11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: User4 User

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 11. Bölüm

Gece.

Yatağımda dönüp duruyordum.Uyuyamıyordum.

Aklımda sürekli Yusuf vardı… söyledikleri, bakışları, gülüşü.

Dayanamadım. Telefonu elime aldım.

Bir süre ekrana baktım… yazıp silmeye başladım.

Sonunda gönderdim.

“Uyudun mu?”

Mesaj gönderildi.Kalbim hızlandı.

Birkaç saniye…Sonra telefon titredi.

“Uyumadım.”

İstemsizce gülümsedim.

"İyi.”

Kısa bir duraksama.

“Niye yazdın?”

Dudaklarımı ısırdım.

“Bugünkü hesabı kapatmadım demiştim”

Cevap hemen geldi.

"Korktum şu an.”

Güldüm.

"Korkman lazım ”

“Ne yapacaksın?”

Biraz bekledim.

“Yarın görürsün.”

Ertesi gün.

Hazırlanırken garip bir heyecan vardı içimde.Sanki normal bir buluşma değildi bu.

Kapı çaldığında derin bir nefes aldım ve açtım.

Yusuf kapıdaydı.

Göz göze geldik.

Bir an… kimse konuşmadı.

“Hazır mısın?” dedi.

“Hazırım.”

Bu sefer daha sakin bir yere gittik.Deniz kenarı hafif rüzgâr, az insan.

Yan yana yürüyorduk.

Konuşuyorduk ama arada sessizlikler oluyordu.

Ve o sessizlikler rahatsız etmiyordu.

Bir noktada durduk.Denizi izlemeye başladık.

Yusuf bana baktı.

“Dün baya cesurdun,” dedi.

Kaşımı kaldırdım.“Sen başlattın.”

Hafifçe güldü.

Sonra yürümeye devam ettik.
Kolarımız birbirine temas ediyordu.

Çekilmedik

Aksine… o temas birkaç saniye sürdü.

Kalbim hızlandı.

Biraz sonra bir banka oturduk.

Aramızda çok az mesafe vardı.

Yusuf hafifçe bana döndü.“Planın neydi?”

Gülümsedim.“Seni utandırmak.”

“Nasıl?”

Bir an düşündüm.

Sonra yavaşça ona yaklaştım.

Yusuf’un yüzü değişti.Beklemiyordu.

Elimi kaldırdım…Ve saçının birazını düzelttim.

“Dağılmış,” dedim.

Yusuf dondu.

Göz göze geldik.

Elim hâlâ saçına çok yakındı.

Sonra yavaşça indirdim.

Ama bu sefer… parmaklarım onun eline değdi.

Çok hafif.

Ama bilinçli.

Yusuf gözlerini kaçırmadı.

“Bu muydu planın?” dedi.

Fısıldar gibi.

Başımı hafifçe eğdim.“Daha bitmedi.”

Elimi çekmedim.

O da çekmedi.

Parmaklarımız birkaç saniye boyunca… öylece kaldı.

Rüzgâr esiyordu ama ben sadece onu hissediyordum.

Yusuf hafifçe yaklaştı.

“Beni utandırıyorsun farkında mısın?” dedi.

Gülümsedim.

“İstediğim buydu.”

Yusuf başını iki yana salladı ama gülüyordu.

“Tehlikelisin.”

“Sen daha beter.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Ama bu sefer farklıydı.

Daha yakın.

Daha yoğun.

Yusuf bir an elini hafifçe benimkine dokundurdu…Bu sefer o başlatmıştı.

Kalbim daha da hızlandı.

Ve içimden sadece şu geçti:

Bu oyun…artık sadece oyun değildi.

Bankta oturduğumuz o an… sanki zaman biraz yavaşlamıştı.

Elimiz hâlâ birbirine yakın, bakışlarımız karışıktı.

Tam o sırada bir ses geldi:

“Yusuf? Sen misin?”

İkimiz de başımızı çevirdik.

Bir kız.

Yusuf’un yüzü bir an değişti.“Ece?”

Kız gülerek yaklaştı.“Gerçekten sensin! Ne zamandır yoksun ortalarda?”

Ben sessiz kaldım.Sadece izledim.

Ece, Yusuf’un yanına biraz fazla yakın oturdu.Hatta koluna hafifçe dokundu.

“Beni hiç aramadın,” dedi sitemle ama gülüyordu.

İçimde garip bir şey oldu.Hoşuma gitmedi.

Yusuf hafifçe gülümsedi.“Yoğundum biraz.”

