3. bölüm / 17
𝑆𝑜𝑦𝑢𝑛𝑚𝑎 𝑂𝑑𝑎𝑠ı3. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 3. Bölüm
- 1 Tanıtım18 kelime
- 2 1.bölüm653 kelime
- 3 3. Bölüm863 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm685 kelime
- 5 5. Bölüm1.220 kelime
- 6 6.Bölüm1.089 kelime
- 7 7. Bölüm1.079 kelime
- 8 8. Bölüm1.193 kelime
- 9 Duyuru19 kelime
- 10 9. Bölüm1.000 kelime
- 11 10. Bölüm2.134 kelime
- 12 .11 kelime
- 13 ..6 kelime
- 14 11. Bölüm1.627 kelime
- 15 12. Bölüm2.236 kelime
- 16 13. Bölüm2.236 kelime
- 17 14. Bölüm863 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saat 06:00 ya alarm kurmuştum yine o iğrenç alarm sesiyle yataktan oflayarak yataktak kalktım.
Elimi yüzümü yıkayıp saçımı sıkı topuz yaptım.
Daha sonra çantama formamı, dizliklerimi, şortumu, kolluklarımı,ayakkabımı ve diğer ihtiyaçlarımı koydum. Yarım saat sonra evden çıkıp kapının önünde otobüs beklemeye başladım.benim otobüsüm geldiginde kartımı basıp içerdeki boş bir yere oturdum.
İnmem gerektiği anda düğmeye basıp indim ve birazcık yürüyüp kurs alanına girdim soyunma odasına gidip üstümü değiştircektim, diğer kızla sahaya girmişti daha fazla geç kalmamak icin hızlı hızlı yürümeye başladım.
Kız ve erkek soyunma odası yanyanaydı hala kendime gelmediğim icin yanlışlıkla erkek soyunma odasına girdim.
İçeri girdiğim anda odanın heryerinde yarı kaslı erkekler vardı o an anlamıştım yanlış odaya girdiğimi.
Bütün erkekler bağırıp gülmeye başlayınca "cok özür dilerim istemeden oldu" dediğimde arada bi tane ses " bide isteyerek olsaydı" dedi sırıtarak sese baktığımda dün çarptığım iki metrelik çocuktu.
Onu gördügüme sevinmistim ama" yine mi sen" dedim sinirle " yine ben" diye cevap verdi sonra kapıyı sertce kapatarak kız soyunma odasına girdim kendime söylene söylene üstümü giyinip saçımı düzelttim
…tam kapıyı açıp sahaya gidecektim ki kapıyı o çocuk açtı ve bir anlık göz göze geldik.
Kapıyı tutarak bana baktı, yüzünde o sinir bozucu ama bir o kadar da kendinden emin gülüş vardı.“Bu sefer doğru odaya girdiğine emin misin?” dedi hafif alaycı bir tonla.
Gözlerimi devirdim. “Çok komiksin gerçekten,” dedim yanından geçmeye çalışarak. Ama o kapıyı tamamen açmak yerine hafifçe önümü kesti.
“Dün de bana çarpmıştın… bugün de odamıza girdin. Bu tesadüfler biraz fazla değil mi?” dedi.
Kalbim gereksiz yere hızlanmaya başlamıştı. Sinirlendiğim için mi, yoksa başka bir şeyden mi emin değildim.“Bak, bunların hiçbiri isteyerek olmadı,” dedim kaşlarımı çatarak. “Ve yolumdan çekilir misin? Antrenmana geç kalıyorum.”
Bir an sustu. Sonra başını hafifçe yana eğip beni süzdü.“İsmin ne?” diye sordu beklenmedik bir şekilde.
“Niye söyleyeyim ki?” dedim hemen.
“Çünkü belki bir dahaki çarpışmamızda sana isminle seslenirim,” dedi gülümseyerek.
İçimden “inanılmazsın” diye geçirdim ama daha fazla uzatmak istemedim.“Eftalya” dedim kısa keserek.
“bende yusuf" dedi, adını söyledi. İsmini duyunca istemsizce aklımda tekrar ettim.
Sonunda kapıdan çekildi. “Hadi, geç kalma. Koç pek hoşlanmaz” dedi.
Hiçbir şey demeden yanından geçip sahaya doğru yürüdüm. Ama nedense az önceki konuşma aklımdan çıkmuyordu.Onun sesi, bakışı… ve o garip gülüşü.
Sahaya adım attığımda herkes çoktan ısınmaya başlamıştı. Koç sert bir bakış attı.“Geç kaldın” dedi.
“Özür dilerim” dedim hızlıca yerime geçerken.
Ama aklım hâlâ orada, soyunma odasının kapısında kalmıştı.Ve nedense içimde tuhaf bir his vardı.
