Erguvan Ağacı

Vaveyla Yazarı: Afzal Per

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Erguvan Ağacı

❅

Tuttuğu eli bırakmadan durmak istedi, kendisini çekerek yürüten eli kendine çekti. Yürümeyi bıraktı bu çekişle, onu elinden tutupta da yürüten gençte durdu. Yokuşu çıkmaya başlayalı beş dakika olmamıştı ancak genç kız yürümeyi bırakıp ona dönen sevgilisiyle yaptıklarından duyduğu endişeyi paylaşmak istedi.Güneşin batmasına birkaç saat vardı ve şehrin kenarı sayılabilecek bir tepesine çıkıyorlardı. "emin misin kimsenin burada bizi görmeyeceğinden?" dedi, sevgilisinin tutmadığı boştaki eliyle şehri işaret etti ve " daha da tırmanırsak iyice meydanda olacağız" dedi, sesindeki huysuzluk içindeki yakalanma korkusundan geliyordu. Sevgilisiyse, şehri ondan çok daha iyi tanıdığını belirten, kendinden emin bir tavırda gözlerini kızdan alıp önüne döndüğünde cevap vermeye başladı ve yürümeye devam ettiler. "doğudayız biz, şu saatte herkes günün battığı yöne çevirir yüzünü, bizimde arkamızda kimse yok" dedi. Yürümeye devam ediyorlardı. Ele ele tutuşmuş önden patikayı bilen delikanlı arkasında genç kız taşlı yolu aşıyorlardı. "iyi de yoldan geçen eden olsa ya? Hem söylesene neye gidiyoruz biz?" dedi. "bizi tanıyan da gören de çıkmaz korkma." dedi ve arkasından çektiği kızı sonunda varmak istediği yere getirdiğinde durdu. O da günün batacağı tarafa, şehre çevirdi yüzünü, peşi sıra arkasından yanına geçen genç kızın yüzü baktığı manzaranın yanında belirdi hemen " Hem sen niye korktun bu kadar?" diye sordu genç delikanlı, kızın gözleri, huysuzca ve çocuksu bir gururla "korktuğum falan yok da..." cevabının peşisıra durdukları yerdeki küçük fidana dikildi. Cümlesi yarım, bakışları fidanda kalmıştı. Sevgilisinin merakını giderecek bir kaç söz söyleyecekti delikanlı. Bulundukları tepe, bu genç aşığın, aşklarının gizliliğinden sebep genç kıza veremediği ve veremeyeceği tüm çiçekler için dikecekleri erguvan ağacının eviydi. Ağacın büyüyüp de yeşerdiği zamanlarda el ele seyredeceklerdi beyaz çiçeklerini. Delikanlının genç kıza söyledikleri bunlardı. Beyaz çiçeklerle tepeyi süsleyecekleri saklı gerçekleriydi.

Eğilip birlikte önce toprağı kazdılar ardından narin fidanı toprağa emanet edercesine yerleştirdiler açtıkları küçük çukura. Ömrünün ancak yedi sene süreceğini bilmeden diktikleri fidanın yanına serildiler. Kız solundaki fidana çevirdiği bakışlarını aldı ve solunda, dibinde onunla yere serilmiş sevgilisine dönderdi. Merak ettiği bir şey vardı, bir önceki gün sevgilisinden aldığı çiçeklerden birini kitabının arasına koyup demetin geri kalanını atmak zorun dolduğunu nasıl öğrendiğini anlamamıştı. Çiçeğin sorun olduğunu nerden bildiğini sordu kız. Bunu bilmese ya da görmese şimdi bu tepede olmayacaklardı. Genç delikanlı sevgilisinin de kendi gibi toprağa bulanmış ellerini tutup gülümsedi. "biliyorum işte ne çıkar" dedi. Gözlerini kızın gözlerinden ellerine çevirdi. Parmaklarının arasındaki küçük narin eli bulandığı topraktan temizliyordu. Bir süre farkında olmadan bu eli okşayarak temizlemeye devam etti. Kıza bir cevap vermedi, kız ise elinin böyle okşarcasına tutulmasını bir cevaba yeğledi. Günün batımıyla gelen tatlı meltem yeni diklmiş fidanın ince narin yapraklarını dans ettiriyordu. Delikanlı başı hafiften eğilmiş tuttuğu elleri temizlemeye devam ederken birden yanağına konan bir buseyle başını kaldırdı. Kız bu bakışlara karşın hiç bir şey söylemedi, onu öpecek cesareti vardı ancak bir şey diyemeyecek kadar da utangaçtı. Kendine dönen bakışlarla manzaraya dönderdi yüzünü. Bu utangaçlığını anlayan gençse "neyeydi şimdi bu?" dedi gülümser bir ifadeyle ama o da pek bir cevap alamadı. Sadece öylesine der bir ifadeyle silkilen bir omuz hareketi ardından tekrar elinin tutulmasıyla karşılık aldı. Kızın delikanlıya verdiği busenin etkisi ikisinin yüzünde de tatlı bir gülümseme bıraktı. Genç kız sağında ondan gözlerini alamayan gencin aksine yüzünü ve bakışlarını manzaraya çevirmişti. Bu ani busenin etkisi delikanlıyı ufak tefek toprak kalıntılarından kurtulmamış eliyle sevgilisinin çehresini kendine yöneltti ve genç kız ne olacağını anlayamadan delikanlı dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu. Kız bu kısa öpücüğü belki beklemediğinden belki de anlamak için yüzünü hafifçe geri çekti ancak delikanlının daha derinden anlatmaya niyet vardı, ki bu çekilmenin peşi sıra gelecek bir konuşmaya fırsat vermeden tekrar ve tekrar genç kızın dudaklarına öpüşler kondurmaya başladı, tâki genç kız bu anlatıyı öğrenip de karşılık verinceye kadar, verilen bu karşılık bir sondan ziyade daha derin ve tutkuyla dolu bir öpüşmenin yolunu açtı. Topraktan tam olarak arınmamış eller birbirlerinin yüzünde ardından boynun dolanıyordu. ikisinin burnunda da toprak konusu vardı, en nihayetinde bu hülyalı kendini kaybediş anına, ilk öpüşmelerine, erguvan fidanından başka bir tanık olmamıştı. Gün batarken elleri toprağa bulanmış, birbirlerine dolanmış bu canları, esir almıştı aşk. Günün batışını seyre dalan gençlerin gizli sevdaları o tepeyi kendine şahit etmişti.

❅

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.