9. bölüm · Gökyüzü Günlükleri
8. Bölüm
🎶🎧 Aşk Alfabesi
Yeşim
Güneşle arkadaş her kalp
Geceyle sırdaş her arkadaş
Bazen ufak bir yıldız da eşlik eder
Sen arkadaşsız kalma yeter.
Herşeyin çok güzel olduğunu söyleyemem. Buradaki insanlar makyajla kafayı bozmuş. Ne zaman dışarı çıksak bizimle yaşıt ama daha büyük duran kızlarla karşılaştık. Hepsi tabi full makyaj.
Sinop'ta herkes doğal güzelliğe önem veriri genellikle makyaj yerine cilt bakımı tercih edilir.
Sinop burdan daha sıcak olmasına rağmen hemen hemen herkes yaz günü tişört ve siz kapağında şort giyer. Burada ise crop ve bir karış ne olduğu belli olmayan şortlar giyiyor yaşıtlarımız.
Dondurmamızı bitirince içeri şehre doğru ilerlemeye başladık. İçeri şehirde de küçük küçük hediyelik eşya dükkanları vardı. Amasya'ya ait birkaç magnet aldık. Birde buranın çok meşhur bir elma dükkanı vardı. Elmaya dair herşey bulunurdu. Çay, gazoz, sirke. Biz birer elmalı gazoz aldık ve gidiş yolunu da onları içerek gittik.
"Ada varya süper bir gün oldu. Sen olmasan herhalde dükkanda masa siliyordum."
"Yani tabi o daha az yorucu olurmuştur ama sen bilirsin yine de."
"Gazoz süpermiş. Keşke uçağa alsalar da götürebilsek Sinop'a."
"Keşke be yaa."
Irmak kenarında bizim stanta da uğradık. Az anneannemle lafladık. Sonra da eve gitmek için başka hiçbir yere bakmadan yola düştük.
Evin kapısını açınca tüm poşetleri yere attım ve üzerimi değiştirmeye gittim. Pijamamı giydim ve artık son nokta.
"Ada bugün yemekleri ben yapıyım mı?"
"Yap kurdelem bende tatlı yapıyım yemeğin yanına."
"Süper olur valla"
Ne yapacağımızı biraz tartıştıktan sonra mercimek çorbası ve Kayseri yağlamasında karar kıldık. Tatlıdan da vazgeçtik. Sinop'ta sıkça yaptığımız için biliyorduk nasıl yapıldığını. Anneannem zaten saat yedi sekizden önce gelmezdi. Saatte zaten dörttü. Yapacaktık bir şekilde artık. Ece mercimek çorbasını yaparken ben Kayseri yağlamasının temelini attım.
Hamur malzemelerini yoğurma kabına alıp ele yapışmayan yumuşak bir kıvam elde edene kadar yoğuruyorum. Üzerini kapatıp 40 dakika mayalanmaya bırakıyorum. Mayalanan hamuru 22-24 bezeye ayırıp merdane ile açıyorum ve orta ateşteki tavada önlü arkalı pişiriyorum.
Kıymalı harç için soğan, biber, kıyma, tereyağı, salça, domates ve baharatları kavurup üzerine az miktarda sıcak su ekleyerek pişiriyorum.
"Ada anneannen aradı geliyormuş bişey ihtiyaç var mı?"
"Bilmiyorum daha yemek yapcaz gelince bakar o."
Yemek telaşıyla erken gelsin diye azıcık yalan söylemiş olabilirim. Madem o yolda bende kıymalı harcı pişirdiğimiz hamurun üzerine döktüm en son da tam ortaya da sarımsaklı yoğurt mis gibi görünüyordu. O sırada anneannemin anahtarı deliğe soktuğuna dair sesler geldi . Herşey yetişmişti.
"Kızlar hadi koşun gidin biriniz marketten... Eeee hani yemek yoktu apar topar geldim bende?"
"Özge anneanne sanki yemek var diyince hemen gelecektin. Sıcak yeniyor bu yemek işte soğutmadan ye istedik."
"Hadi anneanne gel bak çorba da var. Elini yıka gel bizde çorbaları koyalım."
