Şavkî Han ve Kiracılarla Kavga

Vaveyla Yazarı: Afzal Per

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Şavkî Han ve Kiracılarla Kavga

Şavkî han.

Hanın tarihi Osmanlı dönemine, belki daha da eskiye dayandığı söylenir, uzun zamandır da tüm hanın sahipliği bir kişide olup, temsilcilikte mülk sahibinin de vekaletini verdiği Varcan Hukuk bürosuna aitti. Han şehrin en turistik bölgesin de olup zaten kendisi de başlı başına turistik bir yapıydı, bodrum katı sayılmazsa üç katlı, ortada kuş havuzlu avlusu bulunan, bünyesinde butik bir otel, bir restoran ve ufak bir iki turistik dükkanı bulunduruyor. Kiracılar hanın restorasyonundan sonra gelmiş ve yıllardır burada iş yapan yöre erbabından kişilerdi. Hanın tarihi dokusunun tahribini önlenmesi için belli aralıklarla denetime tabii restorasyonlar yapılması gerekiyordu, son restorasyonun üstünden çok uzun zaman geçmişti, yapının tekrar restore edilmesi ve güçlendirmek için ilgili makamlarla Tarık mülk sahibi adına görüşmüş, işleri planlamıştı ancak kiracılardan yana çıkan başka bir sorun baş göstermişti. Böyle bir hanın restorasyonu bir yıl hatta birkaç yılı bulabilir. Bu sürede iş yapamayacaklarından dolayı problem çıkartıyorlardı. Kendi aralarında da anlaşmaya yanaşmıyorlardı. Mülk sahibi tarafı olan Tarık onlara hangi şartı sunsa olurları yoktu. En nihayetinde konuyu çözmek için son teklif bu restorasyon sürecinde tüm hanı kapatabilir, restorasyon tamamlandığında aynı kiracilar işletmelerinin çalıştırmaya devam edebilirdi ve bu restorasyon sürecinde kiracılardan alınmış kaç yıllık veya dönemlik kira varsa restorasyon süreci içine dahil edilmeyecek, şayet öngörülen süreden daha da uzun bir restorasyon olursa, uzayan süre için işletmelere bir ödeme yapılacaktı. Bu teklif kiracılar için makul sayılabilecek bir çözümdü çünkü bu tarihi yapının korunması ve güçlendirilmesi için yapılacak çalışmanın devletinde takip ettiği tarihi eserlerin korunması ile ilgili mühim bir konuydu. Tarık mülk sahibi vekili olarak sunduğu bu teklif bakanlığın görevlilerinin ve restorasyon şirketinin çalışmasını da daha rahatlatırdı. Güçlendirme için bodrum katta yapılacak çalışmalar ilk aşamaydı ve yetkililer süreci erkenden başlatmak istiyordu. Kiracılardan otel sahibi ve restoran sahibinin bodrumda depo olarak kullandıkları bazı odalar vardı ve çalışmayı başlatacak giriş için izin vermiyorlardı. Anlaşmaya varmayıp süreci uzattıkça uzatıyorlardı, muhattaplardan biri de devlet yetkilileri olunca mülk sahibinin de devreye girmesi hanın sahibine cezai yaptırımlar uygulanması dahi söz konusu olabilirdi. İşte tam bu zamanda büyük dayısı Asım konuya el atacaktı ki Sarenur'un annesinden kendisine kalan bu han için kendi kavgasını vermesi gerektiğinin zamanı geldiğini düşündü.

