9. bölüm · Gecelerin Altındaki Sabahlar. (G. A. S.)

7. Bölüm:intikam arzusu

Zeynep Sıdıka KIRICI

2009 yılı/ Ankara

(Umay 11 yaşında)

UMAY KARACA

Eve geç kalmamın asabiliği vardı üstümde. O adamın sözlerini zerre önemsemiyordum. O dediklerini yapamazdı.

Abim bunlara ölse izin vermezdi.

Ama sıkıntı şuydu: abim bugün arkadaşında kalacaktı.

Binanın önüne geldiğimde annem ile o adamın bağırışlarını duyabiliyordum. Kapıyı açtım ve içeri girdim. O merdivenlerden tırmanırken içimdeki titreme artıyor, annemin acı dolu bağırışlarını daha net algılıyordum. Daire kapısının önüne geldiğimde sadece o ikisinin ayakkabısı vardı kapının önünde. Büyük bir cesaretle anahtarı kapının anahtar deliğine soktum ama ben anahtarı çevirmeden kapı açıldı ve o adam tarafından içeri çekildim.

"BIRAK BENİ!" diye bağırdım var gücümle. Beni yere doğru fırlatıp kapıyı kapattı. Annem yanıma gelip kaldırmaya çalıştı beni.

"Annem iyi misin?" Dedi ve sesinden ağlamış olduğunu anlayabiliyordum.

"Senin yüzünden bu haldeyiz!" Diye sesimi yükselttim. Yakup malı beni kolumdan tutup havaya kaldırdı. Ama cidden havaya kaldırdı.

"Ne var lan halinizde?! Gül gibi doyuruyorum sizi her gün!" Diye o da sesini yükseltti.

"Bana sesini yükseltemezsin," diyip karnına bir tekme attım. Tekmenin etkisiyle öne doğru eğilmişti. Dizimi vücuduna geçirdiğimde beni bırakmıştı. Annemin yanına koştum.

Tek bu kadının karnını tamamiyle doyuruyordu.

"GEL LAN BURAYA ORUSPU!" Diye bağırdı var gücüyle. Bense annemin yanından tek bir an bile kımıldamadım. Mutfağa geçti ve elinde bir odunla geri döndü.

Beni mi dövmeye çakışacaksın lan!

Yanımıza geldi. Annem beni arkasına alıp 'yapma etme' yalvarışlarına başladı. Annemi kenara itip kolumdan kavradı ve beni arkasından sürüklemeye başladı.

"İMDAT!" diye bağırdım var gücümle.

O kadın bu adama engel olamazdı. Başkalarınıda çağırmazdı kocasının başına bir iş gelir diye... o yüzden ciğerlerimde ne kadar hava varsa hepsini kullanmak zorundaydım... belki sesimi duyan biri olurdu.

Yakup'tan kurtulmaya çalıştıkça bileğimi daha çok sıkıyordu. Bense hem ona vuruyor hemde avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Elini ağzıma götürüp beni kebdi odamın içine attı. İçeri girip kapıyı kilitledi. Ama unuttuğu bir şey vardı burası benim odamdı. Yatağımın diğer tarafına doğru koştum ve yatağın altına eğildim. Zor günler için sakladığım babamın çakısını elime aldım ama sonra durdum.

Babamın çakısına o adamın kanının gelmesine izin veremem...

Çakıyı yatağın altında bırakıp pencereye koştum. Camın açık olması avantajımdı. Yine var gücümle bağırdım.

"İMDAT!" Diye bağırdım lakin mahalleden ses soluk gelmedi. Sanki hepsi benim bu halime göz yummuştu.

Yakup arkamdan gelip beni kucağına alıp yatağa fırllattı. Lakin ben yatak yerine yatağın diğer yanına, yere düştüm.

"Ah!" Diye bir çığlık attım.

Yakup elindeki sopayla yanıma geldi ve sopayı kaldırıp kafam hariç her yere vurmaya başladı. Hissediyordum... kaburgalarımdan en az iki tanesi kırılmıştı.

