2. bölüm / 17
𝑆𝑜𝑦𝑢𝑛𝑚𝑎 𝑂𝑑𝑎𝑠ı1.bölüm
Bölümler 17Şu an: 1.bölüm
- 1 Tanıtım18 kelime
- 2 1.bölüm653 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm863 kelime
- 4 4. Bölüm685 kelime
- 5 5. Bölüm1.220 kelime
- 6 6.Bölüm1.089 kelime
- 7 7. Bölüm1.079 kelime
- 8 8. Bölüm1.193 kelime
- 9 Duyuru19 kelime
- 10 9. Bölüm1.000 kelime
- 11 10. Bölüm2.134 kelime
- 12 .11 kelime
- 13 ..6 kelime
- 14 11. Bölüm1.627 kelime
- 15 12. Bölüm2.236 kelime
- 16 13. Bölüm2.236 kelime
- 17 14. Bölüm863 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah alarm sesiyle gözlerimi açtım. Telefonun o sinir bozucu sesi kulaklarımda yankılanıyordu ama kapatmak için elimi bile kaldırmak istemiyordum. Yorgunluğum sanki üzerime çökmüştü. Gözlerimi tekrar kapattım, “Biraz daha…” diye düşündüm.
Ama o “biraz” her zamanki gibi yetmedi.
Yaklaşık 5-10 dakika sonra istemeye istemeye kalktım. Ayaklarımı sürüyerek lavaboya gittim. Yüzüme çarpan soğuk su biraz kendime gelmemi sağladı. Ellerimi yıkadım, sonra başımı kaldırıp aynaya baktım.
Uzun uzun baktım.
Saçlarım dağınık, gözlerim uykulu, yüzüm desen ayrı bir yorgun…
“Tipini…” diye söylenip kendime hafifçe sırıttım. Sabahlarla aram hiçbir zaman iyi olmamıştı zaten.
Lavabodan çıkıp merdivenlerden aşağı indim. Annem her zamanki gibi erkenden uyanmıştı.
“Günaydın anneee,” dedim kocaman bir gülümsemeyle.
Annem de bana bakıp gülümsedi. “Günaydın güzel kızım. Kendine geldiysen sana para vereyim de ekmek almaya git, olur mu?”
Aslında hiç gitmek istemiyordum. Dışarı çıkma fikri bile yorucu geliyordu. Ama belli etmedim.
“Olur annem, gideyim,” dedim.
Yaklaşık 20 dakika sonra hazırdım. Ayakkabılarımı giyip merdivenlerden aşağı indim. Hava hafif serindi. Markete doğru yürürken etrafa pek dikkat etmiyordum, hâlâ tam uyanamamıştım.
Markete girdim, ekmeği aldım ve kasaya yöneldim. Kasadaki abla bana sıcak bir şekilde gülümsüyordu. Ben de ona karşılık verdim.
“Kolay gelsin abla,” dedim.
O da aynı şekilde gülümseyerek başını salladı.
Marketten çıkıp eve doğru yürümeye başladım. Tam köşeyi dönecektim ki…
Pat.
Resmen duvara çarpmış gibi oldum.
Elim refleks olarak kafama gitti. Yavaşça başımı kaldırdım. Gördüğüm şey… bir duvar değildi.
Neredeyse iki metrelik, kumral bir çocuktu.
Bir an dona kaldım. Yalan yok… tipi baya iyiydi. Gerçi kimin gitmezdi ki?
Ama o bana hiç de öyle bakmıyordu. Kaşlarını çatmış, dik dik bakıyordu.
Yüzümdeki ifade bir anda değişti.
“Özür dilerim, kusura bakma,” dedim.
“Önüne baksaydın bunlar olmazdı,” dedi sert bir sesle.
Bir anda sinirlendim.
“Pardon? Sen bana çarptın,” dedim.
Ama cevap vermedi. Sadece omzuyla beni itip yürümeye devam etti.
O kadar sert itti ki neredeyse düşüyordum.
“Ne saçma biri ya…” diye söylenerek yürümeye devam ettim.
Biraz ilerledikten sonra karşıya geçmem gerekiyordu. Trafik ışıklarına baktım. Arabalar durmuştu. Rahatça geçebileceğimi düşündüm.
Adımımı attım.
Ama bir anda hızla gelen bir araba gördüm.
Kalbim sanki yerinden çıkacak gibiydi.
Frene son anda bastı.
Ben ise korkuyla yere düşmüştüm.
Etrafımdaki insanlar bir anda başıma toplandı. Gürültü, sesler, sorular…
Ama o araba?
Hiç durmadan devam etti.
Bir orta yaşlı kadın yanıma eğildi. Yüzünde endişe vardı.
“Kızım iyi misin? Bir yerin var mı?” diye peş peşe sordu.
“İyiyim abla, iyiyim… sağ ol,” dedim.
Elini tuttum, yardımıyla ayağa kalktım.
Tam gidecekken durup ona döndüm.
“Çok teşekkür ederim abla… iyi ki varsın,” dedim.
O da bana sarıldı. “Ne demek tatlım,” dedi.
Gülümsedim.
Sonra eve doğru yürümeye devam ettim.
Ama aklım… başka bir yerdeydi.
O çocukta.
Bana çarpan o garip çocuk…
Nedense aklımdan çıkmıyordu.
“Boş ver Ceylin,” dedim kendi kendime.
Kapıya geldim ve zili çaldım.
Annem içeriden seslendi: “Geldim Ceylinim!”
Kapıyı açar açmaz içeri girdim.
“Of anne çok yoruldum ya,” dedim.
“Geç kızım, içeride klima açık,” dedi.
Bir anda yüzüm aydınlandı.
“Yesss!” diyerek kendimi içeri attım.
Yaklaşık yarım saat sonra annemin sesi geldi:
“Kızım hadi kahvaltı hazır”
“Geldiiim” diye bağırdım.
Mutfağa gittiğimde en sevdiğim yere, cam kenarına kurmuştu sofrayı. İçim bir anda ısındı.
Kahvaltı yaparken dışarıyı izliyordum. Arabalar geçiyor, kuşlar uçuyor, hayat akıyordu.
Bir anda aklıma bir şey geldi.
“Hiii anne! Spor kıyafetim yıkanmamış!” dedim panikle.
Hemen kalkıp kıyafetlerimi makineye attım.
Yarın voleybol antrenmanım vardı.
Makineyi çalıştırdım ve derin bir nefes aldım.
“Oh be… son anda,” dedim kendi kendime.
Sonra tekrar masaya döndüm.
Tam o sırada cama iki tane uğur böceği kondu.
“Anne bak, uğur böceği!” dedim heyecanla.
“İlk kez mi görüyorsun kızım?” dedi umursamazca.
“Ama çok güzeller…” dedim.
Kahvaltıdan sonra sofrayı topladım. İşim bitince saçımın yağlandığını fark ettim.
Hiç düşünmeden duşa girdim.
Yaklaşık 40-45 dakika sonra çıktığımda kendimi çok daha iyi hissediyordum.
Üzerime beyaz bir crop ve siyah geniş paça eşofman giydim. Saçlarımı tarayıp düzleştirdim.
Sonra bir an durdum.
Yarın yine duş almak zorunda olacağımı hatırladım.
“Of ya…” diye söylenerek salona geçtim.
Biraz telefonda vakit geçirdim.
Sonra saate baktım.
23:00.
Sabah 6’da kalkmam gerekiyordu.
Hiç düşünmeden yatağa gittim.
Zaten… gerçekten çok yorulmuştum.
