18. bölüm / 18
Gökyüzü Günlükleri17. Bölüm
Bölümler 18Şu an: 17. Bölüm
- 1 1.Bölüm3.927 kelime
- 2 2. Bölüm1.856 kelime
- 3 3. Bölüm871 kelime
- 4 4.Bölüm1.155 kelime
- 5 5. Bölüm1.938 kelime
- 6 6. Bölüm1.393 kelime
- 7 7. Bölüm1.308 kelime
- 8 8. Bölüm1.271 kelime
- 9 9. Bölüm2.419 kelime
- 10 10. Bölüm1.903 kelime
- 11 11. Bölüm2.493 kelime
- 12 12. Bölüm1.699 kelime
- 13 13. Bölüm2.061 kelime
- 14 14. Bölüm2.256 kelime
- 15 15. Bölüm2.333 kelime
- 16 16. Bölüm2.559 kelime
- 17 17. Bölüm2.495 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 18. Bölüm2.654 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎧🎶 Aşk Dediğin Laftır
Gülben
Her şey karma karıştı,
Ne yalandı? Ne gerçek?
Belki hiç yaşanmamıştı.
Belki de yaşanması lazımdı.
Eve geldiğimde kapıdan yemek kokuları geliyordu. Annemler gelmiş olmalı. Ayakkabılarını fark etmemiştim ama kapının önündelerdi.
İçeri girdiğimde annem mutfakta yemek yapıyor babam da galiba banyodan gelen seslere bakarsak duş alıyordu. İçeri girdiğimi gören annem ocağın altını kıstı ve yanıma geldi.
"Ada, biraz konuşalım mı annecim?"
"Konuşalım anne."
"Sabah yaptıkların, yani yapabileceğini neden demediğini. Haklısın ama anlatmak ister misin? En baştan herşeyi anlatmak istediğin herşeyi."
"Gel oturalım öyle anlatıyım." dedim ve mutfak masasına otururken anlatmaya başladım.
"Çok olmadı iki yıl anca olmuştur, pek de yaptığım bir şey değildi zaten ama risk olunca bir an unuttum oturdum başına. Size de korktuğum için söyleyemedim."
"Korktuğun şey bizim sana lisenin sonunda yazılım mühendisliği okutmamız değil mi?"
"Malesef evet."
"Haklısın. Ben de düşündüm de artık işler zaten kendi kendine ilerliyor. Yoğun olunca da ilerliyormuş aslında. Yani ben diyorum ki şimdiye kadar beraber anne kız yapamadığımız herşey için bir şans var mı?"
Afallamıştım, beklediğim bir şey değildi. Demek ki çiçeklee hediyeler hepsi gerçekmiş.
"Galiba birden fazla şansımız var anne."
"Teşekkür ederim bana bu şansı verdiğin için Ada. Sana söz seninle daha çok vakit geçirmeye çalışacağım."
"Deneyelim bakalım. Ama şu an eksiye doğru gidiyorsun çünkü fenasal açım!"
"Dur dur az kaldı." dedi annem ve babamın da mutfağa girmesiyle masaya oturduk.
Hayatım olması gerektiğinden daha da güzel bir akışta ilerliyordu. Akşam yemeğini yemiş ve hepimiz başka odalara dağılmıştık. Ta ki annem elinde maskelerle ve koca paket cipslerle girene kadar.
"Yoksa?"
"Evet Ada ilk anne kız gecemiz!"
"O zaman maske yapıp film de izleriz."
"İzleriz tabiki sen seç hatta."
Laptoptan güzel bir film açtım ve annemle beraber maskelerimizi paketinden çıkarıp güzelce yerleştirdik.
Garipsemem gerekiyor muydu emin değilim ama eğer sonu olacak bir sevinç ise ben şuan buna sonuna kadar razıyım.
"Ada?"
"Efendim anne?"
"Şirketten nefret etmenin sebebi ben miyim?"
"Aslında bu noktada evet, ama sizin gibi ünlü olma gibi bir isteğim yok!"
"Biliyor musun şirketi ilk kurduğumuzda biz de bu kadar büyüki bir şirkete sahip olacağımızı düşünmemiştik."