Asım dayı ellilerinin başında olan ailesiyle ata topraklarında, sülalesinin yüzyıllardır yaşadığı topraklar olan Van'da yaşıyordu. Bu han için önceki yıllarda defalarca şehir dışına, hana gitmiş ancak bundan sonra Sarenur'un malına, mirasina kendisinin sahip çıkması gerektiğine karar vermişti. Bu kararı öncesindeki elini işlerden çekme niyetinin bir sonucuydu. Asım ailesinin ve sülalesinin işleriyle ilgilenmeyi de, çocuklarına ve kardeslerine devretmeye başlamıştı. Henüz Sarenur'un ve ailesinin bilmediği bir hastalıkla boğuştuğundan böyle konularla uğraşmasına sağlığıda elverişli değildi artık, tüm bunlar bir sır olarak saklamayı tercih etmiş, aklının kalmayacağı şekilde geleceği daha aklı ve sağlığı yerindeyken pay etmeye başlamıştı. Asım bulunduğu yörenin adamlarından biraz farklıydı, bu kara gözlü temiz kalpli adam şahit olduğu tüm zorbalıklarda kardeşini zamanında koruyamamış olmanın verdiği de bir yükle, adil olmaktan başka hiçbir yaşamın kıymetli olmadığını düşünen bir zihniyetteydi. Erkek kız fark etmeden tüm çocuklarına ve çocuklara aynı muamelede davranması gerektiğini düşünüyor ancak içine doğduğu toplumun öğretilerinin hükmümde göze batmadan da işlerini çözmeye çalışıyordu. Anlaşılacağı gibi bulunduğu topraklarda kendi doğrularıyla yaşamak böyle güçlü bir adam için bile ateşten gömlekti.

Asım bunca yıl Sarenur'un, kız kardeşinin eteğinde yabancı bir çocukluk yaşadığını, sonrasında babasının yanından da ne şartlarda ayrıldığın hesaba katınca ona her zaman ihtimam göstermiş, bu dünyadan ilişiği koparıp yıllardır başka bir hayata kaçmasına, sadece kendine ait bir dünya kurmasına engel olmamıştı, bu talihsiz annenin "talihsiz" kızı olmak kaderi olamazdı, Sarenur'a verdiği bu özgürlük alanı biraz da kardeşine yapamadığı kardeşliğin diyetiydi. Sarenur da iyi kullanmıştı bu imkanları, yurt dışında iyi eğitimler alıp kendine ait bir restoran açmıştı ama artık bunca yıldan sonra kendini bulması için verilen zaman dolmuştu. Asım ona verdikleri mirasa sahip çıkmak zorunda olduğunu, annesinden geriye kalan bu büyük ve tarihi binanin bakımının onun sorumluluğunda olduğunu, sahip olduğu imkanları ve hayatı yaşayabilmesinin bu han sayesinde olduğunu hatırlattı, şimdi o binanin hakkıyla yeniden ayaklanmasını sağlamak Sarenur'un sorumluluğuydu.

Kiracılarla kavga.

Akşam davet edildiği yemekte Tarık'ın nişanlısı Şirin'le uzun sohbetler ettiler. Bu güzel ve adı gibi çok şirin olan kızla Tarık'ın nasıl tanıştıklarını dinleyip, düğünlerine ısrarlı ve içten bir davet almıştı, Tarık'tan farklı olarak nişanlısı filtresiz konuşan biriyidi. Bu tavırda biri, uzun zamandır karşılaşmadığı türden bir karakter olduğundan Sarenur'a garip gelmişti. Ne var ki bu filtresiz açık sözlü kızın tavrı karşısındakine rahatsızlık vermiyor, aksine sanki yılardır arkadaşlarmış gibi rahatlatıyordu. Şirin'in bu tesirli sohbeti Sarenur'a da iyi gelmişti.
Başta yabancıladığı bu içten tavra alışmak hiç zor olmadı ve gerçekten anlaştığı bir arkadaş olacak olan Şirin'in düğün daveti masadaki açık konuydu. Sarenur da bu içten sohbetli kıza eğerki problem yaşamadan buradaki işlerini halledebilir ise muhakkak düğünlerine geleceğini söylemişti, bu içten tavırlı samimi esmer güzeli kıza bir söz vermiş oldu.

Akşamın diğer güzel yanı olan birbirlerinden güzel yemekler yediği için ertesi sabaha tahmininden çok daha iyi uyandı. Erken kalkmış olmanın verdiği mahmurlukla bir an otelde ve memlekette olduğunu unuttu. San Francisco'daki evini şimdiden özlemişti. Bu sabah hana gidiş günüydü, şu problemi çözmek için hazırlanmaya başladı. Karşı tarafa velet gibi görünmemek lazım dedi, kendi içinden. Bej renk tiril tiril bir takım elbiseye gitti eli, kahverengi büyük gözlüklerini omuzlarına değen kısa kahverengi saçlarının arasından geçirip kafasına taktığı gibi çantasını alıp odadan çıktı. Aşağıda kahvaltı yaparken Tarık'a telefon etti. Ama Tarık telefonu açıp alo dediği anda sesinden sıkıntılı bir durumda olduğu anlaşılıyordu. "Tarık günaydın ben birazdan çıkıcam da orada mı buluşuruz, diye soracaktım ama sen iyi misin?"