Ece gözlerini devirdi.“Bahane…”

Sonra bana baktı.

“Tanıştırmayacak mısın?”

Yusuf bir an durdu.Sonra rahat bir tavırla:

“Eftalya,” dedi.

Sadece ismimi söylemişti.

İçimdeki o garip his biraz daha arttı.

Ece gülümsedi.“Memnun oldum.”

“Ben de,” dedim ama sesim düşündüğüm kadar sıcak çıkmadı.

Kısa bir sessizlik oldu.

Ece tekrar Yusuf’a döndü.“Sonra konuşuruz, tamam mı?” dedi ve giderken omzuna hafifçe dokundu.

Ben gözlerimi kaçırdım.

Ece gittikten sonra sessizlik çöktü.

Yusuf bana baktı.“Ne oldu?”

Başımı iki yana salladım.“Hiç.”

“Eftalya…”

Derin bir nefes aldım.“Hiç dedim ya.”

Ayağa kalktım.“Ben biraz yürüyeyim.”

Yusuf hemen arkamdan geldi.“Dur bir…”

Ama yürümeye devam ettim.

“Eftalya,” dedi bu sefer daha ciddi bir sesle.

Kolumdan hafifçe tuttu.

Durmak zorunda kaldım.

Kalbim hızlı atıyordu.

“Ne var?” dedim, ona bakmadan.

Yusuf bir adım yaklaştı.

“Az önceki için mi?”

Sessiz kaldım.

“Saçma,” dedi. “Onunla bir şey yok.”

Gözlerimi kaldırdım.“Ben bir şey demedim zaten.”

“Dedin.”

Bakışlarımız kilitlendi.

“Hoşuna gitmedi,” dedi.

Bir an durdum.

Sonra dürüst oldum.

“Gitmedi,” dedim.

Sessizlik.

Yusuf’un bakışları değişti.

Bu sefer daha ciddiydi.

“Niye?” dedi.

Kalbim sıkıştı.

“Bilmiyorum…” dedim, ama aslında biliyordum.

Yusuf bir adım daha yaklaştı.

Aramızdaki mesafe neredeyse yok olmuştu.

“Biliyorsun,” dedi yavaşça.

Gözlerimi kaçırdım.

Ama o bırakmadı.

Elini çenemin altına koyup yüzümü kendine çevirdi.

“Bana bak,” dedi.

Baktım.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki duyuluyordu.

“Benim için mi?” dedi.

Nefesim kesildi.

Cevap veremedim.

Ama susmam bile yeterliydi.

Yusuf’un dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu… ama bu sefer dalga geçen bir gülümseme değildi.

Daha yumuşaktı.

Daha gerçek.

Elini yavaşça indirdi ama uzaklaşmadı.

“Saçmalama o zaman,” dedi.

“Kimse umurumda değil.”

Sözleri içime işledi.

Bir anlık cesaretle, bu sefer ben bir adım yaklaştım.

“Gerçekten mi?” dedim.

Yusuf başını hafifçe eğdi.

“Gerçekten.”

Aramızdaki mesafe artık yoktu.

Nefeslerimiz birbirine karışıyordu.

Yusuf’un eli bu sefer benim elimin üstüne geldi.

Parmaklarımın arasına yavaşça geçti.

Bu sefer kimse çekmedi.

Kalbim sanki yerinden çıkacaktı.

Yusuf hafifçe eğildi.

“Artık oyun gibi gelmiyor,” dedi.

Fısıldar gibi.

Ben de aynı şekilde:

“Bana da.”

Kısa bir an…

Sadece bakıştık.

Sonra Yusuf beni kendine biraz daha çekti.

Çok yakın.

Ama hâlâ o ince çizgide.

Bekletti.

Gerilimi arttırdı.

Ve o an…ikimiz de biliyorduk:

Bu sefer gerçekten ciddiydi.

