27. bölüm · Gecelerin Altındaki Sabahlar. (G. A. S.)

25. Bölüm. Yalandan Hayat

Zeynep Sıdıka KIRICI

EDİRNE

Şafak.

Gerçekten kontrolünü mü kaybetmişti? Begüm'ün gerçeğini öğrenince ne yapacaktı? Şimdi sakinleştiricinin etkisindeyken söylemek mantıklı mıydı?

İç sesimi dinlemekten başka çarem yoktu.

''Barış...'' Cevap veremedi. O bu haldeyken nasıl söyleyecektim? Şimdi söylemek en sağlıklısıydı. Eğer kendindeyken söylersem yine sakinleştirici kullanmak zorunda kalabilirdik.

''Sana bir şey söyleyeceğim ama...'' devamını getiremedim. Nasıl söyleyecektim bunu? ''...ama...'' Tekrar devamı gelmedi. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes verdim. Gözlerimi açtığımda konuşmaya da başladım, bir yandan Barış'ın elini ovuşturuyordum:

''Boğaç'ın bilip de söylemediği şey Begüm'le ilgiliydi ve... benim sana attığım mesaj da Begüm'le ilgili.'' Ovuşturduğum eli geri çekti anında. Ondan böyle ani bir harket beklemediğim için ellerim öylece havada, boşda kalmıştı. Her şeyi bir anda söylemek en iyisiydi. ''Begüm aslında bir mimarlık öğrencisi değil, Yakup ile değiş tokuş yapılmasını istenen MİT ajanı ve ben yerini biliyorum, yani hiçbir şey için geç değil gidip onu kurtarabiliriz.'' Her şeyi bir anda söylemiştim. Sadece Barış değil tüm Kasırga şok olmuştu. Barış'ın mimikleri bile değişmedi o saniyelerde. Nefes bile almamıştı. İlacın etkisi birazda olsa geçmiş olacakki gülmeye başladı. Beni ciddiye almamıştı veya anlamak istemiyordu.

Gülüşmesi bir kahkahaya dönmüştü. Kahkahalarından canının yandığını ama bunu kabul etmek istemediğini anlayabiliyordum.

''Güzel şaka ama geliştir,'' diye fısıldadı zar zor. Keşke şaka olsaydı...keşke. Ciddi olan yüzümü görünce yüzüme odaklandı, kaşları çatılmıştı ama bir yandan gülmeye devam ediyordu.

''Barış...şaka değil. Begüm yalan söyledi herkese.'' Kahkahası yarıda kesilmişti. Nefes alışları zorlaşmıştı sanki. Ne oluyordu? ''Barış!''

Göğsüne vurmaya başladığında panik olmuştum. ''Barış!'' Elif hap uzattı şoför koltuğundan...bu panik atak hapı mıydı?

Annemde zamanında bolca kullanmıştı. Oradan tanıyordum şu küçük hapı. Şimdi aynısını Hayatım, dediğim kişiye veriyordum. Hapı suyla yutmasını sağladım. Ne olur iyi ol ne olur!

🌩

Kurt.

Şimdi benim Tatlı Bela'm bir öğrenci değil miydi? Tehlikeden uzak kalması için onu bu işlerden o kadar uzak tutmaya çalışmıştım ki o ise beni kandırıp bu yaşında MİT ajanı mı olmuştu? Ben bunu ona yapmazken bunu o kendine mi yapmıştı?

Bana niye yalan söylemişti ki? Kızardım evet ama sonra arkasında dururdum...her zaman böyle olmamış mıydı? O korkarak söylemişti, bende arkasında durmuştum? Ne yani şimdi sınıfta kaldım ağlamaları da mı yalandı?

Begüm bize yalandan bir hayat mı bahşetmişti?

Niye ama? Ne yapmıştıkki ona? Ben ne yapmıştım ona? Çağatay ne yapmıştı ona?

Sakinleştiricinin etkisi çıkıyordu ama sanki brn daha çok sessizleşiyordum. Bunu niye ben değilde bir başkası biliyordu?

