3. bölüm · Gökyüzü Günlükleri
3. Bölüm
🎶🎧Sev Kardeşim
Şenay
Her gökyüzü mavi gözükür,
Her mavi gökyüzünü andırır;
Gökyüzü gibi saf ve masum,
Her an kalbimize kazınır.
Bizim çocukluğumuz çok yanlış yerde geçmiş. Keşke çocukluğumuz burda geçşeymiş. Berkin anneannesine sarıldıktan sonra beni de aralarına almaları bambaşka bir şey. Gerçekten mutluydular burada. Hepsi seviyordu burayı. Sevilmeyecek yanı da yoktu.
Ada da burayı gayet sevmiş belli ki. Bazı günler sahilde oturken görürdüm Adayı. Öylece sahile bakardı isyan ederdi gün boyu evde boş boş oturmaktan. Ama burda daha iyi gözüküyordu. İçine atar sürekli. Bazen patlardı. Sakindi genellikle bize ama ailesine karşı olan tavrı bi başka tabii
"Demir, gel sen de yardım et de öğle masasını kuralım."
"Oğlum ayıp ama bak o bizim misafirimiz."
"Ya annene şakanın sırası değil ama"
"Bekle brocum hemen geliyorum."
Masayı kurduktan sonra güzel bir öğle yemeği yedik. Buraya gelmeden önce şirket hakkında çıkan magazin olaylarını bloklamıştık kızlarla gerçi ben yapmıştım ama neyse.
Güzel bir evdi. Berkin tarzıyla tam zıttı. Duvarlar beyaz ve yer yer elle boyanmış yaprak ağaç kuş gibi deteyları vardı. Mobilyalar ise tam zıt çeşit çeşit renkliydi.
"Demir oğlum gel en sevdiğin yemekten yaptım sana."
"Ne yani nasıl en sevdiğim yemeği hatırlıyor musunuz?"
"Tabii oğlum en çok keşkek severdin eskiden he ama görüşmeyeli zevkin değiştiyse hemen yaparım sevdiğin yemekten."
"Yoo yok ben hala keşkek seviyorum. Sadece evde de çok sık yemediğim için biraz şaşırdım açıkçası."
En sevdiğim yemek hatırlanıyor. En sevdiğim yemek başka olsa da yapardı. Bir yanım burası tam bizlik diyor bı yanımda burada uzun süre kalmanın bize hiç de yaramayacağını.
.......................
"Adaa hadi ama nerdesin gidiyoruz artık."
"Kızım bizde kalsaydın ya bu gece sarılır yatardım sana"
"Anneannecim sen üzülme biz buraya da kalmaya gelicez."
"İyi hadi öyle olsun."
Ece kapisa beni bekliyordu bende hala kurabiye yiyordum. Bizim ev olsa bu kargaşada bide kurabiye mi yiyorsun hala diye azar çekilirdim.
Çantamı da alıp kapıdan çıktım ve arabaya bindim. Bize gidiyorduk artık Ece'nin dedesi bizi götürmek istemişti. Şu bir günde fark ettiğim tek şey bizim yıllarca bu kültürden mahrum kalmış olmamızdı. Yıllarca kültürsüz yaşamışız meğersem.
Giderken yine arabanın teyibinde yöresel şarkılar felan çalıyordu. Yok pek uzun değildi ama kısa da sayılmazdı.
Artık evin önüne geldiğimizde dedenin elini öpüp bugünlük vedalaştık. Anneannem uyumuş muydu acaba. Çok mu geç kalmıştık.
Biz tedirgin bir şekilde asansörden inerken çantamı kurcaladım belki bir şey vardır diye bulamayınca da kredi kartını aldım elime bi şekilde girerdik eve.
Biz kapıyı kartla açarken içeriden anneannemin sesi duyuldu. Biz olduğumuzu belirti ve hiç gelmedi bile.
Eve bir girdik ki amann Allah'ım anneannen salonun ortasına oturmuş bileklik ve kolye yapıyor.
