Bölümler 18Şu an: 9. Bölüm
- 1 1.Bölüm3.927 kelime
- 2 2. Bölüm1.856 kelime
- 3 3. Bölüm871 kelime
- 4 4.Bölüm1.155 kelime
- 5 5. Bölüm1.938 kelime
- 6 6. Bölüm1.393 kelime
- 7 7. Bölüm1.308 kelime
- 8 8. Bölüm1.271 kelime
- 9 9. Bölüm2.419 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm1.903 kelime
- 11 11. Bölüm2.493 kelime
- 12 12. Bölüm1.699 kelime
- 13 13. Bölüm2.061 kelime
- 14 14. Bölüm2.256 kelime
- 15 15. Bölüm2.333 kelime
- 16 16. Bölüm2.559 kelime
- 17 17. Bölüm2.495 kelime
- 18 18. Bölüm2.654 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎶🎧We Could Be The
Same/maNga
Keman, gitar, piyano,
Hepsinde ayrı hava,
Güzel bir şarkı olunca,
Umursama bak hayata.
Stantta güzel şarkılar çalıyordu. Playlistim sağolsun dökülüyordu müşteriler için. Artık festivalin yarısını geride bırakmıştık bundan sonra öyle gelen pek olmazdı. Yani en azından öyle umuyorduk.
"Niye gün boyu bizde bu stant!"
"Ne biliyim Ece ya ben çok mu bayılıyorum bu işkenceye sanki?"
"Buldum!"
"Ne buldun acaba?"
"Biz şimdi arayalım Demirler gelsin saat dörde kadar kalsınlar bizde dörtte gelir efil efil çalışırız."
"Yaa yaa, sence biz bu güneşin alnında kaç lira kaptırırız Demirlere?"
"Çok mu?"
"Çok hemde anneannem ne dedi yerli yersiz arayacam dedi yani?"
"Kaçış yok"
"Aynen öyle."
Ece her ne kadar kaçmak istese de kaçamadı. Aslında biz bu haftayı Ecelerde geçirecektik. Azda onlarla kahvaltı dükkanına bakacaktık ama malesef Ece'nin teyzesigil gelmiş. Ece de annesi de oldum olası sevmez teyzesini. Kendi bilmiş bi kadın. Biz ne zaman bişey yapsak allem eder kallem eder bozardı kesin.
Hatta öyle ki biz Sinop'a taşınınca çok küçüktük altı yedi yaşlarındaydık ve şirketin yönetim merkezi olarak seçildiği için taşınmıştık- İstanbul'dan nereye taşındığımızı bile dememiştik.
Zaten şirket için taşınınca hep beraber taşınmak zorunda kalmıştık çünkü İstanbul'da hem küçük bir yerdi hemde malesef yıkılması gerekiyordu. Bu yüzden bizde Hem İstanbul'a daha yakın hemde kalabalıktan uzak olarak Sinop'a taşınmıştık.
Yavaş yavaş da artık dönüş için bilet arıyorduk. Bildiğimiz kadarıyla Berkler de bizle beraber dönecekti. Otobüs yolculuğu sevmediğim için dönüş biletlerini ben alacaktım yani şimdilik öyle umuyordum. Hepimize aynı sırada ve uygun bir güne bilet bulmak zorundaydım. Ne kadar daha kalacağımızı ise hiç kestiremiyorum.
Keşke babannemler de şimdi yanımızda olsaydı. Covid-19 yüzünden kaybetmiştik onları. Hiçbirimizin yoktu, Demir hariç. Demirde zaten istemiyordu.
"Ada bişey ister misin, dondurma almaya gidiyorum."
"Dondurma tabakta ve en büyük boy olsun."
"Tamam. Çileksiz, kabuksuz mümkünse kakaosuz da. Limonu ve ananası bol beyazı orta karameli yoğun ve soslu."
"Eksiksiz. Paran var mı veriyim mi?"
"Ada pardon da kime para soruyorsun? Senin için milyonlar bile harcar para talep etmem."
"Alışkanlık olmuş ne yapayım. Bide su al."