Öyle pek de konuşmadık ama fazlaca güldük. Arada bir öyle neler sevdiğimden felan konuştuk. Filmin sonuna doğru annem uyumuş kalmıştı zaten.
Sabah kalktığımda annemlerin gitmediğini mutfaktan gelen tartışma ile anlamış bulundum.
"Sabah sabah neye karar veremezsiniz?" İkisi de aynı anda korkarak bana döndü.
Tam onlar cevap verecekken içeriden çalan telefonumla doğru gittim. Sabah sabah bu saatte kalkmış Selin teyze arıyordu. Hayırdır inşallah?
"Selin teyze?"
"Heh, Ada Gülizar bahsetmiştir diye umuyorum. Kahvaltıdan sonra annenlerle sende gelir misin?"
"Selin teyze annem bişey bahsetmedi ne oldu kötü bişey mi?"
"Yok yok, gelecek haftalarda balo gibi birşey düzenlenecek. Moda firmalarının arasında da lansman gösterisi gibi birer tasarım sergilenecek."
"Yani bişey anlamadım?"
"Sergilenecek elbiseleri sizin taşımanızı istiyoruz."
"Tamam Selin teyze düşünüyüm ararım."
"Ada lütfen bak Demiri de ikna edemiyorum."
"Görüşürüz Selin teyze!" demekle beraber mutfağa resmen depar attım.
Anneciğim şaşkın gözlerle bana bakarken babam eyvah yandık dercesine bakıyordu.
"Anneciğim?"
"Madem Selin söyledi, kabul mu red mi?"
"Ne yapacağımıza bağlı?"
"Bişey olmayacak balo gibi bir etkinlik. Sadece etrafta dolaşacak bir ara da herkes masalara geçince ufak bir reverans bu kadar."
"Şirkete geçince vereceğim cevabımı." dedim ve Şirket Düşmanları adlı gruba devasa harflerle malesaj attım.
"İsteyen şirkete gelsin. Kararımı ben orada söyleyeceğim."
Hepsi gelecekti adım kadar emindim buna. Tekrar kahvaltıya döndüğümde annem krep yapmıştı. Çeyrek kısmına saralle sardım ve masadaki çilek ve muzlardan içerisine ekleyip kendime bir nevi sandviç hazırladım. Her zamankinin aksine sohbet dolu kahvaltının ardından mutfağı annem toplarken ben de üzerine rahat bir eşofman takımı giydim ve annemin de hazırlanması ile beraber arabaya bindim.
Şirkete girdiğimde bir önceki gelişime göre gayet sakindi. Yönetim katı da öyle tabii. Toplantı salonu yerine Serkan amcanın odasında oturdukları için koltukkar ana babalara güzelim halıda bizlere düşmüştü.
"Ben düşündüm de şartlarda anlaşırsak kabul edeceğim ben." dememle hepsi bana döndü.
"Ada, sen?"
"Kabul ediyorum Demir alt tarafı bir kıyafet giyeceğiz ön yargılarımı aşmam lazım." Hepsi bana şaşkınlıkla bakıyordu oysaki benimde bazı şeylerde deneyip tekrar düşünmem lazımdı. Serkan amca kalkıp bize teker teker neyin nasıl olacağını belirtti. Madem onlarda orada olacak biz neden giyiyoruz bu kıyafetleri pek de anlam veremedim. Giyeceğimiz kıyafetler gayet zarif elbiselerdi. Berkler için güzel ama nolsaljik takımlar vardı. Gerçi bizim elbiselerinde noltaljikti.
"Bişey diyeceğim de bunlar neden yetmişler-seksenler kıyafetleri gibi?"
"Demircim bu sene böyle düşünüyoruz oğlum. Hem bak ne güzel sonbaharla da uyum sağlıyor."
"Anladım..." Kesin hiçbir şey anlamamıştı da neyse.
Gün boyunca ölçülerimiz alındı daha sonra da bizim artık elbiseler dikilinceye kadar işimiz olmadığı belirtildi. Bizde Eceyle kendimizi terasa attık. Yemekhaneden de bugünün tatlılarından aldık.
"Ada partnerin kim olsun istersin?"
"Ne demek kim olsun kim olursa o?"
"Demir olsa olur mu?"
"Neden?"
"Ona benim boyum pek yetişmiyor da."