Begüm bunu neden bize uygun görmüştü?

Benim Begüm'üm mimarlık öğrencisiydi İzmir'de. Benim Begüm'üm abisine yalan söylemezdi ve şimdi bana diyorlardı ki senin tanıdığın Begüm aslında yalandan ibaret, Begüm aslında mimarlık öğrencisi değil, o çok gizli dosyaların hakimi Begüm Bozkurt.

Benim kardeşim İzmir'deki öğrenciydi, benden gerçekliğini saklayan kişi benim kardeşim olamazdı.

''Begüm Bozkurt nerede?'' Sesim ciddiydi ama altında büyük bir kırgınlık vardı. O kırgınlığı dışa vurmamış, bastırmıştım bastırmasına ama... Begüm'ü kurtardığımızda bastırabilecek miydim? Ya da şöyle sorayım: Begüm'ü kurtarabilecek miydim?

🌩

Şafak.

Ağzından sadece üç kelime dökülmüştü: Begüm, Bozkurt, Nerede...

Başka hiçbir şey dememişti. Belki de bu korkutuyordu beni. Onun sessizliğini hiç sevememiştim. İçinde patlamalar yaşıyordu bunun farkındaydım ama dışarıya vermiyordu. Belki de Boğaç'la yaşadığı durumdan dışına vurmuyordu.

Öfkelenmiş miydi?

Kırılmış mıydı?

Anlayışla mı karşılamıştı?

Sıkıntı da şuydu: Barış benim bile ne duyhu yaşadığını anlamayacağım kadar kendini kapatmış ve sessizleşmişti.

Begüm bu gerçeği niye söylememişti bilmiyorum ama bu gerçek çok büyük sonuçlara sebep olacak gibiydi.

Asena hamileydi, test yapmıştı. Bu kadar şeyin ortasında küçük bir umut ışığı vardı. Edirne'de bir otelde geçirecektik geceyi. Otele tam tehcizat giremeyeceğimiz için ondan önce tehcizatlarını çıkarıyorlardı. Asena ve Alparslan rahattı. Bense Barış'ın kamuflajını çıkarıyordum. Herkesin altında siyah üstler olduğu için herkes rahattı.

Sessizdi ve üstünü çıkarmak gibi bir huyu da yoktu. Üstündeki balistik yeleği çıkarmaya çalışıyordum ama hiç yardımcı olmuyordu. Oldukça da dalgındı.

''Barış...'' diyr fısıldadığımda bana baktı ama bir şey demedi. Normalde hemen ''Kurban olduğum'' derdi fakat bu sefer dememişti. Yeleğin omuzlarından tuttuğu gibi çıkardı üzerinden. Sonra o ağır montu da çıkardı. Simsiyah tişörtle kalmıştı. Üşürdü böyle...üşümez miydi?

''Barış giy montunu.''

''İstemez.'' Soğuk mu yapmıştı o? Ben ne yapmıştım ona? Bacağına sıktırarak taktığı bıçak kemerini de çıkardım. O kadar sıkmıştı ki kargo pantolonda bile iz kalmıştı.

Cama doğru yaslandı tekrardan. Dışarıyı izliyordu. Çıksrdığımız şeyleri arabada bulunan kasaya koyacaktık. Onun için montu katlamaya çalışırken eli titredi bir anda.

Elini tuttuğumda derin bir nefes verdi gözlerini kapatıp. ''Begüm'e hiçbir şey olmayacak, söz veriyorum.'' Babamda hep söz vermişti geri döneceğine dair. Sadece de birini tutamamıştı veya tutmamıştı.

O çok emin olarak verilen sözlerde bir gün yitip giderdi.

Benim Begüm'e dair verdiğim sözde mi yitecekti?

🌩

Begüm Bozkurt.

Son kez atmıştı kalbim. O 7 dakikalık serüvenim başlamıştı.

