25. bölüm · Gecelerin Altındaki Sabahlar. (G. A. S.)
23. Bölüm: Ay Yıldız'daki Kan
B]23. Bölüm: Ay Yıldız'daki Kan[/B]
[B]EDİRNE SOKAKLARI[/B]
[B]Şafak.[/B]
Yarabbül-alemin sen bana sabır ver! Nereye gidiyoruz ulan!
Begüm'e dedi, beni tuzağa götürüyor. Begüm lafını duyduğum için geride dönemiyorum.
İyice Edirne'nin içine girmiştik. Eyvallah bana Edirne'yi gezdirtiyordu ama yani koşturtarak mı gezdirilir lan?
---
Sokaklar iyice karışmaya başlamıştı zihnimde. Tam o anda durmuştum. Arkama baktığımda geldiğim yolu geri görmüştüm. Ya dönecektim ya da tuzağa gitmeye devam edecektim.
Şuanda dönmek en mantıklısıydı. Begüm... onu illaki bulurduk ama ben şuanda kendimi gereksiz yere tehlikeye atmam operasyonun seğrini değiştirebilirdi. Buna da izin vermezdim. Geldiğim yola dönüp yürümeye başladım.
Barış eğer Begüm'ü öğrenirse ne olacaktı? Boğaç söylemiş miydi Barış'a? Barış duyunca ne yapmıştı?
Begüm iyi miydi? Kaç gündür onların elindeydi? Hava iyice kararmıştı zaten.
Kulaklığımı taktığımda kulaklıkta bir curcuna kopuyordu. Galiba Fatih ile Elif baya baya tartışıyordu.
''Hayır oradan giderseniz çıkmaza girersiniz!'' Elif kendinden emindi.
''Buradan gidelim,'' diye direten de Fatih'in ta kendisiydi.
''Komutan Şafak konuşuyor. Arslanlar ses ver,'' dediğimde herkes susmuştu.
''Arslanların yanında değil misin sen?'' Diyen kişi ise Barış olmuştu.
''Değilim Komutanım ayrıldık. Bir takip işi çıkmıştı lakin geri dönüyorum. İyice tuzağa çekiliyoruz çünkü.'' O ikisi tuzağa girmemiştir umarım.
''Tamam geri dönün çabuk.'' Barış'ın sesi çok ciddi çıkmıştı.
Kulaklıktan, ''Komutanım biz de bırakalım mı takibi,'' dedi Alparslan. Uzun bir sessizliğin ardından Barış bırakın emrini vermişti.
[I]Tehlikeye girmemizi istemiyordu ve gerilmiş gibiydi.[/I]
☁️
[B]Anlatıcı: Yazar.[/B]
Çağatay tekrar aradı Begüm'ü. Giderken fazla sinirlendirmişti Begüm'ü. Acaba ondan dolayı mı açmıyordu telefonlarını?
Ama tam 4 gün olmuştu. Şimdiye kadar açması gerekmez miydi? Kaç tane 'özür' mesajı yazdığını bilmiyordu.
Sadece eli ayağı tutuşmuştu. Ne Umay evindeydi ne de Barış'la Emre.
Operasyondadırlar diye de aramıyordu Çağatay. Deliye dönmüştü resmen.
Begüm'ü neredeydi ki?
☁️
[B]Kurt.[/B]
Neredeydi ki bu kız? Hiç böyle yapmamıştı. Başına bir iş mi gelmişti? [I]Bir mimarlık öğrencisinin başına ne gelebilirdi ki?[/I]
Begüm yoktu lan.
Tatlı Bela'm yoktu... neredeydi?
Nefesim daralıyordu bunları düşündükçe.
''Otur şuraya. İç şu suyu da,'' diyip beni kaldırıma oturttu Emre. Sonra da pet şişenin kapağını açıp önce yüzüme doğru sıçrattı suyu. Tepki dahi verememiştim buna. Normalde birisinin beni ıslatmasını sevmezdim ama şuanda tepki veremiyordum.
''Sen cidden kötüsün lan.'' Şimdi mi farkına vardın amına koyayım?
''Begüm yok. Emre... kız kardeşim ortada yok!'' Zorlukla demiştim bunu. Yanıma çöküp oturdu.
''Bulacağız Barış. Begüm bir yere kaybolmaz öyle. Sinsi kızdır o, kardeşini ben mi anlatayım sana?! Begüm'e bir şey olmaz!'' Doğru ya, Begüm'e kolay kolay bir şey olmazdı ama bu kadarı da normal miydi?
☁️
[B]Begüm Bozkurt[/B][B].[/B]
İnsan öleceğini de hissedermiş. Bunu anlamıştım daha bir iki dakika önce.