"Sanırsın kitaplıktan kitap alacaksın da boyun yetmiyor."
"Ada!"
"Tamam tamam sustum."
Konu konuyu açtı. Beraber her zaman konuştuğumuz konuları ilk defa konuşuyormuşuz gibi tekrar konuştuk. Zaman biz beraberken fazla hızlı ilerliyordu ama bunu fark etmek bizim için imkansızdı. Biz buyduk bıkmayan usanmayan.
İçimde birbirini yiyen derin bir his vardı ama ne olduğunu bilmeden söylemek de boştu. Annemle beraber gelen bir duyguydu. Belkide geçecekti bekleyince, o yüzden söylememe gerek yoktu.
Biz yine sohbet etmeye devam ederken terasın kapısı açıldı olan fısıltılardan anladığım kadarıyla Berk ve Demirdi. Bizi gördüklerinde yüzlerinde daha derin bir kahkaha oluştu. Ellerinde koca bir tepsi yemek vardı.
"Biz kapacaktık ama burayı!"
"E al yine, biz zaten kalacağız birazdan Eceyle."
"Şaka dedim zaten. Değil mi Demir bişey desene oğlum!"
"Saçmalıyor işte kalın sizde beraber kalkarız."
"Evet evet hatta siz durun ben sizede bir tepsi alıp geliyim" dedi ve biz daha itiraz bile etmeden geri çıktı Berk.
Menü güzeldi, özellikle salataya bayıldım. Gerçi ben buranın salatasını hep sevmişimdir. Akşama doğru hepsinden önce biz dağıldık. Annem beni bir yere götüreceğini söyledi. Babam eve gitmişti çoktan. Geldiğimiz yer çok güzel bir fotoğrafçıydı.
"Senin odanda babanla, Berkle, Eceyle, Demirle hepsiyle ayrı ayrı çevrelenmiş fotoğrafların var ama benimle yok. Beraber bir fotoğrafımız olmasın mı?"
"Olsun tabiki!" İçimdeki heyecan sesime fazlasıyla vurmuştu. Beraber güzel bir fotoğraf köşesine geçip güzel bir poz verdik.
Fotoğrafımızı çerçevelendirmek için güzel bir çerçeve de seçtik ve fotoğrafımızı yerleştirip eve döndük.
Babam güzel bir masa hazırlamıştı. Üzerimizi değişip hızlıca masaya döndük. Yemekten sonra annem babamla beraber salonda televizyon izliyordu. Bende odama geçip çerçevemi yerleştirdim. O sırada üstten düşen mesaj özelden gelmişti.
"Ada, bak bir!"
"Ne oldu Ece ne bu acele?"
"Yarın annem dedi ki günü birlik bir şehir turu yapalım dedi."
"Eee bunun neresi kötü?"
"Kötü değil zaten ama sen yoksun ki!"
"Hahahahahahaahahahahahah." Endişesini dinginleştirip annemlerin yanına geçtim. Beraber geçirdiğimiz güzel bir akşam olacak diyordum ki babam konuşmaya başladı.
"Ada okulundan memnun musun?"
"Bu da ne demek baba daha başlamadım bile!"
"Şey biz yani ben düşündüm de güzel bir kolej iyi olmaz mı eğitiminiz açısından?"
"Eğitiminiz derken?"
"Sen, Ece, Demir, Berk işte."
"Lütfen siz sormadınız ben duymadım, ama bunun altından bişey çıkacak gibime geliyor."
Daha fazla duracak sabrım yoktu. Odama geçtim ve son zamanlarda hikayesini okuduğum bir türkünün notalarına göz atıp onu çalmaya başladım. Zamanının nasıl geçtiğini bilmiyorum ama güzel gidiyorum bunu biliyorum. Saatin geç olması umrumda değil bağlamam kulaklığıma bağlı.
Saatin farkında değilim ama gözlerim artık uyu artık diyerek yalvarıyor. İyiki de kendimi uykuya teslim ettim. Rüyam çok güzel hiç bitsin istemiyorum. Yanımda Demir var, Ece var, Berk var tüm bu rüyanın içinde annemler de var. Bitmesin istiyorum. Demir sürekli boş yapsın, Berk onunla uğraşsın, Ece ise benimle beraber gülsün istiyorum.
