Sahibini Bulsun

Vaveyla Yazarı: Afzal Per

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Sahibini Bulsun

❅

O ağlayan gözlerle karşılaştığı günden bu yana aklında sadece o kız vardı. Tanışmalarının üstünden iki gün geçmişti ve harap haldeki o ağlamaktan yüzü solmuş kızı merak etmeden duramıyordu. Nezarethaneden çıkışlarında öğrenmişti, Serdaroğlu aşiretindendi o güzel kız, buralıydı ama şehre yabancı olduğu da çok belliydi. O akşam onu ürkütmemek için çok soru sormadı ama öğrendiği kadarıyla burada yetişmemişti, Ankara'dan geliyordu ama ailesinin bir tarafı buralıymış. Merakı kıza olan ilgisindendi ve kimin nesi hâlâ tam olarak bilmiyordu. Kızı internette de aramak istedi ama hiç bir faydası olmadı. Serdaroğlu adını duyması Ferzan'ın bundan sonrasını mayınlı arazi olarak sayması gerekirdi ama o öyle düşünmüyordu, Sare'yi tekrar görme isteği de azalmadı. Ne olduğunu bile bilmediği bir davadan sebep içinin çiçeklerini susuz bırakmak yapacağı en son işti. Şimdi ustasının atölyesinde yamulmuş bir bileziği tamir etmekle uğraşıyordu. Çarşının içindeki bu atölye, Alandağ ailesine ait pek çok kuyum ve mücevher dükkanından biriydi. Şehrin merkezindeki merkez şubenin üst katındaydı. Ferzan'a elindeki bileziğe yaptığı tüm işlemleri, taş işleme ve mücevherat zanaatini Abro Ustası öğretmişti. Ustanın atölyesi sadece pencerelerinden giren tatlı gün ışığı aydınlatıyordu. Ustasının masasının karşısında, kalfalığın gereklilikleri olan bir kaç çalışmasını taşıyan masanın ardında oturuyordu Ferzan. Bu masa Abro ustanınki kadar işlevsel değildi ama neredeyse iki katı kadardı. Masasının böylesine büyük olmasının bir sebebi vardı. O masa, o atölyeye iki çırak için getirildi. Önce iki çırak oturdu, sonra iki kalfa oldular, şimdi ise sadece Ferzan o iki kişilik çalışma masasının ardındaydı. Ustası onu genelde taşlarla çalıştırırdı ama elinde şimdi daha önce uğraşmadığı türden bir bilezik vardı.Telkari pek de ilgilendikleri bir tür değildi ama bilmedikleri bir zanaat de sayılmazdı. Abro usta atölyeye girdiği sırada Ferzan tamiratının sonuna gelmiş gibiydi. O yamulmuş ve ezilmiş bilezi orijinal haline çevirmek zamanını almıştı. Abro Ustanın "neyle uğraşıyorsun öyle, oğlum" demesiyle odayı girdiğini farkettirdi. Düşler ve merakların yarenlik ettiği tamiratının sonunda bu soruyla başını kaldırdı Ferzan. "Tamir yapıyorum Usta" dedi. Gencin elindekine gözü takılan Abro Usta Ferzan'ın ince uzun parmaklarının arasından usulca aldı bileziği. Ferzan biraz heyecanlanmıştı ama başına bela olacak hiçbir şey yoktu ortada yani sorun da yoktu diye düşünerek Abro incelerken bilezik için "bi' arkadaşımın usta, yanlışlıkla ezilmiş, benden ricacı oldu düzelteyim diye, tamir ediyorum ben de" dedi, bu açıklamayı dinlerken ustanın gözü bilezi incelemekten bir an bile ayrılmadı. Bileziğin ne denli eski bir eser olduğunu anlayamayan Ferzan için ustasının "doğru söyle nerden buldun bunu?" sorusu şaşırtıcıydı, Ferzan bir şey araklayacaksa da bu yirmi otuz gramlık gümüş bir şey olmazdı çünkü. Ferzan'ın Fırat'tan sonra başını hayli derde soktuğunu bilen ustası toparlanması için ona yardım eden büyüklerindendi. Ferzan'ın dediklerine pek inanmamıştı ama çok da deşmedi. "usta yok valla tamir edip geri vericem, neye dikkat ettin ki telkari, gümüş işte" dedi. Bilezik gümüştendi doğru ancak çok eski bir motif olduğunu bilecek kadar tecrübeli ustası bunun sahibinin kim olduğunu merak etti ufaktan ama sorgulamadı. Ferzan'ın ayık ve masasının başındaki hali Abro usta için yeterliydi. "iyi bakalım, güzel çalışmışsın, aferin, bu çok eskidir ben diyeyim en aşağı 300 senesi vardır, daha da fazla belki de, sahibine ulaştığından emin olasın" dedi ve bileziği bırakırken gözleriyle bileziği işaret ederek "sahibini bulsun" diye yineledi. Hassasiyetle ve kıvraklıkla masaya bıraktığı bileziğin ardından masasına geçti. Ferzan bu sözleri duyunca zaten ihtimam gösterdiği bileziği baştan sona incelemeye, daha da hassas kontrol etmeye başladı. Abro Usta Ferzan'daki değişimi ufakta olsa seziyordu, fazlasıyla özverili görünen genç şu sıralar zamanında kendini kaybettiği o bağımlı haline döner mi diye sorgulatan durgun ve umursamaz tavırdan çok uzaktı.

