23. bölüm · Gecelerin Altındaki Sabahlar. (G. A. S.)
21. Banada bir sigara
21. Bölüm: Bana da bir Sigara
İSTANBUL ARA SOKAKLARI
Şafak.
İnsan hayatının hayal kırıklığına dönüp bakar mıydı? Yüzleşir miydi onunla? Hemde hayat hâlâ devam ederken. Hayat bir o kadar yavaş giderken bir o kadar da hızlı gidiyordu. O yavaş geçen hayatın en büyük arzusu olup şimdi nasıl bu hale düşülebilirdi?
Belki de abim en doğrusunu yapmıştı. Selim Karaca'nın yaşadığı haberiyle terk etöişti Mardin'i. Ne de güzel yapmıştı? Ama bana öyle bir seçenek sunuşmamıştı.
Nerden bilebilecektim ki gerçekliğimden sürekli kaçıp İstanbul'un ara sokaklarından birinde gerçekliğime denk geleceğimi?
''Sende kimsin?'' 3. Kez soruyordu. Artık bir şey yapmalıydım. Yakuplar gitmişti. Geçmişim aklımı bulandırmıştı ve görevime devam edememiştim. Buna daha fazla izin veremezdim. ''Sıradan bir asker.'' Sesimdeki soğukluk dışarı çıktığında o yıllarca susan Umay buz kesmişti.
Umay- Sadece bir asker değiliz! Yıllar önce...
Şafak- Haklı ben sıradan bir asker değilim. İthamlarına dikkat et.
Adım atmaya devam ettiğimde fiziksel olarak ardımda bırakmıştım onu ama zihibsel olarak hâlâ yer işgal ediyordu beynimde. Buna hakkı yoktu. Hele hele öyle bir insanın buna hiç ama hiç aklı yoktu!
Umay operasyon.
Ya peşimden gelirse? Ya kalkıp gerçekten kimsin derse?
Operasyondayız Umay.
Babam niye hatırlamadı ki? Brn onu gayet net hatırlıyordum oysa.
Umay.
Niye geri gel-
UMAY.
Tamam, tamam...operasyona odaklan. Sadece operasyon. Plakayı ezberledin. Salak değillerse araç değiştireceklerdir. Yola devam etmelisin bir şekilde veya geri dönüp Kasırga'ya haber verebilirsin ama o zaman da Yakup'u kaçırmış olursun.
Beynim bu sorulara odaklanmışkrn kuşaklarım tıkandı. Ardımdan bana seslene kulak asmadım. Biraz daha ilerledikten sonra köşede bir tane motorcu gördüm. Motoru alırsam takibe devam edebilirdim.
''Selam,'' diyerek yanına yaklaştım. ''Selam,'' diye karşılık verdi o da beni bir süre süzdükten sonra. Adam sigarasını yaktıktan sonra derin bir nefes çekti. Bir yandan da beni süzüyordu. ''Ne istiyorsun?'' Dedi adam tek kaşı havadayken. Kısaca güldüm başımı eğerek. Gözlerimle motoru işaret ederek ''Senin mi?'' Adam bu halimi anlamaya çalışırmışçasına konuştu: ''Evet. Gezdirmemi ister misin Küçük Hanım?''
Demin 'Küçük Hanım' mı dedi o? Ben doğru mu duydum? Bel çantamdan cüzdanımı çıkardım ve açıp ona gösterdiğimde alnından terler aktığını gördüm.
''K-komutanım,'' derken sesindeki stres sesinin titremesiyle günyüzüne çıkmıştı. ''Motoru yine buraya getiririm. Bir hasar olursa da karşılarım,'' Operasyona gidiyorduk. Motorun başına neler gelebileceği gözlerimin önünden geçebiliyordu.
''N-ne?'' Adam sesin titremesin artık. Korkma!
