GÖLGELER ALTINDA kitap kapağı

4. bölüm / 9

GÖLGELER ALTINDA

4. BÖLÜM - ORMANDAKİ GÖLGE

Vaveyla Yazarı: . ا

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 4. BÖLÜM - ORMANDAKİ GÖLGE

4. BÖLÜM - ORMANDAKİ GÖLGE

Metal kelepçeler Arya’nın bileklerine takıldı. Vücudu taş gibi ağırdı. Ellerinde beyaz eldivenli doktorlar belirdi. Sedyeye yatırdılar.

Bir ses yankılandı odada, soğuk ve tanıdık:

“Güzel denedin Arya. Gücünü kontrol etmeye başladın. Ama unutma, bu benim oyun alanım.”

Arya gözlerini aralamaya çalıştı. Kameradan bakan o kadının yüzünü seçemese de sesini zihnine kazıdı.

“Kimsin sen?” diye fısıldadı.

Kadın alaycı bir tonda cevapladı:
“Yakında öğrenirsin. Ama şimdilik… bana daha çok lazım olacaksın.”

Diğer bir odada ince yapılı, genç bir kadın sedyeye bağlıydı. Saçları dağınık, gözleri yorgundu. İğne izleri kollarını kaplıyordu. Adı Sıla.

Doktorlardan biri dosyayı açtı:
“Denek 12. İki yıldır testlerde hayatta kalmayı başarıyor. Vücut dirençli ama sınırda. Serumun etkileri kısa sürüyor, dayanıklılığı düşük.”

Sıla gözlerini araladı. Zorlukla nefes alıyordu. Dudaklarından şu sözler döküldü:
“Bırakın beni Lütfen…”

Ama onu duyan olmadı. İki yıldır süren işkenceler bedenini tüketmişti. Yine de ölmemişti. Onu hayatta tutan tek şey belki de içindeki umut kırıntısıydı.

Şehirde – Ali’nin Araştırması

Ali, günlerdir peşinde koştuğu ipucunu büyüteç gibi inceliyordu. Kardeşi Sıla’nın en son görüldüğü görüntüdeki adamın bağlantılarını araştırdı. Kayıtlar, haritalar ve raporlar arasında tek bir adres defalarca karşısına çıktı: şehrin dışında, kenarda duran küçük bir depo.

Ali defterine not aldı:
“Tek katlı bina. Dışarıdan sıradan görünüyor. Yaşlı bir çift yaşıyor gibi gösterilmiş. Ama buradan bir şey çıkacak…”

Akşamüstü, Ali arabasını tozlu yola sürdü. Depoya vardığında gerçekten de tek katlı, kırık dökük bir ev gördü.

Bahçede çiçeklerle uğraşan yaşlı bir kadın vardı. Yanında bastonuyla dolaşan yaşlı bir adam oturuyordu.

Ali kapıya yaklaşınca kadın gülümseyerek,
“Evladım, yolunu mu kaybettin?” diye sordu.

Ali kaşlarını çattı ama kendini belli etmeden gülümsedi.
“Burası depo değil mi? Yanlış bir şey duymuş olabilirim.”

Adam bastonuyla kapıyı işaret etti.
“Burası sadece bizim evimiz. Depo değil.”

Ali içeriye göz gezdirdi. Sıradan mobilyalar, eski perdeler, ahşap masa… Yalnızca bir şey dikkatini çekti: Zeminde garip, daire şeklinde yeni döşenmiş fayanslar vardı. Ama yaşlılar o bölgeye yaklaşmasına izin vermedi.

Ali teşekkür edip çıktı, ama aklında aynı soru dönüp duruyordu. Yaşlı bir çiftin bu şehrin dışında ne işi var? Ve neden o fayanslar yeni?

Arabaya binerken kendi kendine mırıldandı:

“Burada bir şey var. Dönüp geleceğim.

Yeraltı

Sedyeye zincirlenmiş halde yatan Arya, gözlerini güçlükle açtı. Üzerine eğilen kadın kameralardan değil, bu kez bizzat odadaydı. Siyah elbisesi, keskin bakışlarıyla ürkütücü bir figürdü.

Kadın eğilip fısıldadı:
“Senin damarlarında özel bir kan var. Onu gördüm. Bu şehir için değil… daha büyük şeyler için kullanılacaksın.”

Arya hırladı, zincirleri çekti.
“Beni kullanamazsın. Bu oyununda piyon olmayacağım.”