"Ne tam soğuk ne tam sıcak tam tadında."
"Heh aynen öyle."
Eceyi yukarıya yani caddeye gönderince. Playlistim tam üçüncüye çalıyordu. Bende biraz Berkin playlistini açtım. Ece gelince onunkini açacaktım elbette.
Sonra hoparlörden şu sözler yankılandı.
"Evet ben Berk Seyren ve playlistim gururla sunar."
Ne bu salak gerçekten bunu yapmış mıydı. Harbiden deliydi bu anlam ve önem dolu konuşma(!) bitince We Could Be The Same çalmaya başladı. Sevmiştim, müzik zevklerimiz nasıl bir noktada bir araya geldi aklım almıyor.
Neyseki Ece üç şarkı içinde gelebilmişti. Canım kurdelem benim, hemen üst caddedeki dondurmaları beğenmediği için en yakın ve en bilindik dondurmacıya gitmiş.
"Sinop'a ne zaman döneriz?"
"Ne zaman dersen bizimkiler hafta sonu dönüyor. Yatırımcılarla gayet iyi anlaşmışlar, şubelerde de çift dil hizmetine kadar vermişler."
"İyi yani istediğimiz zaman dönebiliriz değil mi?"
"Döneriz dönmesine hayırdır kurdelem canın sıkkın gibi?"
"Gitmeden tekrar annenannemleri görmek istiyorum da biliyorsun teyzemler gelmiş."
"Olsun hem daha babannem kızıyor artık. Attınız bizi sıcağa gelen giden yok gurbette kaldık sizde ya bizede gelin yada tatilinizi bitirin artık diyor."
"Öyle mi diyorsun."
" Öyle öyle hatta yarın sabah gidelim istersen Berkler akşam dönerler isterseler. İstemezlerse de kalırlar bizle."
"İyide bize bile kalacak yer yok onlar nasıl kalacak?"
"Doğru dedin bı düşünmek gerek."
Kurdelemi anlıyorum. Teyzesi ne zaman gelse. Sürekli Ece'nin annesinin kendinden küçük olmasına rağmen hepsinden zengin olması konusunda konuşuyor. Halbuki liseye bile gitmemiş. Eğitim düzeyinden küçük düşürmek istemem ama hiçbir şey bilmemesine rağmen bir de İstanbulda iş istiyor.
Ona kaç defa demelerine rağmen vazgeçmiyor. Ya para ya iş. Para da her ay düzenli maaş gibi.
Çalışmadan isteği için bu da kul hakkına girer. Onun isteği miktarı çalışanlara her ay böler veririz daha iyi. En azından çalışıp çabalayan insanlara hakkını veririz.
Her yıl stajyer alımları yapar şirket. Her sene de başvuru yapıyor teyzesi. Genelde de ben reddediyorum başvuruları.
Şirkette her ne kadar çalışmak istemesek de biz de ara sıra çalışanlardan kimisi izne ayrıldığında yada yoğun olduğunda gidiyor yardım ediyoruz. Sadece yardım ama başka hiçbir şey yapmıyoruz.
"Buldum! Çadır. Dedemin çadırlarından alalım."
"Ne çadırı? Çadırı ne yapacaksın?"
"Ya dedin ya Anneannemle kalmak istiyorum diye. Sizin evin arkasına çadır kuralım o kadar boş yer var."
"Ön ve arka bahçeye yarı cam kulübe gibi çardak yaptık ya!"
"Ee çardakta kalırız işte. Kahvaltıya da katılmak istersek katılır yoksa da Demiri iki dakka fırına yollar simit alır yeriz."
"Aklınla bin yaşa Ada'm."
"Eyvallah. Sen ara Demirleri de sor bakalım gelmek isterler mi? Berk anneannenin sarmalarını çok seviyor ya."
"Tamam ararım ben."
Ece Demiri ararken bende dondurmamı yemeye devam ettim. Aynı zamanda da gelen müşterilerle ilgilendim. Senin playlistin, onun playlisti derken. Hepimizin playlisti bitince zaten saat altı gibiydi.