"Ya sorma Sarenur ben bugün hana geçemeyeceğim merkezden dört saatlik mesafedeyim, süt annem rahatsızlanmış ona gidiyorum, yoldayım hâlâ, sana bürodan birini yönlendirdim ama bir kaç saat sonra ancak sana ulaşır. Kusura bakma."

Sesinden nasıl endişeli ve korktuğu belli oluyordu, içinden "Tarık'ın süt annesi mi varmış?" bunun ufak şaşkınlığıyla durumlarına da üzüldü ama hemen,

"Ne kusuru, sorun değil ben kendim giderim, çözerim, bi konuşalım bakalım. Sen bak işine geçmiş olsun, iyi haberlerini alırız umarım."Bunu der demez Tarık hemen başladı.

"Sen kendin çözemezsin, ağır ol, sıkıntılı adamlar onlar. Bekle ofisten biri arabuluculuk yapsın, sen atlama o kurtların içine başımız daha çok ağrır."

Kiracıların isteğini tam anlamamıştı Tarık ama başka dertleri vardı ve hiç hayra çıkacak gibi de durmuyordu. Bundan sebep Sarenur'un tanımadığı bu kurnaz adamlarla tek başına konuşması onların gözünü hiç korkutmaz, bir kadın, hele ki böyle genç ve buralara yabancı biriyse bu iyice sorun olabilirdi.

Sarenur hemen buna karşılık hızlı hızlı bir solukta, "Ya sen bak işine, niye başımız ağrısın, size geçmişler olsun iyi olur inşallah daha müsait zamanda konusuz yine"deyip kapattı.Ne kadar çabuk kurtulursa şu illetlerden o kadar iyi diye düşündü.

Hana gittiği gibi ilk iş bi' kahve içmek oldu, o esnada da kendisine ait olan ama yıllar önce sadece bir kere geldiği bu yerde olmak, içinde acayip acayip şeyler uyandırıyordu. Sonra düşündü közde pişmiş kahvesini içerken, gözlerini kaldırıp etrafa bakındı, Amerikada böyle bir yerin çeyreği kadar olan restoranını açmak için verdiği çabayı ama burada hazır bekleyen böylesine etnik ve büyülü bir mekanının zaten var olmasını düşününce içi acıdı. Çünkü buranın sahibi olması burada kendisine bir yer olduğu anlamına gelmiyordu. Burası köklerinden bir parça da olsa yine de o buraya ait değildi, bunu hissediyordu, zaten bu şehir de kendisini bağrına basmaya hevesli değildi. Tüm bu karamsarlık bulutunun arasından tekrar hanın duvarlarındaki taş oymalara tüm o yapıyı incelemeye koyuldu. Bu güzel yerden çıkmak istemeyen kiracıları anlıyor gibiydi.

Hesabı ödeyip kimsenin onu tanımadan keyifle hanın seyrettiği son anı yaşattı kendine, ardından karşılamaya işletme sahipleriyle görüşmek istediğini hanın sahibi Sarenur Agir olduğun söyledi. Bunu söylemesi ile zaten bi hürmetle beklemesi için bir masaya yönlendirildi.