Bedenimi artık hissedemiyordum ve artık üşümüyordum. Hipoterminin son evrelerine yaklaşmıştım...veya son evresindeydim, kim bilir?
Sadece şu dakikalar birazcık ısındığımı hissetmiştim. Bu normal miydi hipotermi geçirirken? Bilmiyorum ama... ölmesem olmaz mıydı ya?
Bu yalanların bedelini ödemek istiyordum acı bir şekilde. Zorundaydım o yalanları söyleme konusunda... ama çevremdekiler hak etmemişti ki bunu.
Çağatay hak etmemişti.
Abim hak etmemişti.
Babam ve annem hak etmemişti.
Yalanı söylediğim kim varsa hak etmemişti.
Son bir şans verilse bana olmaz mıydı? Hepsinden özür dileme fırsatı bana çok muydu? Hepsi bile olmasa birisinden özür dileyeyim ya, birisinden! Sesli bir şekilde söyleyeyim şu özürlerimi!
Çok mu bir şey istiyordum? Ben özürlerimi diledikten sonra da ölebilirdim. Özürlerimi diledikten sonra öleyim lütfen ya! En azından birisi duysun özürümü.
[I]Duysun şu dağlar benim pişmanlığımı[/I]
☁️
[B]Şafak.[/B]
Bu geseyi Edirne'de arabada kalarak geçirecektik. Barış'ın emriyle takibi bırakmıştık. Sırayla nöbet tutacaktık... daha doğrusu sadece Alparslan ile ben nöbet tutacaktım. Asena'ya katı bir şekilde uyuma emri vermiştim. Arka koltuğa yatmıştı, uyuyordu.
Direksiyonun başındaydım. Nöbet sırası bendeydi. Alparslan hemen sağımdaki koltulta uyuyordu.
[I]Barış'a nasıl söyleyecektik Begüm'ü?[/I]
''Fikrimin ince gülü...'' diye fısıldadım sessizce. ''Kalbimin şen bülbülü...''
''O gün ki gördüm seni... yaktın ah, yaktın beni...''
''Gördüğüm günden beri... olmuşum inan deli...''
☁️
[B]Kurt.[/B]
''...ateşli dudakların...gamzeli yanakların...'' diye fısıldadım gökyüzüne bakarken.
''O gün ki gördüm seni... yaktın ah, yaktın beni...''
Sonra değişik bir şekilde sustum. Devamını getirmek istemedi için. Aklım sürekli Begüm'e kayıyordu. Neredeydi bu? Allah kahretsin. Kardeşime ne olmuştu?
Öksürdüm sesimi toparlamak adına. Yine o sert kişiye büründüm.
Hızla ayağı kalkıp arabalarımızın olduğu yere doğru ilerledim. Sadece Aras uyanıktı ilk arabada. Dalıp gitmişti. Beni fark etmemişti. Ses etmeyip ne yaptığına baktım. Bir saç tutamını okşuyordu. [I]Asena'nın saçı olmalıydı[/I] da Aras Asena'nın saçını kestirtmezdi ki?
Yanındaki koltuk boştu. Hızla orya yerleştiğimde fark etti beni. Peçeteye sarılmış saç tutamını saklamaya çalıştı. ''Lan oğlum dur,'' derken elimle onu durdurmuştum. ''Ne oldu? Asena saçını mı kesti?'' Dedim saç tutamını gözlerimle işaret ederek.
''Yok Komutanım...izin vermem zaten. Asena'mın saçı değil ki bu...annemin saçı.'' Yüreğim dağlanmıştı işte buna. Aras yetimhanede büyümüş birisiydi. Şu hayatta iki kadını çok sevmiştir Aras. Birisi Asena, diğeri annesi.
Annesini de elinden almıştı hayat. ''Nerden buldun oğlum sen bunu?'' Sesim çatlamıştı. Aras'ın gözleri oldukça doluydu. Oğlum yapma bak, zaten benim duygu birikimleri de karışık yapma!
''Defnedilmeden önce babam bir tutam kesmiş. Babamın evine gittim geçen gün-''
''Sen? Babanın evine? O kadın evdeyken mi?'' Babası annesini aldatmış bildiğim kadarıyla. Şu anda da aldattığı kadınla evliydi.
''Evet abi, gittim. Babam hasta olmuş, ondan gittim. Sandığın içinden eski el çantalarından birini verdi...annemle ilgiliymiş...'' nefesi kesiliyordu. Devamını getiremedi. Babasının hasta olması koymazdı Aras'a. Annesinin saçının yıllarca o evde kalması koyardı.