Akşam yemeğini biz yaptığımız için azıcık azar yedik. Olmasa yine yerdik biz o azarı ama neyse. Bu yüzden anneannem bulaşığı yıkatmadı kendi yıkarken de ocağa çay koydu ve bizi dondurma almaya yolladı.
"Sen çikolatalı sevmiyorsun. Bende çilekli sevmiyorum."
" O zaman sade maraş usulü alalım."
"Çayla da çok güzel gider."
"Büyük boy alalım. Sana yetmez."
"Yaaa Ada yaa"
Dondurmamızı alıp parkın yanından çocukları izleyerek eve döndük. Anneannem çayı demlenmiş. Yeni dizinin başlamasını bekliyormuş. Neyseki dizi başlayana kadar yetiştik. Dizi başlayınca çayları ve dondurmaları kaptım geldim. Gece güzel geçecekti.
Anneannemle beraber Daha 17 izliyorduk. Film hakkında bir kaç çekim hatası vardı. Madem dizinin adı daha 17. Aras eğer ki daha 17 yaşındaysa ve kardeşini arıyorsa nasıl Teomanla aynı sınıfta ve Arasın ehliyeti yokken Teomanın ehliyeti vardı.
Her ne kadar klişe olsa da acayip sevdim. Galiba kendimi de en çok Denize benzettim.
"Ada biraz daha dondurma."
"Allah'tan reklam arası yoksa seni evire çevire kovalardım Amasya'da."
"Tamam tamam siz durun kızlar ben dondurmaları koyarım sizde gidin az yüzünüzü yıkayın. Hemen uykunuz geldi."
Evet gerçekten uykumun geldiğini hissediyordum. Elimi yüzümü yıkadım biraz da telefonda geziniyordum. Benim telefonum hayatınızda görebileceğiniz en soft telefon inanın. Şarkılar mesela Sezen aksu yada yeşim bazen Gönül Turgutyani o derece soft.
"Ada telefonunu versene bir"
"Niye soruyon alsana."
"Telefon sende ya hani elinde"
"He tamam tamam kusura bakma unuttum bi an."
Ece'nin pinteresti yoktu benden bakıyordu. Zaten ben varken gerek de yoktu. Dizi başlayınca anneannem de geldi tekrardan dondurmalarla. Dizinin yarısınıda öyle izledik.
Saat on iki olmasına rağmen durmadık anneanneme bile cilt bakımı yaptık böyle maskeli felan.
En sonda üç saatte çıkardığımız bulaşıkları yıkadık. Dedem gelince de hepimiz odalara dağıldık.
Dağıldık ama Eceyle biz telefon da reels kaldırdık. Bizce gece kaydırmak normal bir aktiviteydi. Biraz da Duolingo da dil çalıştık. Genellikle herkes uyurken gece puan topladık. Çünkü sabaha kadar kimse aktif olmaz bizde rahat rahat puan alırdık.
Ben Fransızca Ece de İngilizce puan topladık. İngilizcem iyiydi aslında ama Duolingoyu sürekli bıraktığım için pek bir ilerleme yoktu orada.
Saat ne ara dört oldu hatırlamıyorum. Zaten Ece benden çok önce uyumuştu. Kulaklığım olduğu için rahat rahat telefona bakmıştım. Sonrada biraz bizimkilerin sabah Fransa'da olan yeni şubeleri hakkında olan konuşmalarını izledim.
Beylerine yetmedi Türkiye anlamadım açıkçası ama yatırımcı gerçekten çok büyük. Fransa'nın önde gelen tasarımcıları ce birçok moda firmasıyla beraber açılış konuşması yaptılar.
Hatta yatırımcılardan biri şunları söyledi; "Türkiye'nin en iyi şirketlerinden birinde bugün burada çalışmak benim için bir onur; dürüst olmak gerekirse, böyle bir şeyi hayal bile edemezdim. Bana bu duyguyu yaşattığı için AKDE Holding'e derin şükranlarımı sunmak istiyorum. Başarı ve moda her zaman sizinle olsun." dedi.
