15. bölüm · Gökyüzü Günlükleri
15. Bölüm
🎧🎶Ellerimde Çiçekler
Aynaya baksan bir,
Görsen o güzelliği,
Aynaya baksan bir,
Hissetsen o mutluluğu.
Dün çok güzel bir gündü. Antrenmandan sonra Fatma teyze bizden numaralarımızı aldı. Mutfakla arası iyiymiş ama denediği tarifleri torunlarına yediyemiyormuş. Biz de torunları uzakta olduğu için Fatma teyzenin yeni tariflerini onlar yerine denemeye söz verdik. Hem bu sefer Demirleri de tanıştıracağız.
Dün stadyumda çıkınca Eceyle beraber o malum markete gittik. Öyle bir kırtasiye alışverişi yaptık ki! Üç top A4 kağıdı, on dört adet defter, çeşit çeşit not kağıdı, renkli renkli kalemler. Yani anlayacağınız gerçekten devasa bir alışveriş olmuştu.
Akşam yemekten ve duştan fırsat bulamadığım için şimdi bir yerlere yerleştiriyorum geçici olarak. Gerçi dün yerleştirebileceğim vakit vardı ama babamla beraber balkonda oturup bir kaç evrak düzenledim.
Şaşırtıcı gelebilir fakat keyifli geçti. Annem de bu sene iş için başvuru yapanların formlarını inceledi. Sevim teyze gerçekten kendini ve oğullarını yazmış. Onları aradan çıkarıp formları yazılıma gönderdiğini düşünüyorum. Geri kalanı elektronik ortamda şartlar ve koşullar dikkate alınarak eleniyor.
Dünden çok bahsettim şu ana geçiş yapalım dışarısı acayip sıcak. İnsanın kahvaltı yapası bile gelmiyor inanın. Bugün ne yapacağıma gelecek olursak? Bugün off günü! Gerçi her gün off günü ama. Bugün bişey yapasım gelmiyor. Eski dizilerden açıp izlemeyi hedefliyorum. Belki biraz da piyano çalarım emin değilim.
Dün aldığım ıvır zıvırları geçici olarak yerleştirme işim bitti ve kendimi ferah olduğuna inandırdığım evimizin biricik balkonuna çıktım. Zaman geçirmek için aldığım mandala kitabımı ve boyalarımı da yanımda getirdim.
Çağımızın gençlerine bakarak beni biraz yargılayacak olabilirsiniz ama dizi, film yada vlog yerine talk show açtım. En sevdiğim iki oyuncunun konuşmalarını gerçek benlikleri ile dinlemek oyuncunun gerçek karakterini tanımak güzel bir his.
Yaklaşık yarım saat sonra mandalamın altına tarihi yazarken zil çaldı. Kapıda kurye ve elinde koca bir buket kırmızı gül vardı. Tüm güllerin ortasında da beyaz bir gül.
Tam iki dakikadır bu güllerin bana gelmeyeceğine kendimi inandırmaya çalışıyorum. Bir adet not var elimde. "Hiçbir anında yanında olmayan, hiç bir zaman içindeki cesur kızı görmemiş annenden." Bu notu annem mi yollamış yani? İyi de annem çiçek yollamaz ki bana!
En iyisi içimde şüphe kalacağına arayım. Hiç yoktan denedim derim.
"Anne?"
"Bişey mi oldu Ada?"
"Evet anne! Meteor yağmuru felan yağıyor galiba dışarda. Kafana bişey düştü mü?"
"Şimdi anladım çiçeklerin mi geldi?"
"Gerçekten sen mi yolladın?"
"Evet ben yolladım. Doğum gününde de yanında olamadım dedim. En azından geç de olsa şansım vardır diye düşündüm."
"Hmm anladım. Peki o zaman tutmayım ben seni senin işlerin yoğundur."
"Yok, aslında pek bi işim yok bugün."
"Yok yok vardır hadi iyi çalışmalar"
Evet! Aynen bu şekilde bir konuşma gerçekleştirdik. Annem, benim annem. Bana çiçek yollamış bir nevi özür diliyor. Gerçekten mi yolladı yoksa babam mı ısrar ettiği için yolladı? Kafam çok karıştı çok!
Bakın hala anlamıyorum, annem bana çiçek yollamış. Bana be bana! Eceyi ararsan fazla kaotikleştirir, Berk bişey anlamaz en iyisi Demir. Tereddüt etmeden Demiri aradım.