Bu sefer ben Eceyi bıraktım ve gidip ekmek arası köfte aldım. Yanına da buz gibi ayran. Tam çıktım gidiyorum, Ece'nin anneannesini aramak geldi aklıma. Nede olsa yarın gidince kaosu engelleyecek bir diğer kişi de oydu.
"Serap anneanne nasılsın?"
"İyiyim kuzum Eceye bişey mi oldu hayırdır?"
"Yok yok biz gayet iyiyiz ama dönmeden sizde de kalmak istiyoruz ama malum. Kalacak yer için sıkıntı olmazsa çardakların birinde kalırız sadece kabul ederseniz gelmek isteriz."
"Gelin yavrum gelin tabii. Hatta Berkler de gelsin ben onlara güzel bir sarma sarıyım. Onlarıda görürüm."
"Sıkıntı olmaz yani?"
"Olmaz olmaz. Siz gelin yine ben yarın ararım deseniz sizi sanayiden getirir yine."
Kalacak yeri hallettiğimize göre Berklere haber verebilirim.
...........................
"Efendim Ada?"
"Demir sen hayırdır? Ben Berki aradım."
"Telefonu ben açtım ama."
"Amann neyse ne biz yarın Serap teyzelere gidicez belki sizde gelmek istersiniz diye aradım."
"Geliriz tabi gelmezsek olmaz."
" Kalıcaz ama bir gece. Bide yatacak yer yok."
"Nasıl yani yer yok ne demek?"
"Ece'nin şu sevimsiz teyzesi gitmiş çoluk çocuk. O yüzden biz çardakta kalıcaz. Kanepede yatarız derseniz gelin."
"Yatarız ya sarma varsa boş toprakta bile yatarız."
"İyi abartmayın ama yarın bize doğru gelin kahvaltıdan sonra."
"Geliriz Adacım gelmez miyiz hiç yaa."
Çardakta kalmak da ayrı bir deneyim olur sonuçta. Terasta kaldık, çadırda kaldık, arabada da kaldık, sıradaki yer kesinlikle karavan olmalı. Ben bunu bir ara bizimkilere söyleyeyim unutmadan.
Aslında şu teyzeyle hiç görüşmek istemiyorum ama işte işin ucunda sarma var.
............................
Köfte ekmekleri masaya bıraktım poşetin izi bileğime çıkmıştı. O sırada Ece de son müşterilerle ilgileniyordu.
"İzin aldım Berkler de geliyor yani Demir öyle dedi."
"Tamam da öyle bir acıkmışım ki birer ekmek arası daha alsak olur mu bu bana yetmez."
"Tamam sen ye de ben gider alırım birer tane daha."
Bana ikincinin garantisini veren Ece birincide tıkandı bile. Geceyi bir şekilde bitirip eve gittik.
Yarın Ecelerde kalacağımızı da dedik. Üzüldüğü tek şey akşama kadar stanta kendi bakması gerektiği oldu kadının.
Sabah erken kalkıp şu herkeste olupta buna kim ne sığdırız deyip de dayanamayıp aldığımız kocaman kol çantalarına bir günlük kıyafet koyduk. Yeterdi bile şarj aletleri ve kulaklıkları da aldık. En önemlisi güneş kremini de Ece aldı artık tamdık.
Biz kaçta kalktığımıza bakmamış olsak gerek herşey bitince saat daha yeni sekiz olmuştu.
Mutfağa gidip kahvaltı masasını hazırladım. O sırada da anneannem kalmış Ece de giyeceklerimizi ütülemişti.
Hep beraber güzel bir kahvaltı yapıp dedemi işe anneannemi de stanta yolladık.
Son kontrolleri de yapıp sanki uzun tatile gidiyormuşuz gibi evi kontrol edip durağa ana caddeye doğru ilerlemeye başladık.
Ana caddeden de durağa gidip bir on beş dakika felan durakta oturduk. O sırada da prenseslerin teşvik etti bize zaten.
"Ada biz tam olarak ne zaman dönüyoruz?"