İlk babam çıktı karşıma, sonra annem. Abimin bana anaokulundan aldığı günler geçti. Sonra taşınma gününü gördüm. Çağatay'ı gördüm, bana aldığı meybuzları gördüm, beraber izlediğimiz çizgi filmleri gördüm. Abimin harp okulundan üçüncülükle mezun olduğu günü gördüm. Sonra...

Sonra o büyük yalanı söylediğim günü, ardından MİT'e başladığım ilk günü. Şans eseri içine düştüğüm o çok olaylı dosyayı gördüm.

Böyle aktı hayatım gözümün önünden. Şimdi ne olacaktı peki?

Şimdiden annemin ağlayışlarını kulaklarımda hissediyordum. Abimin o kan donduran bağırışı son dakikalarını yaşayan beynimde hissediyordum. Çağatay'ın inanmayışını görebiliyordum, uzun süre nasıl toparlanamayacağını... Babamın eskisi gibi olmayacağına emindim.

Soğumuş bedenimi bulduklarında şu halimi göreceklerdi. Karnımdan yediğim o iki kurşunu çıkaracaktı doktorlar. Adli tıp raporlarına nasıl şehit edildiğim yazılacaktı.

Belki esirken neleri yaşadığımı dilim anlatamayacaktı ama bedenim anlatacaktı.

O en güzel nokta ise üzerime o bembeyaz örtünün kapatılıp o uğruna nice şehitlerin verildiği Türk Bayrağının sarılı olduğu tabuta koyulmaktı.

Tanıdığım herkes balkonuna, penceresine, evinin bir köşesine benim için bir ay yıldız asacaktı.

Burada noktalanmıştı yalandan hayatım, burada noktalanmıştı gerçekliğimle sarılmış olan hayatım.

İyi bir insan olabilmiş miydim? Bilmiyorum ama şehitlik mertebesine ulaşanlardan olmuştum.

Üzerime atılacak olan benim vatanımın toprağıydı, başkasının toprağı değildi. Bir hayale kapılmış parazitlerin hiçbir zaman toprağı olmayacaktı biz Türk Milleti buna izin vermediğimiz sürece.

Onların yok oluşlarını bir çok şehit gibi görememiştim ama canı gönülden hissediyordum: bir gün şu topraklar huzura kavuşacaktı.

Ben Şehit MİT ajanı Begüm Bozkurt.

Vatanım sağ olsun.

🌩

Kurt.

Ona bir şey olmamalıydı. Begüm benim hayatımdaki çoğu anıda vardı. Ben ona baba gibi olmuştum da Begüm bana evlat gibi olmamış mıydı hiç? Ben onu kaybedersem sadece kız kardeşimi değil, büyüttüğüm kız çocuğunu da kaybedecektim.

Begüm Bozkurt bana ve diğerlerine ne kadar yalan söylemiş olsa da o bizim Begüm'ümüzdü.

Ben onu koruyamamış olursam diğerlerini nasıl koruyacaktım?

Begüm'e bir şey olursa hayat nasıl devam ederdi ki?

Çağatay'a ne olacaktı mesela o ihtimalde? Eğer Begüm...ölürse...Allah korusun, ölürse Çağatay'da onunla beraber ölürdü.

Hiç fark edememiştim. Meğer Begüm hayatımın en kritik noktalarından biriydi.

Hayatın nasıl devam edeceğini en iyi Umay bilirdi. Nasıl devam ederdi?

Dur...dur Barış dur! Gerizekalı, ahmak dur!

Begüm ölmedi daha! Begüm'ü kurtarabilirsin, Begüm iyi! Ne olur yaşıyor olsun...ne olur onu kurtarabiliyim.

Sımsıkı sarılacağım sana Begüm, bak söz. Sımsıkı sarılıp bırakmayacağım abim.

🌩

Anlatıcı: Yazar.

Kalbi daralmıştı Sedef'in. Bir haftadır kalbi daralıyordu ama sanki bu sefer daha farklıydı.

Bir şeyler hissediyordu sanki. Gözünden bir damla yaş süzüldü. Hissedebiliyordu evlatlarından birine bir şey olmultu.

