8. bölüm / 17
𝑆𝑜𝑦𝑢𝑛𝑚𝑎 𝑂𝑑𝑎𝑠ı8. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 8. Bölüm
- 1 Tanıtım18 kelime
- 2 1.bölüm653 kelime
- 3 3. Bölüm863 kelime
- 4 4. Bölüm685 kelime
- 5 5. Bölüm1.220 kelime
- 6 6.Bölüm1.089 kelime
- 7 7. Bölüm1.079 kelime
- 8 8. Bölüm1.193 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Duyuru19 kelime
- 10 9. Bölüm1.000 kelime
- 11 10. Bölüm2.134 kelime
- 12 .11 kelime
- 13 ..6 kelime
- 14 11. Bölüm1.627 kelime
- 15 12. Bölüm2.236 kelime
- 16 13. Bölüm2.236 kelime
- 17 14. Bölüm863 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İçeri adım attığımız an… kalbim hâlâ hızlı atıyordu.
Yusuf’un eli hâlâ elimdeydi.
Annem kapıyı arkamızdan kapattı.
Sessizlik oldu.
Ama bu seferki sessizlik… korkutucu değildi.
Daha çok… bekleyen bir sessizlikti.
“Salona geçin,” dedi annem sakin bir şekilde.
Yusuf’la göz göze geldik.
İkimiz de biraz tedirgindik.
Ama elimi bırakmadı.
Ben de bırakmasını istemedim.
Salona geçtik. Annem koltuğa oturdu. Bizi de karşısına oturttu.
Gözleri yine üzerimizdeydi.
Ama bu sefer…
Yargılayıcı değildi.
Sadece… anlamaya çalışıyordu.
“İsmin Yusuf’tu, değil mi?” dedi.
Yusuf başını salladı.
“Evet, teyze.”
Ses tonu saygılıydı.
Ama ilk kez… biraz gergin olduğunu hissettim.
Annem hafifçe gülümsedi.
“Rahat olabilirsin. Sorguya çekmeyeceğim seni.”
Bu cümle… ortamı bir anda yumuşattı.
Ben bile nefes aldığımı hissettim.
“Teşekkür ederim,” dedi Yusuf.
Annem bir süre sustu.
Sonra bana baktı.
“Eftalya.”
“Efendim?”
“Elini bırakmak istemiyorsan… bırakma.”
Gözlerim büyüdü.
“Anne—”
“Gerçekten,” dedi yumuşak bir sesle.
“Bazı şeyler saklanarak daha zor hale gelir.”
Bu cümle…
Direkt içime oturdu.
Yavaşça Yusuf’un eline baktım.
Sonra tekrar anneme.
Ve…
Elimi çekmedim.
Annem bunu fark etti.
Ama sadece başını hafifçe salladı.
“Güzel” dedi.
Yusuf şaşkınlıkla bana baktı.
Ben de ona.
Sonra annem arkasına yaslandı.
“Kaç zamandır böyle?” diye sordu.
Yüzüm kızardı.
“Anne…”
Yusuf hafifçe öksürdü.
“Yeni sayılır” dedi.
Annem gülümsedi.
“Zaten öyle olmalı”
Bir an durdu.
Sonra devam etti:
“Bakın… ben yasaklarla büyütülen biri değilim.”
Gözlerim dikkatle ona odaklandı.
“Ve sizi de öyle büyütmek istemiyorum.”
Kalbim yavaş yavaş sakinleşmeye başladı.
“Hoşlanmanız, konuşmanız, el ele tutuşmanız…” dedi.
“Bunlar normal.”
Yusuf’un parmakları elimde hafifçe hareket etti.
Sanki o da rahatlamıştı.
“Tek istediğim şey…” dedi annem.
“…birbirinize saygı duymanız.”
Başımı salladım.
“Duyuyoruz.”
Yusuf da hemen ekledi:
“Evet, teyze.”
Annem gözlerini Yusuf’a çevirdi.
Bu sefer bakışı biraz daha derindi.
“Onu üzmeyeceksin.”
Bu bir tehdit değildi.
Ama…
Ciddiydi.
Yusuf hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
“Üzmem.”
Kısa ama net.
Annem birkaç saniye ona baktı.
Sonra başını salladı.
“Güzel.”
Sonra bana döndü.
“Sen de aynı şekilde.”
Gülümsedim hafifçe.
“Tamam.”
Bir sessizlik oldu.
Ama bu sefer…
Sıcak bir sessizlikti.
Sonra annem ayağa kalktı.
“Mutfakta kek var,” dedi.
“Getireyim mi, yoksa siz mi alırsınız?”
Şaşkınlıktan gülmeye başladım.
