Yeniden Döner mi Talih?

Vaveyla Yazarı: Afzal Per

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Yeniden Döner mi Talih?

Eski hikaye ayrılıkla bitmişti ama Ferzan Sare'yle karşılaşmıştı bir kere -ve bu tesadüf ya da şans Ferzan için fark etmiyordu- bunun bir işaret olduğuna kanaat getirmişti bile. Dünü düşünüp duruyordu. Ferzan, ailesinin evinden ayrılalı yıllar olmuştu ama sırf bazı eski hatıraları görmek için akşam eski odasında kalmaya, babasının konağına gitmişti. Gerçi tüm gece uyuyamamış odasında sakladığı gizli kutusunu çıkarıp tüm eski fotoğraflarda Sare'nin o onyedilerindeki güzel masum yüzüne bakıp olur mu diyordu kendine yeniden. Sonunda Ferzan'ın karşısında öylece duruyordu Sare. Hâlâ şaşırıp bunun nasıl olduğunu düşünüyordu. Şimdi biricik aşkı Sare artık burdaydı onu görmenin sevinci ile öyle doluydu ki Sare'nin ilk karşılaşmalarının sonunda ondan kaçıp uzaklaşmasına dahi içerlemedi. Onu sadece yeniden görmüş olmaktan memnun olan bir mecnundan farksızdı, sanki on sekiz yaşındaki o çocuğa dönmüştü bir geceliğine, dolu dizgin, taşkın duyguları olan o genç delikanlının pervasız aşkı, bu halde olmalarının en masum sorumlusuydu belkide ama bir daha asla göremeyeceğini düşündüğü sevdiği, Sare'si karşısına çıkmıştı bir kere... Hayat belki bize güzel bir hediye verebilir, çektiğimiz acıların kefaretini artık alabilirdik, diye düşünüyordu. Ferzan'ın kendine gelmesi için bir süre daha gerekliydi belkide ama yine o taşkın ve pervasız aşık olursa Sare'nin asla onu seçmeyeceğini kavrayacak kadar akıllanmıştı. Tüm bu yıllar onu da Sare gibi iyi kötü şekillendirmişti. Artık iki farklı insan gibiydiler, bunu henüz tam fark edememiş olan Ferzan, bu hikaye bir öncekinden farklı olarak kendi istediği gibi, ayrılık ve acıyla değil kavuşmayla bitebileceğini düşünüyordu. Ferzan da Sare gibi o zamanlar yeterince güçlü değildi -aslında tüm o hengamede Sare'yi bir kere duyabilseydi, ah keşke... diyordu içinden. Sare'yi kaçırmaktansa onu bir kere gerçekten dinleseydi, sevgilisiyle şimdi hâlâ birlikteydi aptal çocuk- ama tüm bu yıllar Ferzan'ın düşünmesi o zamanlardaki aptal çocuk olmayı bırakmasına, bunun neticesinde o coşkulu neşesinin de bu adamı bırakmasına sebep olmuştu. Ferzan da yıllar içinde Sare gibi yoğurulmuştu ve bundan sebep artık karşısına çıkabilecek kim olursa olsun üstesinden gelebileceğinden emindi artık. Güçlüydü ve istediği alabilirdi ama bu planda hesaplamadığı pek çok zorluk vardı ve henüz bunların farkında bile olmamasına rağmen kahvaltıya inmiş keyifle çayını içiyordu.

Sare buradaki üçüncü gününe yeni yeni uyanıyordu.Ferzan'ın aksine pekte mutu sayılmayan bir modla kafasını yastıktan kaldırmadan dönük olduğu camdan dışarı bakıyordu. Dün yaşadığı karşılaşmayı düşünmemek ve ağlaya ağlaya otele geldiği anı hatırlamamak için şehide turist olduğunu hayal etti bir an ve bu küçük sahte hayatı bir an gözlerinin önüne getirmek onu gerçekten de rahatlattı. Yaptığı kendini kandırma oyunlar gerçekten takdir edilesiydi. Tam bir kendini kandırma uzmanı olduğunu düşünüyor bir yandan da güzel şehir manzaralı odasında yeni güne hazırlanıyordu.

