GÖLGELER ALTINDA kitap kapağı

8. bölüm / 9

GÖLGELER ALTINDA

8. BÖLÜM — DUVARLARIN ÖTESİNDE

Vaveyla Yazarı: . ا

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 8. BÖLÜM — DUVARLARIN ÖTESİNDE

8. BÖLÜM — DUVARLARIN ÖTESİNDE

Ali, bilgisayar ekranında yazan isme uzun süre baktı.

RAUF KESKİN

Arya Kılınç’ın kayıp dosyasına bağlı bir kayıtta bu isim neden vardı? Üstelik söz konusu belgeye erişim kısıtlanmış, teslim alan kişinin bilgisi silinmişti. Beş yıl boyunca kimsenin dikkatini çekmeyen bir kayıt, tam da Ali araştırmaya başladığında yeniden karşısına çıkmıştı.

Tesadüf olamayacak kadar çok ayrıntı vardı.

Ekranı kapattı. Henüz elinde bir suçlama için yeterli kanıt yoktu. Rauf yıllardır emniyetteydi; tecrübeli bir komiserdi. Ali’nin şüphelerini belli etmesi, öğrenebileceği şeyleri daha öğrenemeden kapıların yüzüne kapanmasına neden olabilirdi.

Bu yüzden ertesi sabah onun odasına girdiğinde yüzünde sıradan bir yorgunluktan başka bir şey yoktu.

“Rahatsız etmiyorum ya, Rauf Amirim?”

Masasındaki evraklardan başını kaldırdı.

“Gel, Ali. Nasıl oldun?”

“Daha iyiyim. Doktorun söylediklerini dinlemeye başladım sonunda.”

“Başlaman iyi olmuş. Kurşun yarası şakaya gelmez.”

Ali sandalyeye oturdu. Sağ bacağındaki ağrı azalmıştı ama karnındaki yara, ani bir hareket yaptığında hâlâ kendini hatırlatıyordu.

“Bir şey danışacaktım,” dedi.
“Beş yıl önce kaybolan bir polis memuru. Arya Kılınç.”

Rauf’un elindeki kalem, kâğıdın üzerinde bir an durdu.

Çok kısa bir andı. Dikkat etmeyen biri fark etmezdi.

Ali etti.

“Dosyasına bakıyorum,” diye devam etti.
“Kayıp tutanağı var ama son görevine ilişkin ekler eksik. Kişisel eşyalarının teslim kaydı da sistemde görünüyor, belgenin kendisi görünmüyor.”

Rauf kalemini masaya bıraktı.

“Eski dosyalarda eksik evrak çıkabilir. Arşivler yıllar içinde birkaç kez taşındı.”

“Olabilir, ama teslim alan kişinin adı neden yok?”

“Bunu arşiv birimine sormak gerekir.”

“Onlara sordum. Erişim izni gerekiyor.”

Rauf arkasına yaslandı.

“Peki, bu dosyayla neden bu kadar ilgileniyorsun?”

Soru, sıradan bir meraktan biraz daha keskin çıkmıştı.

Ali bakışlarını kaçırmadı.

“Ormanda bulduğumuz kadının kim olduğunu anlamaya çalışıyorum. Bana ateş açan adamlar onu bir isimle değil, bir numarayla çağırıyordu. Arya’nın fotoğrafına baktığımda da bazı şeyler tanıdık geldi. Kesin bir şey söyleyemiyorum.”

Rauf’un yüzünde okunması güç bir ifade belirdi.

“Beş yıl önce kaybolmuş bir memurla ormandaki olay arasında bağlantı kurmak için daha fazlası gerekir.”

“Ben de onu bulmaya çalışıyorum.”

“Önce iyileş. Bu soruşturmayı tek başına sırtlanmak zorunda değilsin.”

Ali, konuşmanın burada bitmesini bekliyordu. Yine de aklındaki diğer konuyu açtı.

“Ormandaki izlerin bizi götürdüğü tek katlı ev için inceleme izni istedim. Henüz bir yanıt alamadım.”

Rauf’un yüzü bu kez tamamen ciddileşti.

“O ev için şu aşamada izin çıkmayacak.”

“Neden?”

“Somut delil olmadan bir mülke müdahale edemeyiz. Ayrıca olay yeri incelemesinin sonuçlarını beklememiz gerekiyor.”

“Evin çevresinde şüpheli izler var.”