Kendime sözüm olsun ki, intikamımı kendim alacağım. Dağlar, denizler, gökler duyacak intikamımı... Ben ve kaybolan küçük Umay şahidim olsun ki: seni öldürmeden ölmeyeceğim, senin gibi piçlerin canını almadan gitmeyeceğim.

Allah'ım babama söz veriyorum... ne olur duysun sözümü.

Babam hem senin hem abimin hemde kendi intikamımı almak için asker olacağım. Gecenin ardından doğup Türk Milletini aydınlağa kavuşturan Şafaklardan olacağım...

SÖZÜM OLSUN

🚬

MARDİN ASKERİYE/ KASIRGA TİMİ ÖZEL ODA

Üsteğmen Şafak

Önümde, orta sehpaya oturup öne doğru eğilen Kurt'a baktım. Daha demin Yakup ile alakalı bir sürü şey anlatmışlardı.

O piçten beklerdim ama annem detayı kırılmış kalbimi yok etmek üzereydi. Etrafıma baktığımda tüm tim bana bakıyordu.

"İyi misin," diyen tek kişi ise hemen yanımda oturan Asena'ydı. Ona bakamadım. Belkide sevdiği adamın o hale gelmesinin sebebi Yakup'tu. Annemin kocasıydı... belki de annemdi...

"Ne gerekiyorsa söyleyin, bitirelim o adamın işini," dedim içimdeki intikam arzusuyla. Duygularımı dışarıya yansıtmam herkes için bir nefes olmuştu.

Benden kuşkulanmışlar mıydı?

Aklımdaki o soruyla Kurt'a baktım. Gözlerindeki aşkı ve intikam arzusunu görememek elde değildi.

"O oruspu çocuğu.... oruspu çocuğu az kalan adam nerede biliyor musun?" Dedi Kankıran.

Durup düşünmeye başladım.

Muğla mı... yok...

Ankara... hiç olmaz... abim yaşatmaz...

Bursa mı... Bursa halkı yaşatmaz...

İstanbul... evet İstanbul...

"İstanbul..." dedim hâlâ düşünme çabasındayken.

"Emin misin," dedi Kurt. Ona baktım doğrudan. Sonrada başımı aşağı yukarı salladım.

"Ama yinede emin olmak için anneme... o kadına sorabilirim," dedim. 'Anne' kelimesini düzeltmek içimdeki acıyı en tarif eden şeylerdendi.

"Canını yakar ama..." dedi Kurt gözlerimin içine bakmaya çalışırken.

"Benim canımın bir kıymeti yok Komutan'ım... vatan meselesi. Vatan, millet, Sakarya aşkıyla çıktık biz bu yola..." dedim kendimi tamamiyle yansıtarak.

"Eyvallah Şafak..." dedi sessizce. Telefonumu çıkarıp o kadını aradım. Sesliye aldım.

"Annem," diye büyük bir coşkuyla açtı telefonu.

Anneliğine sıçayım.

"Anne nasılsın," dedim bizi Yakup'a götürebilecek tek kişi olduğundan.

"İyiyim canım, babanla tatile geldik işte..." dediğinde herkes doğrulmuştu. Asena bir bilgisayar çıkardı. Ve bir şeyler bulmaya çalıştı. Bilgisayar ekranı hacerların bilgisayarları gibi oldu. Sonra bilgisayarda kocaman bir yazı gözüktü.

Hedef bulundu✔️

Hedef noktası: İstanbul/ Dolmabahçe

"O adam babam değil biliyorsun... neyse size iyi tatiller," dedim ve tam kapatacaktım ki.

"Sen niye aramıştın?" Dedi. Belli ki bu soruyu Yakup sorduruyordu.

"Bir şey anlatacaktım ama müsait değilsin gibi geldi. Ben sana sonra her şeyi anlatırım..." dedim ve parmağım kapatma tuşuna gitti ama Kurt durmamı işaret etti.