Otelin lobisinde kahvaltı için oturmuş bir yandanda Tarık'ı aradı. Durumlarının nasıl olduğunu öğrenmek istedi,öğrendiği kadarıyla da hastaneye kaldırılan süt annesinin durumunun daha iyi olduğunun ancak bir süre hastanede kalması gerektiğiydi. Tarık da tüm işleri halledip bir süre daha orada kalacağını muhtemelen bir kaç güne anca dönebileceğini söyledi. Tarık Ferzan'ın onunla akşam konuştuğunu, işi devralabileceğini söylediğini Sare'ye söyledi. Ferzan'ın aslında sadece kendi işletmelerinin yönetimi ve hukuki işleriyle ilgilendiğini, bunun dışında avukatlık hizmeti vermediğini Tarık'tan öğrendi. Ferzan, Tarık'a han işleriyle ilgilenmek istediğini Sare'yle eski arkadaş oldukları için yardım etmek istediğini söylemiş. Tarık buna çok şaşırmış ama Sare'yle bunun muhabbetini yapamayacak durumda olduğu için eski tanışıklıklı kurcalamayı şehre dönüşüne bıraktı. Sare tüm bunları geçiştirip sen dönünce bakarızlara getirdi ancak Tarık kendi fikrini belirtme gereği duydu ve bu desteğin gerçekten çok faydalı olacağını anlattı. Ferzan'da Kamer'lerin Aşiretinin gücüne karşı koyabilecek bir konumun içindeydi. Ayrıca sayılı ailelerinden olan Ferzan'ın hem kendileri gibi usulüne göre çalışabilecek bir olduğunu hemde karşı tarafın dilinden anlayıp anlaşmaya varabileceğinden şüphesi olmadığın ekledi. Ne var ki Sare emin olamadığını ama düşüneceğini söyleyip süt annesi için tekrar geçmiş olsun dilekleriyle telefonu kapattı.

Sare, kadın için gerçekten üzülmüştü ama kendini düşünmeden de edemiyordu, neyse sabah hayalindeki turist kız olamayacağı için bari müze müdürlüğü ile falan görüşmeye gidip işin aslını onlarla değerlendirmeye çalıştı. Tarık'ın yaptırdığından fazlasını alamadığı müdürlükte kiracıların tavını da anlattıktan sonra konuştuğu yetkiliden öğrendiği şuydu, burada ağa paşa lafıyla işlerin dönmesinin yaygın olduğunu Sarenur Agir gibi yabancı birinin yasal, kitabina göre böyle büyük ve işlek bir alanı baştan yenilenmesinde aslında tek başlarına olduğuydu. Bu işin böyle gitmemesi gerekiyordu, restorasyon olmazsa hanı viran olacak daha da önemlisi kaçakçılık yapan heriflerin deposu olmaya devam edecekti. Tahribat da geri dönüşü olmayan seviyeye gelecekti. Zaten niyetlerini anladığı kiracıları ile de sevgi yumağı olmadıkları karakolla biten buluşmalarından anlaşılıyordu ama Sare de saf değildi başta verdiği şansı ve o iki adamı ihbar etmemesinin tek sebebi onları def etmek için ayrıca zor kullanması gerektiğiydi.

Öğleden sonra Tarık olmasa da temsilciliğini yapan Varcan Hukuk'a videoyu kanıt olarak sunmanın faydasını, o iki herifin neler karıştırdığını ve nasıl bir yolla ilerlediklerini konuşacaktı. Bundan önce bir yerlere oturup ABD deki restoranın durumu için aldığı sorular ve evrak işleri için bilgisayar başında yazışmalarını tamamlıyor, saat farkından sebep akşam olduğunda arayacağı şefle üzerinde duracakları konuları not alıyordu. Tüm bu yoğunluktan şikayetçi değildi çünkü oluşacak ilk boşlukta aklı sabah uyandığı gibi allak bullak olacak, Ferzan'dan başka şey düşünemeyecekti. Kendini yıllardır öyle eğip bükmüştü ki artık düşünmemek ve sadece çalışmak onun sığındı tek yerdi. Yaşadıklarını paylaşabilecek ne bir arkadaşı vardı ne de ailesinden birileri. Sınırlarını çizerken öylesine yara almıştı ki, yıkılmaz duvarlarının harcı bu yaralardan boşalan kanla karılmıştı. Öte yandan bu sınırlar onu öyle yalnız kılmıştı ki çölde su damlası olarak devam ediyordu yaşamaya.

