2. bölüm · İki dünya iki kalp tek kader
2.bölüm
Adımı nereden biliyorsun?"
"Bilmem, tanışıyor olabilir miyiz?"
"Olamayız."
Bunu dedikten sonra beni oturmaya davet etti. Gittik ve benim adımı nereden bildiğini sordum. Aslında biz küçükken beraber büyümüşüz. O, babası ölünce odasına kapanmış. Ara ara görüyordum. Yengeme sorduğumda:
"Bizim konakta yaşıyor, bilmiyorum ki kim." diyordu.
Ben de:
"Sizin konakta yaşıyorsa nasıl bilmiyorsun?" der dururdum.
O çocuğu ne zaman görsem gözlerim parlardı.
Meğer yengem dediğim kişi, cici annemi döven kadın öldükten sonra gelen amcamın ikinci karısıymış. Amcama verdiği söz nedeniyle bana ölene kadar baktı. Yani yaklaşık sekiz yıl boyunca...
Aslında Diyar, aynı zamanda çocukluk aşkımmış. Adını bilmediğim için ona hep "Darwin" derdim. Çünkü Darwin, sevgili dost anlamına geliyordu.
Dedem yabancı olduğu için bir süre annemle yabancı bir ülkede yaşamıştık. O ülkenin adını hiç öğrenemedim ama dilini az çok öğrenmiştim. Diyar'ı da daha tanımadığım için ona hep dostum gibi hitap ederdim.
Diyar'ın ikinci annesi ona melek yüzlü bir şeytan gibi davranırmış. Ailesi yanındayken melek, onlar yokken şeytan olurmuş. Yani anlaşılan ikimiz de aynı kaderi yaşıyorduk.
Ama bir fark vardı.
O, babası ölünce babaannesi tarafından okuldan alınmış ve eğitimine devam edememişti. Ben ise okulumu bitirip yüksek lisans yaparak doktor olmuştum.
Doktor olduğumu söylediğimde gözleri parladı. Meğer onun da küçüklük hayali doktor olmakmış ama şartlar uygun değilmiş.
O benden beş yaş büyükmüş. Bunu da yeni öğrenmiştim.
Benimle İstanbul'a gelmesini, açık öğretimden mezun olmasını söyledim.
"Aşiretim var, nasıl gelem Allah'ını seversen?"
"Bir şey olmaz. Başına başkasını koyarsın."
"Vıy sen o işleri öyle kolay sanırsın ha! Aşireti başkasına devretmek o kadar kolay mı?"
Bir gülme tuttu beni ve dayanamayıp kahkaha attım.
Yine şivesi kaymıştı.
"Allah'ını seversen neye gülüyorsun, hele bir açıkla."
Bu sefer ciddi olmam gerektiğini düşünerek sustum.
Sonra konuya girdi.
"Niye geldin sen buralara?"
"Babamın konağını ve mezarını görmeye geldim."
Bunu duyunca:
"O zaman hazırlayın arabaları, mezarlığa gideceğiz." dedi.
Kalktık ve yıllardır görmediğim babamın mezarına doğru yola çıktık.
Yaklaşık yarım saat sonra mezarlığa ulaştık.
Ama gördüğüm şey beni yıktı.
Babamı vuran adamın mezarı, babamın mezarının hemen yanındaydı.
Dayanamadım ve ağlamaya başladım.
Diyar gelip beni teselli etti.
Daha sonra konakta bir hafta kalmamı istedi.
"Kalamam." dedim.
"Niye?" diye sordu.
"İşim var. Doktorum ya ben."
"O, ne olacak? Sanki ülkedeki bütün hastalar sen gidince kurtulacak."
Ben yine de:
"Olmaz, kalamam burada." dedim.
Bunun üzerine:
"Ben sana Mardin'de bir hastane ayarlayayım. Burada çalış. En azından gözümüzün önünde olursun." dedi.
Aslında bu fikir kötü değildi.
Çünkü İstanbul'da kendimi hiçbir zaman güvende hissetmemiştim. Gerçi Türkiye'de kadınlar hangi ilde, hangi ilçede tam anlamıyla güvende ki?
Bir süre düşündükten sonra teklifi kabul ettim. Burada bir hastanede çalışabileceğimi söyledim.
Onlar da bana iş ayarladılar.
Sonra çalıştığım hastaneyi arayıp istifa ettim.
Artık Mardin'deydim.
Artık Mardin benim evimdi.
Memleketimdeydim.
Saat yaklaşık 22.30 olmuştu.
Babaannem gelecekti.
Üzerimde pijamalarım vardı. Değiştirmesem bir şey olmaz diye düşünüyordum ama Mardin'de şortlu pijama giymek sorun olur muydu, emin değildim.
Sonunda babaannem geldi.
Ben de aşağı indim.
Diyar beni o hâlde görünce:
"Üstünü değiştir!" diye bağırdı.
Nedenini anlamamış gibi davransam da sebebini tahmin edebiliyordum.
Üzerime daha düzgün bir şeyler giyip geri çıktım.
Ve babaannem karşımdaydı.
Gerçekten karşımdaydı.
Tam yirmi dört yıl sonra...
Bana öyle bir sarıldı ki sanki kaburgalarım kırılacaktı.
Ama belli etmedim.
Çünkü yıllardır torun hasreti çekiyordu ve ağlayarak bana sarılması çok normaldi.
"Ah benim güzel kızım..." diyerek yarım saat boyunca ağladı.
Daha sonra artık uyumamız gerektiğini düşünerek odalarımıza geçtik.
Ben biraz geç uyudum.
Bu sırada verdiğim kararın doğru mu, yanlış mı olduğunu düşündüm.
Bir süre sonra uykum geldi ve uyudum.
Sabah uyandığımda herkes ayaktaydı.
Beni bekliyorlardı.
Üstümü giyip aşağı indiğimde kahvaltı hazırdı.
Hemen sofraya oturdum ve kahvaltımı yaptım.
Sonra Diyar'a:
"Ne zaman hastaneye gideceğiz?" diye sordum.
Ama cevap vermedi.
Tekrar sorduğumda:
"Boş yer olduğunda alacaklarmış seni." dedi.
Bunu duyunca şoka girdim.