Sarenur oturduğu masaya gelen ikramların peşi sıra kiracısı olan otel sahibi Kamer "Hoşgeldiniz" diye belirdi. Kamer uzun boylu esmer hatta kavruk denilebilecek bir yapıda, kırklarının ortasında bir adamdı. Takım elbisesinin tarzından anlaşılan bir şey varsa o da bu toprak ağası genetiğine sahip bir adamın hasbelkader otel işletiğiydi. Bir kaç saniye arayla restoran sahibi kiracı Halit'te selam verip oturdu masaya. Halit de ellilerinde bir adamdı, yemek işinde olduğunun kanıtı olarak hatırı sayılır bir göbeği olan, kahvenin her tonunu üzerinde barındıran sakalsız ancak temiz yüzlü denilebilecek ifadeden de hayli uzak orta yaşlı bir adamdı. Sarenur'un benim bu adamlara aynı masada ne işim var demesine beş vardı. Yüz ifadesini bunları saklayacak profesyonellikte bu düşüncelerden uzak ılımlı bir yapıda tutuyordu. İlk başta söze nasıl girilir diye Sarenur düşünürken, hoş hoşgeldiniz beş gittiniz yöresel-turistik konular ve laf salatası sayılabilecek pek çok içi boş cümleler masada karşılıklı savuldu. Geçen üç beş dakikanın sonunda Sarenur konuya girdi. Buraya gelmesinin sebebinin onlar olduğunu, işi yokuşa sürdükleri için ilerleme kaydedemediklerini söyledi. Eğer ki bir uzlaşmaya varmazlarsa işin daha büyük problemler açılacağı aşikardı ancak karşılık olarak elle tutulur bir cevap alamamış gibiydi. Yine laf salatası bir kaç cümle daha girince araya Sarenur tekrar söze girdi,

"Vekaletimin olduğu Varcan Hukuk ve vekilim Tarık Varcan da görüştü bu konuda sizlerle ama olay siz ve benim aramda değil burası tarihi yapı, kültür mirasi anlayacağınız beyler, devlet kurumu muhatabımız, işbirliği yapılmazsa size de bana da büyük cezalar ödetirler."

Tavrı artık baştaki kadar ılımlı değildi, kaldı ki zaten o ılım da üç dakika anca sürdü, içinde eskiden kalanlardan sebep dindiremedigi ani öfkesini basılabildiği kadar bastırırsa da şimdi bu durum tavrına da yansıyordu. Bu laflara karşı Kamer, "Biz bunları zaten biliyoruz ama içeride mallarımızı taşıma işleri, hem mevcut müşteriler rezerveler var yani bize bir sene falan verilirse ancak bu şartlarda tadilata izin verebiliriz Sarenur hanım" dedi.

Burada bi' pazarlik ağzı var gibiydi, bu topraklardan uzak olan Sarenur için bu ağızlar yabancı sayılırdı ama kanında mı vardı neydi bilinmez adamı gözünden tanıma yeteneği asla sekmezdi. Adamın lafı bitince kaldırdı başını etrafını inceleyip girdi söze,

"İlk olarak bu konu zaten altı ayı geçmiş ki gündemde, dün haberiniz olmadi beyler, nereye bir sene istiyorsunuz, ikincisi sizden icazet alan yok, böyle bir durum var sizde üzerinize düşen işbirliği yapmak. Onu bi anlayın, siz çıkmazsanız yetkililer siz yaka paça çıkartır, ben de cezamı öderim, para pul da hiç sıkıntı değil aklınızda olsun. Gerisi sizin derdiniz ama şimdi aşağıda kahve içerken bi' fark ettim de, beyler biz hiçbirinizin kontratında bodrum kullanımı hakkı vermedik. Oraya çıkan kapılar kullanılıyor belliki, nedir orayla ilişkiniz?"

Bu sorunun ardından hemen atıldı Halit, "orasını ekstra depo olarak kullandık ama hasarlık bir durum yok aklınız kalmasın Sarenur hanım" dedi.

Kamer'in ağır abi tavrı Sarenur'un midesini bulandırmıştı bir kere, çözmek lazım bunların düğümünü, diyordu kendince.

Restoran sahibi Halit bunları söylerken aşağıdaki kapılara kısa kısa bakıyor birazda yaranma çabası içinde kurcalamasın diye konuyla ilgili, "Biz burada yıllardır olan işletmecileriz, hatrımız vardır, biz yetkililerden istediğimiz mühleti alırız dert etmeyin" diye yol yapıyordu ki... otelci Kamer girdi, "Madem sizin için bu kadar kolay hem tee buralara kadar gelmeseydiniz bi' telefonla hallederdik, huyunu suyun bilmediğiniz yerler, hem bakın bizim buraya hakimide, bakanıda, valiside geldi. Hatırlı tanıdıklarımız var, bi' yolunu buluruz restorasyonu yapmaya gerek yok yani, hem bu restorasyon sizi bağlamıyorsa da bizim iş yapmamızı engelleyecek, siz bize bırakın bu restorasyonu, askıya alalım. Her şey usulünce olmuş da bi bu hanın yenilenmesi beş altı sene gecikirse ne olacak" dedi. Kamer konuyu usulsuzce ilerletelime getirdi.