"Bilmem ne zaman isterseniz."
"Berkcim ne acelen var tam olarak?"
"Piyanomu özledim."
"Belki inanmazsınız ama bende kemanımı, bağlamamı, darbukamı ve evet piyanomu özledim."
"Aaaa Ada Hanım siz onları özlediyseniz dönme vakti gelmiş demektir."
"Boş yapma Demir!"
"Ama Ada harbiden gitmemiz gerek sen bakmadın mı mesajlara?"
"Ne mesajı?"
"Tuğba öğretmen mesaj attı ya görmedin mi?"
"Hayır, parça parça demeyin ayrıca ne var!"
"Sakin ol Ada kuşu. İki haftaya gösterimiz var. Piyano keman ve bağlama."
"Ne kadar da saçma bu Berk!" Bağlama ve piyanoyu biz asla bir arada çalmadık ki."
"Boşver zaten kolayca bişey. Biz yan tarafta olacağız pek de dikkat çekmeyiz."
"Nasıl yani? Anlamadım ben."
"Harmandalı zeybeği çalacağız biz. Ortada da Zeybek gösterisi olacak. Diğer grupların hepsi dağılmış. Çoğu yurtdışına tatile gitmiş. En yakın biziz, bizde kabul ettik."
"İyi sıkıntı yok. Ama bu sefer biletler benden hatta bulursam salıya alayım ne dersiniz?"
"Benlik tamam."
"Benim içinde okey kuşum."
"Berk ve Ece gidicek ben kalır mıyım?"
Hepsi için bilet bakıyordum. Aynı zamanda da sanayiye gelip gelmediğimizi kontrol ediyordum. Sonunda bilet buldum ama pazartesiye.
Zaten her şekilde gidicez diyerek aldım biletleri. Biraz daha telefona bakarsam kesinlikle kusacaktım.
Sanayiye gelince hemen Ece'nin dedesinin dükkanına doğru ilerledik. Sanayide başka ne yapabilirdik ki dimi?
"Oooo selamünaleyküm usta!"
"Oooo aleykümselam Berk Seyren!"
"Dede bizi köye götürme şansın var mı?"
"Ayıp ettin prensesim olmaz mı hiç sen gelmişsin de."
Biraz işlerin hafiflemesini bekledik. Sonrada dolaştık arabaya köye doğru gidiyorduk işte.
Aslında biraz tedirginim. Daha önce teyzesi bizi hiç topluca görmedi. Birazcık sıkıntı çıkar mı acaba?
Çok kısa gibi gelmişti köye geliş yolu. Önceki gelişte de böyle miydi acaba? Yoksa hızlı mı gelmiştik.
Arabadan inince Serap anneannem öyle bir sarıldı ki Demire. Galiba birazcık özlemiş bizimkileri.
"Aa-anne ne huuhhuuhhu ga-liba nefes."
"Oyyyy oğluşum çok mu sıktım seni kıyamam ben sana."
"Al bak Ada papuçumuz hemen dama atıldı."
"Gel kız seni özlemem mi hiç."
Herkesle sarıldı Serap anneannem öğle vaktiydi işte sıcaktı. Herkes içerde oturuyordu. Teyzesi de malesef dahil.
.........................
Canım anneannem keşke yanında kalıp onunla da bol bol konuşabilsem. Teyzem gelmiş sanki biliyormuş gibi birde. Anneannemin canına okumuştur biz gelmeden niye çağırdın diye.
Biraz oturduktan sonra fark ettim de sanki açık arıyordu. Sürekli gözü üzerimizdeydi.
Tabii ki konuşuyorduk yoksa ortada fırtına öncesi sessizlik gibi birşey olurdu.
"Gızım kayfe yapsan da içsek ha senin kayfenin dadı bir başka vallaha."
"Hemen yapıyorum babacım ne demezsin."
"Sana dimedim Sevim, Ece kızıma didim ben. Ada kızımda yardım eder bu kadar kişiye tek cezvede çıkmaz."
"Yaparım tabii dedem benim."
