4. bölüm / 17
𝑆𝑜𝑦𝑢𝑛𝑚𝑎 𝑂𝑑𝑎𝑠ı4. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 4. Bölüm
- 1 Tanıtım18 kelime
- 2 1.bölüm653 kelime
- 3 3. Bölüm863 kelime
- 4 4. Bölüm685 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm1.220 kelime
- 6 6.Bölüm1.089 kelime
- 7 7. Bölüm1.079 kelime
- 8 8. Bölüm1.193 kelime
- 9 Duyuru19 kelime
- 10 9. Bölüm1.000 kelime
- 11 10. Bölüm2.134 kelime
- 12 .11 kelime
- 13 ..6 kelime
- 14 11. Bölüm1.627 kelime
- 15 12. Bölüm2.236 kelime
- 16 13. Bölüm2.236 kelime
- 17 14. Bölüm863 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve vardığımızda Yusuf arabayı apartmanın önünde durdurdu. Sessiz bir yolculuktu ama rahatsız edici değildi. Tam tersine, içimde tuhaf bir huzur vardı. Kapıyı açıp inmeye çalıştığımda bileğim yine sızladı.
“Dur,” dedi Yusuf hemen. “Tek başına inemezsin.”
“İnerim” diye diretsem de çoktan yanıma gelmişti bile. Kolumu omzuna aldı. Bu sefer itiraz etmedim.
Apartmanın kapısından girerken kalbim hızlandı. Onunla bu kadar yakın olmak… garipti. Ama kötü bir gariplik değildi.
Merdivenlere geldiğimizde durdu. “Asansör var mı?”
“Yok” dedim hafifçe.
Derin bir nefes aldı. “Harika” diye mırıldandı ama sonra gülümsedi. “Sorun değil.”
Yavaş yavaş merdivenleri çıktık. Kapının önüne geldiğimizde anahtarı çantamdan çıkarmaya çalıştım ama zorlanıyordum. Yusuf anahtarı alıp kapıyı açtı.
İçeri girdiğimizde annem yoktu. Derin bir nefes aldım.
“İyi ki yok,” dedim istemsizce.
Yusuf güldü. “Neden, beni mi saklıyorsun?”
Gözlerimi devirdim. “Alakası yok.”
Beni koltuğa oturttu. Ayağıma baktı, hafifçe kaşlarını çattı.
“Buz koyman lazım,” dedi ciddi bir şekilde.
“Biliyorum,” dedim.
Tam kalkacakken kapı çaldı.
İkimiz de aynı anda kapıya baktık.
“Beklenmiyordu” dedim şaşkınlıkla.
“Ben açayım” dedi Yusuf.
Kapıyı açtığında içeri giren kişiyle göz göze geldim.
“Eftalya!” diye seslendi Ege. Elinde bir poşet vardı. “Antrenmanda düşmüşsün duydum, iyi misin?”
Yusuf’un yüz ifadesi bir anda değişti. Az önceki rahat hali gitmişti.
“İyiyim,” dedim hızlıca. “Sen niye geldin?”
“Senin için bir şeyler aldım,” dedi poşeti kaldırarak. “İyi gelir diye düşündüm.”
Yusuf kapının yanında duruyordu, ama bakışları artık daha sertti.
Ege içeri girerken Yusuf’a baktı. “Sen de kim oluyorsun?”
Yusuf hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme pek samimi değildi. “Aynı şeyi ben de sorabilirim.”
Araya girdim. “Yusuf, takım arkadaşım. Ege de… çocukluk arkadaşım.”
“Anladım,” dedi Yusuf kısa bir şekilde.
Ege yanıma gelip poşeti bıraktı. “Buz, krem falan aldım. Yardım eder.”
“Teşekkür ederim,” dedim.
Yusuf hâlâ ayaktaydı. Kollarını bağlamıştı.
“Zaten ben ilgileniyordum,” dedi sakin ama hafif sert bir tonla.
Ege kaşını kaldırdı. “Fark ettim.”