"Günaydın Ada perisi!"
"Günaydın mı kaldı Demir." Çünkü görüntüsüne bakacak olursak daha yeni kalkmış olmalıydı. Gerçi saatte o kadar da geç değildi, on birdi.
"Neyse konuya giriyorum direkt. Annem, benim annem bana koca bir buket çiçek yollamış!"
"Gülizar teyze sana çiçek mi yollamış?"
"Bak sen bile şaşırdın!" Derken zil çaldı. Elimde telefonla beraber kapıya doğru ilerlerken Demiri dinliyorum aynı zamanda.
"Zil mi çaldı. Kim gelebilir ki bu saatte?"
"Bi sus Demir de bakayım kapıya." Dedim ve kapıyı açtım. Karşımda ne görsem beğenirsiniz? Kargocu! Hakikaten kargocu!
"Ada Akyurttürk?"
"Buyrun benim!"
"Şöyle bir imza alayım. Bu da sizin."
"Teşekkür ederim, iyi günler."
Elimdeki telefonla kargoyu alamayacağım için arama açık biçimde cebime attım telefonu. Paketi içeri alır almaz çıkardım tabii!
"Kızım havasızlıktan ölecektim ne yapıyorsun. Karanlık karanlık astım hastası olacaktım!"
"Öf bir dur sende. Yine kargo geldi bana?"
"Kargo, sana? Yeniden?"
"He Demir he yine kargo."
"Aç ne varmış iyi?"
"Beklersen açacağım kocaman zaten." Derken mutfaktan makas almaya gidiyordum.
Makası kalktığım gibi geldim ve kargoyu gayet nazik davranarak açtım.
"Ne varmış?"
"Of bu benim kargom. Geçen gün almıştım yeni geliyor. Bişey yok yani."
"Hayır Allah aşkına ne kadar rahat dedin. Geçen gün aldım yeni gelmiş diye. Hem ne aldın bakalım."
"Ya hani benim bir kitaplığım yoktu ya!"
"Eee?"
"Heh işte ben çalışma masamın üzerindeki yere artık kitaplarımı sığdıramadığım için kitaplık aldım."
"İyi otur kur şimdi. Kapatıyorum ben, işim var!"
" Ne işin var?"
"Geri uyuyacağım."
"İyi tamam kapat" Adama da bişey denmiyor ki! Hemen uyusun zaten.
Şimdi ben bunu odama akşam? Ağır bu iyi de! Ne yapsam ki hem ben bunu nasıl kuracağım ki?" Babamın da işi vardır gelemez hemen. Keşke montaj da alsaydım!
Aklıma bişey geliyor ama o da gelip yapmaz ki! Yapmaz ki ne ya? Paşa paşa gelip yapacak! Aradım hemen bende tabii!"
"Demir"
"Kuramadın di mi kitaplığı? Hatta eminim bak kapının önünden bile alamadın!"
"Nerden bildin?"
"Tanıyoruz seni Ada her halde!"
"İyi gelip de kursan iki dakika?"
"Kuramayacağını bildiğim için çıktım zaten evden, geliyorum beş dakikaya."
İyi bari en azından geliyormuş. Yani ben bunu kuramam. Babam geç gelir, yorgun olur. Ortaya bir Berkle, Demir kalıyor. Berkin haberi olmadığına göre Demirin görüp ve bilerek gelmesi gerek!
İyi de şimdi matkap nerde? Galiba vestiyerde. Evet tahmin ettiğim gibi vestiyerdeydi.
Kitaplık zaten kapının önünde, o zaman ben Demir gelene kadar gideyim de bir çay suyu koyayım. Yanına zaten kurabiyem var. İsterse dondurma da koyarım.
Şimdiki şöyle bir sıkıntıkar var efendim. Ben bu kitaplığı nereye koyacağım? Yani bu kitaplık için odanın içinde iki yer var biri cam kenarı biri kapı kenarı. En iyisi kapı kenarı. Cam kenarında sıcak olur felan yangın, kıvılcım, ateş tehlikeli iş.
"Ding-dong"
Yani bu kadar da hızlı gelmiş olamazsın! Olabilir misin? Olabilirdi tabii aynı mahallede. Binalar bile birbirini görerekden yavaş da gelemez ya!
"Bu kad- Pardon bir arkadaşımı bekliyordum. Kime baktınız?"
"Ada Akyurttürk, siz misiniz?"