İlk aklına Begüm gelmişti. Ona hiçbir şey olmadığını sadece izini kaybettirdiğini düşünmek istiyordu.

Ama aklı Barış'a kayınca işler değişiyordu. Tehlikenin içine gönderiyordu onu her seferinde. Ona bir şeyin olması daha kolaydı.

İyice darlanmıştı. Sanki nefes alamıyordum.

''Yavrularım...'' diye fısıldadı zar zor Sedef. Yavrularından biri gözlerini yummuş, diğeri ayakta durmaya çalışıyordu.

''Allah'ım sen koru Barış'ımı,'' dedi Sedef. Begüm'ü de içten korumasını dilemişti ama dile vurmamıştı Sedef Bozkurt.

🌩

Şafak.

Otele giriş yapmıştık. Emre'nin yokluğundan dolayı Boğaç açıkta kalmıştı. Bu yüzden Fatih, Tarık ve Boğaç aynı odada kalacaktı. Aras ve Alparslan bir odada, Asena ve Elif ise bir odadaydı.

Bense bilerek Barış'ın yanına gelmiştim. Eğer kontrolünü kaybedecek olursa onu durdurabilecek kişi bendim.

Kendini çift kişilik yatağa atmıştı. Hâlâ oldukça dalgındı. Geceyi burada geçirmemizin sebebi ise Bursa'daki konumun iyice netleşmesi ve yeni operasyonun izin sürecinin tamamen bitmesiydi.

''Zaman kaybediyoruz. Konumu biliyorsak hemen gitmemiz daha mantıklı.'' Barış yine o klasikliğini üstlenmişti.

''Barış konum daha tamamiyle netleşmedi. İHA'larla taranıyor orası işte. Eğer bilgi doğruysa hemen kurtaracağız Begüm'ü,'' derken bir yandan da elimdeki açılmamış kahve paketini sallıyordum. Uykum vardı ama uyuyamazdım. Ne kadar çayın hastası ve kahvenin düşmanı olsamda, bu seferlik kahveyle bir ateşkes yapmalıydım.

''Kurtaracağız...değil mi?'' Bu hiç belli olmazdı ama onu rahatlatmam lazımdı.

''Kurtaracağız Hayatım... Begüm'ü kurtardıktan sonra her şey yeniden başlayacak. Begüm'le alakalı her şeyi bilmiş olacağız. O da yalan söylemek zorunda olmayacak. Bunun rahatlığını bir düşünsene,'' derken ara ara gülmeye çalışmıştım. Paketin ucunu yırtıp karton bardağa döktüm kahveyi. Sonra fazla sıcak olmayan suyumu da üzerine ekledim.

''Niye yalan söyledi?''

''Orasını ben bilemem sevgilim ama bence mantıklı bir sebebi vardır.''

Barış elleriyle yüzünü kapattı ve yüzünü ovuşturmaya başladım. Sonra parmakları aralanıp saçlarının arasına daldı eli. Alnını saçlarına doğru gerdirmişti.

Elimdeki iki bardak kahveyle yanına oturdum. ''Kalk hadi, içelim şu kahveleri de uykumuz gelmesin.''

''Sen kahve sevmezsin, bende içmem.'' Şu durumda beni düşünme be Barış.

''Sana soru sormadım Barış Bozkurt, kalk hadi.'' Öfledi uzunca. Doğrulup oturur pozisyona geçti. Sonrada bardağı alıp tekledi.

''Barış sıcaktı o!'' Kolunu durdurmak için tuttum. Teni oldukça soğumuştu. O montu ona zorlada olsa giydirmeliydim...

''Üşümüşsün,'' dediğimde bardağı bir köşeye fırlattı. ''Begüm'de üşüyordur şimdi Umay. Bursa soğuktur şimdi...''

Yatakdaki battaniyeyi Barış'ın omuzlarına attım. Isınırdı belki böyle...