Sanki bu çocukla yollarımız daha yeni kesişmeye başlamıştı… amaaan boşver umrumda değil.. kesinlikle öyle
Antremanın sonunda geç kaldığım için koç son dakikalarda 10 tur sahanın etrafında koşmamı istedi hic istemesemde buna mecburdum.
Daha sadece 3. Tura geldiğimde ayakkabımın bağcığına takılıp yere düştüm ayak bileğimi fena şekilde burkmuştum canımda çok acıyordu.
Koç düştüğümü fark ettiğinde yanıma gelip nasılım diye sordu " eftalya istersen sen şimdi eve gidebilirsin" dedi gülümseyerek " tamam hocam sağolun" dedim ve üstümü değiştirmeye doğru sahanın çıkış kapısına doğru yürüyordum
Kapıyı açtığım anda yusuf kapının önünden geçiyormuş.
Karşıma bir anda çıktığı icin yere düşmüştüm e ayağımda burkulduğu için canım fazlasıyla acımıştı.
Acımayla birlikte bağırmıştım yusuf beni o halde gordugu anda " eftalya iyi misin bir şey oldu mu gel ben seni odaya kadar yürümenw yardım edeyim" dedi endişeli bir şekilde.
" Yok sağ–" dememe izin vermeden beni kucağına almıştı " seni böyle bırakamazdım küçük hanım" dedi sırıtarak. Cevap vermemiştim aslında vermemiştim değilde verememiştim
Beni soyunma odasına kadar taşıyıp oturma yerine oturtmuştu çöküp ayakkabımı ve dizliğimi çıkartıp bir kenara koymuştu.
" Diğerlerinide yapmamı istemezsin heralde" diye imalı bir şekilde bakıyordu "o kadarda kötü değilim şimdi çık" dedim duygusuz bir şekilde " insan bi tesekkur eder" dedi arkasını dönüp giderek.
Haklıydı.. gerçekten teşekkür etmem gerekiyordu
Kapıdan çıkarken içimde garip bir his oluştu. Sanki bir şey eksik kalmıştı. “Yusuf…” diye seslendim, sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı.
Durdu. Yavaşça arkasını döndü. Gözleri bana odaklanmıştı.
“Teşekkür ederim,” dedim bu sefer daha net. Gözlerinin içi bir anlığına yumuşadı, dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Rica ederim, küçük hanım,” dedi ama bu sefer sesi daha sakindi.
Tam çıkacakken tekrar durdu. “Gerçekten iyi misin? Ayağın baya kötü görünüyordu.”
Başımı hafifçe eğdim. “İyiyim… yani idare eder.”
Kaşlarını çattı. Bana doğru tekrar birkaç adım attı. “İnat etme. Yürüyebiliyor musun bakalım?”
Cevap vermeden ayağa kalkmaya çalıştım ama bileğim yere basar basmaz sızladı. Yüzüm istemsizce buruştu.
“Gördün mü?” dedi hafif bir gülümsemeyle. “Hiç iyi değilsin.”
Bir şey dememe fırsat vermeden kolumu omzuna attı. Bu sefer kucağına almamıştı ama bana destek oluyordu. Kalbim garip bir şekilde hızlanmıştı. Bunun ağrıyla alakası olmadığına emindim.
“Ben seni eve bırakayım,” dedi kararlı bir şekilde.
“Gerek yok,” dedim hemen. “Gerçekten—”
“Eftalya,” diye sözümü kesti. İlk kez ismimi bu kadar yumuşak söylemişti. “Düşüp tekrar sakatlanmanı izlemek istemiyorum.”
Sustum.
Birlikte sahadan çıkarken etraf sanki sessizleşmişti. Sadece adımlarımızın sesi vardı. Ara ara bana bakıyor, iyi olup olmadığımı kontrol ediyordu.
Arabaya geldiğimizde kapıyı açtı. Oturmama yardım etti. Kendisi de sürücü koltuğuna geçti.
Motoru çalıştırmadan önce bana döndü.
“Adres?”
Bir an tereddüt ettim. Ama sonra söyledim.
Yola çıktığımızda camdan dışarı bakıyordum. İçimde tuhaf bir huzur vardı. Aynı zamanda da açıklayamadığım bir heyecan.
“Bu arada,” dedi bir süre sonra. “Bana teşekkür etmeyi unutan biri olduğunu sanmıştım.”
Gözlerimi devirdim hafifçe. “Abartma.”
Güldü. Sessiz ama içten bir gülüştü.
Ve o an fark ettim…
Belki de bu sadece bir sakatlanma değildi.
Belki de… bir şeylerin başlangıcıydı.