''Bana şuanda bir taşıt lazım. Gizli görevdeyim. Alabilir miyim? Eğer buraya getiremezsem komutanlıklara falan bakarsın.'' Hadi ama zamanımı çalıyorsun!
''T-tamam. Nasıl sürüleceğini biliyor musunuz'' Evet kral hadi çekilde işimi yapayım.
Elideki anahtarı aldım hızlıca. Motorun üstüne bıraktığı kaskıda başıma taktım.
Motor kullanmayalı baya bir zaman olmuştu. Umarım unutmamışımdır...
🚬
Kurt.
Kulaklıkların şarjı bitmişti. Arabadaki bataryalarla dolduruyorduk lakin Umay'da batarya yoktu. Muhtemelen şarjı bitmişti. Mesajlaşma sistemleri de hemen çöküyordu.
Araç değiştirmiştik. Uzun doblo siyah araş tüm Kasırga'yı almıştı...iki eksikle. Birisi Umay diğeri ise Boğaç'tı.
Boğaç resmi olarak Kasırga'ya geçiş yapmıştı. İstihbarat açısından eksiğimiz kapanacaktı. Lakin bunun beraberinde tim içi karışıklılıklarda artacaktı.
Boğaç'da şuanda İstanbul sokaklarındaydı, Umay'da. Allah'tan Boğaç'a ulaşabiliyorduk.
''Komutanım,'' diyip durdu Boğaç. Anlaşılan hâlâ alışamamıştı. ''Sanırım Şafak'ı görebiliyorum. Bindiği motoru park edip bir internet kafeye girdi.''
İnternet kafe ne alaka?
Hâlâ takipte miydi yoksa? Öyle olsa bile Yakup'un internet kafede ne işi var?
''Girecek miyim?'' Umay'ı tehlikeye atabilirdi. Umay'ın Boğaç'tan haberi yoktu. Birbirlerini deşifre edebilirlerdi.
''Olmaz. Eğer Şafak hâlâ takipdeyse risk oluşturabilir. Şafak çıkana kadar bekle.''
---
''Şafak konuşuyor...Kasırga beni duyuyor musun?'' Kulaklığım o kadının güzel sesiyle dolmuştu. Aradaki cızırtılar ise onun sesini oldukça bölmüştü. ''Kurt dinlemede Şafak. İyi misin?'' Yine elimde olmadan ilk bunu sormuştum. Hep böyle oluyordu.
''Hâlâ takipdeyim. Ben iyiyim ama bir sürü şey oldu. Burada anlatamayacağım kadar önemli. Sanırım burada hackerlarını tutuyorlar. Adamlar içeri tarafa doğru gitti. İletişim sistemlerini buradan çökertiyor olabilirler.''
Kankıran konuştu bir süre sonra: ''Bu düşük bir ihtimal Şafak. Yakup'un o kadar gerizekalı olduğunu düşünmüyorum. Hackerını niye bilindik bir intenet kafede tutsun ki?'' Paşam Çok Bilmiş yine formundaydı ama haklıydı da.
''O zaman niye arkaya gitsinler?'' Elif'te haklıydı. Kasırga ufak tartışmalı ufakda mantıklı bir laf dalaşına girmişti.
Umay iyice tehlikeye girecekti. O inadı başına bela açacaktı. ''Üsteğmen Karaca, dışarı çık. Boğaç'ı göreceksin. Onunla beraber geri gelin.'' Sesimin netliği ve ciddiliği tüm Kasırga'yı susturmuştu anında.
''Ama Komutanım-''
''Yeterince bize verilen görevden uzaklaştık Karaca. Bizden sadece Galata civarındaki tehditleri engellemekti. Ya şimdi? Galata'dan kilometrelerce ötedeyiz!'' Haklıydım. Eğer Galata'nın etrafında bir terslik olunursa bizden bilinirdi.
''Komutanım bu kadar yaklaştım-'' dediğinde iyice sinirleniyordum.
''Dönüyoruz dedim ve bitti! İtiraz istemiyorum!''