"Tamam kızım, kapat..." dedi o kadın.

"Tamam..." dedim ama kapatmadım. Arama açık kalmışken onların konuşmaları için hazırlanmıştık ki...

"Bana bak cimcime, kendini çok zeki zannediyorsan yanılıyorsun..." dedi Yakup. Derin bir nefes verdim. Herkesin bakışları kararmıştı. Komutanlarının intikamını almak istiyorlardı.

"Küçükken kafana çok vurdum sanırım," dediğinde içimden bir ürperti gelmişti. Lakin bir şey diyememiştim.

Aklım geçmişe dalmaya çalıştıkça geri döndürmekle uğraşırken Kurt'a baktım. O son söylediğiyle gözlerine perde çekilmişti sanki...

"Yoksa Selim'in kızı olduğun için mi?" Dedi bir anda.

Gözlerim bir titremeyle açıldı.

Sen kimsin de babama laf söylüyorsun oruspu çocuğu...

"BANA BAK PİÇ KURUSU! BABAMIN ADINI BİR DAHA AĞZINA ALMA!" Diye bağırıp ayağı kalktım. Benimle beraber Kurt'ta kalkmıştı. Tüm tim bana bakıyordu.

"Oh-oh... bugünde delirttik seni. Ne güzel... unutma küçük... sen ne kadar zekisen ben bin kat daha zekiyim...Sana iyi nöbetler Doktor Hanım," diyip kapattı.

Ondan uzak durmak için o kadına doktor olduğumu söylemiştim...

Derin soluklar almaya devam ederken Kurt beni kendine çekti ve sarıldı...

Bense öylece kalmıştım... ve timde öylece kalmıştı...

Sarılmayı bırakıp benden uzaklaştı.

"Umay..." dedi sessizce.

"Hıh?" Dedim sadece. Hâlâ onun sarılmasının etkisindeyken hâlâ sinirliydim.

"Bu adam... sana el kaldırdı mı?" Dedi netçe. İçindeki kablolar kopmuş gibiydi. Tüm time sırayla baktım. Hepsi Kurt'un sualine hak vermiş gibiydi. Kurt'a tekrar bakıp kafamı aşağı yukarı salladım. Sonra üstümdeki önünü bağlamadım ceketin eteğini sıyırdım ve yeşil u atletimin ucunu kaldırıp belimin biraz üstündeki asla geçmeyen yarayı gösterdim.

Derin bir nefes aldı. Bu onun fırtınasından önceki soluğuydu. Kafasındaki motorun kabloları tamamen kopmuş, tahtaları tamamen düşmüştü. Deliriyordu.

Atletimi ve ceketimi düzeltti Asena. Sonrada beni o uzun deri koltuğa oturtturken o da yanıma oturdu.

Bana arkasını dönmüş Kurt, tekrardan bana döndü ve önümde diz çöktü.

"Timin bilmesine hakkı var," derken çocukluğumuzu kasdediyordu. Başımı sallayarak onayladım onu. Tekrardan ayağı kalktı ve tüm time baktı.

"Kasırga... ben Şafak'la çocukluk arkadaşıyım, aynı lojmanın çocuklarıydık. Babalarımız kardeşten öteydi... her günümüz beraber geçerdi kısaca. Sonra..." diyip bana baktı. Sanki hikayenin devamı için izin ister bir haldeydi. O değil ben devam ettim hikayeye...

"Sonra babam şehit düştü ve Ankara'ya döndüm... 21 yıl sonrada ilk defa burada karşılaştık işte..." dediğimde tüm tim şaşkınlıktan şaşkınlığa atlıyordu.

Fatih'in gözlerinin içindeki "Hiç karşılaşmadınız mı?" hissiyatını alabiliyordum.

Alparslan'ın gözlerinde 'ben biliyordum' vardı.

Elif ise umutsuzca bakıyordu.

