13. bölüm · Gökyüzü Günlükleri
13. Bölüm
🎶🎧 Yıldızlara Bak
Yaşlı Amca
Ay'ın olmadığı gün yoktur,
Ay'ı hissetmediğin gün vardır.
Asıl mevzu ise,
Aydan da ayrıdır.
Dedemi uğurladıktan sonra ev çok sıkıcı geldi. Önce odama döndüm, penceremi açtım. Yine çok sıkıcıydı. Temizliğe giriştim bende tabiki.
Kendi odamda silmediğim tek bir şey bile kalmadı. Tüm kıyafetleri tekrar katladım. Tüm fotoğrafları ipten alıp tekrar astım. Kafamı gerçekten fazlasıyla dağıtmam gerekti.
Varlığını bile unuttuğum bir kolye buldum yatağımın altında. Hafızamı zorlamadan bulabilmiştim. Anneannemin, işletmesini ilk açtığı zaman sadece benim için yaptığı içinde mutluluk ve başarı taşı olan kapsül bir kolyeydi.
İşletmesini ilk açtığı zaman gidememiştim, küçüktüm. Sonra bir gün kapı çaldı. Bakıcı mı dersiniz hizmetli mi artık bilmem. Songül teyze beni geride bırakarak açmıştı kapıyı. Kocaman bir koli getirdi salonun ortasına. İçinden neler çıkmadı ki. İşletmesinde satacağı herşeyden vardı, bir de benim için özel hazırladığı kolye.
Devamı kıyafetler, bir sürü lego ve bir sürü kitap. Kolinin en dibinde de bir mektup. Okumayı öğreneli bir iki yıl olmuş olmalı fazla değil. Mektubu açtığımda anneannemin o güzel yazısı ile her zaman ettiği hitap.
Ada'm Ada kuşum benim.
Bugün işletmemi açtım güzelim benim. Geçen gün aradığım da çok ağladın, neden gelemiyorum diye. Olsun he güzelim ben senin şu an yüzünde oluşan olan gülümseme ile bile seni yanımda sayarım.
Hani demiştin ya hiç bir şey yapmıyorum tüm gün öylesine televizyona bakıyorum diye. Benim için bir şeyler yap olur mu. Benim için Songül ablandan kıyafet katlamayı öğren. Benim için sıkıldım demek yerine sürekli olarak lego al yap. Benim için canın sıkıldığında ve üzüldüğünde kitap oku!
Dediklerimi yapmaya başlayınca sende kendinde olan değişimi fark edeceksin. Şimdi eline ulaşan bu kargoyu umursama ve normal bir günmüş ve sen zaten bunları yapıyormuşsun gibi ara beni! Ne kadar meşgul olursam olayım açacağım o telefonu. Anneanne sözü!
Nerden gelmişti bu ezber mektup aklıma? Saçmalama Ada. Sen değil miydin her önemli gün bu mektubu okuyan? Bazen insanın hayatını tek bir mektup değiştirir derlerdi, inanmazdım. Artık inanabiliyorum gerçekten.
Tam duygusallığım içinden geçeceğim izin verirler mi hiç sanki. Şirket Düşmanları adlı gruptan beş okunmamış mesaj. Lan daha bildirim yeni geldi hangi ara beş?
Demir: Ohooo içim bayıldı.
Demir: Lan biriniz çevrimiçi olsanıza
Demir: Yarın için süper aktivitem var katılım zorunlu
Demir: Haberiniz olsun
Demir: Kime konuşuyorum ben alooooo.
Ada: Demir Allah aşkına sen ve senin için mükemmel olan aktivitenle kim uğraşır?
Berk: Allah bilir aktivite diye ne buldu.
Demir: Bişey değil ya stadyuma gidelim. Futbol koşu felan
Berk: Kramponlarım eski bu sene almadım
Demir: Koşarız o zaman
Ada: O sıcakta koşarsam adımı değiştiririm. Daha delirmedim!
Demir: Yarın görüşürüz şekerler. dört gibi çıkın gelirsiniz.
Yine başımıza kaktı ya adam. Ne zaman ikna edemeyecek olsa, görüşürüz şekerler der gider.
Ben galiba odayı toplamak adına kullanmadığım hatırası olmayan her şeyi poşetledim. Evden çıkmadan dolaba baktım, doluydu. İçimden hiç yemek yapmak gelmedi. Kendime bir tava tereyağlı yumurta kırar yerim, gerisi ilgilendirmez.
Kafamı dağıtmak adına telefonumu, kulaklığımı, anahtarımı aldım ve evden çıktım. Çıkarken tüm çöpleri de yanına alıp parkın kenarında olan çöp konteynerına attım.
Galiba sahile ineceğim, emin değilim. Gideceğim öyle pek bir yer de yok ki zaten!
