7. bölüm / 17
𝑆𝑜𝑦𝑢𝑛𝑚𝑎 𝑂𝑑𝑎𝑠ı7. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 7. Bölüm
- 1 Tanıtım18 kelime
- 2 1.bölüm653 kelime
- 3 3. Bölüm863 kelime
- 4 4. Bölüm685 kelime
- 5 5. Bölüm1.220 kelime
- 6 6.Bölüm1.089 kelime
- 7 7. Bölüm1.079 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm1.193 kelime
- 9 Duyuru19 kelime
- 10 9. Bölüm1.000 kelime
- 11 10. Bölüm2.134 kelime
- 12 .11 kelime
- 13 ..6 kelime
- 14 11. Bölüm1.627 kelime
- 15 12. Bölüm2.236 kelime
- 16 13. Bölüm2.236 kelime
- 17 14. Bölüm863 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gün yaşananlardan sonra her şey… daha yoğundu.
Mesajlaşmalarımız daha uzundu.
Bakışlarımız daha anlamlı.
Ama aynı zamanda…
Daha hassastık.
Ertesi gün sahaya girdiğimde içimde garip bir huzursuzluk vardı.
Nedenini bilmiyordum.
Ama hissediyordum.
Bir şey olacaktı.
Etrafı gözlerimle taradım.
Yusuf yoktu.
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
“Geç mi kaldı?” diye düşündüm.
Tam o sırada…
Yanıma biri yaklaştı.
“Selam.”
Başımı çevirdim.
Daha önce sahada birkaç kez gördüğüm bir çocuktu.
Uzun boylu, hafif esmer, kendinden emin bir gülüşü vardı.
“Ben Arda,” dedi elini uzatarak.
Kısa bir tereddütten sonra elini sıktım.
“Eftalya.”
“Biliyorum,” dedi gülerek.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Nereden?”
“Dikkat çekiyorsun,” dedi gayet rahat bir şekilde.
Yanaklarım hafif kızardı ama belli etmemeye çalıştım.
“Sağ ol,” dedim kısa keserek.
Ama o gitmedi.
Yanımda kalmaya devam etti.
“Yeni misin burada?” diye sordu.
“Yok,” dedim. “Sen?”
“Ben de değilim ama seninle hiç konuşmamıştık.”
Gülümsedi.
Ben de nazikçe karşılık verdim.
Ama içimde bir huzursuzluk büyüyordu.
“Eftalya!”
O sesi duyduğum an
Kalbim hızlandı.
Yusuf.
Başımı çevirdim.
Oradaydı.
Ama bu sefer yüzünde gülümseme yoktu.
Gözleri direkt Arda’ya kaydı.
Sonra bana.
Sonra tekrar Arda’ya.
Hava bir anda değişti.
Gerildi.
“Geliyorum,” dedim Arda’ya.
Ama Yusuf çoktan yanımıza gelmişti.
“Rahatsız mı ediyorum?” dedi.
Sesi sakindi.
Ama altındaki o ton
Açıktı.
Arda gülümsedi.
“Yok, sohbet ediyorduk sadece.”
Yusuf başını hafifçe salladı.
“Anladım.”
Gözleri bana döndü.
“İdman başlıyor.”
Sadece bunu söyledi.
Ama sanki
“Gel” demişti.
Arda bana baktı.
“Sonra konuşuruz,” dedi.
“Olur,” dedim kibarca.
Ama o an…
Yusuf’un bakışını hissettim.
Keskinleşmişti.
Antrenman boyunca Yusuf bambaşkaydı.
Daha sertti.
Daha sessizdi.
Bana bakmıyordu bile.
Bu
Canımı sıkmıştı.
“Ne oldu şimdi?” diye içimden geçiriyordum.
Molada yanına gittim.
“Yusuf,” dedim.
Cevap vermedi.
Suyunu içmeye devam etti.
“Yusuf.”
Bu sefer baktı.
Ama o eski sıcaklık yoktu.
“Ne var?” dedi.
Kalbim hafif sıkıştı.
“Ne oldu sana?”
“Hiçbir şey.”
Aynı cevabı veriyordu.
Ama bu sefer…
İnanmıyordum.
“Yusuf, ciddiyim.”
Gözlerini kaçırdı.
“Sen bayağı hızlısın.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne?”
“Daha dün” dedi.
Devamını getirmedi.