Tabii bunları fransızca söyledi ben çevirdim bildiğim kadarıyla. Saat beş ya beş ve ben hala uyumadım. Güneş doğuyor ve ben uyumadım.
Hemen uyku formülünü uyguladım ve beş on dakika içinde dalmışım. Saat on gibi de Ece'nin yatağa kendimi atmasıyla uyandım.
"Kız dün ne olmuş?"
"Ne olmuş."
"Bizimkiler baya ünlü yatırımcılar bulmuş. Baya ünlü tasarımcılar felan."
"Heee sen uyuduktan sonra biraz daha telefonda gezindim. Sonrada saat beş gibi söylediklerini dinledim işte."
"Ohaa ben ayık olarak zor çevirip algılayamadım hemen sen bide gece gece uykulu uykulu çevirip anladın?"
"Yok be gece değildi. Güneş yeni doğuyordu ama uyumamıştım o saate kadar ama yine de anladım öyle pek zorlanmadım. Sadece biraz şaşırdım."
"Sabah arayacaktım da unuttum kahvaltının ardından beraber görüntülü ararız artık."
"Ararız dert etme. Ama bizim Yunanistan'da ki yatırımcılar yoktu toplantıda o dikkatimi çekti. Davet mi etmedik acaba?"
"Bilmem etmişizdir her halde?"
"Sızıp bakalım mı?"
"Numaraları bile yok!"
"Bizimkilere dışarıdan sızarız o zaman."
Bizimkilerin telefonlarına sızdık ve artık herşey elimizdeydi. Onlar normal bir şekilde telefonda gezinebilecek. Ancak bizim gezdiğimiz yerleri bilmeyecekler bile.
Ben annemin Ece de babasının mesajlarını okuyordu. Biraz fazla mesaj vardı.
"Ohaa yuh, Ada biz batmış olabilir miyiz?"
"Niye ki ne gördün."
"Bizimkiler Yunanistanı çağırmış ama Fransa ya değil buraya Antalya'ya."
"Antalya'da şube yokki. Çıkış Sinop, İstanbul, İzmir, Yunanistan aha bi de Fransa."
"Tamam işte sıradaki yer Antalya tarih bile belli."
"Ne zaman?"
"8 Temmuz"
"Yarın mı bu ne hız?"
"Kesinlikle aramalıyız ama Antalya işini belli etme!"
Teker teker bizimkileri aradık sorduk. Maşallah Antalya yı birde onlardan duyduk. Bunların tek derdi zenginlik mübarek. Hiç normal hayatları olmasın zaten.
Neyse neydi bizlik bir durum değildi zaten. Odadan çıktık. Olanları bir de anneanneme anlattık. Sonra bir posta madem konuştunuz bana niye getirmediniz diye azar yiyip gün boyunca standın bize ait olduğu cezasını aldık. Günü büyük ikramiyelerle açtık bakalım devamı ne olacak?
Kahvaltıdan sonra üzerimizi değiştirip önce bi hoparlör bulmamız şarttı. Hemde büyük olanlardan. Müzik olmadan üç gün zor geçti. Madem festival, müzik kesinlikle olmalı.
"İstediğin gibi bir hoparlör bulabilecek misin?"
"Yani şu AVM deki mağazada bulmayı planlıyorum."
"Hem alıp ne yapacaksın hoparlörü bizle beraber gelemez Sinop'a."
"Dükkanda kalır."
"Dükkanın kendi hoparlörü var ve gayet yeterli."
"Baştan desene gidip dükkanın hoparlörlerinden birini alalım."
"Aklıma gelmedi sen hoparlör alalım diyince."
Dükkana gidip dükkanda çalışan kızla tanışıp hoparlörün birini aldık. Stanta varınca ise booom. Müzik şöleni başlasın. Festival varsa kesinlikle benim doksanlar iki binler şarkıları olmalıydı. Yani insanı kendine çeken kendi olduğunu hatırlatan şarkılar. Kaliteler, efsaneler, en iyi dönemler...
İlk sayfada dört mutlu göz
Karşılaşan bakışlar
Sonra gelir bir tatlı söz
Alfabemiz böyle başlar
🪷