Telefonunun çalmasıyla elindeki kalemi not defterinin üstüne bıraktı. Tanımadığı bir numara arıyordu. Telefonu açan Sare'nin "buyrun" una o dingin sesiyle "Selam." diye karşılık veren Ferzan hattın diğer ucundaydı. Sare'nin yüz ifadesi birden değişti hafiften gergin ifadeli bir hâl alan yüzü bir yandanda onun sesini duymaktan parçalanan içinin ne halde olduğunun küçücük bir parçasını dışa vuruyordu. "Selam" dedi. İlk tanıştıklarındaki gibi o ürkek ses tonuyla. Ferzan, Sare onu fark etmesede oturduğu yeri görebilecek durumda lokantanın bulunduğu meydanın öteki tarafında duvara yaslanmış onu izleyerek onunla konuşuyordu. Ferzan için görüntülü görüşmenin en iyi versiyonu buydu. Sare'nin o Çekingen sesiyle verdiği selamın üzerine söze girdi. "Dün ararım seni demiştim ya",
"Evet ben meşguldum de aklımdan çıkmış ondan şaşırdım. Kusura bakma.",
"Yok kusurluk değilde. Seninle konuşalım mı Tarık'ların bürodan dosyaları aldım. Sen muhatap olmasan bu adamlarla daha iyi, ben devralayım diyorum." demesiyle Sare girdi araya,
"dur bi dakika, hemen atılmışsın... ama..." dedi şaşırmış bir sesle ve nedenini anlayamadığı bir mahcubiyet hissetti "...böyle de olmaz, ben bir iki saate büroya geçeceğim orada bir çözüm buluruz sanki, büronun avukatlarıyla düzenleme yaparız, Tarık yoksa bir başka avukatları vardır" deyip Ferzan'ı işin içinden çıkarmaya çalışması üzerine Ferzan yaslandığı duvardan Sare'nin oturduğu lokantaya doğru yürümeye başlamıştı bile.
"Ya bırak yardım edeyim, nedir bu inadın." dedi. Sarenur "inat falan ettiğim yok, ne gerek var böyl..." demeye kalmadan masasının tepesinde bitmişti Ferzan. "Belli ki zor ikna olacaksın yüz yüze konuşalım dedim."
Sarenur kafasını kaldırıp karşısında Ferzan'ı görünce kaşlarını hafifçe çattı, telefonu masaya indirirken eliyle masaya buyur eti Ferzan'ı. "beni mi izledin?" diye sordu. Ferzan ceketinin düğmesini açıp karşısındaki iskemleye otururken gayet rahat bir şekilde, "Bu şehir sandığından küçük ve en işlek meydandayız, dedi. Parmağıyla sol taraflarında kalan bir mekanı gösterip devam etti "şu restoranda toplantım vardı. seni gördüm." dedi.
Sarenur pek emin olamadı doğruyu söylediğine ama peşine düşmedi de durumun ve bilgisayarı kapatıp tüm odağını Ferzan'a yöneltti. Onu dinlemeye hazır gibi bir tavrı vardı. Ferzan bu manzarayı öylesine özlemişti ki dışarıdan hiç belli etmese de o an keşke tüm bu yaşananları bir çırpıda unutsalarda Sare'ye doyasıya sarılıp onu öpücüklere boğsaydı diye düşünceler kafasında turluyordu. "Ama bir işimiz vardı" odaklan dedi kendine. Tanıştıklarında o ürkek, ay parçası gibi olan kızın, bir tutam beyazıyla sanki işaretlenmiş gibi olan o kara saçları şimdi kehribar gözlerine yaklaşmaya meyl etmiş kahvelikte bir renkteydi. Çok