''Ama ben itiraz ediyorum Komutanım! Yakup'a bu kadar yaklaşmışken-''
''Boğaç içeri gir ve Üsteğmen'i al.'' Diyip kulaklığımı çıkardım kulağımdan. Bu kadar itiraz etmesinin altında başka bir neden vardı. Sanki...sanki intikam istiyordu.
Emre geldi yanıma. Kaşları şaşkınlıkla kalkmış, gözleri ise ne olduğunu anlamaya çalışırmışçasına bakıyordu. ''Ne oldu lan? Niye sinirlendin bu kadar?'' Emre'nin bu sorgulamalarından o kadar nefret ediyorum ki.
''Amacı farklı çünkü. Şafak değil, Umay hareket ediyor. İntikam isteyen Umay.'' Dediğimde kaşları çatılmıştı.
''İkisi de aynı kişi.'' Anlam veremiyordu. Haklıydı ama Umay ile Şafak farklı kişiliklerdi. Şafak askerdi: sertti, katıydı, kontrolcüydü, vatana ve göreve bağlılığını her dakika hissettirirdi. Lakin Umay? O öyle değildi işte. Şafak'tan geri kalandı Umay. Duyguları olandı, intikam arzusunu en çok hissedendi. Daha asi ve sınır tanımazdı.
Ya Toprak Gözlüm? İkisininde karışımıydı o. O tatlı fırtınası o kadar hoştu ki beni benden alırdı. Lakin şuanda o tatlı fırtınadan eser yoktu.
''Şafak hâlâ karşı çıkıyor.'' Emre'nin bu sözüyle irkildim. Gerçekten aklı kayıyordu. Görev bilincinden uzaklaşıp kendi kişisel amacına yöneliyordu.
Kulaklıpımı taktım anında. Şafak laf anlatmaya çalışıyordu herkese.
"...bu kadar yakınken geri dönersem olmaz. Belki de sistemleri buradan çökertiyorlar. Eğer bunu durdurursam-"
"Şafak! Sen tek bir kişi değilsin! Sen Kasırga'sın, Kasırga'nın bir parçasısın! Bunu yaparsan artık Kasırga olamazsın!'' İleri gitmiş miydim? Belki de gitmiştim ama şuanda umurumda değildi. Açık açık söylemiştim. Sevdiğim kadında olsa görevi yanlış yerlere kullanamazdı. Gerçekten her şeyi göze alıp bunu yaparsa Kasırga'yı kaybederdi.
🚬
Şafak.
Bana Kasırga'yı unut, demişti. Haklıydı, evet görev bilincimden saptım ama o kadar sapmış mıydım?
Kasırga bir aileydi ve ben o ailenin bir parçasıydım. Kendi söylemişti. Beni niye ailesiz bırakıyordu?
Önümdeki koridora, o adamların girdiği koridora, baktım oturduğum yerden. Birde kapının dışında beni bekleyen Boğaç'a.
Bir tarafta yapmak istediğim, bir tarafta bırakmak istemediğim. Kurt beni o kadar köşeye itmişti ki birini seçtiğim an diğeri sonsuza dek gidiyordu.
Gözlerimi kapattım. Kulaklık hâlâ takılıydı lakin her zamankinin aksine sessizlik vardı. Kimsenin çıtı çıkmıyordu.
Bunu daha önceden çoğu kişiye söylemişti ama onlar şakayla karışıktı. Bu kadar sert değillerdi.
Peki şimdi ne yapacaktım?
🚬
Hızla yürümeye devam ettim. Yüzümde hiçbir ifade yoktu ama oldukça sinirliydim. İçeri girebilirdim. İçeri girip Yakup'un adamlarını takip edebilirdim!
Postallarım ses çıkarmıyordu yere değerken lakin benim için en büyük darbeydi bu: canımı yakacak kadar sessiz ama bir o kadar sert yürüyordum.