Ama anlamıştım.
“Ciddisin değil mi?” dedim.
“Sadece sohbet ediyorduk,” diye cevap verdim.
“Evet, gördüm.”
Sesi hâlâ sakindi.
Ama bu daha kötüydü.
“Sen de kızlarla konuşuyordun,” dedim.
Gözleri anında bana döndü.
“O farklı.”
“Niye farklı?”
“Çünkü”
Durdu.
Cevap bulamadı.
“Çünkü ne?” dedim.
Bir adım yaklaştım.
“Benim yaptığım sorun ama seninki değil mi?”
Yusuf dişlerini sıktı.
“Ben öyle demedim.”
“Ama öyle davranıyorsun.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Yusuf derin bir nefes aldı.
“Elimi tutuyorsun beni öpüyorsun…” dedi.
Kalbim hızlandı.
“…sonra başka biriyle gülüyorsun.”
Bu cümle
Direkt kalbime dokundu.
“Ben sadece kibar davrandım,” dedim.
“Gerek yoktu.”
“Yusuf!” dedim artık sinirlenerek. “Bu ne saçma bir şey?”
“Saçma değil.”
“Öyle!”
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
Ama ağlamayacaktım.
“Sen bana güvenmiyor musun?” dedim.
Bu soru…
Onu durdurdu.
Baktı bana.
Uzun uzun.
Sonra çok daha yumuşak bir sesle konuştu:
“Fazla güveniyorum.”
Şaşırdım.
“…o yüzden korkuyorum.”
Kalbim yine…
Yumuşadı.
Ama bu sefer kırgınlık da vardı.
“Ben kimseyle… senin gibi olmam,” dedim.
Sessizce.
Gerçekten.
Yusuf’un bakışları değişti.
Ama ben devam ettim:
“Ve senin böyle davranman…” dedim.
“…hoşuma gitmiyor.”
Arkamı döndüm.
“Eftalya—” dedi.
Ama durmadım.
Yürüdüm.
Çünkü eğer kalırsam
Ya ağlayacaktım
Ya da ona sarılacaktım.
İkisini de yapmak istemiyordum.
Antrenman bittiğinde kimseyle konuşmadım.
Çantamı alıp direkt çıkmaya başladım.
Ama bu sefer
Biri kolumdan tuttu.
Yusuf.
Ama bu seferki tutuşu farklıydı.
Daha kararlı.
“Gitmiyorsun,” dedi.
“Bırak.”
“Hayır.”
“Yusuf bırak dedim.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra…
Beni kendine doğru çekti.
Bir adım.
İki adım.
Kalbim yine hızlandı.
Ama bu sefer
Sinirle.
“Bak,” dedi gözlerimin içine bakarak.
“…saçmaladım.”
Bu cümleyi beklemiyordum.
“Evet,” dedim.
Gülümsedi hafifçe.
“Farkındayım.”
Ama bırakmadı.
“Hoşuma gitmedi sadece,” dedi.
“Benim de gitmedi.”
“Ne?”
“Bana güvenmemen.”
Gözleri yumuşadı.
“Güveniyorum.”
“Öyle hissettirmedin.”
Kısa bir sessizlik.
Sonra
Yusuf alnını hafifçe benimkine yaklaştırdı.
“Özür dilerim,” dedi.
Bu sefer
Gerçekti.
Derin bir nefes aldım.
“Ben de” dedim.
Çünkü ben de onu sinirlendirmiştim.
Yusuf hafifçe gülümsedi.
“Elimi tutar mısın yine?”
Kalbim yumuşadı.
Ama hemen vermedim.
“Düşünürüm,” dedim.
Yusuf güldü.
“Yine mi trip?”
“Evet.”
“Buna alışmam gerekecek galiba.”
Gülümsememek için kendimi zor tuttum.
Sonra…
Elimi uzattım.
O da tuttu.
Sıkıca.
Ve bu sefer
İkimiz de biliyorduk.
Kıskançlık vardı.
Ama onun altında
Elimi tuttuğundabu sefer farklıydı.
Sadece tutmak değildi bu.
Sanki bırakmamaya karar vermiş gibiydi.
Parmakları parmaklarımın arasına yerleşti.
Sıkıca.
Ben de geri çekmedim.
Birlikte sahadan çıktık. Hava kararmaya başlamıştı. Sokak lambaları yeni yanıyordu ve etraf… garip bir şekilde daha sessizdi.