Evet, evet... Eminim artık sahile ineceğim her zaman ki yere. Sahile doğru ilerlerken yeni açılmış olduğu belli olan üç harfli markete girdim. Daimi olarak aldığım brownim ve mango ananas meyve suyum da bana bu yolculukta eşlik etmek istediler:)
Sahile kadar boş boş yürüdüm. Sahilde takacağım kulaklığımı. İnternetim boş yere kullanırım ama şu an istemiyorum.
An itibari ile sahilden de bildiriyorum. Kulaklığımdan gelen ezgi hangi parçanın çaldığını bariz belli ediyordu.
Ne yalnızlık ne hüzün ne o eski şarkılar
Hiç biri dokunmuyor senin yokluğun kadar
Gece yağmur ve soğuk şehrin caddelerinde
Gözlerimde hayalin hasretin yüreğimde
Tabii ki de Ayna dan bir parça tabii ki de en sevdiğim Ceylan. Yaklaşık üç dakika kadar sonra yine sevdiğim şarkılardan biri çalıyordu ama bu sefer başka bir katagoride. Bu sefer Dibi Dibi Da. Benim çalma listem birazcık karışık ama hepsini bulabildiğim için kendi adıma bir şey yok!
Sahil kenarı iş çıkışı denize girebilmek için gelen insanlarla dolarken ben sadece müzik dinleyerek denizi ve güneşin ufukta bıraktığı o muazzam rengi seyrediyorum. Boş boş bir yere bakmayı sevmesem de ara sıra kesinlikle ihtiyacım oluyor bu boş boş yere bakmalara.
Yaklaşık yarım saattir boş boş denize ufuktaki o eşsiz renge bakıyorum. Her güzel anı bozan bir şey vardır ya. İşte o güzel anımı bozma amaçlı kulaklığımı kulaklığımdan alan vurdumduymaz kim acaba?
"Ooo Ada perisi, hayırdır boş boş."
"Boş değilim ya Berk bak mango ananasım var." Brownim çoktan bitmişti.
"Hangi rüzgar attı sizi buralara Ada Hanım."
"Seni hangi rüzgar attıysa o rüzgar!"
"İyi o zaman köşeden gördüm seni. Aslında amacım köşedeki makarnacıdan makarna alıp eve gitmekti. Ama seni seni görünce evde boş boş yemektense seninle yemeyi tercih ettim."
"Bişey diyeceğim ama galiba açım!"
"O zaman boool salçalı makarnanı al bakanlım!"
Bol salçalı, anneme sorsan makarna işte neyini seveyim. Bol salçalı Makarna karizması diye bişey olduğundan haberleri yok çünkü.
Bol salçalı bir makarnaya kim hayır demez ki zaten. Ben ayıla bayıla kabul ederim o ayrı konu zaten.
Ne o öyle yok pesto soslu yok chedarlı, mantarlı. Eskiden olsa salçalı makarna için can atarlardı, şimdi salçalı makarna ne diyorlar. Öyle insanlara ayrı bir sinir oluyorum. Abidik gubidik şeyler. Ama salçalı makarnadan da salça sosu akacak abi yoksa kim der ona salçalı. Tabak bitince dibinde sos kalmalı.
Of aman nerden geldik bu makarna konusuna. Valla konu makarna olunca susmak bilmem ben.
"Teşekkür ederim acıkmıştım."
"Ne demek zaten burda yemesem evde yiyecektim dedim ya."
"Demir yarın koşturursa benim beynim erir. Koşturmaz dimi?"
"Yok be hatta iddiasına varım. İlk tur hepberaber koşalım der, sonra ikinci turda ilk o tıkanır."
"Hahahahaaaaa"
İyi bir yemek ve iyi bir sohbetin ardından eve dönmek zorundayız. Parktaki çocuk sesleri, onlar için günün daha bitmediğini belirtirken öte yandan evdeki sessizlik bugün için beni bezdirmek yerine mutlu ediyor.
Okulların açılmasına bir ay kaldığı için artık üç harfli marketin birinin sosyal medyanını stolkluyorum. Neden, çünkü kırtasiyeden alışveriş yapmayı sevmiyorum. Bir malum kitapçı var oranın malzemeleri kaliteli ama haddinden fazla pahalı. Bide o üç harfli market işte. Hem ucuz hemde fiyatına göre acayip kaliteli ürünler var.
Genel alışverişim marketten yani benim.
Evde yapacak bir şey de olmadığı için parktaki çocukları izliyorum. O sırada da güzel bir lego markası buldum. Kalitesi şu gereksiz abartılan malum markanınki ile yarışır.
Bir kaç tane çiçek lego sipariş verdim. Karnım dok, şarjım tam televizyonda da sevdiğim dizi. Mükemmel bir akşam geçireceğim derken anahtar sesi istemesemde kulağıma geldi.