Boşuna midesi bulamamıştı, adam belli ki yalan dolan yöntemlerden yanaydı, Sarenur derin bi' nefes aldı yabancılığından kaynaklı daha ilk dakikadan hor görüldüğüne göre artık şehre tam olarak gelmişti. O da kendince hoş buldum demeyi ihmal etmeyecekti tabiki, oyunlara gelmeden devam etti,

"Şimdi... sizin bu alengirli yasadışı heveslerinizi bir kenara bırakıyorum, duymamış sayayım şimdilik çünkü burası bana iki gün önce verilmedi, kısacası senin iki odan tutulacak diye ben ailemden bana kalan bu binayi harcatmam. Önceki konuya dönecek olursak, bodrum kat. Bildiğim kadarıyla orası bir sarnıçla bağlantılı ve bu han bana miras kalmadan daha da öncelerinde kullanıma kapatıldı. Yani hic kullanılmıyor olmasi lazim. Sizin oradaki o ekstra deponuz var ya. İlk iş orayı boşaltın derim ben..."

karşısında oturan iki adam da birbirlerine bir an bakıp Sarenur'a döndüler itiraz için cümleye başlamadan daha lafı bitmeyen Sarenur devam etti, "Mülk sahibi olarak bi' göreyim ben bodrumu diyorum size de teşekkür ederim her ne kadar yardımcı olmazsanız da... ama dilerseniz elinize devletin müze müdürlüğünden postalar gelince toparlarsınız size kalmış. Ben usulsüz iş yapmak için 'teee buralara' gelmedim."

Bodrumu görmek istediğini söylediği an bir "olmaz" "müsait değil" "karanlık sizi tehlikeye sokmayalım" gibi laflar havada uçuşurken Sarenur bodrumun kendisine ait olduğun izin vermelerinin yetkileri olmadığını sinirinin mümkün verdiği vaziyette kibarca belirtti. Merdivenlere çoktan yönelmişti Sarenur, neyse bunlara cok belli etmemek için peşine iki üç çalışanları saldı, zaten dakikalar icinde zemin kattaki bodrum girişine varmışlardı.

Bodrum diye söylenen kısım aslında hanın kuyularının ve daha önceki yerleşik dönemde olan bir yapının temelini barındırıyordu. kemer ve yapı kalıntılarının olduğu büyük ve karanlık alanlardan oluşuyordu bodrum. Eski han daha inşa edilmeden önce dahi burada yine benzer bir yapı varmış ve o yapının temelleri üzerine kurulmuştu bilindiği kadarıyla. Bodrum kapısından girer girmez karanlık ve boğuk hava her yeri kaplıyordu. Telefon ışığını açıp sağa sola bakındı gerçekten bazı eşyalar bodruma yığılmış duruyordu. yalan söylemiyorlardı ancak bu eşyaların olduğu tarafın arkasına doğru biraz daha bakınırken otel çalışanları dikkatli olmasını çıkmaları gerektiğini söylüyordu,Sarenur dinlemeden devam etti ve isterse kendisinin çıkabileceğini söyledi. Bu esnada Kamer ve Halit ikinci kattan bodrum girişine bakıp konuşuyorlardı, Sare'nin başlarına dert olabilecek biri olup olmadığını anlamaya çalışıyorlardı, çıkmadığı her saniye Halit geriliyor Kamer Halit gerildikçe ona gıcık olup sağa sola elini kolunu götürüyprdu en son bir kürdanla dişlerinin arasını temizlemek için oyalanacak bir şey buldu ki, Halit Kamer'e " ne diyosun bulur mu sence mallar, yav yeminle b*k vardı bugün damladı iki güne sevkiyat vardı ya" dedi. Kamer Halite bakmadan ağzındaki kürdanı eline alıp "Çok kurcalarsa bulabilir bir şeyler ama malları görmesi çok zor sen böyle titrek titrek durmazsan bir zırnık olmaz, xole(dayı) rahat ol" diyordu.