''Karadeniz Rüzgarı, kendine gel lan, annenin saçı elinde oğlum,'' derken kolumun altına almıştım onu. ''Bunu 5 yıl önce elde etmek için neleri vermezdin lan?! Ağlama şimdi! Annen ağladığını görse üzülmez mi? Ağlama koçum.'' Bir iki kere omzuna dosta vurdum. Başını eğmişti. Bakamıyordu bana,
''Lan oğlum sinirlendirme beni! Zaten Begüm'e ulaşamıyoruz. Sevin işte ne güzel?! Allah Allah...''
[I]Gerçi...bende annemin saçını öyle bulsam...sanırım bende ağlardım.[/I]
☁️
[B]Şafak.[/B]
Sabah olmuştu. Alparslan simit alıp geldiğinde bir şeyler düşünüyor gibiydi. Simitleri yerken Asena ile ben konuşmuştum ama Alparslan sesini dahi çıkarmamıştı. Ne olmuştu bu çocuğa?
''Alp,'' dedi Asena ama Alparslan duymamıştı, oldukça dalgındı. Kolunu tutup, ''Alparslan Ezen,'' dedim. Bakışlarını bana çevirmişti.
''K-komutanım?''
''Ne oldu lan sana?'' Dilini alt damağına bastırdı. Sonrada dudağını sağ yanağına doğru kaldırdı. Mimiklerini düzelttiğinde tekrar bana döndü.
''Pusu'nun mezarına gidelim mi...Edirne Şehitliği'nde. Yakınız hem zaten. Gidip bir su döküp dua etsek bir şey olmaz Komutanım. Edirne'ye kadar gelmişken mezarına gitmemek olmaz,'' dedi mahçup ve üste çıkmaya çalışır bir halde. Buna ben karar veremezdim ki...
''Evet Komutanım, gidelim. Bende tanımıyorum Pusu'yu ama Kasırga için önemli birisi.'' Asena'da haklıydı. Pusu'yu da ziyaret etmemiz gerekirdi.
''İyi be, iyi ama Komutan kızarsa sizden bilirim,'' derken ayağım debriyaja gitti. Arabayı çalıştırdığımda ikisinin de yüzünde görülebilecek bir mutluluk vardı.
☁️
[B]ŞEHİTLİK 🇹🇷[/B]
Sessiz ama güçlü adımlarla o Türk Bayraklı mezarların arasında bulunan taş döşeli yolda ilerliyorduk. Bazı mezarlarda kimsecikler yoktu. Bazılarında dua eden yaşlılar vardı. Bazılarında yarı mutlu çocuklar vardı. Ağlayan eşler vardı bazılarında. Alparslan önümüzdeydi. Sessizce durduğunda gözleri tek bir mezara bakıyordu. O mezara baktığımda yanı başında bir kadın vardı. Mezar taşını okşuyordu.
''İpek yenge,'' diye seslendi Alparslan kadına buruk sesiyle. Kadın yavaşça döndüğünde gözleri yaşlıydı. Yanaklarında taze yaş izi vardı.
Alparslan'ı görünce gözleri büyümüştü. Göğsü inip kalkmıştı bir süre. ''Alparslan?'' Ayağı kalktı kadın. Hızla Alparslan'ın boynuna sarıldığında ikisininde gözü dolmuştu.
Asena'ya baktım, ağlıyordu. Hamileydi, yüzde yüz hamileydi bu kız... veya ben duygusuzdum?
Mezartaşına baktığımda gözleri kararlı bakan üniformalı genç ve bir o kadar yakışıklı bir adam vardı. Resmin altında büyük harflerle ''Haktan Acar'' yazıyordu.
[I]Barış'ın en yakın arkadaşı Haktan,[/I]
[I]Emre'nin o çok sevdiği abisi Haktan,[/I]
[I]Kasırga'nın asla unutamayacağı komutanı Haktan,[/I]
[I]Alparslan'ın mahalleden abisi Haktan,[/I]
[I]Şehit Kurmay Yüzbaşı Haktan Acar[/I]
[B][U]Vatan sağ olsun.[/U][/B]
☁️
[B]Kurt.[/B]
Telsizin diğer ucundaki Yarbay Durmuş'u ikna etmeye çalışıyordum. Ya buraya Serdar'ın timi sevk etseler, biz Arslanların yanına gitsek olmaz mı ya?
''Yok, olmaz. Ben Albay'ı ikna edemem Yüzbaşı Kurt. Sende edemeyeceğine göre Arslan ekibinin yanına bir tim sevk ediyorum.''
Ya komutanım ama günahımızı yiyorsunuz.