“Anne cidden mi?”
Omuz silkti.
“Ne var? İlk misafirin sayılır.”
Yusuf hafifçe güldü.
“Alırız biz.”
Annem mutfağa doğru yürüdü.
Ve biz…
Orada kaldık.
El ele.
Birbirimize bakarak.
Yusuf başını bana yaklaştırdı.
“Annen… efsaneymiş.”
Gülmemi tutamadım.
“Ben demiştim.”
Bir an durdu.
Sonra daha ciddi bir sesle:
“Şanslısın.”
Bu cümle
Kalbimi ısıttı.
“Biliyorum,” dedim.
Sonra ekledim:
“Belki sen de biraz.”
Kaşını kaldırdı.
“Nasıl yani?”
Elini biraz daha sıktım.
“Benimle olduğun için.”
Bu sefer
O sustu.
Ama gülümsemesi…
Her şeyi anlatıyordu.Yusuf mutfağa doğru yürüdü.
Ben de arkasından.
“Dikkat et,” dedim fısıldayarak, “annem seni sınavdan geçirecek birazdan.”
Hafifçe güldü.
“Hazırım.”
Mutfağa girdiğimizde annem keki kesiyordu. Bizi görünce başını kaldırdı.
“Tabaklar orada,” dedi tezgâhı işaret ederek.
Yusuf hemen uzanıp tabakları aldı.
“Ben koyayım,” dedi.
Annem kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Misafir olup da yardım edenlerden misin?”
“Genelde evet,” dedi Yusuf.
“Güzel alışkanlık,” dedi annem, hafif bir gülümsemeyle.
Onları izlerken içimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı.
Yusuf gerçekten çaba gösteriyordu.
Ve annem… bunu görüyordu.
Keki tabaklara koyduktan sonra birlikte salona geçtik.
Ama bu sefer ortam daha rahattı.
Daha… samimi.
Annem ilk lokmayı alırken Yusuf’a baktı.
“Sporla ilgileniyorsun sanırım.”
“Evet,” dedi Yusuf. “Futbol oynuyorum.”
“Belli,” dedi annem. “Disiplinli görünüyorsun.”
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“Teşekkür ederim.”
Sonra bir an durdu.
“Eftalya da çok iyi oynuyor,” dedi.
Gözlerim anında ona döndü.
“Yusuf”
“Gerçek bu” dedi omuz silkerek. “Sahada herkesten daha hırslı.”
Yanaklarım ısındı.
Annem bana baktı, hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum,” dedi. “Küçüklüğünden beri öyle.”
Bu küçük an…
İçimi daha da yumuşattı.
Bir süre daha sohbet ettik. Konular basitti ama güzeldi.
Okul… antrenman… günlük şeyler.
Ama arada…
Küçük bakışlar vardı.
Yusuf’un bana attığı.
Benim ondan kaçırmaya çalıştığım.
Ve annemin her şeyi fark eden ama hiçbir şey söylemeyen bakışları.
Bir noktada annem ayağa kalktı.
“Ben çay koyayım,” dedi.
“Yardım edeyim,” dedim.
“Gerek yok,” dedi hemen. “Sen otur.”
Ama Yusuf da ayağa kalktı.
“Ben yardım edebilirim.”
Annem bu sefer açıkça gülümsedi.
“Peki,” dedi. “Gel bakalım.”
İkisi mutfağa geçti.
Ben salonda kaldım.
Ama kulaklarım ister istemez onlardaydı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra annemin sesi geldi, daha yumuşak:
“Onu seviyorsun, değil mi?”
Kalbim
Yerinden çıkacak gibi oldu.
Cevap hemen gelmedi.
Sonra Yusuf’un sesi:
“…Evet.”
Bu kadar net.
Bu kadar tereddütsüz.
Gözlerim doldu ama gülümsedim.
Annem tekrar konuştu:
“Belli oluyor zaten.”
Kısa bir duraklama.
Sonra:
“İyi bak ona.”
Yusuf’un sesi bu sefer daha sakindi.
“Bakarım.”
Bu konuşma
Kısa ama çok şey anlatıyordu.
Biraz sonra mutfaktan çıktılar.
Hiçbir şey olmamış gibi.
Ama ben
Her şeyi duymuştum.
Yusuf yanıma oturdu.
Bana baktı.
Ben de ona.
“Ne oldu?” dedi.
Başımı hafifçe iki yana salladım.
“Hiç.”
Ama gülümsememi durduramıyordum.
Kaşını kaldırdı.
“Kesin bir şey var.”
Biraz yaklaştım.
“Sonra söylerim,” dedim.
“Merak ettim şimdi.”
“Edeceksin.”
Hafifçe güldü.