Anlamamıştım ama gözlerinde büyük bir umutsuzluk vardı.

Neyse...

Kurt timin bu konu üstünde konuşmasına izin vermeden, "KASIRGA! ALINACAK BİR İNTİKAMIMIZ VAR!" Dedi.

Oturan herkes ayağı kalkınca hepimiz asker selamına durduk.

"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM"

🚬

Yüzbaşı Kurt

Babamın odasına doğru ilerlerken operasyon iznini nasıl alacağımı düşünüyordum.

Kapının önüne geldiğimde içeriden bağırışmalar geliyordu. İçeriden gelen seslere aldanmadan kapıyı tıklatıp içeri girdim.

Annem ile babam soluksuz tartışıyordu.

Beni fark etmeden kavgalarına devam ederken,"Komutanım!" Diye sesimi yükselttim. Beni anca fark etmişlerdi.

"Oğlum..." dedi annem sessizce. Alışmıştım onların bu kavgalarına.

"Söyle asker," dedi Albay Bozkurt tüm siniriyle.

Elimdeki dosyayı komutanıma uzattım. Ve:

"Pusu'nun katillerini bulduk Komutanım, herşey orada yazıyor. Sadece operasyon izni kaldı..." dediğimde kaşlarındaki çatılma hafifçe inmişti. Dosyayı alıp incelemeye başladı.

"Yakup Ener mi!" Dedi Albay. Şaşırmış gibiydi, "Ama bu adam Umay'ın..." diye devam etti ama cümlesinin sonunu getiremedi.

"Her türlü bilgiyi söyledi Komutanım. Kararları bir Türk Askeri olarak vereceğini de vurguladı," dedim hızlıca. Umay'ın o kuşkulanmanın altında kalmasını istemiyordum.

"Peki asker, üst makamlara bildirip size haber yollayacağım..." dedi Albay.

"Ne kadar sürer Komutanım," dedim. Çabucak öldürmek istiyordum o piçi.

"Kim bilir asker? Pusu'nun şehit düştüğü gün yardımın geç gelmesi kadar da sürebilir, Umay'a olan aşkının tekrar ortaya çıkması kadar da kısa sürebilir," dediğinde annemden büyük bir 'ne' bağırışı geldi.

Hassiktir...

"Öyle bir şey yok anne... Komutanım aslı bilinmeyen konular hakkında yorum yapmayın lütfen," dediğinde annemden 'aslı kim' diye bir çığlık daha gelmişti. Babam isteğine kavuşmuş bir şekilde gülmeye başladı.

"İzninizle Komutanım," dedim annemin bana söylenmesini görmezden gelmeye çalışırken. Babam onayladığı gibi kendimi dışarı attım.

Ruh hastaları...

Kasırga odasının önüne geldiğimde içeride kimsenin kalmadığını düşünmüştüm ama Kankıran oradaydı.

"İzin verdi mi?" Dedi elindeki telefondan LOL oynarken.

"Üstlerine gönderdi..." derken cebimdeki sigarayı çıkarıp yaktım.

"Canın sıkkın gibi..." dedi yayılmış olduğu deri koltuktan.

"Pusu'nun son anları yakamı bırakmıyor..." dedim sessizce.

"O Pusu şehit düştüğünden beri var Kurt... bu farklı," dedi kafasını telefondan kaldırmayarak. Çaprazındaki tekli, deri koltuğa yayılırken sigaramdan bir nefes aldım.

"Haklısın..." dedim sessizce.

"Ben her zaman haklıyımdır Kurt... hadi dökül," dedi kendi överek. Sigaramdan bir nefes daha alırken düşünmeye başladım.

Her şey aynıydı aslında...

Annem ile babamın kavgaları...

Begüm'e yetme arzusu...

Umay'a olan aşkım...

Pusu'nun intikamı için yaşadığım günler...

Her şey yerli yerinde ve aynıydı.

"Belki de... Pusu'nun mezarına uzun zamandır uğramıyoruz..." dedim kafamı geriye yaslayarak.