''Umay iyisin değil mi?'' İyiydim ama bu halime anlam veremiyordum. Barış benim isteğimi geri çevirip göreve döndürmüştü. Evet, bunu oldukça hassas bir konudan yapmıştı ama sonuçta görevi hatırlatmıştı. Niye böyleydim ki?
Boğaç cevabını bekliyordu. ''İyiyim.'' Oldukça kısa ve netti. Boğaç bir şey söylemek istedi ama sonra sustu. Bana bakarken ne görmüştü de susmuştu. ''Bak bilseydim orda olduğunu söylemezdim.'' Aslında doğru olan şeyi yapmıştı ama ben Yakup'u yakalama fırsatını kaybetmiştim.
Ben Küçük Umay'ın katilini öldürme fırsatını kaçırdım.
🚬
Boğazı izliyordum. Martıların sesleri, çocukların kahkahaları, satıcıların sesleri, insanların sohbeti...
Oturduğum banka iyice gömüldüm. Beni her şeyden uzak tutmak için buraya göndermişlerdi. Buna emindim.
''Karaca sen Boğaz kenarında durman hepimiz için en sağlıklısı olur.'' Bunu bana Barış demişti. Benim uzak durmam sağlıklı oluyordu. O kadar mı kötü bir askerdim? Birde yetmiyormuşçasına herkes onaylamıştı... Asena ve Alparslan hariç.
Onlar yine araba takip görevini almıştı. Emre, Tarık ve Fatih sokaklarda dolaşıyor insanları kolaçan ediyorlardı. Aras ise parklarda dolaşıyordu. Elif Galata Kulesi'den etrafı gözlemliyordu.
Barış ise bir kafede oturmuş orada iletşim sorunlarıyla ilgileniyordu. Boğaç elinde dumanı tüten iki tane bardakla geldi. Bileğine astığı market poşetiyle oldukça komik duruyordu.
Elindeki karton bardak çayı bana uzattığında göz göze geldik. Oldukça yorgundu. Biraz dinlenmek istiyordu. Çayı aldığımda yanıma kurulmuştu.
Barış'ta işte beni Boğaç'la ortak yapmıştı. Ne de harikaydı?
''Sigara aldım, ister misin?'' Şu onda sigara iyi gelirdi. Kokusundan ve dumanından rahatsız oluyordum eskiden. Şimdi? Barış'ın kokusuyla birleşince oldukça huzur verici oluyor.
Bana uzattığı paketten bir tane alırken ''Bana da bir sigara iyi olur,'' dedim. Sigarayı ağzımda tutarken Boğaç çakmağı çaktı ve sigaramın ucunu yaktı. Boğaç'da az centilmen değildi.
Sigaramdan ilk nefesimi çektiğimde ağzıma o acı tat dolmuştu. Evet şimdi niye sigarayı sadece bir kez içip bıraktığımı anlamıştım.
İki parmağımın arasına alıp ağzımdan çıkardım sigarayı. Nefesimi verirken ciğerlerime doşan sigara dumanını da boşalttım.
''Fazlasıyla sakin bir ortam.'' Boğaç haklıydı. Bu kadar sakinlik hayra alamet değildi. Çayımı tekleyip karton bardağı buzuşturdum ve hemen yanımızdaki çöpe attım.
Sigaramı bitirdiğimde arta kalanı çöpün üstündeki kül tablasına basgırıp söndürdüm ve çöpe attım sigarayı. Ayağı kalktığımda Boğaç üçüncü sigarasını yakıyordu. Hayırdır bilader bağımlı mısın?
''Yuh, yeter artık bırak lan.'' Benim lafımı görmezden gelerek üçüncü sigarasını da içmeye başladı. ''Sen etrafı kolaçan etsene ben biraz daha içeceğim.'' Bunda bir şeyler vardı da ne?