Sonra
Elimi tekrar tuttu.
Bu sefer daha doğal.
Daha alışılmış.
Ama hâlâ
Özel.
Annem çayları getirdi.
Hep birlikte oturduk.
Ve o an
Garip bir şekilde her şey yerli yerindeydi.
Ne fazla hızlı.
Ne eksik.
Sadece
Doğru.
Yusuf bir an bana doğru eğildi.
“Bu arada,” dedi alçak sesle.
“Bugünçok güzeldin.”
Kalbim yine hızlandı.
“Bugün mü?” dedim.
“Her gün öylesin ama…” dedi.
“bugün biraz daha.”
Gözlerimi kaçırdım.
“Sen de fena değildin,” dedim.
Gülümsedi.
“Fena değil mi?”
“Evet.”
“Bu bir iltifat sayılır mı?”
“Belki.”
İkimiz de güldük.
Annem bize baktı.
Ama bu sefer…
Sadece gülümsedi.
Annem bize bakarken gülümsüyordu.
Ama bu sefer o bakışta hiçbir sorgu yoktu.
Sadece… kabulleniş.
Çaylarımızdan birer yudum aldık. Sohbet yine küçük küçük devam etti. Arada annem bir şey anlatıyor, ben araya giriyorum, Yusuf dinliyor…
Ama en çok…
Bakışlarımız konuşuyordu.
Bir noktada saat ilerlemişti.
Yusuf saate baktı.
Sonra bana.
“Yavaş yavaş kalkayım,” dedi.
İçimde hafif bir şey düştü.
Gitmesini istemiyordum.
Ama bunu söylemedim.
Annem başını salladı.
“Geç oldu zaten.”
Sonra ekledi:
“Yine gelirsin.”
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“Gelirim.”
Bu cevap…
Nedense içimi ısıttı.
Kapıya kadar birlikte yürüdük.
Bu sefer annem arkamızdan gelmedi.
Bizi yalnız bıraktı.
Kapının önünde durduk.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ama bu sefer o sessizlik…
Daha yoğundu.
“Bugün…” dedi Yusuf.
“garipti.”
Hafifçe güldüm.
“Evet.”
“İyi garip,” dedi hemen.
Başımı salladım.
“Bence de.”
Bir an sustu.
Sonra bana doğru bir adım yaklaştı.
“Anneni sevdim,” dedi.
Gülümsedim.
“O da seni sevdi.”
Kaşlarını kaldırdı.
“Emin misin?”
Biraz yaklaştım.
“Eminim.”
Sonra ekledim:
“Hatta fazla bile.”
Yusuf güldü.
“Bu iyi mi kötü mü?”
“İyi,” dedim.
Sonra…
Kısa bir sessizlik.
Ama bu sefer…
İkimiz de bir şey söylemek istiyor gibiydik.
Yusuf derin bir nefes aldı.
“Elimi tutmayı bırakmayacaksın, değil mi?”
Gözlerine baktım.
Bu sefer kaçmadım.
“Sen bırakmadığın sürece…”
“…ben de bırakmam.”
Gözleri yumuşadı.
Bir adım daha yaklaştı.
Ama bu sefer…
Sadece baktı.
Uzun uzun.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“İyi.”
Kapıyı açtım.
Ama çıkmadan önce durdu.
“Eftalya.”
“Hmm?”
“Bugün söylediğim şey…” dedi.
“Hangisi?”
“Paylaşmak istemiyorum ya…”
Kalbim yine hızlandı.
“Evet?”
Başını hafifçe eğdi.
“Hâlâ geçerli.”
Gülümsedim.
“Ben de hâlâ kimseye ait değilim.”
Kısa bir sessizlik.
Sonra Yusuf da gülümsedi.
“Biliyorum.”
Bir an durdu.
Sonra ekledi:
“Ama bana biraz daha yakınsın.”
Bu cümle…
İçimde bir yere dokundu.
Yavaşça başımı salladım.
“Belki.”
Kapıdan çıktı.
Ama gitmeden önce…
Elimi son kez sıktı.
Bırakmadan önce.
“Yarın görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Geri geri yürüdü.
Gözlerini benden ayırmadan.
Sonra döndü
Ve gitti.
Kapıyı kapattım.
Sırtımı kapıya yasladım.
Derin bir nefes aldım.
Kalbim hâlâ hızlıydı.
Ama bu sefer…
Sakin bir hızdı.
Annem salondan seslendi:
“Gitti mi?”
“Gitti,” dedim.
“Güzel çocuk,” dedi.
Gülümsedim.
“Biliyorum.”
Gözlerimi kapattım.
Ve o an…
İçimde net bir şey vardı