Abro usta son üç aydır atölyenin yolunu zor bela hatırlatmıştı Ferzan'a. Üç ay öncesine kadar mezarlıklarda dolaşan bir müptezel olmaya bırakmıştı. İkizinin ölümü bu gencin bir süre kendini kaybetmesine neden olmuştu. Aldığı destekle toparladı, en azından toparlanmaya başladı. Gözünün feri hala yerine gelmemişti. Üniversiteye başlamış ardından güven vermeyen halleri yüzünden tekrar ustasına başvurmuştu ailesi. Fırat'la paylaştığı masanın başına oturması hayli zaman almıştı. Tüm anıları ve özlemi dahada kabarıyordu ama yara iyilecekse dağlanacaktı önce, bu böyle olacak diyordu Abro usta. En nihayetinde Ferzan yavaş yavaş o masanın başına geçmişti. Şimdiyse işler daha da farklıydı, masaya ikizini düşünmeden oturmuştu bu sefer. Bu gencin marazlı kalbi göğsünün duvarına kendini belli edercesine vurmaya başlamıştı artık. Nezarethanede o tatlı sesli kızın perişan haline rağmen yaptıkları sohbet, bakışları aklından çıkmıyordu.

Sağlam bir kutuya konulmuştu artık Meryem'in bileziği, o kutuysa Ferzan'ın cebindeydi. günlerdir cebinde taşımasının sebebi yine bir karşılaşma umuduydu. Sare'yle belki tekrar karşılaşır diye onu kurtardığı çarşının arka sokağa gidip duruyordu ancak kızı hiç göremedi. O zamandan bu zamana daha bir hafta geçmemişti. Oflayarak yine atölyeye döndü. Muhtemelen tatile gelmiş burada büyümeyen bir kızdı diye düşünmeye başladı. Tatil bitti şehirden ayrıldı herhalde diyordu, dükkana girdi önce, atölyeye içindeki merdivenlere yönelirken babası aşağı iniyordu. "Ustan nerede? biliyor musun?" diye doğrudan bir soru yöneltilince dükkana daha yeni girmiş Ferzan ufaktan afalladı "yukarıda değil mi?" dedi şaşırdı bir an, "Lan yukarıda olsa sorar mıyım? Hastanede adam ayıl artık " dedi. Sabahtan doğrudan dükkana gelememişti Ferzan, önce birkaç malzeme için başka yerler uğraması gerekmişti. Kalfasının aksine sabahtan dükkanın yolunu tutan Abro usta dükkana gelemeden düşüp bileğini çatlatmış. Ferzan bunu öğrenir öğrenmez hastaneye fırladı. Telefonlara çıkmayan kalfanın ustasının çolak kalmasında bir suçu yoktu ama yinede babası tarafından azarlanmaktan kaçamamıştı.