''İstemez Umay-''

''İster!'' Omuzlarındaki battaniyeyi düzeltmeye çalılıyordum ki battaniyeyi geriye doğru attı. Sonra da ayağı kalktı. ''Barış-''

''Kardeşimin ne haldr olduğunu dahi bilmiyorum Umay!'' Sesi çatlamıştı. Nefesi kesilmişti ama toparlamayı da bilmişdi. Etrafta tur atmaya başlamıştı. Bir yandan da elleri saçlarında geziniyordu. ''O üşürken ben sıcakta kalamam.''

Bir yanım diyordu ki: ''Kardeşlik duyguna sıçayım,''

Diğer yanım diyordu ki: ''Abine bir şey olursa sende böyle olursun,''

''Üşümüyordur belki Barış,'' derken ben bile kendime inanamıyordum. Esir alınmıştı. El bebek gül bebek bakılacak hali yoktu.

''Umay, kendini kandırma,''

🌩

Emre Kartal.

Bir elim cebimde, bir elim kulağıma götürdüğüm telefondaydı.

''Emre...'' Defalarca 'Emre' diyişini dinleyebilirdim.

''Çiçeğim?'' Soyadı Çiçek olan bir insana 'çiçeğim' diye hitap etmek biraz...klişeydi ama onu öyle sevmeyi seviyordum.

''Begüm şimdi iyi midir?'' Sen nereden biliyorsun ki onu?

''İyidir güzelim.'' Bozuntuya vermemeliydim. Begüm şuanda iyiydi, umarım.

''Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun Emre?! Sedef teyze çok kötü bir halde.'' Sen Sedef teyzeyi nereden biliyon gülüm?

''Emin değilim, sadece tahminsel konuşuyorum. Sedef teyze yanındaysa moralini yükseltmeye çalış güzelim,'' derken bir subay gelmişti yanıma. Başımı omzuma doğru eğip kulağım ve omzum arasına sıkıştırdım telefonu. Subay bir tane kalem uzattı. Sanırım dosyayı imzalamam gerekiyordu.

Ne olduğuna bakmadan gösterdiği yere imza attım. Subay kalemi geri alıp uzaklaştığında öylece kaldım. Ne imzaladım ki ben demin?

''Yavrum kapatmam lazım,''

Ben ne imzaladım?

🌩

Barış Bozkurt.

Şu belasını siktiğim konum artık doğrulanmalıydı. O eski fabrikadaysa hemen oraya gitmeliydik.

Otel odasının balkonunda oturuyordum. Umay içeride üstünü değiştiriyordu.

Dışarıyı izlerken telefonum çaldı. Keyigsizce cebimden çıkardım telefonu. Yarbay Murtaza Durmuş...

Ayağı kalktım ve hazır ola geçip telefonu açtım kontrolsüzce.

''Emredin Komutanım!''

''Nasılsın oğlum,'' dedi Yarbay Durmuş yorgun ve kızgın sesiyle. Muhtemelen Boğaç'a yaptığım kulağına gitmişti. Normalde Yarbay Durmuş hâl hatır soracak insan değildi.

''İyiyim Komutanım.'' Ben burada iyiydim de ya Begüm?

''Boğaç'tan hırsını çıkarınca tabii iyi olursun eşek sıpası,'' dedi Yarbay Durmuş arkadan Albay Bozkurt'un sesi duyuldu. Ardından ''Kusura bakmayın Komutanım,'' dedi Yarbay Durmuş Albay Bozkurt'a.

''Kontrolümü kaybettim Komutanım. Bilerek ve isteyerek yapmadım.'' Yalandı. O dakika belki ne yaptığımın farkında değildim ama istemiştim.

''Onu anladım Kurt ama Begüm'ü kurtarıp döndüğünüzde kulağını iyi bir çekeceğiz,'' Çekin Komutanım. Koparana kadar çekin.