Aramızdaki mesafe yok olmuştu.
Nefesini hissedebiliyordum.
Elini bırakmamıştı… parmaklarımız hâlâ iç içeydi.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki o da duyacaktı.
Yusuf gözlerimin içine bakıyordu.
Bu sefer ne dalga vardı ne de oyun.
Ciddiydi.
Yavaşça biraz daha yaklaştı.
Refleks olarak geri çekilmedim.
Aksine… ben de çok az yaklaştım.
Aramızda sadece birkaç santim kalmıştı.
Yusuf’un diğer eli yavaşça koluma geldi.
Parmakları bileğime değdi.
Hafif bir ürperti geçti içimden.
“Eftalya…” dedi, sesi normalden daha düşük.
“Hmm…”
Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım.
Yusuf elini bileğimden yukarı doğru çok yavaş kaydırdı…
Dirseğime, sonra koluma…
Durdu.
Sanki izin alır gibi.
Çekilmedim.
Bu sefer eli omzuma geldi.
Ve çok hafif… kendine doğru çekti.
Artık tamamen yakındık.
Başımı biraz eğdim.
Nefesi yüzüme değiyordu.
Yusuf bir an durdu.
Sonra alnını çok hafif benim alnıma değdirdi.
Gözlerim kendiliğinden kapandı.
O an…
Her şey sustu.
Ne rüzgârı hissettim ne de etraftaki sesleri.
Sadece onu.
Elim hâlâ onun elindeydi.
Başparmağıyla parmaklarımın üstünde küçük daireler çiziyordu.
Kalbim daha da hızlandı.
“Şimdi utanan kim?” diye fısıldadı.
Gülümsedim ama gözlerimi açmadım.
“Ben değilim,” dedim kısık bir sesle.
Yusuf hafifçe güldü.
Alnını biraz geri çekti ama tamamen uzaklaşmadı.
Bu sefer burnu hafifçe yanağıma değdi.
İçimden bir şeyler koptu sanki.
Elimi hafifçe sıktım.
Yusuf bunu fark etti.
“Elini çekmiyorsun,” dedi.
“Sen de,” dedim.
Kısa bir sessizlik.
Ama bu sessizlik… çok şey anlatıyordu.
Yusuf’un eli omzumdan enseme kaydı.
Çok yavaş.
Çok dikkatli.
Parmakları saçlarımın arasına girdi.
Nefesim takıldı.
“Eftalya…” dedi tekrar.
Bu sefer sesi daha karışıktı.
“Hmm…”
Yüzümü ona doğru biraz daha çevirdim.
Aramızdaki mesafe neredeyse yoktu artık.
Ama tam o anda
Durdu.
Bilerek.
Gözlerimi açtım.
Bana bakıyordu.
“Yavaş,” dedi.
Sanki kendine söylüyordu.
Ama elini çekmedi.
Aksine başımı hafifçe kendine yasladı.
Omzuna.
Şaşırdım.
Ama geri çekilmedim.
Başımı omzuna bıraktım.
Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu.
Yusuf’un eli saçlarımda kaldı.
Çok hafif okşuyordu.
Hiç konuşmadık.
Gerek yoktu.
Çünkü o an
her şey zaten söylenmişt

Başım hâlâ Yusuf’un omzundaydı.

Elinin saçlarımın arasındaki yumuşak hareketi kalbimi daha da hızlandırıyordu.

Hiç konuşmuyorduk.

Ama o sessizlik garip değildi.

Aksine, fazlasıyla doluydu.

Yavaşça başımı kaldırdım.

Yusuf da bana baktı.

Göz göze geldik.

Bu sefer bakışları daha derindi daha kararlı.

Elini saçlarımdan çekmedi.

Aksine, yanağıma doğru kaydırdı.

Parmakları yüzüme değdiğinde nefesim hafifçe takıldı.

Başımı çok az eğdim.

Yusuf da bana doğru yaklaştı.

Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki kontrol edemiyordum.

Bir an durdu.

Sanki bana son bir şans veriyordu.

Çekilmedim.

Gözlerim istemsizce kapandı.

Ve o an…

Yusuf dudaklarını çok hafif benim dudaklarıma değdirdi.

Kısa.Yumuşak.Tereddütlü.

Ama gerçekti.

Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Bir an donup kaldım.

Sonra çok hafif… ben de karşılık verdim.

Bu sefer temas biraz daha uzun sürdü.

Ne acele vardı ne de fazlalık.

Sadece o anın kendisi.

Yusuf yavaşça geri çekildi.

Ama çok uzaklaşmadı.

Alnı hâlâ benim alnıma yakındı.

İkimiz de birkaç saniye konuşamadık.

Nefeslerimiz karışıktı.

Gözlerimi açtım.

Bana bakıyordu.

Farklı bir şekilde.

“Eftalya…” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı.

Bir şey söylemek istedim ama kelime bulamadım.

Sadece hafifçe gülümsedim.

Yusuf da gülümsedi.

Ama bu sefer o her zamanki rahat hali yoktu.

O da etkilenmişti.

Elimi tekrar tuttu.

Parmaklarımı sıkıca kavradı.

“Sanırım…” dedi, “bu oyun bitti.”