Çok şey mi istiyorum? Ya onlar için o kadar da değerli değilsem? Ya onlar beni, benim onları sevdiğim kadar sevmiyorsa? Bu sorular nerden geliyor, tüm bu soruların cevabını ben zaten biliyorum ki.
Bu rüya çok saçma yerlere gidiyor ama uyanamıyorum. Bu rüya fakat ben bu rüyadan nasıl çıkacağımı bilmiyorum. Düştüm ama kalkamıyorum bileklerim kelepçeli. Karşımda biri var tanımıyorum ama bana doğru geliyor. Arkamdan annemin sesi geliyor ama ben hareket edemiyorum çok korkunç bir rüya fakat ben rüya olduğunu bilerek uyanamıyorum.
Demir, bana sesleniyor ama ben ona dönemiyorum bile. En son aklıma gelen tek şeyi yapmayı denedim. Çığlık attım, avazım çıktığı kadar bağırdım. Biri geldi, sarstı beni. Sonunda bu korkunç rüyadan uyanabilmiştim. Annem sıkıca sarılıyordu. Kabus gördüğümü anlamış olmalı ki beni geçtiğine dair teselli ediyordu. Bir süre sadece anneme sarılarak oturdum. Konuşmadım konuşursam tekrar olacakmış gibi hissettim.
"Elini yüzünü yıka ben kahvaltıyı hazırladım kızım."
"T-tamam geliyorum."
Kahvaltı sırasında herşeyi tekrar hatırladığımı hissettim. Bu güzel ve lezzetli masanın hatrı için bişey belli etmemeye çalıştım. Annem mutfağı topladıktan sonra odasına geçip hazırlandı ve babamla beraber hergün olduğu gibi işe gittiler. Bir süre salonda takıldım sonra odama üzerimi değiştirmek için girdim ama birşey oldu. Odama girince korkmaya başladım, panikledim. Kendimi odadan dışarı attım tekrar. Üzerimde dünden kalan kıyafetlerim vardı, odaya giremiyorum, kendi odama giremiyordum.
Tam Eceyi arayacakken durdum. Ailesiyle günübirlik bir tatile çıkıyordu gününü mahvetmek istemezdim. Sonra alfade sırasında en yakın olan Demiri aradım alfabede E ye daha yakındı. Telefon ilk çalışta açıldı ki buna gerçekten şükrediyorum.
"Ada nasılsın?"
"Hiç iyi değilim Demir!" Gelebilir misin demeden zaten geliyorum bekle dedi. Sormadı, sorgulamadı sadece bekle dedi. Telefonu da kapatmadı yol boyunca sessiz de olsa telefonu açıktı.
Alt kapıyı anahtarıyla yada şifreyle açmış olabilir ama kapının önünde anahtar sesini duymama rağmen zile bastı.
Karşımda endişe ile bana bakıyordu ama bilmiyordu ki...
"İyi misin? bişey mi oldu, hasta mısın?"
"Korkuyorum!"
"Ada, biri mi geldi? Ne gördün neyden korkuyorsun?"
"Kimse gelmedi ama..." o ama boğazımda takılı kaldı. Konuşamadım sadece parmak ucuma çıkıp sarıldım. Anlamıyordu, şaşırmıştı. Daha fazla kapıda bırakmayıp içeri aldım onu. Tüm olanları, rüyamı, herşeyi anlattım ona.
"Ne denir, ne yapılır inan bilmiyorum ama bu korkunu yenmenin bir yolu var sanırım?"
"Nasıl bir yol?"
"Şimdi sen üzerini değişecektin zaten, şimdi odama gidiyoruz beraber. Sen üzerine bir kaç kıyafet alıp lavoboda değiş sonra da gel korkunu yenelim."
Beraber yavaşça odama gittik. Kendimi tek girdiğim kadar korkuyor hissetmiyordum. Elime gelen ilk eşofman tişörtü alıp tekrardan odadan yavaşça çıktım. Üzerimi değiştirip lavabodaki kirli sepetine üzerimden çıkardıklarımı attım ve odadan çıktım. Demir salonda değildi, balkonda da değildi.
"Gel, gel burdayım."
Yavaşça odama girdim. Tedirgindim biliyordu, görüyordu, hissediyordu.