''Emredersiniz.'' Umay çıka gelmişti içeriden. O çamurlanmış pantolunu değiştirmiş ve oduncu gömleğini atmıştı üzerinden. Üstündeki siyah tişörtün altındaki balistik yeleği ayırt edebiliyordum. Balistik yeleği çıkarmasını işaret ettim. Kamuflaj giydiğimizde dışından giyerdi yeleği.

''İHA'lardan henüz daha bir iz yok, beklemede kalın. Bu piçler gece hareketlenir, sabaha kadar orada olup olmadıklarını tespit ederiz.'' Ya orada değillerse? Elimizdeki tek konumda sahteyse.

''Bekleriz komutanım.'' Beklemekten başka çaremiz yoktu ki.

Telefonun kapanma sesi kulaklarımı çınlatmıştı. Gözlerimi kapattım. Ya Begüm iyi değilse?

O ihtimali daha fazla düşünmemeliydim. Begüm'ün iyi olduğunu düşünmeliydim. Diğer ihtimal kontrolümü kaybetmeme sebep olurdu.

''Umay...'' diye fısıldadım telefonu cebime koyarken.

''Hayatım?'' Normalde o bunu dediğinde cayır cayır yanardım ama bu kez öyle olmamıştı.

''Eğer...eğer Begüm'e bir şey olursa ne olacak?'' Umay sessizleşti. Bir şey diyemedi. Bu da bir cevaptı.

Belli ki Begüm'e bir şey olursa hepimiz değişecektik.

🌩

Şafak.

Bu konuyu düşünmekten başka hiçbir şey yapamıyordu. Görev bilincine geri dönmesi gerektiğinin farkında mıydı? Bilmiyorum ama eğer Barış 'abi' sıfatında kalmaya devam ederse hiç olmaması gereken şeyler olurdu.

Telefonum titredi. Cebimden çıkarıp bildirime baktığımda Yakup'tan gelen mesajla irkildim.

Mesaj: ''Zaman akar, hayat kısalır, tik tak. Saatine bak Asker ve bu saati unutma.''

03.07

Ne vardı ki bu saatte?

Zaman akar...zaman her zaman akar? Hayat kısalır...zaman geçtikçe ömründen azalır. 03.07 saatini niye unutmuyordum peki?

Barış mesajı görmeden telefonumu kapatıp cebime iliştirdim. Kafamı kaldırdığımda Barış doğrudan bana bakıyordu fakat hiçbir şey demedi.

Barış'ın bakışları beni hiç olmadığı gibi germişti. ''Ne saklıyorsun?'' Sesi oldukça soğuk ve ciddiydi.

Ondan bir şey saklamamalıydım. Daha yeni Begüm gerçeğini öğrenmişkrn ona bunu yapmadım.

Cebimden telefonu çıkarıp mesajı gösterdim.

Sessizleşti. Sonra telefonunu çıkarıp ekranın fotoğrafını çekti.

''Ne zamandır mesaj alıyorsun?'' Hâlâ ekranı inceliyordu. Dişlerini öyle bir sıkmıştı ki yüz hatlarındaki değişimi görmemek körlükten başka bir şey değildi. Damarları şişmişti anında.

''Vapur patlamasından beri,'' diye fısıldadım. Başı hâlâ ekrana doğru eğikti ama gözleri beni bulmuştu. Birazcık üste kaydırdı ekranı. Diğer mesajlara da bakmaya başladı.

Gördüğü şeyle bir anda kafasını kaldırdı. Ne görmüştü? Birazcık düşündükten sonra muhtemelen kafamın para ettiği kısmı görmüş olacağını düşündüm.

Balkanlarda herkes açık hedef haline gelmişti ve ben o hedeflerden biriydim.

🌩🌩🌩

Okuduğun için teşekkür ederim küçük yıldız💙💫diğer bölüm daha uzun olacak ve muhtemelen yirmi yedinci bölüme de kayacağız. Begüm'ü zaten anlamıştınız diye düşünüyorum.

Sadece Emre kısmını unutmayın;-)

Bir dahaki bölümde görüşürüz...

KOCAMAN NERGİS ÇİÇEKLERİYLE KALIN🏵