''Ne oldu sana?'' Tek kaşım havadaydı bunu derken. Üç tane sigarayı ard arda içecek bir insan değildi. Önce sessiz kaldı, sonra da dertli bir nefes verdi. Başını eğdiğinde gözleri dolmuştu. Ne oluyor lan buna?
''Boğaç?''
''Begüm yalan söyledi size.'' Bir anda başını kaldırıp bunu demişti. Pardon da...ne?
''Ne demek istiyorsun?'' Çağatay'la ilgili bir durum mu vardı?
''Begüm mimarlık öğrencisi değil.'' Nasıl? Ay saçmalama seviyesi de bu kadar. Sigarayı çok içti güneşin altında ondan.
Gülmeye başladığımda kaşları çatılmıştı. ''Ben ciddiyim Umay. Begüm mimarlık öğrencisi değil. Eskiden çalıştığım MİT ajanı.''
Ney? Gülüşüm donmuştu anında. MİT ajanı mı dedi o? Begüm MİT'ten mi? Nasıl? Daha 21 yaşında ama?! O nasıl oluyor ya?
''Ne diyorsun lan sen?'' Olayın şokuyla sesim ciddileşmişti.
''Ve muhtemelen kaçırılan MİT ajanı...''
Hayır.
Hayır.
Hayır.
Büyük bir gürültü kopmuştu anında. Öne doğru yere serildiğimde daha ne olduğunu anlayamamıştım.
Ardından ikinci bir gürültü daha olmuştu. Yer sarsılmıştı. Sular buraya kadar gelmişti. O koca dalgayla ıslandığımda sarsıntının etkisiyle kapanan gözlerim açılmıştı.
Gözlerimi açtığımda direkt denize bakmıştım. Koca bir yangın...insan çığlıkları... çocuk ağlamaları... martıların kaçışı... oluşan büyük dalgalar...
Doğrulmaya çalıştığımda her şeyi daha net görebiliyordum. Etraftaki o kara duman ciğerleri tıkarken görüş açımızı da düşürüyordu ama manzara oldukça netti.
Bir vapur patlamıştı...veya patlatılmıştı.
Ayağı kalkmaya çalıştığımda başım döndü. Sarsıntının etkisi hâlâ üzerimizdeydi.
Güç bela ayağı kalktığımda ilk Boğaç'a baktım. O da banktan düşmüştü ve kalkmaya çalışıyordu. Uzanan elini tutup onu kaldırdığımda banka oturdu.
Etrafı taradı gözlerim. Burası...sivil kaynıyordu.
Hızla koşmaya çalıştım. Baçarılı oldum mu bilmiyorum ama yerden kalkmaya çalışan insanlara yardım etmeye başladım.
Her birine teker teker ''Evine veya bir sağlık merkezine git hemen.''
Durumu ağır olanlarda vardı. Telefonumu çıkarıp 112'yi aradım lakin hatlar çalışmıyordu. Doğru ya!
Barış yüzünden ulaşıp durduramamıştım bu sistemlerin çökme olayını!
''Allah Kahretsin...'' Fısıldayışımın hemen ardından telefonuma bildirim düştü. Buna aldanmadan telefonumu cebime koydum ve insanlara yardım etmeye devam ettim.
🚬
İnsanların çoğuna yardım edebilmiştim. Sadece durumu ağır yaralı olanlara ambulans çağıramıyorduk. Boğaç işk yardımları yapıyordu ama ambulans lazımdı. Telefonumu çıkardım.
Belki düzelmiştir...
Telefonu açtığımda kilit ekranındaki o tanıdık numaradan bildirimi gördüm. Yakup?
Mesajı açarken gözümün karardığını hissetmiştim. Tek bir şey yazılıydı: ''İkinci patlamaya hazır mısın Asker?'' Ne? Hassiktir!
Tekrar bir bildirim düştü. ''Ağaçlık kısma bak, buradayım.'' Bana yerini mi söylüyordu o?
Dediğini yaptığımda onunla göz göze gelmiştim. Alay dolu bir gülümsemenin ardından arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı. Bu sefer kaybedemezdim onu!