“Bunların ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Usulü atlayamayız, Ali.”

Söyledikleri mantıklıydı. En azından dışarıdan bakıldığında.

Ali başını hafifçe salladı.

“Anlıyorum.”

Rauf, konunun kapandığını düşünerek evraklarına döndü. Ali ise ayağa kalkarken onun masasındaki dosyalardan birinin köşesinde gördüğü etikete takıldı. Yazıyı okuyamayacak kadar uzaktaydı. Yalnızca dosyanın yeni açılmış olduğunu ve üzerine kırmızı bir işaret konduğunu fark etmişti.

Kapıya yöneldiğinde Rauf arkasından seslendi.

“Bir de şunu unutma. Bazen eski dosyalarda aradığın cevabı bulamazsın. Çünkü ortada cevap yoktur.”

Ali durdu, başını çevirdi.

“Bazen de biri cevabın bulunmasını istemiyordur.”

Söz ağzından sakin çıkmıştı. Bir iddia değildi; yalnızca ihtimaldi.

Ali odadan çıktı. Koridora adım attığında yüzündeki ifade değişti.

Rauf’un suçlu olduğuna dair kanıtı yoktu. Ancak Arya’nın adı geçtiğinde kaleminin durması, ev meselesini gereğinden hızlı kapatması ve dosyalar hakkında konuşurken gösterdiği dikkat artık aklının bir köşesine yerleşmişti.

Şimdilik bunu kendine saklayacak.

Öğleden sonra telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

Bazı dosyalar kapalı kalmalı, Komiser Demir.

Ali mesajı iki kez okudu. Ardından ekran görüntüsünü aldı ve numarayı kaydetti.

Birkaç dakika sonra ikinci mesaj düştü.

Arya Kılınç'ı aramaya devam edersen sıradaki kayıp sen olabilirsin.

Bu kez yüzündeki bütün yorgunluk silindi.

Demek ki birileri Arya’yı araştırdığını biliyordu.

Üstelik yalnızca araştırdığını değil, hangi dosyaya ulaştığını da takip ediyordu.

Ali telefonu cebine koydu. Karnındaki yara sızladı; ayağa kalkarken bacağına yayılan ağrı yüzünden bir an durmak zorunda kaldı. Henüz tam olarak iyileşmemişti. Şu hâliyle bilinmeyen bir yapıya tek başına girmek, cesaretten çok dikkatsizlik olurdu.

Ama beklemek, vazgeçmek demek değildi.

Önce yaralarını iyileştirecek, sonra evi incelemek için başka bir yol bulacaktı. Gerekirse elindeki her bilgiyi tek tek birleştirecekti.

Arya Kılınç’ın kaybolduğu yer, geçmişte kalmamıştı.

Birileri hâlâ o sırrı koruyordu.

Ve Ali, iyileşir iyileşmez o karanlığın içine inmeye karar vermişti.

Arya, hücrenin içindeki sessizliğin gerçekten sessizlik olup olmadığını artık bilmiyordu.

İlk günlerde duyduğu şeyler yalnızca ayak sesleri, kapıların açılıp kapanması ve uzaktan gelen cihaz uyarılarıydı. Sonra sesler çoğalmaya başlamıştı. Daha doğrusu, belki de çoğalan sesler değildi.

Kendisi değişiyordu.

Koridorun öteki ucundaki metal tekerleklerin zeminde çıkardığı sürtünmeyi duyabiliyordu. Bir kapının kilidi çevrilmeden hemen önce mekanizmanın içindeki küçük tıkırtıyı seçebiliyordu. Hatta duvarların ardındaki borulardan geçen suyun titreşimini bile birbirinden ayırmaya başlamıştı.

Bazen bu durum dayanılmaz oluyordu.

Birden fazla ses aynı anda yükseldiğinde başının içinde ince bir baskı oluşuyor, kalbi hızlanıyor, istemsizce gözlerini kapatıyordu. Sanki zihni bütün dünyayı aynı anda dinlemeye çalışıyordu.

Duvarın gerisinden gelen, düzenli aralıklarla tekrarlanan hafif bir tıkırtı.

Arya başını kaldırdı.

Ses karşı hücreden geliyordu.

Bir süre dinledi. Tıkırtı üç kez tekrarlandı, ardından kesildi. Arya sesin kaynağını göremiyordu ama nereden geldiğini neredeyse kesin olarak biliyordu.