"Evet buyrun!"
"Şuraya bir imza alayım. Sizin için!"
"Teşekkürler kolay gelsin!"
Bir kargo daha. Ne bugün günlerden? Tüm kargoları teslim etme günü mü?"
Bakalım bunda ne var? Şükürler olsun ki bu da benim kargom! Okul için düz siyah kot almıştım o gelmiş.
"Ding-dong"
Bu sefer de sen değilsen kafanı kırdım Demir! Neyse ki bu sefer Demirdi!
"Elinde ki ne yine mi kargo?"
"Evet! Okul için kot almıştım o gelmiş bu sefer de."
"Sen bunu yerden de mi almadın?"
"Gücüm yetmediği için almamış olabilir miyim?"
"İyi iyi söylenme de tut ucundan!"
"Tuttuk be!" Dedim ve öbür ucundan da tutup odama doğru geri geri ilerlemeye başladım.
"Kapının yanına kuralım diyorum?"
"Tamam kurarız. Matkap var mı yoksa gücüne kuvvet mi?"
"Kör degilsen yatağın üstünde!"
"Pardon!"
Demir kitaplığın rafların ayırırken bende kurulum kitapçığını alıyordum ki Demir durdurdu.
"Gerçekten kitapçığa mı bakacaksın? İki tane uzun un altını üstünü takıp rafları yerleştireceğiz alt tarafı."
"Öf iyi tamam bişey demedim."
"Hatta sen en iyisi otur izle."
"İyi oturuyum." Dedim ve yatağımın üzerine oturup bağdaş kurdum. Ama bir sorun var! Ben Demirin ne yaptığını göremiyorum. Böyle olma bu dedim ve ayağa kalkıp mutfağa doğru ilerledim. Her zaman olan cookilerim vardı ama ben acıkmıştım. Makarna yemek istemiyorum, yemek yapmak için fazla zaman yok! En iyisi hatta en mükemmeli bol kaşarlı sucuklu tost.
Evde ekmek de var. Çay demlenen kadar yaparım her halde değil mi? Tost makinesini ısınması için prize taktım ve tostları hazırlamaya başladım.
Yaklaşık beş dakikadır içeriden ne yaptığıma dair ses gelmedi, hayret! Gerçi tostun kokusunu burdan en üst kattaki teyze bile almıştır. Tostlarıne kaşarları kenarlarındane taşmaya başlayınca dedim artık tamam oldu.
Bir tepsiye güzelce, peçeteye saydığım tostları ve yanına koca kupada olan çayları yerleştirdim. Mutfaktan çıkarken aklıma gelen şekerin tabağını da aldım ve balkona çıktım. Çocuklar parka gelmişti yine. Belli ki maç için kadro oluşturuyorlardı.
Yavaş yavaş odama geçtim ve ne gördüm! Bu çocuk dahi felan olmalı.
Rafları yere yerleştirmiş ve resmen yerde kitaplık var!
"Dahi felan mısın? Bunu burda kurup kaldırmak herkesin aklına gelmez!"
"Dahi değilim tost kokusu almış bir tost bağımlısıyım."
"İyi hadi, o zaman gel balkona!" Dedim ve balkona doğru ilerledim. Sıkıcı geçen diğer günlerin aksine bugün en azından yanımda nefes alabilen bir varlık vardı.
Anneme sorsan izin verir mi acaba? Neye mi? Tabikii gece sabahlamaya! Arayıp bir sorayım en iyisi! Telefon tam beşinci çalışta açıldı.
"Kızım?"
"Eee şey anne? Biz bu gece bizimkilerle sabahlayabilir miyiz? Ama eğer istemezsen sormadım say haberleri yok zaten."
"Ada bir dur. Niye izin vermeyim ne zaman izin vermedim? Zaten bizde bu gece sabahlayacağımız için sorun olmaz bu gece yoğunuz dikkat edin!"
"Teşekkürler kraliçe!"
Şimdi önce Eceyi arasam, en uyuşuğu Berk geç gelir. En iyisi grup araması.
"Şirket Düşmanları Ada tarafından görüntülü çağrıya davet ediliyor"
İlk açan tabikii Demirdi! Sonra sırası ile Ece ve Berk açtı. Hepsi şaşkın şaşkın bakıyordu ama inanın en şaşkını yanımda telefonu açtığı için Demirdi.
"Kurdele'm benim nasılsın?"
"Valla siz gelirseniz daha iyi olacağım."