"Şimdi senin korkun tekrardan uyumak değil mi? O kabusun geri başlaması?"
"Evet ama bunun ne alakası var şimdi?"
"Alakalı aslında. Şimdi tekrar uyuyacak ve bu korkunu yeneceksin."
"Olmaz, Demir uyuyamam ben!"
"Sen uyumayacaksın zaten. Bende yanında olacağım."
Yavaşça yorganımı kaldırıp yatağın içine oturur pozisyonda kuruldu. Sonra ben gittim yavaş yavaş yanına. Yatağın köşesine uzanıp kıvrıldım. Çoktan telefona bakmaya başlamış gayet rahattı.
Yavaşça uykuya dalarken, bu sefer korkum yavaş yavaş azalmıştı. Rüya görmüyordum, uyuyordum ama çevremde olup biteni de duyduğum halde anlamıyordum.
.................
Ne olduğunu anlamamıştım ama eğer gerçekten kendini kötü hissetme şeydi, Ada onu çağırmazdı. Boş yere kimseyi çağırmak istemiyorum derdi hep.
Yol boyunca telefonu hiç kapatmamıştım. Korkmuştum, bişey olduğundan korkmuştum ama karşımdaki kız sadece psikolojik olarak korkuyordu. Korkuyordu ama bu gerçekten farklı bir korkuydu. Onu tekrar kabusunu yaşadığı yatağa sokarak ya yapabileceğim en iyi yardımı yada şu hayatımda yapabileceğim en kötü şeyi yapmıştım. Ama kâbus görüyor gibi durmuyordu. Uyuduğundan beri onu sırf korktuğu an uyandırmak için izliyorum ama korkuyor gibi durmuyor sadece... Sadece yanakları kızardı, ateşi mi vardı acaba? Elimi yavaşça alnına götürdüm gerçekten ateşi vardı. Ciddi derecede değildi ama yine de ciddi olabilirdi.
Ama ben ne yapacağım ki ateşi olan birine nasıl davranılır bilmiyorum bile daha. Eceyi arasam Ece tatilde ve de zaten Ada benim yerime ilk onu arardı. Annemi arasam, annem panik yapar. En iyisi olması gerektiği gibi Gülizar teyzeyi arayım.
Tüm olanları ve neden onlarda olduğumu anlattıktan sonra asıl konuma döndüm. Zaten kabus görüldüğünü biliyormuş.
"Ada'nın birazcık ateşi var."
"Ve sen ne yapacağını bilemediğin için beni aradın?"
"Yani evet öyle de denebilir Gülizar teyze."
"Tamam şimdi Ada'nın yanındaki komidinde sadece bandanaları var bir tane bandanasını al ve mutfağa git. Orta boy bir kovanın içine yarısı kadar su doldur. Yarım bardak kadar da sirke koy. Sirke de ocağın yanında görürsün. Tüm su karışınca bandanayı ikiye katla, hatta kes sen o bandanayı ikiye. Birini alnına birini de ateşi çok çıkarsa boynuna köy bende birazdan gelirim trafiğe bağlı."
Gülizar teyzenin tüm dediklerini dikkatlice yaptım. Üzerindeki yorganı yavaşça aldım üzerinden. Bildiğim tek şey buydu da zaten. Keşke bandanayı kesmeseydim, güzeldi yakışıyordu Adaya.
İlk parçayı sıkıp alnına yavaşça bıraktım. O sırada kestiğim bandananın aynısını internetten bulup sipariş ettim. Sürpriz olacaktı biraz galiba.
Trafik yoktu ki demekki ben ikinci parçayı alnına koyduğumda kapı açıldı. Gülizar teyze içeri girdiği gibi Adanın yanına geçti. O geldiğine göre benim artık kalmam doğru olmazdı sanırım. İzin isteyip gitmem gerekti.
"Gülizar teyze sen geldiğine göre ben gideyim."
"Kal oğlum ne işin var?"
"Annemler gelir zaten."
"Onlar da bize gelecek, merak etme salon müsaittir kendi evin gibi takıl."
Ne desem boştu göndermezdi Gülizar teyze gerçi gitmek de istemezdim ateşi daha da çıkarsa diye. Salona geçip koltukta bende öylesine oyun oynamaya başladım.