Kalbim bir an duracak gibi oldu.

“Evet…” dedim yavaşça.

“Bitti.”

Ama ikimiz de biliyorduk…

Bu bir son değildi.

Tam tersine—

Gerçek başlangıçtı

Dudaklarımız ayrıldığında hâlâ çok yakındık.

Nefesim düzensizdi.Kalbim hâlâ hızla atıyordu.

Yusuf elimi bırakmamıştı.

Aksine, parmaklarımı biraz daha sıkıca tuttu.

Göz göze geldik.

İkimiz de ne diyeceğimizi bilmiyorduk.

Ama garip bir şekilde… konuşmaya da gerek yoktu.

Yusuf başını hafifçe yana eğdi.“İyi misin?” dedi.

Küçük bir gülümsemeyle başımı salladım.“İyiyim.”

Bir an duraksadı.

Sonra elini yüzüme götürdü.

Yanağıma çok hafif dokundu.

Başparmağıyla yanağımın üstünde küçük bir hareket yaptı.

İçimden bir ürperti geçti.

Gözlerimi kaçırdım.

“Yine utanıyorsun,” dedi hafifçe gülerek.

“Senin yüzünden,” dedim.

Yusuf biraz daha yaklaştı.

Bu sefer alnını tekrar benim alnıma değdirdi.

Gözlerimi kapattım.

Elim hâlâ onun elindeydi.

Diğer elimle istemsizce tişörtünün kenarını tuttum.

Çekmedim… sadece dokundum.

O da fark etti.

Elini yavaşça belime koydu.

Çok hafif.

Ama hissetmemek imkânsızdı.

Nefesim yine takıldı.

“Eftalya…” dedi.

Sesi bu sefer daha yumuşaktı.

Başımı hafifçe kaldırdım.

Yüzlerimiz yine çok yakındı.

Ama bu sefer öpmedi.

Sadece baktı.

Sonra… beni kendine doğru biraz daha çekti.

Kısa bir an.

Sanki küçük bir sarılma gibi.

Ama tam değil.

Arada hâlâ o gerilim vardı.

Ben de geri çekilmedim.

Aksine… başımı çok hafif göğsüne yaklaştırdım.

Kalp atışını hissedebiliyordum.

O da benimkini.

Bir süre öyle kaldık.

Sessiz.

Sakin.

Ama yoğun.

Bir süre sonra Yusuf yavaşça geri çekildi.

“Geç oldu,” dedi.

Başımı salladım.

“Evet…”

İkimiz de aynı anda hafifçe gülümsedik.

Yavaşça yürümeye başladık.

Bu sefer yan yana yürürken… ellerimiz tekrar birbirine değdi.

Ve bu sefer düşünmeden tuttuk.

Hiç konuşmadan.

Sanki olması gereken buydu.

Arabaya bindik.

Yol boyunca kısa kısa konuşmalar oldu ama arada yine o sessizlikler vardı.

Ama bu sefer… daha farklıydı.

Daha yakın.

Evin önüne geldiğimizde Yusuf arabayı durdurdu.

Kemerimi çözdüm ama hemen inmediğim.

Ona baktım.

O da bana bakıyordu.

Kısa bir sessizlik.

Sonra Yusuf elimi tekrar tuttu.

Başparmağıyla parmaklarımın üstünden geçti.

“Yarın…” dedi.

“Görüşürüz.”

Gülümsedim.

“Görüşürüz.”

Kapıyı açtım.

Ama inmeden önce tekrar eğildim.

Yusuf’un yanağına çok hafif bir öpücük bıraktım.

Kendim bile şaşırdım.

Hızlıydı.

Ama bilinçliydi.

Geri çekildim.

Yusuf birkaç saniye donup kaldı.

Sonra hafifçe güldü.

“Bu neydi şimdi?”

Kapıyı açarken gülümsedim.

“Devamı yarın,” dedim.

Arabadan indim.

Kapıyı kapattım.

Eve doğru yürürken kalbim hâlâ hızlı atıyordu.

Arkamdan baktığını hissediyordum.

Yusuf bir süre yerinden kıpırdamadı.

Elini yanağına götürdü.

Gülümsedi.

“Bu kız…” dedi kendi kendine.

Sonra derin bir nefes alıp arabayı çalıştırdı.

Gece.

İkimiz de kendi evimizdeydik.

Ama aynı şey oluyordu.

Düşünmeden edemiyorduk.

Ve artık kesindi—

Bu… sıradan bir şey değildi.

Hemen uyumuşum