"Doğru... operasyondan önce gidelim," dedi ve hâlâ telefonuna bakıyordu. Lakin oyun oynamayı bırakmıştı. Birisiyle mesajlaşıyordu.

"Kiminle mesajlaşıyorsun lan sen," dedim sinirle...

"Hiç..." diyip telefonu kapattı ve hemen yanına attı telefonu.

"Birisi mi var diyeceğim sen aşktan anlamazsın..." dedim sigaramdan bir nefes daha alarak.

"Sen sanki anlıyorsun! Gördüm Umay'la seni balkonda... ne kadar güzel taşıdın kızı," derken sigarasını yakmakla uğraşıyordu. Kaşlarımı çattım ona bakarken.

"İzledin mi lan?" Dedim sinirle, "Ayrıca soruma cevap ver. Kimdi o?" Dedim.

Benden kurtuluşu olmadığını anlayınca, "Hazal YILMAZ diye bir kadın..." dediğinde hiç beklemediğim için yerimden sıçradım.

"NEY!" diye bağırdım.

Kankıran'dan beklenmeyecek hareketler...

"Bağırma amına koduğum!" Dedi sinirle ve sigarasından nefes aldı. Bende sigaramdan kuvvetli bir nefes alıp orta sehpadaki küllüğe bastırıp söndürdüm.

"Kim bu kadın?" Dedim merakla. Kankıran'dan ilk defa böyle şeyler görüyordum, kaçıramazdım.

"Ankara'da yaşayan birisi... 1-2 yıl önce kendini öldü göstererek yeni bir hayata başlamış. Abisi var bir de... Atakan YILMAZ... onunla konuşmuyormuş ama..." dedi sessizce.

"TC kimliğini sordun mu kızın," dedim şaşkınlıkla. Bu kadar bilgiyi ne ara öğrenmişti bu?

"Ama... güzel kız..." dedi sonrada telefonu geri aldı. Fotoğrafını açıp gösterdi.

Cidden güzeldi... yalan yok güzeldi...

"Aferin, ne diyebilirim ki sana! İlişki tavsiyesi verebilecek bir kişi daha aramızdan ayrıldı!" Dedim.

Bir ağız dolusu kahkaha attı. Şimdi sıra...

İN- Tİ- KAM

🚬

İSTANBUL

Umay KARACA

Bu operasyon diğerlerinden farklı olacaktı. O adamlar otelde olduğu için işimizi daha medenice halletmemiz gerekiyordu. Ben bu operasyonda saha beyni konumunda olacaktım. Bir oda ayarlamıştı Kurt. Bu odadan herkesi kulaklıklarla yönetmek hoş olacaktı.

Herkes üstünü giyinmiş bir şekilde odaya döndü, Kurt hariç...

Erkekler takım elbise giyerken Elif ile Asena dekolteli elbise giymişlerdi. Şuanda Aras burada olsaydı Asena'nın odadan çıkmasına izin bile vermezdi.

Üç tane bilgisayarı yan yana koyup açtım ve güvenlik duvarını kırarak kamera sistemine ulaştım. Kurt içeri girdiğinde dikkatimi çekmişti.

Yanlışlıkla çok mu yakışıklı olmuştu bu?

Barış:

Niye önü o kadar açıktı onun?!

Kurt geldiği için selama durmuştuk. Başıyla onayladı selamımızı.

"Komutanım ne şık olmuşsunuz böyle," dedi Fatih bir anda, bir imayla.

"Boş yapma lan!" Dedi Kurt ciddice. Bana baktı. Normal şeyler giyinmiştim. Odada kalacağım için fazla üstelememiştim kendimi.

Ama yine de çok fazla mı süzmüştü beni?

Kombinim:

Önüne dönüp planı anlatmaya başladı. Her kelimesinde şakakları daha da belirginleşiyor, dişini sıkıyordu. Bu kadar yaklaşmıştı kardeşinin katiline ama devlet sorgusu yüzünden öldüremeyecekti.