"Dönmüşsün Ada."
"Hıhı."
"Masayı kur sen biz de hemen geliyoruz."
"Yemek yok yapmadım!"
"Neden?"
"Dışarda yedim."
"Pekala."
Artık yemek yapmaya mecburlar. Her zaman ben yapacağım diye kural da yok zaten.
Kendim için ufak ufak ödüllendirmeler yapmaya başlamaya karar verdim. Mesela güzellik denen şeyin makyaj, zayıflık veya sosyal medyada çokça takipçi olmadığını öğrendim. Eskiden en heves ettiğim şeylerdendi.
Zamanla öğrendim ki gerçek güzellik ne yüzle ne de zayıflıklarla. Asıl güzellik kendini olduğun gibi sevmekmiş. Bir diğer güzellik de sağlık mesela.
O yüzden film aralarında veya öğünlerden sonra mekik, şınav, plank gibi ödüller veriyorum kendime. Şimdi ihtiyacım olmasa bile gelecekte ihtiyacım olacak bu küçük şeylere. Her iki dakika planktan sonra 3 mekik. Böylece hiç yoktan kendim için bişey yapmış oluyorum.
"Ada!"
"Efendim baba?"
"Gerçekten çok istedin mi? Yani gelmemizi."
"İstemedim, ama hepsi için biri gelmişti, Ece'nin sadece babası gelmişti. Ama sonuçta biri gelmişti onlar için bana biriniz bile gelmedi biz."
"Özür dilerim kızım. Annen, salmadı. Yoksa ben gelecektim. Hatta sabahtan solmasın diye yapay cicek almıştım."
"Olsun belki bir dahakine önemli değil."
"Pekala biz yatıyoruz. Kapıyı kitledim merak etme. Sende uykun gelince yatarsın."
"Tamam iyi geceler."
Hayret! Ama harbiden hayret. Az önce babam gelip bana çiçek aldığını mı söyledi, yoksa ben mi yanlış duydum. Galiba ben yanlış duydum. Ama yooo kapıyı da kitledim dedi. Allah Allah, yakında yarın öğrenirim ne olsa.
Bir yerden telefonum çalıyor. Gece gece kim arar ki?"
"Alo?"
"Günaydınnnn daha mı uyuyorsun hadi kahvaltıya gel!"
"Ya Ece saçmalama gece gece rüyadan felan mı kalktın ne günaydını ne kahvaltısı."
"Kızım saat on! Hadi bekliyorum beş dakikaya, yumurtalar soğumadan. Yada yok yumurta pişmeden geliyorsun."
Günaydın canım geç kalmış uyanma saatim. Hakkını yememek lazım ama böyle uyanmaya can kurban. Koltukta uyumuş olmanın bir rahatlığı var. Başka bir yerde uyuyunca insan uykusunu böyle mi güzel alır.
Hemen iki parfüm fıslattım ve kapıyı kitlediğim gibi çıktım. Süper uyuyan süper acıkır demiş atalarımız. Hangi ata olduğunu sormayın ben uydurmuş olabilirim.
Ev zaten yakın olduğu için beş dakika sonra Ecelerin kapı şifresini giriyorum.
"Ooo hoşgeldin uykucu!"
"Hoşbuldum erkenci kuş."
"Geç hadi yumurtaları yeni kırdım."
"Şöyle dostum olsun her sabah altıya alarmım olsun."
"Hahahahaaaaa."
Kahvaltı o kadar güzeldi ki! Anlatamam o kadar yani. Kahvaltıdan sonra durmadım. Niye kalmadın da demedi zaten. "Git duş al kendine gel, ilkindiye görüşürüz" dedi.
Eceye o kadar minnettarım ki. Hiç bir zaman beni tek bırakmadı. İstemediğim veya bir ortamda rahatsız olacağım konuları hemen kapattı.
An itibari ile bi sefer evden bildiriyorum. Temiz ev işte yapacak bişey olmadığı için mecburen duşa girdim. Saçlarımı havluya sardım ve mutfağa geçip buzluktan sufle çıkarıp mikrodalgaya koydum. Evet buzlukta sufle stoğum var. Çok güzel sufle yapan bir yer vardı. Ama işler rast gitmeyince kapatmak zorunda kaldılar. Bende kapatacaklarını öğrenince son kez gittiğimde tarifini aldım.
Püf noktası buzluğa atmakmış. Mikrodalganın sesi çalan telefonumla birleşince ilk hangisine bakacağımı bilmesem de telefonu açtım ve olduğu gibi masaya bırakıp mikrodalgaya koştum.
"Ada gelirken tatlı alır mısın?"
"Niyeymiş o Demir sen tatlının nerde satıldığını bilmiyor musun?"
"Yok ben dışarıdayım. İşim var."
"Offff tamam bir buçuk kola yanına da cooki okey?"