Sarenur sağa sola bakmaya devam ederken ileride bir kapı daha olduğunu fark etti. Kapıyı açmasıyla önüne düşen eski tahtalarla birden irkildi. Çalışan hemen yanında bitip "isterseniz dönelim efendim gerçekten başınıza bir şeyler düşebilir burada" dedi ve Sarenur etrafa bakarken bir yandan da başını sallayıp dönmek için çalışanın gösterdiği tarafa yöneldi. O esnada telefon flaşından sebep sol tarafta bir parıltı gördü. Çalışanı önünden çekip oradaki parıltıya doğru gitti. Tüm duvarı kaplayan tahta bir kapama vardı ışık olmadığından dibine kadar gitmeden anlaşılmıyordu bu kaplama, Sarenur kapamayı yerinden oynatmaya çalıştı çalışan müdahale edemeden daha yerinden oynayan kapamanın arkasından içeriye dizilmiş silahları gördü. Yerden tavana kadar neredeyse duvara gömülü silahlar var. Sarenur'un bu manzara karşısında gözleri büyüdü resmen gayri ihtiyarı " ha si*tir " dedi.

Çalışan bunları görür görmez Sarenur'u yalnız bırakıp patronları çağırmaya dışarı koştu. Sarenur'un dikkatini dağıtan bu koşuş yerden garip bir ses çıkmasına sebep oldu. Sarenur biraz önce ok gibi fırlayıp kaçan çocuğun bastığı yerleri ayağıyla yokladı bazı yerlerden farklı sesler geliyordu. "Gerçekten her köşesi ayrı muamma olan bir yer burası" diyordu içinden. Bu kaçakçı mı hırsız mı ne olduğunu bilmediği adamlarla ne yapacağını düşündü, usulsüz su, elektrik kullanımı veya tahrip olmuş bina duvarları falan beklerken bi duvara gömülü silahlar görmeyi beklemiyordu, ülkenin bu tarafında kaçakçılık heleki silah olunca çok da yabancı bir konu değil ancak böyle insanlarla muhatap olmamak en hayırlısıdır. Gerçekten bu vaziyet Sarenur'u germiş bunlarla ne yapması gerektiğini bilmiyordu bile. "Düşünme işini sonraya bırakalım şimdi ne görüp çözebilirsem çözeyim" diyordu kendince ve devam etti etrafa bakınmaya. Zemini yoklamayı da sonra devam edeceğini düşünerek şimdiki ana mevzusu olan silah koleksiyoneri bu güzide kiracılarıyla konuşacaktı, tabiki salağa yatacak durumda da değildi. "İspiyoncu, depara kalkarak koşan çalışan çoktan haber ulaştırmıştır" diye aklından geçirdi. O ağır abileri gelene kadar silahların olduğu duvara yaklaşıp bu zulanın bulunmasını sağlayan parıltılı 9 mm lik işlemeli silahın üstünde istiflenmiş tüfeklerden birini kabzasında tutup incelemeye başladı. Bu esnada telefonundan bir kaç video kaydı da almayı akıl etti, tüm duvarı, bodrumu çekip bodrumdan çıkana kadar video kaydına devam etti. Tüfeğide sopa gibi kullanarak namlusunu yere sürte sürte bodrumdan çıktı. Dışarıdan onu izleyen biri olsa, beyaz takım giymiş genç ve böylesine zarif görünümlü bir kadının silahtan sopasıyla merdivenden çıktığını görse... bu manzarada bu tipin gerçek bir tüfekle bağlantısını kuramayacak kadar absürt bulurdu. Neyseki onu izleyenler sadece Halit ve Kamer'di. Bodrum kapısından çıkarken telefonunu cebine koyup yukarı çıkmaya başladığı an daha sağa sola bakmasına fırsat kalmadan Kamer ve Halit burnun dibinde bitti.