"Ada bişey mi oldu? Ayrıca Demirin arkasındaki duvar niye sizinkine benziyor?"
"Saf ya harbiden! Adanın yanındayım çünkü Berkcim!"
"Of durun! Annemden izin aldım hem onlar da bu gece şirkette kalacakmış işler yoğunmuş sabahlamaya ne dersiniz gençlik!"
"Ayıp ettin kurdelem tabiki varım! "
"Demir varsa ben de varım!"
"İyi o zaman biriniz cips biriniz kola alın gelirken."
"Tamamdır cipsler bende!"
"O zaman kola da bende!"
"Kitaplık da bende!"
"Ne?"
"Boşver Ece gelince görürsün hadi görüşürüz."
Aramayı kapattık ve soğumadan tostlarımızı bitirdik. Ben olmayan bulaşığı yıkarken Demir kitaplığı tamamen kurmuş. Yanına gidip kitaplığı kaldıracaktım ama maşallah koca kitaplığı tek başına da kaldırmayı becermiş.
Kitaplığın tozunu alma işini de bana bıraktı. Yıllardır aynı evlere gelip gittiğimiz için evlerde yabancılık çekmiyorduk. O da bir yabancılık olmadığı için benim sabah düzeltmek için yarım saat uğraştığım yatağa bağdaş kurarak oturdu ve sakince oyun oynamaya başladı. Gerçi o, o yatağa nasıl sığdı? Yatağın üzerine ben bir yığın kitap yığmıştım?
Neyse ne aman! Hemen hızlıca küçük bir leğene sirkeli su hazırladım ve tüm rafları silmeye başladım. Becerdim de ha.
Kitaplığın kurumasını beklerken baktım saat üç. Demirin de gitmeye niyeti yok! Ne yapsam ki akşam yemeğine? Aklıma fırında tavuk patates geldi. Hemen fırın tepsisine hazırlamayayım az geçsin bari kolay yemek seçtim.
"Demir!"
"Ne oldu?"
"Sıkıldım kalk salona gel!"
"Nasıl geleyim Ada. Nasıl çıkacağım ben burdan?"
"Nasıl girdiysen Demir efendi!"
Canım sıkıldı ne yapayım yani! Gelsin de bağlama çalalım. İsterse piyano veya keman da olur ama ben şu an çok sıkıldım.
"Ada"
"Şükür gelebildin! Seç bişey de çalalım."
"Bağlama."
"Uzun, kısa?"
"Fark etmez."
"İyi o zaman ben uzunu alayım. Ne çalalım?"
"Hmm? Hacel obası?"
"Olur. Akortunu yap bence onun. Uzun zamandır onunla çalışmadım."
Demir akort yaparken sessiz olmam gerektiğimi hatırlattı ve malesef susmak zorunda kaldım. O da akortunu halledince benimkinin üst tellerini akort ettim ve başladık.
Hacel obasından sonra iki üç parça daha çaldık ve bıraktık. Ben tam kalkarken kapı çaldı. Demir önce bana baktı kim o dercesine? Sonra Demire izin vermeden ben kalktım. Kapının önünde durdum. Yine kargocu gelmiş!
"Ada Akyurttürk?" Bezmiştim artık ama!
"Benim!"
"Sizin için paket, yanlız ağır gibi biraz dikkat edin."
"Tamam siz bırakın alırım ben!"
Allah'ım yine ne gelmiş olabilirdi? Hem bugünkü kaçıncı kargo artık!
"Kim o Ada?"
"Kargo!"
"Allah aşkına sabahtan beri kaçıncı kargo?"
"Bu Amasyadan gelmiş. Anneannem olmalı!"
"Öyle desene. Merak ettim bak ne göndermiş acaba?"
"Ne olacak kışlık salça, köy makarnası!"
"İyi bişey diyor musun?"
"Yok ne oldu ki?"
"PlayStation oynayacağım ne olacak?"
"İyi oyna odamdayım ben."
Koliyi mutfakta köşeye bıraktım ve odama geçtim. Kitaplık kurumuştu. Güzelce kitaplarımı serilerine ve yazarlarına göre yerleştirdim. Saate bir baktım saat beş. Apar topar mutfağa daldım ve yemek olarak belirlediğim tavuğu fırın tepsisine aldım. Patatesleri felan doğradım salça sosu döktüm baharat felan derken fırına attım ve kurtuldum yemekten de. Yemek pişerken ben de salatayı yapmak için kolları sıvadım. Salata zaten kolay işti ve hemen de bitti.