Normalde konuşurduk.
Saçma şeylere gülerdik.
Ama şimdi…
Sessizlik vardı.
Ama rahatsız edici değildi.
Yusuf başını hafifçe bana çevirdi.
“Eve kadar bırakayım seni.”
“Zaten bırakıyorsun,” dedim elimize bakarak.
Hafifçe güldü.
“Doğru.”
Bir süre daha yürüdük. Sonra içimdeki o düşünce dayanamadı.
“Yusuf.”
“Hmm?”
“Gerçekten… o kadar mı rahatsız oldun?”
Adımları yavaşladı.
“Evet,” dedi bu sefer hiç kaçmadan.
Kalbim hafif sıkıştı.
“Niye bu kadar?”
Durdu.
Ben de durdum.
Bana döndü. Gözleri bu sefer daha netti. Kaçmıyordu.
“Çünkü seni paylaşmak istemiyorum.”
Nefesim takıldı.
Bu kadar… açık söylemesini beklemiyordum.
“Paylaşmak?” dedim hafifçe.
“Evet.”
Bir adım yaklaştı.
“Belki saçma,” dedi.
“Belki abartıyorum.”
Sonra gözlerimin içine baktı.
“Ama biri sana baktığında bile hoşuma gitmiyor.”
Kalbim resmen kontrolden çıktı.
Ama bu sefer geri çekilmedim.
“Ben kimseye ait değilim Yusuf,” dedim sakin ama net.
Bir an durdu.
Sonra başını hafifçe salladı.
“Biliyorum.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Ama ben sana ait olmak istiyorum.”
Bu cümle
Her şeyi susturdu.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Sadece baktım.
Uzun uzun.
Sonra
Kapımızın önüne geldiğimizi fark ettim.
“Geldik,” dedim hafifçe.
Ama o hâlâ bana bakıyordu.
Elimi bırakmadı.
“Eftalya”
“Hmm?”
“Yarın yine böyle olacak mıyız?”
Gülümsedim hafifçe.
“Bilmiyorum,” dedim.
“Bana bağlı biraz.”
Kaşını kaldırdı.
“Ne yapmam gerekiyor?”
Kapıya doğru bir adım attım.
Ama hâlâ elimi tutuyordu.
Başımı ona yaklaştırdım.
“Saçmalamamak,” dedim fısıldayarak.
Hafifçe güldü.
“Zor ama denerim.”
Tam kapıyı açacaktım ki
Kapı bir anda içeriden açıldı.
İkimiz de irkildik.
Annem.
Kapıda duruyordu.
Ve
Bize bakıyordu.
Ama özellikle
El ele oluşumuza.
Gözleri önce ellerimize indi.
Sonra Yusuf’a.
Sonra tekrar bana.
O an
Elimi çekmek istedim.
Ama Yusuf bırakmadı.
Aksine
Daha sıkı tuttu.
Kalbim hızlandı.
“Anne” dedim.
Ama sesim beklediğim kadar güçlü çıkmadı.
Annem kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“İçeri girmeyi düşünmüyor musun?”
Sesi sakindi.
Ama o sakinliğin altında…
Bir şey vardı.
Gerilim.
Yutkundum.
“Elimi bırak,” diye fısıldadım Yusuf’a.
Ama o başını hafifçe iki yana salladı.
“Hayır.”
Gözlerim büyüdü.
“Yusuf—”
Ama o bir adım öne çıktı.
“İyi akşamlar,” dedi anneme.
Bu kadar sakin olması beni daha da gerdi.
Annem kısa bir süre onu süzdü.
Sonra kapıyı biraz daha açtı.
“İyi akşamlar,” dedi.
Bir sessizlik oldu.
Sonra
“İçeri gelsene,” dedi.
Şaşkınlıkla anneme baktım.
“Anne?”
Ama o gözlerini benden ayırmadan konuştu:
“Konuşmamız gerekiyor.”
Kalbim
Bu sefer gerçekten hızlandı.
Yusuf bana baktı.
Sonra tekrar anneme.
Ve hâlâ
Elimi bırakmamıştı.
İçeri adım attık.
Ve o an
İçimde garip bir his oluştu.
Bu sadece bir tanışma değildi.
Bu
Bir şeyin başlangıcıydı.
Ve belki de
Hiç beklemediğim bir şeyin.