Sare "mış" gibi yapmak konusunda artık uzmanlaşmış olduğundan içerideki gerginliğini ve korkusunu belli etmemek için Kamer'in gözlerinin içine içine bakarak "Nedir bunlar?" deyip kafasıyla elindeki silahı gösterdi. Kamer "böyle köşeden değil yukarı çıkıp konuşalım istersen Sarenur Hanım" deyip yukarı yöneldi. O sırada Halit'te onu destekler şekilde Sarenur'un kolundan tutmaya yeltendi. Sarenur kolunu silkip bu dokumayı engellemesi ile "dokunmayın bana, hem ayrıca yukarı falan çıkmıyorum neyse olay anlat bakalım" deyip çeşmenin olduğu avluyu gören yerden beş altı basamak yüksekte olan dükkan girişlerinin olduğu tarafa geçti. En kenarındaki kapının önünde açıklamayı dinlemek için bekledi. Bu adamlarla artık yalnız kalacak bir oda veya kuytuda kalmak istemiyordu. Oradan tüm avlu, misafirler ve müşteriler görünüyordu. Belli etmemeye çalışsa da güvenilecek tipler değildi bu adamlar ve ne olur ne olmaz emin değildi. "Hey Allah'ım Tarık haklıymış ama işin böylesini de kim tahmin edebilirdi ki" diyordu içinde. Kamer lafa atıldı tabi Sarenur tekrar "ne iş yapıyorsunuz siz burada beyler nedir bunlar?" diye sorunca Kamer devam etti, eliyle silahları işaret edip , "Sarunur Hanım , Korkacak bir şey değil bunlar bizim kendi silahlarımız, hani herhangi bir saldırı durum için " dedi .
Sarenur Kamer'e dik dik bakıp kaşlarını çattı, anlamış gibi görünmüyordu, "ne yani çete misiniz siz ne silah lazımlığı diyordu" içinden bu yüz ifadesinden Kamer açıklama gereği duydu. Saf bir tarafı olduğunu düşünüp bilmediği bu aşiret dünyasının sıkıntılarından bahsedip birazda palavra sıkarsa başı daha da ağrımadan çözer diye bir umut söze girdi,
"Yani aşiretler arasında bazı husumetler var tabi, şimdi sen değilde dayın bilir böyle şeyleri ama sana anlatıyoruz şimdi mecburen. Dışarıdan birinin anlayacağı işler değil bunlar ondan sebep gözün korkmasın Sarenur Hanım tamamen güvenlik için" , deyip silahı almak için elini uzattı.
Halit bu esnada Sarenur'un ne yapacağını anlamak için kızı iyice göz hapsine almıştı. Kamerden daha yaşlı ve ticarette daha tecrübeli olmasına rağmen , böyle durumlarda soğukkanlı olmak onun için harbiden güçtü. Bu tavrının kafasının iyi olmasından kaynaklı olduğunu çok sonralarda öğrenecekti Sarenur. Eski adamların sükuneti veya Kamer'deki gibi ağır abi korkutuculuğu da olmayan ama ticaretten anlayan zorda kalınca da kaypaklığa çalen bir yapısı vardı. Kamer ne diyorsa "aynen, he valla" demekten öteye geçmeyen kebapçı Halit Sarenur'un sakinleşmesinden ziyade Kamer'le Sarenur'un konuşmalarının her defasında arasına girip hadsiz el kol hareketleriyle kızı daha da geriliyor, "buyrun sizi restoranda ağırlayalım" yok rahat konuşalım, yok bir ayran ikram edelim, yok kebap ikram edelim deyip deyip çekiştiriyordu kızı. Kız her seferinde "dokunmayın", çekip durmayın beni"i deyip adamı def ediyor, Kamer'le konuşmaya devam ediyordu. Kamerde "xalo bi dur hele" deyip adamı durduruyor ancak kafasının bir miktar iyi olmasından sebep çok da sakin davranamıyordu Halit. Sarenur'nun "bu bodrumu boşaltın, silahlar sizinse kendinizle götürün beni bağlamaz, burada tutamazsınız" diyordu ama Kamer aşiret işlerinin inceliklerini kanunun burada Sarenur'un amerikalı turist zihniyetindeki gibi işlemediğini açıklamaya çalışıyordu. Bu hararette silahi Sarenur'un elinden de almaya çalışıp kızı hâlâ çekiştirme yöntemiyle sakinleştirmeye çalışacağını düşünen ama tansiyonu dahada yükselten tırsak Kebapçı Halit kanun laflarından gerilip "Allah aşkına gelin daha sakin bir yerde konuşalım" diyor, kızı tartışmaların duyulmayacağı kata çekmeye çalıştıkça artık Sarenur da sabrının sonuna geldi. Parazit yapıp duran Halit daha da sert çekince kızı kolundan, Sarenur bu defa bağırarak "sana dokunma diyorum nesini anlamıyorsun?!!!" deyip elindeki silahi bıraktığı gibi Halit'i iki eliyle sertçe itti, bu tombik yüzlü adam bu itişi tahmin edememesinden ve kafasının da az biraz iyi olmasından sebep birkaç adım gidecek kadar sarsıldı. Halit geriye doğru sarsılmasıyla bu tombik adamın arkasından geçen garsona çarpması bir oldu. Garson da sarsılınca elindeki nargile düşüp dekorasyon perdelerine dökülen közlerin perdeleri tutuşturmaya başlaması ve Halitin közlere çarptığı için yanan eliyle "ahhh" diye istemeden bağırması üç beş saniye içinde oldu. Kamer'in çatık kaşlı ikna için gösterdiği çabayı tarif eden yüz ifadesi şaşkınlıkla yer değiştirdi. Bu esnada Kamer'e dönen Sarenur da ne diyeceğini bilemeyen Halit'e yöneldi, istemeden olduğunu belirtti. İstemeden olduğu doğruydu bundan dolayı mahçuptu ama pişman da değildi. Herif bi rahat vermedi diyordu içinden. Kamer ve Sarenur Halit'in eline yönelirken garson elinden düşen nargileyi toplamaya çalışıyordu. Ama o yüksek tansiyonlu konuşma ve Sarenur'un kusura bakmayınlarının arasında, Kamer yere çökmüş garsonu "koş git bi' buz getir, xırova(dağıldı) oldu zaten buralar koş" diye yolladı ama perdeye gelen közleri Halit'in eline odaklanmış Sarenur ve Kamer'in dikkatini Halit elini buzlu suya sokup da tartışma sakinleyinceye kadar fark edemediler. Sarenur yine özür dileyip söze girişirken "Kusura bakmayın ama bir laf dinlemiyorsunuz, deli etti beni ne kebapmış ya" ince ince yürüyen köz perdeyi ateşe verince üçü birden arkalarını dönüp ateşleri fark etti. Tüm bu olanlar bir iki dakikayı ya geçti ya geçmedi Tüm bu hengame tüm hanın içinde Sarenur'un bağırışı ve tartışmayla yankılanmışken birde alevler birden ortaya çıkınca, koklar ve müşteriler kaçışmaya başlamış o hengamede Kamer'in "hangi gerizekalı tırsak aradı lan bunları" demesine sebep olacak itfaiye ve polisin hanın kapısında bitmesiyle ilk tanışmaları noktalanmıştı.

