6. bölüm / 17
𝑆𝑜𝑦𝑢𝑛𝑚𝑎 𝑂𝑑𝑎𝑠ı6.Bölüm
Bölümler 17Şu an: 6.Bölüm
- 1 Tanıtım18 kelime
- 2 1.bölüm653 kelime
- 3 3. Bölüm863 kelime
- 4 4. Bölüm685 kelime
- 5 5. Bölüm1.220 kelime
- 6 6.Bölüm1.089 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm1.079 kelime
- 8 8. Bölüm1.193 kelime
- 9 Duyuru19 kelime
- 10 9. Bölüm1.000 kelime
- 11 10. Bölüm2.134 kelime
- 12 .11 kelime
- 13 ..6 kelime
- 14 11. Bölüm1.627 kelime
- 15 12. Bölüm2.236 kelime
- 16 13. Bölüm2.236 kelime
- 17 14. Bölüm863 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah uyandığımda ilk yaptığım şey… yine telefonuma bakmak oldu.
Mesaj yoktu.
Dudaklarımı büzdüm.
“Dün ‘seni seviyorum prenses’ diyen çocuk… bugün mesaj atmıyor. Harika.” diye mırıldandım.
İçimde saçma bir sinir oluşmuştu.
Aslında sebebi belliydi… ama kabul etmek istemiyordum.
Onu özlemiştim.
Ama o yazmamıştı.
“Yazmasın zaten.” dedim kendi kendime. “Ben de yazmam.”
(Beş dakika sonra yine telefona baktım.)
Yine yok.
Antrenmana giderken bu sefer heyecanlı değildim.
Biraz… kırgındım.
Sahaya girdiğimde gözlerim istemsizce onu aradı.
Ve tabii ki gördüm.
Yusuf.
Ama yalnız değildi.
Yanında iki kız vardı. Gülüşüyorlardı. Yusuf da gülüyordu.
İçimde bir şey cız etti.
“Tamam.” dedim içimden. “Çok güzel. Demek böyle.”
Hiç bakmamış gibi yapıp yanlarından geçtim.
Ama tam geçerken Yusuf seslendi.
“Eftalya!”
Durmadım.
“Eftalya?” dedi bir kez daha.
Bu sefer yavaşça döndüm. Ama yüzümde net bir ifade vardı.
Soğuk.
“Ne var?” dedim.
Yusuf kaşlarını hafifçe çattı.
“Ne oldu sana?”
“Hiçbir şey.”
“Emin misin?”
Omuz silktim.
“Evet. Neden olmayayım?”
Gözlerini biraz kısıp bana baktı.
“Trip mi atıyorsun?”
“Hayır.” dedim anında. “Kime atayım?”
Yanındaki kızlardan biri bana bakıp gülümsedi.
Sinirim bir tık daha arttı.
“Arkadaşlarınla devam et sen,” dedim. “Beni meşgul etme.”
Dönüp gitmeye başladım.
Ama Yusuf kolumdan hafifçe tuttu.
“Eftalya, saçmalama.”
Kalbim hızlandı ama belli etmedim.
“Bırak.” dedim.
“Bırakmıyorum.”
“Yusuf.”
“Ne var?” dedi hafif sinirli ama hâlâ sakin kalmaya çalışarak.
Derin bir nefes aldım.
“Hiç.” dedim. “Git onların yanına.”
Başımı kızlara doğru salladım.
Yusuf arkasına baktı, sonra tekrar bana döndü.
“…Onları mı kıskandın?”
Gözlerim büyüdü.
“Ne alaka?!”
“E öyle davranıyorsun.”
“Hayır davranmıyorum!”
“Davranıyorsun.”
Bir adım yaklaştı.
“Eftalya…” dedi daha yumuşak bir sesle. “Sabah yazmadım diye mi bu?”
Cevap vermedim.
Ama sustuğum an… her şeyi ele verdi.
Yusuf hafifçe güldü.
“Cidden mi?”
“Gülme!” dedim hemen.
“Trip atıyorsun.”
“Yusuf kes şunu!”
Ama o artık iyice gülüyordu.
Sinirden dudaklarımı ısırdım.
“Sen var ya…” dedim ama devamını getiremedim.
Yusuf bir anda ciddileşti.
“Elimi bıraksana,” dedim.
Ama bırakmadı.
Aksine… parmaklarımı kendi parmaklarının arasına aldı.