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri giren iki görevli, Arya’ya bakmadan yatağın yanındaki cihazı kontrol etti. Birinin elindeki tabletin ekranı ışık saçıyordu.

“Son ölçümler de önceki değerlerden farklı,” dedi genç olan.

“Biliyorum. Tepki aralığı giderek kısalıyor.”

“Uyaranlara karşı hassasiyetinin artması beklenen bir şey miydi?”

Diğeri kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi.

“Bu seviyede değil.”

Arya gözlerini kapalı tuttu. Nefesini düzenledi, yüzünü ifadesiz bıraktı.

“İşitsel ayrıştırma testlerini tekrarlayıp, aynı anda birden fazla frekans verildiğinde tepkisini ölçelim.”

“Ya sinirsel yük artarsa?”

“O zaman uygulamayı durdururuz. Şimdilik başka bir şey yapmayın.”

Cihazdan kısa bir bip sesi geldi. Görevliler notlarını alıp odadan çıktılar.

Arya gözlerini açtı.

İşitsel ayrıştırma.

Kendi üzerinde yapılanları artık yalnızca hissetmiyordu. Söyledikleri kelimeleri de hatırlıyor, aralarında bağlantılar kuruyordu. Buradakiler onun değiştiğini biliyorlardı. Üstelik bu değişimin nereye varacağını kendileri de tam olarak kestiremiyor gibiydiler.

Yatağın demir kenarını kavradı.

Parmakları metale bastırdığında soğuk yüzeyi normalden daha belirgin hissetti. Elini geri çekti. Bir an için avucunun içindeki çizgileri, metalin yüzeyindeki çok küçük çentikleri bile gereğinden fazla net algıladığını düşündü.

Sonra aklına orman geldi.

Ağaçların arasındaki karanlık. Silah sesleri. Yere düşen adam. Kendisine uzanan bir el.

Ve yüzünü doğru dürüst göremediği o yabancı.

Onu kurtarmaya çalışmıştı.

Ardından kendisi vurulmuştu.

Arya’nın göğsüne ağır bir sıkıntı oturdu. O adamın yaşayıp yaşamadığını bilmiyordu. Adını bile bilmiyordu. Elinde yalnızca parçalanmış bir anı vardı.

“Yaşıyor ol,” diye fısıldadı.

Kime söylediğini kendisi de bilmiyordu.

Belki de ilk kez, burada geçirdiği zaman boyunca bir başkasının akıbetini kendi akıbetinden daha fazla merak ediyordu.

Geceye doğru hücrenin dışından alışılmadık bir hareketlilik duyuldu.

İki çift ayak sesi yaklaştı. Bir kapı açıldı. Tekerlekli bir sedyenin metal çerçevesi zemine sürttü. Ardından bir kadın öksürdü.

Arya doğruldu.

Ses çok uzaktan gelmiyordu. Hatta diğer hücrelerden duyduğu seslerden farklı olarak, sanki hemen karşısındaydı.

“Yavaş. Nabzı hâlâ düşük,” dedi bir doktor.

“Serumdan sonra toparlanamadı.”

“Bu gece gözlem altında tutun. Değerleri tekrar düşerse haber verin.”

Kapı kapandı. Ayak sesleri uzaklaştı.

Kadının sesi ise kesildi.

Arya birkaç saniye boyunca hareket etmedi. Sonra yatağından kalkıp duvara yaklaştı. Avucunu soğuk yüzeye koydu.

“Beni duyabiliyor musun?” diye fısıldadı.

Cevap gelmedi.

Arya geri çekilmek üzereyken duvara hafifçe vuruldu.

Bir kez.

Ardından iki kez daha.

Arya elini yeniden duvara koydu.

“Burada mısın?”

Öte taraftan cılız bir nefes sesi geldi. Ardından bir kadın sesi duyuldu; o kadar kısıktı ki Arya ilk anda bunun gerçekten bir ses olup olmadığından emin olamadı.

“Buradayım…”

Arya dondu.

Sıla'nın sesi yorgun, boğuk ve nefesinin sonuna tutunuyormuş gibiydi. Her kelimeyi söylemek için bütün gücünü harcıyor, cümlelerin arasında uzun süre susmak zorunda kalıyordu.

Arya kulağını duvara yaklaştırdı.

“Beni duyabiliyor musun?”

“Evet.”