"Hemde çok okey."
Buzlukta hemen cooki hamurunu aldım ve alel acele suflemi yerken tepsiye dizdiğim yağlı kağıdın üzerine küçük yuvarlak hamur parçaları yaptım. Yediğim suflenin bulaştığını makineye attım. Fırını önceden ısıtmayı unutmamıştım ki fırın ısındığını an bende zaten yuvarlamayı bırakmıştım.
Onları fırına gönderip 10 dakikaya alarm kurdum. O sırada da spor çantamı kontrol etmek için odama geçtim. İçinde her şeyi tam bıraktığım için sadece spor çantamı yanıma almak yeterli olacaktı.
Saate bakmak gibi bir mükemmellik yaptım. Yarım saat vardı. Cookileri bekledim ve cookiler pişince hava kapaklı saklama kutusunun içine dizip hava kapağını açtım. Köşede bulunan marketten de karton barkdak ve bir buçukluk kola aldım.
Stadyumda Demir, Berk ve Eceye ısınma hareketi yaptırıyordu. Hayır, spor salonu neyine yetmedi acaba?
"Ohooo sen gelene kadar ağaç oldular."
"Sen değil miydin tatlı isteyen?"
"Oğlum sen bir de Spor sonrası erittiğin kalorileri geri almak için tatlı mı istedin?"
"Ne var oğlum şekeriniz düşer felan mazallah."
"Of tamam he he şekerimiz düşmesin. Ne diye topladın bizi?"
"Şimdi şöyle ki? Şehir turnuvası var. Grup olarak dörderli. Kesinlikle atletizm lisansı olanlar alınmayacak. Stadyum koşusu ve ormanda koşu."
"Ee bizene bundan, kimse bana gelip de Ece sen şu turnuvaya niye katılmadın demez."
"Dur bir lafım bitsin. Takımdan iki kişi orman koşusuna iki kişi stadyum koşusuna katılacak. Kazanan grup da ertesi gün burda açıklanacak."
"Bizim kârımız ne peki bundan."
"Ne mi? Bir yıl ücretsiz spor salonu üyeliği ve para çeki."
"Lütfen katılalım yazdır beni . Ece Bilgiz katılıyor."
"Beni de"
"Beni de"
" Valla uğraşamam."
"Niye be sen değil misin bizi buraya toplayan anlatan."
"Size katılacağız demedim ki?"
"Ya?"
"Çoktan katıldık ki. Dün görür görmez başvuru yaptım zaten."
"Allah'tan kabul ettik."
Güzel bir imkan olacaktı bizim için. Önce hep beraber yürüyüş alanında bir tur yürüdük. İkinci tur hafif koştuk. Üçüncü tur tam koştuk. Dördüncü tur da ikişer olup koştuk.
"Molayı biraz daha uzatsak?"
"Olamaz Berk kim koşacak hem haftaya."
"Senle ben!"
"Eee o zaman hadi hadi. Sen Eceyle bende Adayla. Önce sağ sol jumping jamp dört kez sonra geri dön başlangıca gelince koş tam tur."
Jumping jamp, şu bacakları açıp kapayarak yapılan zıplama hareketine deniyor. İki kulvarda geçtik ve ilk olarak onlar çıktı dört jumping jamp bir sağ bir sol sorna geri dönüp koştular. Bizde Eceyle beraber onlar stadyumu yarılayınca çıktık.
Başa gelince son olarak beş adım koş, iki uzun zıpla. Tüm stadyumu bu kez böyle turladık ve soyunma odalarına geçtik.
Üzerime bol paça kotumu ve kırmızı tişörtümü geçirdim. Çıkışta buluştuğumuzda Berk Demire isyan ediyordu.
Sahilde her zamanki yerimize oturduk ve cookilerle kolayı çıkardım ortaya.
"Sen tatlı almadın mı."
"Yoo dolaptan cooki hamurunu çıkardım."
"Valla cansın Ada."
"Konuşma da kolayı doldur!"
"Emrin üzerine."
Berk cookileri överken Ece su almaya gitti. Ben de telefonda geziniyorum işte.
"Ben geldiiim."
"Ece kaç km/Hz la gittin geldin 5 dakika olmadı. "
"Kasada sıra yoktu. Ayrıca yolun karşısına geçtim sadece."
" O zaman güzel bir müzik bize eşlik ediyor."
"Etsin tabii."
Telefonumdan güzel bir şarkı arıyordum ki karşıma o şarkı çıktı. Bizi tanımlayan o şarkı. Çocukluğumuz belki de tüm ömrümüze şahit olacak o şarkı
Yıldızlara bak, biz küçüktük
Demez miydin hep sevdikçe büyürsün
Gözlerini kapat biz büyüktük
Birbirimizden büyük sevdikçe küçüldük
