkaç gün kritik olacak."
Umurumda değildi.
Yaşıyordu.
Bu bana yeterdi.
Birkaç saat sonra yoğun bakıma alınmıştı.
Camın arkasından onu görebiliyordum.
Yüzü solgundu.
Makinelere bağlıydı.
Ama nefes alıyordu.
İşte önemli olan buydu.
Gece yarısına doğru Fahri ve Elçin gitmişti.
Ben ise hâlâ hastanedeydim.
Camın önündeki sandalyede oturuyordum.
Bir ara başım öne düşmüş.
Uyuyakalmışım.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum.
Ama bir el omzuma dokunduğunda gözlerimi açtım.
Karşımda hemşire duruyordu.
"Hanımefendi."
"Efendim?"
"Hasta uyandı."
Bir saniye boyunca nefes almayı unuttum.
Sonra ayağa fırladım.
"Ne dediniz?"
"Hasta uyandı."
Koşarak odasına gittim.
Kapıyı açtığımda Diyar yatağında yatıyordu.
Gözleri açıktı.
Yorgun görünüyordu ama yaşıyordu.
Beni görünce hafifçe gülümsedi.
"Sana bir şey söyleyeceğim."
Yanına yaklaştım.
"Nedir?"
Dudaklarını araladı.
"Sırf beni görmek için ikinci kez kaçırıldığını söyleme."
İlk başta şok oldum.
Sonra istemsizce güldüm.
Gülerken ağladığımı fark ettim.
Diyar da bunu fark etmişti.
Elini uzattı.
Tereddüt ederek tuttum.
Parmaklarımı hafifçe sıktı.
Sonra ilk defa sesinde hiçbir şaka olmadan konuştu.
"Bir daha seni kaybetmek istemiyorum, Amara."
O an kalbim yeniden atmaya başladı.
Çünkü ilk kez...
Diyar korkuyordu.
Ve korktuğu şey düşmanları değildi.
Beni kaybetmekti.
Bölüm etkileşimi