Sözcüklerin arasındaki boğuk titreşimi, yutkunurken boğazından çıkan sesi, hatta konuşmaya çalışırken zorlanan nefesini bile ayırt edebiliyordu.

“Adın ne?” diye sordu Arya.

Bir süre sustu.

“Burada… adımız yok. Numaralarımız var.”

Arya’nın boğazı düğümlendi. Kendi numarasını biliyordu. Burada onu adıyla çağırmıyorlardı. Dosyalarda, ekranlarda ve doktorların ağzında o yalnızca Denek 7’ydi.

“Sen kaç numarasın?” diye sordu.

Sıla çok yavaş cevap verdi.

“Denek… on iki.”

Arya gözlerini kapattı. Bir an için kendi hücresinin duvarları daha da daralmış gibi hissetti.

“Ne zamandır buradasın?”

“Bilmiyorum ama İki yıl… olabilir.”

Arya’nın parmakları duvara daha sıkı bastı.

“Bunu neden yapıyorlar?” diye fısıldadı.

“Bilmiyorum.” dedi. Sesi titreyerek.
“Bazen… bir şeyler söylüyorlar. Ama sonra her şeyi unutuyorum. Çok yoruluyorum.”

Arya onun nefes alışlarını dinledi. Sıla konuşurken sesi giderek zayıflıyordu. Cümleleri tamamlamakta zorlanıyor, bazı kelimeleri neredeyse yutuyordu.

“Buraya gelmeden önce… birini bekliyordum,”

Arya başını duvara yasladı.

“Kimi?”

“Abimi.”

Tek kelime, odanın içinde uzun süre yankılanmış gibi kaldı.

“Beni bulacağını düşünüyordum.” nefes almak için durdu.
“Hâlâ… bekliyorum.”

Arya bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazına takıldı.

“Biliyor mu burayı?”

“Bilmiyorum. Belki arıyordur. Belki de… çok geç kaldı.”

Son kelimeler neredeyse bir nefes kadar hafifti.

Arya onları yine de açıkça duydu.

“Geç kalmadı,” dedi.

Sözü kendi ağzından çıktığı anda ne kadar emin olduğunu düşündü. Elinde kanıt yoktu. Bu hücreden nasıl çıkacağını bile bilmiyordu. Yine de karşısındaki kadının sesindeki umutsuzluğu duyunca susamadı.

“Bunu nereden biliyorsun?” diye sordu

“Bilmiyorum. alnını duvara yasladı. “Ama buradan çıkacağız.”

Karşı taraftan cevap gelmedi.

“Beni duyuyor musun?”

“Duyuyorum…”

“Öyleyse dinlen. Kendini konuşmaya zorlama.”

“Sen de… çıkabilecek misin?”

Arya’nın bakışları sertleşti.

“Çıkacağım.”

Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:

“Seni de bırakmayacağım.”

Denek 12 çok hafif bir ses çıkardı. Gülmeye çalışmış ama gücü yetmemiş gibiydi.

“İnsan… burada sözlere inanmayı unutuyor.”

Arya gözlerini kapadı.

“O zaman sözüme değil, beni dinlediğinde duyacağın şeylere inan.”

“Ne duyacağım?”

Arya bir süre düşündü.

“Kapının açıldığını. Ayak seslerini. Bir gün bu koridorda onların değil, bizim yürüdüğümüzü.”

Sıla cevap vermedi. Bir süre sonra duvarın öte yanından iki hafif vuruş geldi.

Arya da duvara iki kez vurdu.

Konuşma sona erdiğinde karşı hücreden yalnızca düzensiz nefesler duyuluyordu. Denek 12 uykuya mı dalmıştı, yoksa yorgunluktan yeniden mi susmuştu, Arya anlayamadı.

Ama artık yalnız olmadığını biliyordu.

En azından duvarın öte yanında, başka bir insan vardı.

Bir süre sonra koridorda yeniden ayak sesleri belirdi.

Bu kez birden fazla kişi vardı. Arya sesleri anında tanıdı: iki doktor, bir görevli ve metal tekerlekli bir cihaz.

Ayak sesleri Denek 12’nin odasının önünde durdu.

“Kapıyı açın.”

Kilit döndü.

Arya hücresinde sessizce bekledi. Doktorların konuşmaları duvarın öte yanından geliyordu; kelimelerin her biri zihninde olağanüstü bir açıklıkla beliriyordu.

“Bilinç düzeyi hâlâ düşük.”