Kadın sadece gülümsedi.
“Ne kadar direnirsen diren, sonunda bana boyun eğeceksin. Çünkü buradan kaçış yok.”

Arya’nın gözlerinde öfke kıvılcımları yandı.
“Göreceğiz…” dedi kısık bir sesle.

O gece, yeraltında yeni deneyler için hazırlık yapılırken, Ali arabasında notlarını karıştırıyordu. İkisi de bilmeden aynı yöne sürükleniyordu.

Soğuk metal masanın üzerinde Arya’nın bilekleri sıkıca zincirlenmişti. Nefesi hızlı, gözleri kan çanağına dönmüştü. Doktorlar beyaz önlükleriyle etrafını sardı. Ellerinde serumlar, şırıngalar, elektrik kabloları vardı.
Bir tanesi cebinden küçük bir şişe çıkardı. İçindeki sıvı karanlıkta bile ışıldıyordu.

“Denek 7’ye yeni serum. Bu sefer sinir sistemini test edeceğiz.”

İğne, Arya’nın damarına girerken vücudu bir anda kasıldı. Çığlık odanın taş duvarlarına çarparak yankılandı.

Bir ses yankılandı:
“Güzel… daha fazlasını kaldırabilirsin.”

Arya başını kaldırdı. O tanıdık kadın kapının önünde durmuştu. Soğuk bir gülümseme dudaklarındaydı.

Arya hırladı:
“Beni öldürmeye çalışıyorsun.”

“Öldürmek mi? Hayır. Seni yeniden doğuruyorum. Sen benim eserimsin.”

Arya gözlerini kıstı.
“Bir gün zincirleri kırdığımda, ilk seni bulacağım.”

Kadın sadece güldü.
“O gün gelirse… seni kucaklarım.”

Yeni bir şok dalgası Arya’nın bedenini sarstı. Çığlık boğazını yırtıyordu ama pes etmiyordu.

Sıla yan odada, zayıf düşmüş bir halde sedyeye yatıyordu. Gözleri kapalı ama dudakları kıpırdıyordu. Fısıltıları ince bir dua gibiydi:

“Ne olursa olsun… dayanmalıyım… Abim beni bulacak…”

Doktorlar onunla daha temkinliydi. Bedeninin sınırda olduğunu biliyorlardı. Ama yine de testleri sürdürdüler.
Sıla’nın gözünden tek bir damla yaş süzüldü.

Ali günlerdir düşündüğü şüpheyi artık görmezden gelemezdi. O tek katlı eve, gece karanlığında bir kez daha döndü.
Bahçede kimse yoktu.

Kapı kilitliydi ama eskiydi, bastırınca açıldı. İçeri adımını attığında ev sessizdi.

Masanın üzerinde birkaç eski kitap ve kırık bir lamba vardı. Ama gözleri hemen zemindeki garip fayanslara kaydı. Bastığında metalik bir ses duydu. Bir kapak…

Ali eğildi, elini gezdirdi ama kapak hemen açılmıyordu. Tam anahtarı çözmeye çalışırken, dışarıdan bir ses geldi.

Baston tıkırtısı. Yaşlı adam dönüyordu. Ali gizlice çıktı, bahçenin karanlığında nefesini tutarak bekledi.

“Burada bir şey var…” diye mırıldandı.
Ama kanıt yoktu. Şimdilik geri çekilmek zorundaydı.

O sırada yeraltında Arya zincirlerini zorluyordu. Doktorlar odadan çıkınca Arya’nın gözleri tavandaki küçük, yuvarlak metal ızgaraya takıldı. İnce bir hava akımı yüzüne çarpıyordu. Havalandırma… diye düşündü.

Bileklerindeki zincirleri, tüm gücüyle zorladı. Kolları kan içindeydi ama acıyı bastırdı. Metal halka, defalarca çekişinden sonra çatırdayarak gevşedi. Sonunda sol bileğini kurtarmayı başardı, sağ bileğinde kalan zinciri de kuvvetle çekip koparttı.

Hemen tavana doğru baktı. Havalandırma menfezi küçük görünüyordu ama tek şansı buydu.

Odada tek başınayken sedyenin tekerleklerini kilitten çıkardı, üzerine tırmandı. Birkaç güçlü yumrukla paslı ızgarayı yerinden söktü. Metal büyük bir gürültüyle yere düştü. Arya dişlerini sıktı.

Kendini yukarı çekti, dar metal tünelin içine girdi. Demir duvarlar dirseklerini kesiyor, nefesini her verdiğinde yankı yapıyordu.