Yakup Ener'in kılına zarar verilmeden alınması istenmişti.... emredilmişti.

Kurt'un içindeki o intikam arzusunun arttığını anlayabiliyordum. Ama bu arzudan dolayı yanıp tutuşuyor gibiydi. Şehit intikamı kaplamıştı vücudunu. Ama işte istediği intikamı alamayacaktı.

Acaba kendi kafasına sıktı desek?

Ama şöyle bir şey vardı. Kurt intikam için tek bir kurşunla yetinmezdi. Gözlerindeki ateşten bile anlayabiliyordum. Cayır cayır yanıyordu gözlerinin içi...

Beş dakika sonra herkes çıktı odadan... o hariç.

Tekrar süzdü beni. Bense onun açık kalan yakasına takılmıştım. Boynundaki damar kasları onu yakışıklı yapıyordu ama bu fazla yakışıklılıktı... benim için bile...

"Şu yakanı kapat!" Dedim sinirle. Ters ters sırıttı.

"Niye?" Dedi anlamamazlıktan gelerek.

"Soğuk çarpmasın diye Kurt," dedim geçiştirmeye çalışarak.

"Çarpmaz," dediğinde daha fazla dayanamamıştım.

"Ama ben çarparım Barış! Kapat o önününü," diye sesimi yükselltiğimde önünü iliklemeye başladı.

"Kıskandın mı sen ya?" Dedi sessizce.

Harbi... kıskanmış mıydım?

"Yok," dedim ve koltuktaki yastıkları düzeltmeye başladım.

"Kıskandın..." dedi keyifle.

Harbili kıskanmıştım... ama niye? Ben ona aşık değildim ki...

"Saçmalamayın Komutanım," diyip rütbeyi hatırlattım.

"Sikerim komutanını, yeter ha!" Dedi bir anda. Kaşlarım çatık bir şekilde ona baktım. Onunkilerde çatıktı.

"Komutanım değil misiniz Komutanım?" Dedim zevkle... bunu kendimden beklemezdim. Çünkü daha demin ne yapabileceğini açıkça söylemişti. O da benden bunu beklemiyor olacakki o da şaşırdı.

"Dua et, almam gereken bir intikam var Umay..." diyip arkasına döndü, "Görüşürüz Şafak..." dedi sonrada bir şeyler fısıldadı ama anlayamamıştım.

Hep görüşelim...

"Görüşürüz Komutanım," dedim ama bu sefer içimde bir zevk yoktu. Yanı sıra içimi kaplayan buruk bir tebessüm vardı. Gitmesin isterdim. Ama gitmeliydi.

YA BİZ AŞIK MI OLDUK AMK!?

Olduk...

Oldum...

Aşık oldum...

Barış Bozkurt'a aşık oldum...

Tükürdüğümü yaladım...

Kapıyı kapatıp gidince arkasından bakabilniştim sadece. Burnumun kızardığını hissettim. Bu... yıllar sonra ilk defa bu kadar fazla oluyor diyebilirdim.

En son... en son ortaokulda ağlamıştım...

Babam yok diye dalga geçmişlerdi...

Bunları düşündükçe insani duygularımın tekrar oluşmuş olduğunu fark ettim.

Haklıydım...

O gecenin yeni bir Şafak'ı olmuştu...

Ama nedense çok tanıdık ve içten bir Şafak'tı.

Sanki çocukluğum ile o intikam hırsına bürünmüş kişinin birleşimi gibi...

Hâlâ sert ve dimdik ama onun bir zaafı var...

O sert Şafak emekli olmuştu. Yerine daha masum ama daha tehditkar bir Şafak atanmıştı.

Babasının intikamı için yaşayan Umay, babasının intikamını alacaktı.

Bu benim tek arzumdu...

Barış'tan sonra...

🚬🚬🚬

Teşekkür ederim küçük yıldız💙💫