“Son uygulamadan sonra toparlanması beklenenden uzun sürdü.”

“Değerleri kaydedin. Bir sonraki aşama için onay gelmeden yeni bir doz vermeyin.”

Bir cihaz çalıştırıldı. Düzenli sinyaller odanın içine yayıldı.

Sonra doktorlardan biri daha alçak sesle konuştu.

“Bu kadar uzun süre dayanması bile beklenmiyordu.”

Arya nefesini tuttu.

Bir şey daha duymaya çalıştı. Doktorun elindeki metal tepsinin üzerine bırakılan aletleri, cihazın ince uyarılarını, bir görevlinin eldivenlerini çıkarırken oluşan sürtünmeyi birbirinden ayırabiliyordu. Ancak konuşmalar ilerledikçe zihnindeki baskı artmaya başladı.

Çünkü duyduklarıyla yetinmek istemiyordu.

Ne yapıyorlardı? Sıla'nın bedeninde neyi ölçüyorlardı? Hangi cihazı kullanıyorlardı? Doktorların yüzlerinde ne vardı?

Arya gözlerini karşısındaki duvara dikti.

Duvarın arkasını görmek istedi.

İlk başta yalnızca bu düşünce vardı. Ardından başının derinliklerinde hafif bir titreşim hissetti. Sanki kafatasının içinde görünmeyen bir şey uyanmış, seslerin yönünü bulmaya çalışıyordu.

Bir anda bütün sesler birbirinden ayrıldı.

Doktorun kalp atışı.

Cihazın sinyali.

Metal tepsinin üzerindeki aletlerin hafif titreşimi.

Duvarın gerisindeki havanın hareketi.

Arya ellerini başına götürdü. Gözlerinin arkasında ince bir basınç oluşmuştu. Görüşü bulanıklaştı; odadaki ışık bir an uzayıp dağıldı.

“Hayır…” diye fısıldadı.

Ama geri çekilmedi.

Zihni, duvarın ötesindeki odayı anlamaya çalışıyordu. Duyduğu her ayrıntıyı bir araya getiriyor, göremediği şeylerin yerini belirlemek ister gibi boşluğa uzanıyordu.

Nabzı hızlandı.

Göz bebekleri, karanlığa alışmaya çalışan birinin gözleri gibi büyüdü. Ardından gözlerinin arkasındaki basınç bir anda keskinleşti.

Duvara doğru bir adım attı.

Dünya tuhaflaşmıştı.

Duvar artık yalnızca önünde duran katı bir yüzey gibi gelmiyordu. Sanki her ses onun zihninde bir iz bırakıyor, o izler birleşerek karşı tarafta bir şekil oluşturuyordu. Önce belirsiz gölgeler gördüğünü sandı. Sonra bu gölgeler, karanlığın içinden yavaşça ayrılmaya başladı.

Arya nefesini tuttu.

Duvarın ötesinde bir oda vardı.

Metal bir yatak. Yatağın yanında duran cihaz. Eğilmiş iki doktor. Birinin elindeki tabletin soluk ışığı. Diğerinin Denek 12’nin bileğine yerleştirdiği sensör.

Arya’nın gözleri büyüdü.

Bu bir hayal değildi.

Duvarın arkasını görüyordu.

Ama nasıl?

Zihninin içinde bir şey sanki kilidinden kurtulmuştu. Görüntü netleştikçe bedeni ağırlaştı, parmak uçları karıncalandı. Kendi nefesini bile uzaktan duyuyormuş gibi hissetti.

Sonra doktorlardan biri başını kaldırdı.

Arya, duvarın arkasındaki yüzünü görebiliyordu.

Adam doğrudan ona bakmıyordu. Bakamazdı. Aralarında kalın bir duvar vardı.

Yine de Arya içgüdüsel olarak geriye çekildi.

Görüntü titredi.

Odanın kenarları dağıldı. Cihazın ışığı uzayıp karanlığa karıştı. Arya duvara tutunarak ayakta kalmaya çalıştı.

Son gördüğü şey, yatakta yatan Denek 12’nin solgun yüzüydü.

Ardından her şey kayboldu.

Arya’nın dizleri titredi. Duvara yaslandı, gözlerini sımsıkı kapattı ve derin bir nefes aldı.

Bunu nasıl yaptığını bilmiyordu.

Ama artık yalnızca sesleri daha iyi duymuyordu.

Duvarlar bile onu durduramıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.