O an ortamın havası değişmişti. İkisi de birbirine bakıyordu. Sanki görünmeyen bir yarış başlamıştı.
“Ben su getireyim,” dedim ama ayağa kalkmaya çalışırken acıyla yüzümü buruşturdum.
İkisi de aynı anda hareket etti.
“Ben getiririm.”
“Ben hallederim.”
Bir an durdular. Göz göze geldiler.
“Ben yaparım,” dedi Yusuf bu sefer daha net.
Ege geri çekildi ama bakışları hâlâ Yusuf’un üzerindeydi.
Yusuf mutfağa giderken Ege bana yaklaştı. Sesini alçaltarak konuştu.
“Bu çocuk kim gerçekten?”
“Dedim ya, takım arkadaşım.”
“Pek öyle bakmıyor ama,” dedi hafifçe.
Ne demek istediğini anlamıştım ama cevap vermedim.
Yusuf suyla geri döndü. Bardağı bana uzattı ama gözleri Ege’deydi.
“Daha fazla kalmayacağım,” dedi bir anda.
Şaşırdım. “Ne? Neden?”
Omuz silkti. “Zaten yalnız değilsin.”
Sesi normaldi ama içinde sakladığı bir şey vardı.
Kapıya yöneldi. İçimde bir şey sıkıştı.
“Yusuf…” diye seslendim.
Durdu ama arkasını dönmedi.
“Teşekkür ederim,” dedim.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra sadece “Rica ederim,” dedi ve çıktı.
Kapı kapandığında içimde garip bir boşluk oluştu.
Ege bana bakıyordu ama ben sadece kapıya bakıyordum.
Ve ilk kez fark ettim…
Onun gitmesi… düşündüğümden daha fazla etkilemişti beni.Kapı kapandığında içimde garip bir boşluk oluştu.
Sanki odadaki hava bir anda değişmişti. Az önce buradaydı… sesi, bakışları, o garip ama huzur veren varlığı… hepsi bir anda yok olmuştu.
Ege bir şeyler söylüyordu ama onu tam olarak duyamıyordum. Kulaklarım uğulduyor gibiydi. Gözlerim istemsizce kapıya kayıyordu.
Onun gitmesi…
Düşündüğümden çok daha fazla etkilemişti beni.
Bu sadece biri gidince hissedilen sıradan bir boşluk değildi. İçimde bir şey eksilmiş gibiydi. Sanki alışmaya başlamıştım bile… onun yanımda olmasına, beni düşünmesine, o inatçı ama koruyucu tavrına.
Daha yeni tanıyordum aslında.
Ama kalbim bunu umursamıyor gibiydi.
Yusuf’un bana son bakışı gözümün önünden gitmiyordu. Söylemediği şeyler vardı o bakışta. Ve benim de söyleyemediklerim…
“Eftalya?” diye seslendi Ege.
Başımı ona çevirdim ama aklım hâlâ kapının arkasındaydı.
“İyi misin sen?” diye sordu şüpheyle.
“İyiyim,” dedim ama sesim beni ele veriyordu.
Gerçekten iyi değildim.
Ayağım acıyordu, evet… ama canımı yakan tek şey o değildi.
Yusuf’un “Zaten yalnız değilsin” derkenki hali… sanki kırılmış gibiydi.
Neden?
Bu soru zihnime takılıp kaldı.
Onun gitmesini istememiştim.
Hatta… kalmasını istemiştim.
Belki biraz daha konuşmayı. Belki biraz daha yanında olmayı. Belki de… onu biraz daha tanımayı.
Ama bunu söyleyemedim.
Şimdi ise geç kalmış gibi hissediyordum.
İçimde ince bir sızı oluştu.
Ve o an fark ettim…
Bu sadece bir tanışma değildi.
Bu, yavaş yavaş kalbime dokunan bir hikâyenin başlangıcıydı.
Ve ben… bu hikâyede onun gitmesini hiç istemiyordum.