değişmişti görünüşü, biraz büyümenin birazda yaşadıklarının ortak sonucuydu bu görünüş. Ferzan, bıraksalar tüm gün seyrederdi Sare'yi. Gözlerinin o saf bakışı artık buğulanmıştı. Eskiden Sare'ye baktığında doğrudan yüreğini görürdü sanki ama şimdi bir metre mesafede olan gözleri ile Ferzan arasında gri sisler vardı. Tüm bunlara rağmen hâlâ içinin gittiği o gözlere öylesine hasretti ki, Ne bu görünmeyen sis ne de Sare'nin huysuz tavrı Ferzan'ı düşürmüyordu.
Ferzan Varcan Hukuk'tan aldığı bilgilerle nasıl bir durumla karşı karşıya kaldıklarını anladığını bu adamların pek çok suçları olan ve hatta başkalarının suçlarını da bu örtbas eden türden adamlar olduğunu söyledi. Yani Tarık veya kendisi gibi doğru düzgün iş yapan kişilerin bu adamlarla takışması sonucu bir yerden sonra başlarına işler geldiği kendilerinin de bunlar gibi olmasını istemediğini bundan sebep yardım etmek istediğini söyledi. Öyle garip bir histi ki, karşındaki adamın eski aşkı olan o çocuk olması ama şimdi iki yabancı olarak oturmaları, neyse dikkatini Ferzan'a değil anlattıklarına vermeye gayret ediyor ama aralarında kocaman bir mesele vardı. Sanki masada onlarla birlikte oturuyor du geçmişin acısıda ikisinin arasında birbirlerini duymamaları için tüm masayı kaplıyordu, ikiside daha ne kadar görmezden gelebilecekti bu durumu, ilk isyanı kim ateşleyecekti? İkisininde yüzünden okunmuyordu şimdilik bu.
Sare Ferzan'dan duyduklarının sonunda Ferzan'a gördüğü silahlardan ve kullanılan deponun garip zemininden bahseti. Ferzan bir zamanlar tanıdığı bir yabancıydı artık ama ona böyle bir kunda güvenebileceğini düşünüyordu Sare. Video kayda aldığı bu şeyleri Ferzan'a gösterdi. Ferzan Sarenur'a bunları neden karakolda göstermediğini soruncada. Tek başına bunları söylerse konuyu sündürürlerdi, dalavereyle oraya getirilmişti zaten daha handan çıkarken adamlarından bir ikisi depoya girmişti, belli ki mallarını transfer edeceklerdi, kim bilir nasıl bir örtbasla yalancı çıkacağını düşündüğünü ve daha çok kanıt toplayıp yerel değil daha büyük yerlere bunun ifşasını vermeyi planladığını söyledi.
Ferzan buna karşılık yine o saniyelik tebessümlerinden birini yapmıştı ki Sare ona bakıp, "Niye, o an söylemem daha mı iyi olurdu sence?" dedi. "Yok yok, aslında akıllıca düşünmüşsün. Ne mal oldukların bu kadar çabuk anlamana şaşırdım sadece. Yıllardır uzaktasın ama kanında var bazı şeyler demek ki" dedi.
Dediğinin farkına vardığı an Ferzan utanıp konuyu kiracılara getirmeye çalışıyordu. Birden ağzında çıkmıştı bunlar, düşünmeden... Ama Sare'nin ifadesi değişmişti çoktan bunun üzerine, tadı kaçmıştı biraz. Bu "kanında var" lafı Ferzan hiç istemeden ve aklının ucundan dahi geçmeyen Sare'nin öz babası Cihat'ı oturtmuştu sanki masaya.