Demirin yanına geçtim ve kendimi adete koltuğa bıraktım. Sonra kalktım ve diğer konsolu da ben aldım. Biraz eşlik ederim değil mi? Oyun o kadar sardı ki. Fırının alarmı için kalktım. O sırada da zil çaldı zaten. Duyduğum ayak seslerine göre Demir kapıyı açmak için kalmıştı.
"Aga iki buçuk litre aldım da yeter mi?"
"Yetmezse gider yine alırsın!"
"Ben?"
"Yok ben? Geç lan içeri bide seni mi bekleyeceğim."
Berk gelmiş ve kolayı dolaba yerleştiriyordu. En uyuşuk en erken geldiğine göre Ece de birazdan gelir diyordum ki kapı çaldı. Tahmin ettiğim gibi Eceydi.
"Hoşgeldin kurdelem!"
"Kaç kız acıktım masayı kuracağım! Yemek yaptın değil mi aç bırakmazsın bizi!"
"Yaptı yaptı geç hadi."
Ece masayı kurarken ben tabakları doldurdum. Yanına bir de buz gibi ayran yaptım.
Yemekten sonra herkes içeri geçti desem? Geçmediler tabi ki Demirler balkona geçti, bizde bulaşıkları hallettik.
Balkona geçtiğimiz an ayağım tökesidi. Resmen düşecektim ama ben hiç düşer miyim düşmem tabiki, hemen toparladım. Millet bana bişey olmuş gibi bakarken eğlence modunu açtım.
"Eee oturmaya mı geldik. Gece başlamasın mı artık millet! Hadi içeriii!"
"Ding-dong."
Yine mi kapı? İyi de annemler gelmeyecekti? Hem onların anahtarı var iyi de kim olabilir ki? Benden önce Berk kapıya gidiyordu. Elimle omzuna dokundum ve onu durdum. Kapıyı evin sahibi olarak açmam gerekti.
"Ada Akyurttürk?"
"Benim buyrun!"
"Kargonuz geldi."
"Teşekkür ederim kolay gelsin."
Bugün ki kaçıncı kargoydu artık? Saymak bile istemiyorum. Gerçi bu kimden gelmişti.
Herkes içerdeyken odama geçtim ve koliyi açtım. Büyük bir kargoydu. Kolinin içi sevdiğim bir çok şey ile doluydu. Üzerinde de tek bir not vardı. Notta yazanlar şunlardı;
Son zamanlar yaptıklarıma bakma ne olursun,
Benim aklım başımda değil,
Sana söylediklerimi kafana takma ne olursun,
Onlar ipe sapa gelir şeyler değil.
Ellerimde çiçekler şarkısının bir kısmı yazıyordu. Devamı da vardı daha ve devamı şöyleydi;
Biliyorum belki son zamanlarda çok üzüldün, seni sadece de ben üzdüm. Belki telefi edemem ama en azından kabul etmese de özür niyetine say. Sevgilerle Ada Perisine, ANNEN.
Ben notu tamamen okuyup idrak etmeye çalışırken kapının eşiğinde belirdiler. Ne olduğunu biliyor gibilerdi? Belki de ömrüm boyunca en çok bu gün mutlu olmuştum. Belki de bugün tarihe yazılmalıydı.
"Biliyorsunuz değil mi?" Diye sordum. Önce Berk konuştu.
"Hepimize sırayla seni sordu. Ne sevdiğini?" Sonra Ece konuştu.
"Neyi en çok istediğini?" En son Demir konuştu.
"Ne zaman gelse hoşuna gider diye?
Hepsi aslında annemin bana olan davranışlarını değiştirmiş yavaş yavaş. Hepsi içimdeki o boşluğu kapatmak için uğraşmış. Bu, bu teşekkür edebileceğim bir şey değildi artık. Bu teşekkürle karşılık verilmezdi. Oturduğum yataktan kalktım ve hepsine kocaman ama kocaman sarıldım asıl eğlence şimdi başlıyordu.
Evvett, bölümünüz geldi. Bundan sonra okul olduğu için 2 haftada bir bölüm gelecek bunu da söyleyeyim. Artık bu bölümde kitap hakkında düşüncelerinizi alacağım. Neler olsun istiyorsanız mesela yazın yorumlara. Yada bu bölüm en sevdiğiniz sahneleri???