Ben kahveleri hazırlamak için ayağa kalkarken Ada da benim peşime kalktı hemen. Mutfağa girince Adayı bir gülme krizi tuttu ki beş dakika kahkaha attı.
"Kızım gülmesene ne oldu yine?"
"Ya görmedin mi teyzenin halini biraz suratı düştü sanki?"
Gerçekten artık bende gülüyordum. Neyseki Adanın gülme krizi diğerleri kadar sürmedi. Bizde hemen kahveyi yapmaya başladık o sırada da Ada nane dövüyordu.
Evet evet sarımsak gibi nane dövüyordu tüm naneleri dövdükten sonra zaten tüm naneler bir yemek kaşığı kadar olmuştu. Nanelerin üzerine bir tatlı kaşığı da tarçın attı ve bana verdi çok geç olmadan.
Nane ve tarçın türk kahvesine çok iyi gidiyordu. Kimse bilmediği için de galiba şu anlık sadece bize özel bir tarifti.
Kahveleri foncanlara boşalttık ve tepsilere koyduk. İnanın 10 kişiye kahve yapmak çok zormuş.
Ada ile yarı yarıya bölüşerek kahveleri içeri götürdük. Canım teyzeciğim(!) laf etmesin diye lokum da koyduk yanlarına.
Dedem kahvesini ben verdim. Hemen elimden alıp tadına baktı. Sevmişti belliydi, gözlerinden okunuyordu beğendiği.
"Bunun içinde ne var?"
"Ne varmış oğlum çok mu kötü? Baba keşke ben yapsaydım!"
"Yo-yok anne kötü değil ama iyi de denemez işte idare eder."
"Şşşşşş dimeyin öyle sizin inadınız yüzünden kızın marifetini kötülemeyin!"
"Dimi be Nurettin dede. Kızlar bu işi biliyor."
Gerçekten aslan dedem. Bir çırpıda susturdu onları. İnşallah soru yağmuruna tutulmayız yine. Herkes kahvesini içerken Berk dışarı çıkmıştı ne vardı acaba?
"Eee Fransa'da şube açmışsınız."
"Açmışızdır, bilmiyorum."
"Bilirsin, bilirsin. De bakalım başvurular ne zaman açılıyor?"
"Ne zaman açarsalar o zaman."
"Bu sefer kesin kabul edileceğiz. Oğullarımı da yazdırcam."
Ah keşke bilseler başvuruları bizim reddettiğimizi. Delirirler kesin ama biri konuşmazsa ben deliricem. Berk nerde kaldı. Ne var bu kadar önemli acaba?
"Ece bı bakar mısın bana?"
"Geldim."
Ne olmuştu acaba? Kötü bir şey olsa hepimizi çağırırdı her halde?
"Ne oldu kimle konuştun?"
"Kimseyle Ece dur bi panikleme! Annem aradı da başvuru sitesinin yenilenmesi gerek Fransa için."
"Öğrendiler mi bizi?"
"Yok ya hayır sadece yeni soruları bizim oluşturmamızı istiyor."
"He tamam canım hazırlarız da teyzeme çaktırma!"
"Tamam"
Biz içeri girerken Ada konuşuyordu. Konu hala başvurulardaydı.
........................
Ya kadın bir sus artık. Ne seni ne oğullarını aldırcam şirkete demek vardı şimdi.
"Ya bi anlar mısınız artık. Başvuruları sistem kabul ediyor ama öyle başına buyruk değil zaten. Birde Yunanistan şubesinu istiyorsun bu sene."
"Eeee ne olmuş Yunanistansa Türkiye'den gidemiyor muyuz?"
"Gidersiniz ama bunun için C1 derecede Yunanistan ve C2 derecede İngilizce bilmeniz lazım. Aksi taktirde sizi sistem kabul etse bile sözlü mülakatta elenirsiniz."
"Ne bide mülakat mı var?"
"Evet hem sözlü hemde yazılı. İlk olarak sözlüyü sonrada yazılıyı geçerek alım yapılıyor."
Ne konuştun kadın sistem yerine ben kabul etmem desem gırtlağıma çöker."