Hastaneye vardığında ustasının işlemleri de tamamlanmıştı neredeyse. Bir süre çalışamayacak olan ustanın elleri olmak Ferzan'ın göreviydi. Taburcu olması için gereken işlemlerin tamamlanması için bir kaç işlem ve imza gerekiyordu. Abro Ustanın yanı başındaki eşini yormaktansa Ferzan bu işlemleri halletmeye, danışmaya geçti. Hastane koridorları güvensiz hissettiriyordu bu genci. Şurada ne kadar az dolaşırsa kârdı. Kapıda bekleyen şoförlü aracı çağırdı Ferzan. Peşi sıra kendi aracıyla arkalarından gelecekti ama işlemler için ustasını ve ustasının karısını hastane de bekletmek istemedi. "işlemleri tamamlayınca peşinizden bende geleceğim usta" deyip gerildiği hastanenin bankosuna döndü, işlemleri tamamlamak için bekliyordu. Nitekim dezenfektan kokusunun burnunu acıttığı üç beş dakikada tüm işlemleri tamamlayıp bir çabuklukla hastanenin kapısından fırladı dışar. Elinde teferruatlı bir reçete vardı. Alınacakları ve doktorun dediklerini hatırlamaya çalışıp elindeki reçeteyi cebine attı. O an cebinde hissettiği kutuyla birlikte aradığı kızı hatırladı, kızın gittiği düşünceside tekrar geldi aklına. Şanslı bir gün değildi anlaşılan diye düşündü içinden ve hastanenin yakınlarında bir eczane için yolun karşısına bakındı. Hastane bahçesinden dışarıya çıkmalıydı önce. Kuş havuzlu, banklarla dolu hastane bahçesinden çıkmak için sağ tarafa doğru yöneldi ki o esnada şansına haksızlık ettiğini anlayacağı bir manzarayla karşılaştı. Bahçedeki bankta oturan oydu, uzun salık saçlarını sol yanına almış ayağına doğru eğilmiş bir haldeydi, ayakkabısını bağlamaya çalışan o kız, aradığı Sare'ydi. Ferzan'ın şaşkınlıkla üç saniye kadar dona kaldığı sürede, Sare onu fark etmemişti. Eli bandajlı kız tek elle halletmeye çalışıyordu işini, saçları, arasında dolaşan rüzgarı kıskanmasına sebep olacak bir ahenkle uçuşuyordu. Ferzan'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi ki o gülümseme sönmeden kızın dibinde bitiverdi. Ayaklarının dibinde bir çift daha ayak görünce başını kaldırmasına fırsat vermeden Ferzan çöktü kızın ayaklarının dibine. "Burdasın hâlâ" dedi parlak bakışlarını kızın yüzünden ayırmadan, Sare öylesine şaşırmıştı ki dili tutuldu bir an. Hafiften doğruldu, elleriyle oturduğu bankı tuttu, ilk karşılaştıkları gibi solgun ve bitap değildi ama bir dayanağa ihtiyacı vardı. Ferzan'ın başını döndürecek kadar duru bir sesle "Evet buradayım hâlâ" dedi, peşi sıra buruk bir gülümseme kapladı yüzünü ve bu cevaba karşılık Ferzan kızın bağcıklarına çevirdi yüzünü. Sonra tekrardan başını kıza çevirip, "izin ver yardım edeyim" dedi. Başıyla onay verdi Sare. Nedenini henüz bilmiyordu ama çok utanmıştı. Elleriye bankı daha da sıkı tutmasına sebep oldu bu utanç, kesik ve dikişli eli iyice acıdı. Ferzan ayakkabısının bağcıklarını bağlarken " nasıl oldun? seni bir daha hiç göremem sandım, merak da ettim, iyi misin Sare?" dedi. Ve bağcıklarla işini bitirip başını Sare'ye doğru kaldırdı.

"İyiyim, teşekkürler" dedi. Ferzan anlamadı, bağcıkları mı kastetti yoksa sorusuna bir teşekkür müydü bu? Kafası karışmıştı. Sare o sırada devam etti "Sen nasılsın peki? sonrasında sorun yaşadın mı yine" dedi, mahcup bir edayla bir yandan da eliyle uraşıyordu kız, bandajı kanlanmıştı. Ferzan bunu fark edince kızın sorusunu cevapsız bıraktı ve birden banka geçip oturdu, kızın elini bakmak için tutup kendine doğru çekti hafiften, bu çekişle Sare dahada utanıyordu içten içe ama anlam da veremiyordu bu haline. "zorlamışsın elini, tekrar pansuman gerek buna, bunun için mi geldin buraya?" dedi. Sare yine başıyla onayladı Ferzan'ın sorusunu. Ferzan'ın aslında daha çok sorusu vardı neyseki fırsatı vardı artık, bu su damlası kadar berrak güzelliği artık kaçırmayacaktı. "tek mi geldin buraya ailen falan yok mu?" Sare'ye göre bu soruya ne cevap verse yalan olacaktı. Sare ailemle geldim demektense "yalnız gelmedim, birazdan ararlar işlemler için, bahçeye hava almak için çıktım" cevabını aldı ama bu yeterli gelmedi genç delikanlıya. "Peki Sare, çok kalacak mısın burada? yine karşılaşır mıyız yani?" dedi bunu söylerken bir tebessüm dahi yoktu yüzünde ama gözlerinde merekla dolu parıltılar vardı. İlk tanıştıkları gibi yaşlarla dolu değildi Sare'nin gözleri, gün ışığında iyice elaya çalan kehribar rengi gözlerini Ferzan'a çevirmiş, elini delikanlının ellerinden ayırarak "bundan sonra buradayım ben" dedi. Sare'nin de yüzünde umutsuz ruhunun kaderini kabullenişinin yenik gülümsemesi bir saniyeliğine belirdi yüzünde. Genc kız burukluğunu iyice maskelemişti çünkü cevabını duyunca Ferzan'ın için bir heyecan aldı.