Donup kaldım.
“Sabah yazmadım çünkü…” dedi.
Sesi bu sefer sakindi.
“…uyanır uyanmaz seni görmek istedim.”
Kalbim bir an durdu sanki.
“Yani mesaj yerine direkt gelmeyi seçtim.”
Bakışlarım yumuşadı ama hâlâ direniyordum.
“Ee?” dedim.
“Ee’si…” dedi hafifçe eğilip.
“…geldim. Ama sen bana trip atıyorsun.”
Gözlerimi devirdim ama gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
“Azıcık hak ettin,” dedim.
“Niye?”
“Çünkü…” dedim ama devamı gelmedi.
Yusuf yaklaştı.
“Çünkü?” diye fısıldadı.
Gözlerimi kaçırdım.
“…çünkü merak ettim işte.”
“Beni mi?”
Başımı salladım.
Çok hafif.
Yusuf’un yüzünde öyle bir gülümseme oluştu ki…
Kalbim yine hızlandı.
“Yani kıskandın,” dedi bu sefer o.
“Yusuf!”
“Tamam tamam,” dedi gülerek. “Sinirlenme.”
Elimi biraz daha sıktı.
“Hoşuma gitti sadece.”
“Ne?” dedim.
“Kıskanman.”
Yanaklarım kızardı.
“Saçmalama,” dedim ama sesim çok da ikna edici değildi.
Yusuf eğilip kulağıma hafifçe fısıldadı:
“Çünkü ben de kıskanıyorum.”
O an…
Trip falan kalmadı.
Sadece kalbim vardı.
Ve o… deli gibi atıyordu.
Yusuf geri çekildi.
“Barıştık mı?” dedi bu sefer hafif alaycı bir gülümsemeyle.
Kollarımı bağladım.
“Biraz daha düşünmem lazım.”
“Cidden mi?”
“Evet.”
“Ne yaparsam barışırsın?”
Bir an düşündüm.
Sonra sırıttım.
“Bilmiyorum.”
Yusuf kaşlarını kaldırdı.
“Tehlikeli cevap.”
Gülmeye başladım.
Ve o an…
Trip tamamen gitmişti.
Ama yerini daha tatlı bir şey almıştı.
Yusuf’un “çünkü ben de kıskanıyorum” dediği an…
İçimdeki bütün trip bir anda eriyip gitmişti.
Ama yine de… tamamen teslim olmak istemiyordum.
Kollarımı hâlâ bağlı tutuyordum.
“Çok da önemli değil,” dedim omuz silkerek.
Yusuf kaşını kaldırdı.
“Öyle mi?”
“Evet.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Biraz önce ‘merak ettim’ diyen kimdi?”
Gözlerimi devirdim.
“Abartma.”
Gülümsedi.
“Tamam. O zaman ben de abartmam.”
Bir an sessizlik oldu.
Ama bu sessizlik… garip değildi.
Aksine… rahatlatıcıydı.
Sonra Yusuf bir anda başını hafifçe yana eğdi.
“Bugün idmandan sonra planın var mı?” dedi.
Kalbim hafifçe hızlandı ama belli etmedim.
“Yok galiba,” dedim umursamaz bir tonla.
“Galiba mı?”
“Belki vardır,” dedim onu sinir etmek için.
Yusuf gözlerini kıstı.
“Eftalya…”
“Ne var?” dedim masumca.
Bir an bana baktı… sonra gülümsedi.
“Tamam. O zaman ben ayarlıyorum.”
“Ne ayarlıyorsun?”
“Görürsün.”
Şüpheyle baktım.
“Yusuf saçma bir şey yapma.”
“Güvenmiyor musun bana?”
Duraksadım.
“…Güveniyorum.”
“Tamam o zaman,” dedi rahatça. “İdman bitince kaçma.”
“Kaçmam.”
Ama içimden bir ses… kesinlikle kaçabileceğimi söylüyordu.
Antrenman boyunca aklım sürekli Yusuf’taydı.
Ne ayarlamış olabilirdi?
Ve neden bu kadar merak ediyordum?
Arada bir göz göze geliyorduk.
Her seferinde…
O hafif gülümsemesi.
Kalbim yine aynı şeyi yapıyordu.
Hızlanıyordu.
Antrenman bittiğinde herkes yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Ben bilerek yavaş davrandım.
Çantamı topladım… su içtim… oyalandım.