"Yav uzatma Sevim işte. Ne senin ne de şu sırıkların bu şey halt yok. Siz anca şirket peşinde koşun aman!"
"Ayrıca geçen sene yaşanan sıkıntı yüzünden bu sene sisteme T.C. kimlik no ve yaş gibi birkaç zorunlu soru daha gelecek!"
"Sen kimsin ya. Hem siz niye daha burdasınız gidin artık akşam olacak."
"Öncelikle ben Berk Seyren. Soyadım tanıdık geldi mi? Ayrıca biz bugün burda kalıyoruz kızlarla."
"Seyrenlerin oğlusun demek. Hem niye kızlarla kalıyorsunuz?"
"Sanane Sevim işte daralma çocukları kızlar tek mi kalsın. Onlar kalmasa kızlar da kalmıyordu."
Gerçekten kavga başlayacaktı. Neyseki Nurettin dede durdurdu. Serap teyze ve Sevim denilen kadın yemek yapmak için mutfağa gitti.
Salonda sadece biz ve oğulları kaldık. O sırada da telefonum çaldı zil sesini değiştirip Seriday yaptığım için garip geldi ilk başta.
Spor salonundan arıyorlardı. Giriş ücretleri zamlanmış onu haber verdiler. Sonrada Sinop'a dönünce çalışacağımız harmandalı zeybeğinin notalarını ezberlemeye çalıştım.
Berk ve Demir yemek pişince centilmenlik gösterip masayı kırmaya başladı. Ben de Eceyle beraber arka bahçeye çıkıp kiraz topladım biraz. Dala çıkması gerçekten ayrı bir zevkti ki ben fark etmeden en üste kadar çıktım.
"Ece nerdesin?"
"Öbür ağaçta sen?"
"Ağacın doruğunda ve inemiyorum."
"İnanır mısın bende inemiyorum."
"Kaldım desene? Telefonun yanında mı ben ağacın altındaki kocaya bıraktım."
"Evet ceplerim fermuarlı olduğu için almıştım bekle arayım bizimkileri."
Demiri aradım ama aramaz olaydım. Telefon hoparlördeydi ve Ece de duyuyordu. Demir de benim mutfakta girdiğim gibi gülme krizine girdi.
Öyle ki artık güleni görüp herkes gülmeye başlamıştı ne olduğunu bilmeden. Neyseki gelmişlerdi ama hepsi!
"Siz oraya nasıl çıktınız he dağ keçilerim benim?"
"Dalga geçmede gel nasıl içeceğimizi anlat bu zahmet!"
"Bizene canım nasıl çıktıysanız öyle inerseniz."
"Berk gelirsem oraya elimden bi kaza çıkar!"
"Gel gelebiliyorsan Adacım her zaman beklerim."
Sabrımı zorluyordu gerçekten aslında aşağı bakınca pek de yüksek değildi. Bir iki dal aşağı insem atlayabilirdim.
"Geliyor musun gelmiyor musun?"
"Gelmiyorum."
"Ece benim düşündüğüm şeyi düşün lütfen kurdelem."
Gözlerimden anlamaya çalışıyordu. Birkaç saniye bakıştık sadece ve evet anladı dudağının kenarı hafifçe havaya kalktı ve evet benimle aynı anda bir iki dal aşağı indi.
"Anlamadım ben ne yapıyorsunuz Ece?"
"Madem gelip yönlendirmediniz bizde yön kullanmadan aşağı ineceğiz."
Anlamakta güçlük çekiyorlardı. İki ağaç arasında gidip geliyordu gözleri. Toprak yeni sürülmüştü, pamuk gibiydi. En azından elimizdeki kovaları almışlardı sağ olsunlar.
Aynı anda söylemeye başladık.
"Üç..."
"İki..."
"Bir..."
"Sıfır..."
🪷
Evvettttt... Bu bölüm gelmiş geçmiş en iyi bölüm gibi duruyor. Galiba yazarken bol bol kahkaha attım. Umarım sevmişsinizdir.🌺
Bölüm etkileşimi