"Anneanne"
"Efendim Ada"
"Hayırdır gece gece Sultanım?"
"Siz gidince toplu sipariş geldi. Çarşamba teslim hemde yarın kargoya versem anca yetişir. Ama elimde olmayan ürünler var onları hazırlıyorum."
"E deseydin ya Sultanım daha erken gelirdik."
"Kızım sizi niye eylencenizden ediyim ben yapardım sabaha kadar."
"Eee ben hep merak etmiştim nasıl yapılıyor diye izleyip bende yapabilir miyim?"
"Bak anneanne burda her işe gönüllü bir Ece hanım var sana yardım eder."
"İyi bakalım gelin de izleyin size küpeleri veriyim yada birinize biriniz de kolye yada bileklik yapın."
Bizde oturduk yere ben küpeleri Ece de bileklikleri aldı başladık yapmaya görselleri de inceleyince biraz da yetenek olunca başladık yapmaya.
Ben özel silikonu kalıplara doldurup oje kurutucu makinada kurutup sonra da küpe uçlarına taktım. Ama toplu sipariş nasıl bir toplu sipariş hepsinden yüzer tane yüz taneyi kim ne yapar.
Sırayla sabaha kadar dök kurur çıkar tak bileklerim ağrıdı sabaha doğru beş gibi hepsini bittik ve şükürler olsun uyuma fırsatımız vardı anneannem yine arada derede daldı uyudu onunkileri de biz yaptık ama biz uyuyamadık en son yatağa kendimi attığımda Ece tarafından saat ondan önce uyandırılmama tehditi aldım ve çok şükür pamuk gibi uyudum.
Güneş gözüme vururken uyandım ve herhalde saat sekiz diyerek geri uyuyacaktım ki zil çaldı. Bir çaldı iki çaldı üçüncü de kalktım gittim kim bu sabah sabah diye.
Anneannemin bir tanışı olduğunu belirtti düğün daviyetiyesi getirmişti. Kapıyı kapatınca biraz sinirlendim saati bilmeden ama saatinde maşallahı vardı bu saatte panda bile uyanık olurdu. Saat üçtü on beş olan üçtü.
"Kalk hadi geç oldu"
"Ada ben sana yatmadan ne dedim?"
"Lan saat üç üç onbeş olan üç."
"Neee nasıl iyide abi bizi kim niye kaldırmadı daha stand kuracaktık. Uffff bak şaka değil dimi?"
"Ne şakası be kalk kendin bak saate. Ben mutfağa gidiyorum anneannem sever antin kuntin şeyleri mısır gevreği felan bakıyım sende kalk yüzünü yıka üstünü git bulaşıkları sana kitliycem hazırlanmak için."
Ben apar topar mutfağa koştum ki masa hazır öylece kaç saat bizi beklemiş. Neyse diyerek bende gittim öbür lavaboda yüzümü yıkadım. Gittin güzel bir diz kapağının bir parmak üstünde şort onun üzerine de beyaz oversize bizim markanın bı tişörtünü giydim. Kafamada pembe bandanamı taktım artık sadece kahvaltı yapıp çıkmak kalmıştı.
Kurdelem pembe bir takım şort takım üzerine yeşil bı bandana takmıştı. Kahvaltı masası kurulu olduğu için hemen birşeyler yedik ve masayı da bir çırpıda topladık.
"Anahtarı al Ece"
"Aldım."
"Beyaz sporlarımı da getirir misin?"
"Kaptım bile "
Evi de kitleyip artık yola çıktık. Festival haftası olduğu için ırmak kenarında küçük işletmeler stant açmıştı. Anneannemin standı da bunlardan biriydi işte.
Günler burada daha uzundu akşam
Öğlene kadar yatmamıza rağmen hala saat erkendi.
Kulaklıklarımızı takıp yolu şarkılarla geçirdik hemde yürüyerek.
"Dünya'ya geldik bir kere
Kavgayı bırak hergün bu şarkımı söyle
Sevdikçe güler her çehre
Amaçlar hep bir olsun
Kalpler birlikte"
🪷