Merak ettiği çok şey vardı ama öncesinde Sare'ye vermesi gereken bir şey vardı. Bu haberin üzerine birden hafifçe silkti kendin ve cebinde taşıdığı kutuyu Sare'ye uzatırken " bu arada seni görürsem diye yanımdaydı, gerçi umudumu kaybetmiştim artık ama... Neyse bu senin" dedi. Sare Ferzan'la karşılaştığı şu iki dakikada Ferzan devamlı şaşırtıyordu onu, hiç anlayamamıştı. Kutuyu açınca öyle bir gülümseme aldı ki yüzünü, onu böyle gülümseten bir şey vermekten sebep Ferzan kendini içten içe takdir etmişti. "Nasıl ama bu..." dedi bakışlarını bilezikten ayırıp Ferzan'a döndürdü. Gözlerinin içinden gelen bir sevinç vardı yüzünde, utanmasa Ferzan'ın boynuna atlayacaktı ama yapmadı. Afallamış olan genç kız devam etti yarım yamalak sözlerine "... şey nasıl buldun bunu? Polis hiç bir yerde yok dedi" bu bir sorudan ziyade teşekkür tonundaydı. Ferzan buna karşılık yine de dürüst olmayı seçti her zaman seçtiği bir yol değildi ama bugün Sare'nin gözünde en iyi haliyle tanınmak istiyordu. "Affet, ben aldım. Ama yanlış anlama tamir edebilirim diye aldım, ezilmişti ya hani, sen ağlayınca... Bende tamir etmek için aldım ama sonrasında da seni bulamadım." dedi Sare şaşırmıştı bu bileziği karşılaşırlar diye devamlı yanında taşıdığına mı yoksa bileziği tamir edebilmiş olmasına mı daha çok şaşırdı bilemedi ama artık bilezik ondaydı ve sapasağlamdı. "nasıl yaptın bunu" dedi " nasıl tamir ettin?" Ferzan bileziğe bakarak cevap verdi "mücevher yaparız biz, yarı zamanlı kalfayım gerçi hâlâ ama böyle şeyler yapmak, tamir etmek zor değil yani" dedi. Kafasındaki soru işaretleri kapanmamış şehirde ki yeni kıza bir şeyler daha anlatma gereği duydu ve devam etti."O gün seni gasp edenlerle karşılaştığın sokak bizim çarşının arkasında kalıyor, sesinin duyduğumda bende bizim dükkanın dışındaydım" Sare bu açıklamalarla kafasında bir şeyleri daha da oturtuyordu. "Çok teşekkür ederim, gerçekten çok önemliydi bu... bu annemindi" dedi. Bileziği kutusundan çıkarmadan parmaklarını gezdirdi üzerinde. Ferzan Sare'nin yüzünü kaplayan o hüzünden annesini kaybettiğin anlamıştı. Bunu anlamanın sebebi kendisininde Sare gibi kaybının olmasıydı. Yine de cılız ama içten bir sesle sordu "annen, vefat mı etti? " dedi. Sare yine başını onaylar şekilde salladı. O sırada da telefonu çaldı. Sare telefonu açıp efendim ve tamam dışında bir şey demeden kapattı. Ferzan'a dönüp doktor için kendisini yukarıya çağırdıklarını söyledi. Ayağa kalkıp vedalaşmak için onunla birlikte ayaklanan Ferzan'a döndü. Ferzan'ın yüzüne bakmak için başını kaldırdı ve içtenlikle gözlerini karşısındaki gençten ayırmadan "Çok teşekkür ederim, daha doğru düzgün tanışmadan bu kadar teşekkür borcum olmasından da mahcubum ama bu verdiğin şey ne kıymetli benim için bilemezsin Ferzan " dedi. Ferzan'sa bu teşekküre rica ederim demek dışında birde bu şehirde zorlanırsa kendisine ulaşabileceğini söyledi ve kızın elindeki telefonu alıp bir çırpıda numarasını yazdı telefona ama kendini aramadı, yani ulaşmak isterse bunu yapacak tek irtibat Sare'deydi şimdilik. "istediğin zaman arayabilirsin beni" dedi ve telefonu geri verdi. Sare telefonuna çevirdi bakışlarını telefon ekranında Ferzan ismiyle kayıtlı bir numara vardı. Ferzan'ın bu sözlerine karşılık başını salladı ve sesli bir şekilde "tamamdır Ferzan Alandağ" dedi tam ismiyle anılmak Ferzan'a komik gelmişti belli ki ve gülümseyerek " tamamdır Sare" dedi. Sare oradan ayrılırken gider ayak "Sare değil, Sarenur... Sarenur Agir, resmen tanışıyoruz, artık öğren" dedi gülümseyerek ve dakikalar öncesinde Ferzan'ın aceleyle çıktığı hastane kapısından usulca girdi Sare.

❅

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.