Polis geldiğinde aslında onları sıkıntı yok diyerek göndermek Kamer'in ilk yapacağı şeydi ama buradan çıkacak mağduriyete ihtiyacı olduğunu fark etti ve içinden gerzek tırsağa ufacık bir an şükran duydu. Karakoldayken deponun boşaltılması için fırsat olarak gören Kamer Halit'e gizliden şikayetçi olmasını işaret etti. Karakola geçince bu durumdan sebep Sarenur'un nezarethaneye alınması kaçınılmaz oldu, çünkü oranın tanınmış kişileri olmasından sebep ifadede ilk onları dinleyen polise de ifadesinde çıkmayan kiracılarına öfkelenip hanı yakmaya çalışabileceğini, çok öfkelenip başlarına gelen bu kazanın bilerek yapma ihtimalinin olduğunu ama genç hanımdan emin olamadıkların belirterek ordan sıvıştılar. Halit ve Kamer'e gösterilen hürmet de Sarenur'un dikkatini çekince direkt avukatını araması gerektiğini anladı. Şimdi Tarık'a vereceği hesabı da düşünüyor, bir yandan bir yandan da bu adamlarla işi daha da içinden çıkılmaz hale getirdiğini kavrıyordu. Yıllardır bastırdığı öfkeside o nezarethane duvarlarının arasından taşmadan kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.