Fezan yapılacaklardan bahsediyor. Sare bazı eklemeler yapıyor en nihayetinde Ferzan'ın zor kullanmaktan yana olan önerisini kesin bir şekilde reddediyordu. En nihayetinde kanıt toplayıp nakliyeler ve bodrumun durumunu ortaya çıkaracak bir şeyler yapmalarından yana anlaşmış gibiydiler. Ama Sare Tarık döndüğünde işinin devam ettirip ettirmeyeceği sorduğunda Ferzan'ın kalbinin tam ortasında olan kadına bakıp, "Tarıkla başladı ama ben bitireceğim o yapabilseydi altı ay bu iş uzamazdı. Di mi?" dedi ve " Ama şükür ki becerememiş" yine düşünmeden konuşmuştu. Sare'nin gözlerine doğrudan ve kesintisiz bakarak.
Ferzan ne dediğini tartma konusunda kontrolu ufaktan kaybettiğini anlamış ama durumu toparlamaktansa artık Sare'ye ondan uzakta olmayacağının mesajını da vermiş oldu. Her ne kadar böyle planlamasa da olan olmuştu. Sare yine ters ters Ferzan'a baktı. Karşısındaki adamı gerçekten silmişe benziyordu. Sanki daha dün onun için gözyaşı dökmemiş gibi Ferzan'ın her adımına huysuzca karşılık veriyordu. Kafasını hafifçe sağa eğip anlamadım der gibi baktı ve İlk kıvılcımı ateşleme görevini Sare üstlendi Ferzan'ın tahrikiyle, "Derdin ne senin?" dedi. Ferzan şaşırmıştı, bir kavga kopacağını düşünüyordu ama bu kadar çabuk mu gerçekten? "Derdim falan yok", "bu işi senin düzmecen falan olamaz diye düşünüyorum ama... her halde öyle bir saçmalık yapmamışsındır, di mi?" Ferzan'ın kalbi ufaktan acımadı değil. Buna gerçekten incinse de eskiden tanıdığı o mazlum kız değildi karşısındaki ama kendisi de eski Ferzan değildi o yüzden yıllar sonraki ilk buluşmalarında böyle hırçınlıkları tolere etmeyi seçti ve hafif dalgaya vurarak, "aynen tamamen ben planladım ama bunun için bi on sene kadar bekledim ki inandırıcı olsun."
Sare'nin gözlerini bi an kısılıp açıldı, bi an sinirlenmişti ama kendini anında dizginledi. Kimseyle uğraşmamaya neredeyse yeminli gelen bu genç kadının yarasını kaşıyıp durmak kötü sonuçlar doğuracaktı. "dalga mı geçiyorsun bide?" dedi dudaklarının gererek. Sare'nin alttan alta yükselmeye başlayan sinirini bastıran bir ciddiyetle Ferzan lafa girdi,"Sakin ol, yaptığım bi plan falan yok. Senden daha dün haberim oldu yalan söylemiyorum."
Doğrudan Sare'ye bakıyor, ifadesi değişmeyen Sare'nin ona inanmadığını anlayabiliyordu. Hafifçe öne eğilerek doğrudan gözlerinin içine bakıp,-"Ayrıca yıllar önce öyle net, öyle keskin ayırdın ki beni kendinden, ayırdığın yerden ileriye hiç gidemedim. Seni buraya döndürecek, peşine düşecek hiçbir şey yapmadım Sare. Öyle parçaladım ki seni, yine dağıtırım korkusuyla öylece bir uzvu kesilmiş gibi eksik de olsa yine devam ettim hayatıma." gözlerini ayırmadan devam etti. "Söylediğin gibi yaşadım bu on yıl da. O günden sonra yoluna bir daha çıkmadım, çıkma dedin çünkü. benden ne istediysen onu yaptım seni öncesinde hiç dinlemedim ama... ama en sonunda istediğin ne varsa öyle yaptım. Şimdi burada olan sensin. Dönmeyeceğine yeminler ettiğin bu şehirde olan sensin Sare" dedi. sözleşmiş olan bu iki gençten sözünde durmayan Sare'nin kendisiydi, Ferzan ondan istenen sözü tutmuştu ve gerçekten Sare'ye ulaşmaya çalışmamıştı hiç. Ferzan'ın sesinde kendisine inandırmak için çaba ve samimiyet vardı. Onu çok önceden de tanıyan Sare bu konuşmanın derinlerinde bir yerinde az da olsa bir sitem olduğunu da hissetmişti.