Arkasında alarm sesi çalmaya başladı.
“Denek 7 kaçtı! Tüm güvenlik devreye girsin!”

Arya hızla sürünerek ilerledi. Havalandırma tüneli yukarıya doğru kıvrılıyordu. O derin nefesler alırken aklına tek şey geldi: YAŞAMALIYIM…

Bir noktada önünü üç farklı kola ayrılan bir kavşak kesti. Sağdaki koridorun ucundan ayak sesleri duyuluyordu. Sol tarafta ise titreşimli bir ışık vardı. Arya, ortadaki dikey tünele atladı. Dizleriyle yan duvarlara tutunarak, güçlükle yukarıya tırmanmaya başladı.
Ter alnından süzülüyor, kolları titriyordu ama pes etmiyordu. Nihayet ikinci kata ulaştı. Burada başka bir menfezi tekmeyle kırdı ve kendini aşağı bıraktı.

2. Kat – Güvenlik Koridoru
Arya dizlerinin üzerine düştü. Etrafında uzun, floresan ışıklarla dolu bir koridor vardı. Sağda odalar, solda ağır çelik kapılar. Kapılardan birinin küçük camında başka bir denek görülüyordu; kolları titriyordu, yüzü acıyla kasılmıştı. Arya bakmaya dayanamadı.
Tam hızla koşarken arkasından bir çığlık geldi. Bir güvenlik görevlisi onu fark etmişti.
“Dur!”

Arya hızla ileri atıldı. Görevliler yetişmeye çalıştı, ama Arya dizini birinin karnına gömüp, diğerine dirsek attı. Adamlar yere yığıldı.
Koridorun sonunda bir merdiven gördü. Yukarıya çıkmaya başladı. Basamaklarda kalbi göğsünden çıkacak gibi çarpıyordu.

3. Kat – Laboratuvar Seviyesi
Merdivenden çıkar çıkmaz kendini camlarla çevrili büyük bir laboratuvarda buldu. Masalarda şırıngalar, kan örnekleri, bilgisayar ekranlarında grafikler vardı. Birkaç bilim insanı bağırarak alarmları yükseltti:
“Denek 7 burada!”

Arya hızla bir masayı devirip camları kırarak laboratuvarın içinden geçti. Siren sesleri kulaklarını sağır ediyordu.
Sonunda üçüncü kattaki havalandırma çıkışını gördü. Küçük, dar bir pencere gibi ama demir ızgarayla kaplıydı. Tüm gücüyle tekmeledi. Bir… iki… üçüncüde demir yerinden koptu.

Arya kendini deliğe attı, dar tünelden sürünerek yukarı çıktı. Dizleri yara bere içinde, nefesi kesiliyordu. Ama sonunda yüzüne soğuk gece havası çarptı.

Toprağı kazıyarak çıktı. Elini dışarı uzattığında ormanın nemli kokusu burnuna doldu. Son bir hamleyle kendini dışarı fırlattı. Çamurlu zemine kapaklandı, elleriyle toprağı sıktı.
Arkasında silah sesleri ve bağırışlar vardı.

“Denek 7 kaçtı! Yakalayamazsak hepimiz ölürüz!”

Arya dizlerinin üzerinde doğruldu, bir an geriye baktı. O karanlık binanın üzerinde tek katlı, masum bir ev görünüyordu. Ama altındaki dehşeti sadece o biliyordu.

Ormana doğru hızla daldı. Gölgelerin arasında koştu. Kalbi hâlâ çığlık çığlığa atıyordu.

Arkasında alarmlar çalmaya başladı.
“Denek kaçıyor!”

Ama o çoktan karanlığa karışmıştı.

Ali arabasıyla eve yakın bir noktadan ayrılmak üzereydi. Motoru çalıştırdı ama bir ses duydu: çalıların arasında hızlı adımlar, kırılan dallar…

Farlarını kapattı, sessizce dışarı çıktı.
Karanlıkta bir siluet belirdi. Saçları darmadağın, kolları kanlı, nefesi hırıltılıydı.

Ali bir an dondu. Göz göze geldi onunla. Yabancıydılar ama ikisinin de gözlerinde aynı şey vardı: korku ve öfke karışımı.

Ali fısıldadı:
“Sen… kimsin?”
Arya sadece tek kelime söyledi:
“Koş…”

Arkasından gelen ayak sesleri ve ışıklar ormanı dolduruyordu.

Ve o an, ikisinin kaderi birbirine değdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.