Annemler gelmişti, hatta annem yemeği de yapmıştı. Gülizar teyze masayı kurarken babamlar balkonda haberlere bakıyordu. Ne olur ne olmaz yardım ihtiyacı var mı diye annemlerin yanına gittim.
"Anne bişey yardım lazım mı?"
"Yok oğlum sağol."
"Demir git Adayı uyandır teyzem, bir uyudu uyanmıyor, nasıl uyuduysa?"
Nasıl uyuduysa? Umarım güzel uyumuştur, kabussuz. Yavaşça yatağın kenarına oturdum. Ateşi yoktu artık, şükür. Usulca seslensem uyanır mıydı? Denemekten de zarar gelmezdi değil mi ama? "Ada?" Duymayacak galiba? O zaman esas uyandırma vakti! Canını acıtmatan korkarak bir tutam saçını aldım. Hafifçe korkutmadan gıdıklamaki istiyordum.
Birkaç kez mızmızlandıktan sonra gözlerini hafifçe açtı. Ya güneş doğuyordu yada gün yeniden başlıyordu.
"Günaydın uyuyan güzellik."
"Teşekkür ederim."
"Aa oda nerden çıktı kabus mi gördün yoksa yine?"
"Yok, yani çok güzel uyumuşum kabus görmedim hiç, rüyada görmedim."
"İyi o zaman hadi ben kurt gibi acıktım doğru masaya!"
"Nasıl yani annemler geldi mi ben kaç saat uyudum?"
"Yani bir dört saat uyudun aslında ama annemler erken geldi!"
"Nasıl erken geldi, neden?"
"Ateşin çıktı ne yapacağımı bilemedim, birazda panikledim Gülizar teyzeyi aradım."
"Ee sorna ne oldu? Anlat öyle gidelim."
"Bişey olmadı ama bir bandanan elden gitti."
"Neden?"
"Annen dedi ki bandanalarınisan birini kes sirkeli su koy alnına. Bende ciddileşmemesi için yapmak zorunda kaldım."
"Evdeki bezleri bulamazdın zaten. Hangisini kestin?"
"Demesek?"
"Üzülmem söyle hangisi?"
"Mavi olan." En sevdiğin diyemedim. Mavi olan yeterliydi.
"Bişey olmaz bulurum yenisini merak etme. Hadi gidelim şimdi."
İlk ben çıktım odadan, herkeste masada yerini almıştı. Boş bir sandalyeye oturup konuşmalara dahil olmaya çalıştım. O sırada Ada da gelmişti.
Yemekler yendi, çaylar içildi bizde artık kalktık çok geç olmadan. Yarın elbiseler için kumaş bakmaya gideceklermiş. O zaman rahat rahat uyuyabilirdim. Tabii bugün olanları hatırlamazsam. Çok endişe dolu bir gündü. Umarım tekrarı yaşanmazdı. O sırada telefonuma bir mesaj düştü. Adadandı, onu her ne kadar farklı şekilde kaydetmek istesem de sadece mavi bir kalple kayıtlıdı; gözleri gibi. Gerçi Ece de turuncu kalp olarak kayıtlıydı.
🩵:Sana küsme kararı alıyorum.
Siz:Allah Allah neden o?
🩵:Bir, o kadar saat uyumuşsun şimdi nasıl uyuyacağım?
Siz: iki?
🩵:Yastığımın biri sadece parfüm kokuyor bu kadar sıkma bir daha.
Yastığı ben koktuğu için mi yazmıştı, yoksa gerçekten uyuyamadı diye mi?
Siz:Tamam sıkmam bir daha sende uyu daha fazla bekleme yarın bir yere götürmek istiyorum seni.
🩵:Nereye gideceğiz?
Siz:Bende kalsın o da.
🩵:Of tamam iyi geceler!!!
Siz:İyi geceler😉
.............................................................
Selammm gençlik? Bölümden önce ve sorna nasılız? Bölüm nasıldı ya? Ne yazacağımı şaşırıyorum artık. Birazda siz olay söyleyin onları da gözden geçirelim. Bir de şu eller artık okudun okudun beğensen mi? Sıradaki bölüm iki hafta sonra. Bekleniyorsunuzzz🫶🏻
Bölüm etkileşimi