Sare bu cümlelerin üstüne derin bir nefes aldı. Gözleri nemlenmişti. Gözlerini Ferzan'dan uzaklaştırdı, nemli gözleriyle uzaklara bir yerlere bakıyordu
Başını bir kere anladım diye aşağı kımıldattı. "İnanmak istiyorum. Ama böyle yanımda yöremde oldukça daha da zor olmayacak mı? Yakındır geldiğimin duyulması, benden sonra nelerle boğuştun kim bilir, bunu tekrarlamazsak, senin için de daha iyi değil mi?"

Sare bu şehri terk ettikten sonrasında Ferzan'ın neler yaptığını nelerle uğraştığını hiç öğrenemedi, ayrılıklarının ilk bir kaç yılı merakına yenik düşüp internette onu arayıp iyi olduğunu anlayacak bir kaç bilgi dışında pek bir şey öğrenememişti. Ferzan aklına her geldiğinde baktığı tek yer ondan geriye sakladığı bir kaç fotoğraf ve kurutulmuş altın otu çiçekleriyle dolu bir kutuydu. Ayrılığın acısını da alıp giden genç kız bu ayrılıktan payına düşen yalnızlığı da layıkıyla çekmişti.

Sare'nin sorusuna net ve doğruca cevap verdi. "Değil. Tek istediğim bu şehirde senin başına bela olacak ne varsa seni ondan korumak." diye karşılık gelince "İhtiyacım yok Ferzan" dedi, yüzünü Ferzan'a dönerek. Sare'nin Ferzan demesi Sare'nin ruhunu sarsıyor, Ferzan'ın kalbini yokluyordu. "Ben nasıl korumam seni. Her şeyi geç, borçluyum ben sana." dedi, bakışlarını aralarındaki görünmez sislerin arasından kurtatıp Sare'nin gözlerine çevirerek. "Yok öyle bir şey." cevabını alınca ise "Böyle bir şey sen yok deyince yok olmaz Sare. Sen olmasaydın ben ölmü..." Sare elini aniden ve kısacık bir an masadan kaldırıp, "tamam dur artık," diye Ferzan'ın sözünü kesti. Yüzü sızlar bir ifadeye bürünmüştü. Ferzan'ın o son cümlesiyle, oluşan ifade kendisinin söze başlamasıyla kayboldu. "Bahsetme bundan, bunları konuşmak için burada değilim."
"Tamam bahsetmem ama sana yardım etmeden öylece uzakta da durmam. Duramam anla beni de."

Ferzan gayet anlaşılabilir bir tavırdaydı aslında. Yıllar önce ölümden dönmesi Sare sayesindeydi. Şimdi karşılıklı oturan bu iki kişi tek kalbi paylaşacak kadar yakınken şimdi iki yabancı olmuşlardı. Daha doğrusu onu da olamıyorlardı. Aynı kağıdın birbirlerini hiç görmeyen yüzleri gibiydiler. Ayrı kaldıkları onca yıl birbirlerini görmediler ama kalpleride bir türlü başkası için atmamıştı. Hayata devam etme gayretinde bulundularsa da iki ruh bir olduktan sonra, tek başına kaldıklarında ayrı ayrı tam olmuyordu, bunu görmek zor değildi ancak köre de renk anlatılamazdı. Aslında dışarıdan sadece sohbet ediyormuş gibi görünüyorlardı, belkide bir çift dahi sanılabilirlerdi ancak ikisi de geçmişin yaşattığı ağır yükü, birbirleriyle bunun altında kalmadan konuşmaya, anlaşmaya çalışıyorlardı. Sare Ferzan'ın az daha öleceği o günü düşünmek dahi istemiyor çünkü o günün hatıraları ciğerlerini ezip sıkıştırıyordu. Nefes almak bile mesele oluyordu o günü hatırladığında, yarası sızlıyordu.