''Ne oldu? 112 çalışıyor mu?'' Boğaç yanımda ellerindeki kanı temizlemeye çalışıyordu. ''Çalışmıyor...ama şuna baksana.'' Boğaç'a telefonumdaki mesajı gösterdim. Donup kalmıştı önce, başını kaldırıp bana baktığında ne diyeceğini bilemedi. ''Yakup'un numarası bu. Kaçıyor, peşine düşeceğim. İkinci bir patlama olmamalı!'' Boğaç kaşlarını çatıp başını iki yana salladı. ''Bende geliyorum!''
''Olmaz, sen burada kalıp insanlara yardım etmelisin.'' Hem benim Yakup'la alacak verecek meselem var.
🚬
Kurt.
Boğaz kenarına kadar nasıl yürüdüğümü hatırlamıyordum. Yürümemiş koşmuştum belkide. Hiçbir fikrim yoktu.
Boğaz kenarında bankların olduğu yere gidiyordum ki kuşaklıktan Umay'ın sesini duydum: ''Arslan ekibi eğer işiniz bittiyse benimlesiniz artık. Birazdan ana caddeye çıkacağız. Yakup'un peşindeyim. İkinci bir patlama yaşanabilir.''
Yakup'un peşinde mi? Lan daha 1 saat önce almadım mı seni Yakup'un yanından!
En azından yardım istiyor.
''Geliyoruz Komutanım. 5 dakikaya orada oluruz...umarım.'' İstanbul trafiğini düşünüyor olmalıydı.
''Acele edin!'' Bence de acele edin. Umay Yakup'u ele geçirmemeli yoksa...görevden sapabilir.
Derinliklerdeki çocuk Barış bağırıyordu: ''Güven şu kıza, güven! Çok bir şey istemiyor! GÜVEN!''
Ben Umay'a güveniyordum. Şafak'a da güveniyordum ama hayat damarlarını koparan adama karşı güvenemiyordum.
Boğaç'ı gördüğümde hızla yanına gittim. Sağlıkçılar gelmişti. Etraf polis kaynıyordu. Şerit çekilmişti. Kimliğimi gösterip şeritin ardına geçtim. Boğaç bir yaralının başındaydı ve sağlıkçılarla eş zamanlı çalışıyordu.
''Boğaç?''
Bana omuzlarından baktığında alnından terler aktığını gördüm. Biraz daha yaklaşınca anlayabilmiştim. Boğaç yerde yatan sivilin kalbinin üzerindeki yaradan elini içeri sokmuştu. ''Ne yapıyon lan? Başımıza sağlıkçı mı çıktın lan sen?'' Nr yapıyor cidden ya.
''Damarı tutuyorum susar mısın?'' Ulan... komutanıma ne oldu it?! Neyse işe yarıyor bari...
🚬
Şafak.
Araba takipine kaldığımız yerden devam ediyorduk. Bu sefer direksiyonda Alparslan vardı. Yanındaki koltukda Asena vardı. Bense yine arka koltuk prensesiydim.
Telefonuma tekrar bildirim düşmüştü. Açtım mesajı hızlıca.
''İnsanları korumak istiyorsan benden kumandayı alman gerekecek Asker, lakin unutma: Balkan'larda kafan para ediyor.''
Ne demekti şimdi bu? Kafan para ediyordu da ne demek... bir saniye... beni ölüme mi sürüklüyordu?
Seve seve giderim. Ölüm bize ar gelmez.
🚬🚬🚬
Okuduğun için teşekkür ederim küçük yıldız💙💫bölüm kısaydı bunun için özür dilerim🥹😪sıcaklardan yazasım hiç gelmiyor. Oylarsan çok mutlu olurum. Bir daha ki bölümde görüşmek üzere...
KOCAMAN NERGİS ÇİÇEKLERİYLE KALIN🏵