Ama içimdeki heyecan saklanacak gibi değildi.
Soyunma odasından çıktığımda…
Kapının önünde onu gördüm.
Duvara yaslanmıştı.
Kolları bağlıydı.
Ama beni görünce doğruldu.
“Kaçmadın,” dedi gülümseyerek.
“Kaçmam dedim.”
“İnanmamıştım.”
“Abartıyorsun.”
Yanına yaklaştım.
Bu sefer aramızda o garip mesafe yoktu.
Daha yakındık.
Daha… rahattık.
“Ee?” dedim. “Ne ayarladın?”
Cevap vermedi.
Sadece elini uzattı.
Baktım.
“Ne bu?”
“Gel,” dedi.
“Yusuf nereye—”
“Elimi tut,” dedi sakin bir sesle.
Bir an tereddüt ettim.
Sonra…
Elini tuttum.
Parmaklarımız yine birbirine geçti.
İçimde o tanıdık sıcaklık yayıldı.
Yusuf beni sahadan biraz uzağa götürdü.
Arka tarafta… kimsenin pek gelmediği bir yer vardı.
Küçük bir bank.
Etrafı biraz ağaçlıktı.
Sessizdi.
“Buraya mı getirdin?” dedim.
“Evet.”
“Niye?”
Omuz silkti.
“Seninle konuşmak için.”
Kalbim hızlandı.
“Konuşuyoruz ya zaten.”
“Yok,” dedi hafifçe başını sallayarak. “Gerçekten konuşmak.”
Bu cümle… ciddiydi.
Yüzümdeki ifade değişti.
Yusuf banka oturdu.
Beni de yanına çekti.
Aramızda yine çok az mesafe vardı.
“Eftalya,” dedi.
Sesi bu sefer daha derindi.
“Dün… ve bugün…”
Bir an durdu.
Kelime seçiyordu.
“Ben ne yaptığımı pek bilmiyorum.”
Şaşırdım.
“Nasıl yani?”
“Yani…” dedi saçını eliyle karıştırarak. “Normalde böyle değilim.”
“Nasıl?”
“Birine bu kadar…” duraksadı.
“…takılan biri değilim.”
Kalbim sıkıştı.
“İyi mi kötü mü bu?” dedim yarı ciddi.
Yusuf hafifçe güldü.
“Bilmiyorum. Ama farklı.”
Gözlerimin içine baktı.
“Sen farklısın.”
Kalbim bir kez daha…
Hızlandı.
Ama bu sefer kaçmadım.
“Sen de,” dedim yavaşça.
Bu cevap onu şaşırttı.
“Ben mi?”
Başımı salladım.
“Evet. Sen de.”
Bir süre birbirimize baktık.
Konuşmadan.
Ama sanki her şeyi söylüyorduk.
Yusuf elimi biraz daha sıkıca tuttu.
“Pişman değilim,” dedi aniden.
“Neden?”
“Dün… seni öptüğüm için.”
Yanaklarım kızardı.
“Ben de değilim,” dedim çok hafif bir sesle.
Bu sefer o sustu.
Ama gözleri…
Her şeyi anlatıyordu.
Yavaşça bana doğru eğildi.
Kalbim yine hızlandı.
Ama bu sefer…
Hazırlıklıydım.
Aramızdaki mesafe azalırken fısıldadı:
“Kaçmayacaksın değil mi?”
Gözlerine baktım.
“Hayır.”
Ve bu sefer…
Ben bir adım daha yaklaştım.
Mesafeyi kapatan ben oldum.
Dudaklarımız tekrar buluştu.
Bu sefer daha emin.
Daha gerçek.
Daha uzun.
Zaman yine durmuş gibiydi.
Ama bu sefer…
İkimiz de bunun farkındaydık.
Ayrıldığımızda…
Nefes nefeseydik.
Yusuf alnını benimkine yasladı.
“Bu iş tehlikeli” dedi hafifçe gülerek.
Gülümsedim.
“Bence de.”
“Devam edelim mi?”
Kalbim cevap verdi.
Ama ben yine de onu biraz zorladım.
“Düşünmem lazım” dedim.
Yusuf güldü.
“Yine mi trip?”
“Belki.”
“Hoşuma gidiyor” dedi fısıldayarak.
Gözlerimi devirdim ama gülüyordum.
Ve o an anladım…
Bu sadece bir başlangıç değildi artık.
ve daha büyük bir bağ.