Sare ne yapacağını bilemez bir şekilde Ferzan'a bakıyordu. Sırtını oturduğu sandalyeye yaslayıp elindeki yarasını yokluyordu diğer eliyle yine. O ilk günü hatırlatan yara ve yine karşısında Ferzan vardı.

Aynı gün içinde Kamer de boş durmamış durumu halletmek için depoda ve başka yerlerindeki mallarının izlerini temizletiyor. Bu temizlik için çalışanlarına da emirler yağdırıyor. Bu arada ofisine girip duran için çalışanlar devamlı bir şeyler sorup Kamer'in düşünmesini dahada zorlaştırıyorlardı. Ofisi hanın avlusunu izleyen büyük bir penceresi vardı o pencerenin önüne geçmiş avludakileri izlerken tesbih çekiyordu bir yandan. Daha fazla açık vermemek için ne gerekiyorsa yapmaya karalıydı. Kamer ticaretini durdurmamak için ne gerekiyorsa yapabilirdi. Bu kara sakallı esmer adam gün boyu Sare'nin dayısı Asım'a ulaşmaya çalışmış ama sonuç alamamıştı. Sare'yle uğraşması gerekecekti ve bu en sonunda kendi istediği gibi neticelense dahi çok toz kaldıracaktı. Kendi işleri için bu en büyük problemdi. Kamer bu düşüncelerinde aslında haksız sayılmazdı. Sare suç işleyen bu adamlara karşı yaygara kopartacak tipte biriydi ve kızdan kurtulmak da asla çözüm olamazdı. Asım içlerinden geçerdi. Mal sahibinin Sare olduğunu sözleşmelerden dolayı yıllardır biliyorlardı. Yıllardır aynı aileye ait olan han biraz da gizemli bir durumdaydı. Mal sahiplerinin akrabalık bağları hakkında fazla bilgi bulamayan daha doğrusu muhatapları olan sadece bir hukuk bürosundaki vekilleriydi ve onlarda talimat verilen bilgilerden fazlasını paylaşmıştı.

Sare'den önce han Meryem Agir'e aitti. Ne yazıktır ki bu mirasına sahiplenecek durumda olamadı hiçbir zaman. Ondan önce de Gülizar Agir'in olan han Sare'nin anneannesinin ailesinden kalan bir mirastı. Bu devir zincirini aileden birkaç kişi dışında başka kimse bilmiyordu. Hanın eskiden o şehirde bulunan ancak sonrasında pek çok sebeplerden başka şehirlere taşınan bir aileye ait olduğu bilgisi yerli halkın tek bildiğiydi. Sare sahip olduğu mirası öğrendiğinde onsekiz yaşlarındaydı. Dayısı ve anneannesi ona sahip olduğu mirasi anlatmıştı. Annesinden kalanla yeni bir yola çıkabilecek imkanı vardı nitekim öyle de yaptı ancak ne varki yolu yine aynı yerden geçiyordu. Meryem'in kullanmaya fırsatı dahi olmadığı şansı kızı için hazırdı.

Tüm bunlardan bihaber olan Kamer dikkat çekmeden Sare'yi def etmenin en akıllıcası olacağını düşündü. Ofise yine birileri girip devamlı soru soran şeflerden personellerden doğru dürüst plan da kurmayı başaramadı ve birden "Ağğğ ne halt ediyorsanız edin kafa lan bu" dedi. Ceketini askılıktan aldı ve odadan çıkmak için kapıya doğru geldi. Tam çıkarken Kamer'in bağırmasından dolayı sesini kesen üç kişilik çalışan kalabalığına dönüp kara gözlerini şefe doğrulttu "döndüğümde her dediğim yapılmış olsun, sıkmayayım canızı"dedi ve kapıyı çekip çıktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.