''Komutanım ama Arslanlar öyle kolay uyum sağlayamazlar. Sizde biliyorsunuz o üçünü. Komutanım buraya yeni bir tim biz Edirne'ye.'' Biraz olsun bunu Pusu içinde istiyordum. Onun mezarına gidip dua etmek istiyordum. İpek'ten tekrarlarca Haktan'ı koruyamadığım için özür dileyecektim ama olsun. Ben Arslanları bırakamazdım öylece.
''Düşünürüz Yüzbaşı, şimdi işine dön.'' Diyip telsizin diğer ucundan ayrılmıştı.
[I]Hasbin-Allah...[/I]
☁️
[B]Begüm Bozkurt.[/B]
Yavaşça ısınmıştım. Ölmeme izin vermiyorlardı. Dualarım kabul olmuştu lakin bunların elindeyken ölüm daha iyi bir seçenekti.
İğrenç şeyler konuşuyorlardı. Kendimi çok fazla pis hissediyordum. Çağatay'ı bile zar zor öpüyordum. Şuanda... kendimi iğrenç bir mahluk gibi hissetmeme yol açıyordu buradakiler.
Elinde sonunda bir şehitliğe girecekti cesedim...kirletilmiş cesedim. O şahitlik evresine çok var mıydı? Konuşmayacaktım bunlara ama onları dinlemek zorunda mıydım? Temaslarını hissetmek zorunda mıydım?
Gözlerimden bir damla yaş daha süzüldü. O yaş bile kirli hissediyordu kendini. Burada bunların elinde ölemezdim. Eğer... eğer burada ölürsem bu pislikler canlı halime yapmadıklarını cesedime yaparlardı.
İstemiyordum...pis bir şekilde ölmek istemiyordum.
☁️
[B]Anlatıcı: Yazar.[/B]
Yakıp döktü Çağatay. Çıldırmıştı artık. Hesap soruyordu Mehmet Bozkurt'a. Öyle bir cesaretle çıkmıştı ki karşısına. Gözü hiçbir şey görmüyordu. Gönlü Begüm'ün gönlüne muhtaçtı. Ciğerleri Begüm'ün nefesine açtı.
Mehmet Bozkurt'ta oldukça sinirliydi. Birisi evine gelip böyle davranamazdı. Kızı ortada yokken bu olamazdı.
Her yerde kızını aratıyordu ama Çağatay? Ona amcalık yapmıştı da kızına almak için mi yapmıştı? Asla.
''Mehmet Bozkurt, eğer Begüm'den 24 saat içinde haber alınmazsa kork benden,'' diye bağırdı en sonunda Çağatay. Korkmalıydı, herkes korkmalıydı o zaman Çağatay'dan.
☁️
[B]Şafak.[/B]
Öğrendiğim kadarıyla Alparslan'la Pusu Edirne'nin bu sokaklarında büyümüş. İpek'e yakalanmasaydık şuanda görevde olabilirdik ama şimdi poğaça yiyoruz ulan...
''Ee hangi rüzgar attı sizi buraya?'' İpek çok haklısında yani senin için bu evdeyiz şuanda.
''Rüzgar...'' diye fısıldadı Asena dertli dertli. Sevgilisini özledi kızcağız. ''Asena'm sen kesin ha-'' dediğim anda kolumu dürttü. Komutan-asker ilişkisi de kalmadıki aramızda?!
''Görev için gelmiştik, buraya kadar gelmişken abimin mezarına da gelelim dedik.'' Sen dedin koçum ben bir şey diyemedim. Ben sizi kıramadım. İpek bize dönüp kim olduğumuzu çıkarmaya çalıştı.
''Ben sizi hatırlamıyorum da-''
''Yeni geldik biz time,'' dedim anında. Bunu duyduğunda onaylar gibi başını salladı. ''Adınız neydi?'' Sırayla isimlerimizi söyledik Asena'yla.
Ulan Alparslan, bizi getirdiğin yere bak!
☁️
[B]Kurt.[/B]
''Lan ne demek o?'' Çağatay eve gelip bağırıp çapırmış. Gitmeden önce de açık bir tehdit savurmuş ortaya. Begüm doğru kişiyi bulmuştu ama biz Begüm'ü bulamamıştık.
Yoktu. Koca İzmir'in her yerinde aratmıştım onu. Yoktu hiçbir delikte, yok!
Begüm'ün başına bir iş gelmişti. O kesindi ama ne olmuş olabilirdi ki?
Emre geldi koşarak yanıma. ''Barış bizim bu salak üçlü İpek yengeye gitmişler.'' Ha?
İpek'te ne işleri var lan onların? Niye görevlerinin başında değiller?!
Kulaklığımı taktım hızla. ''Arslanlar çabuk cevap verin!'' Bir süre uzun bir sessizlik olmuştu. ''Umay Karaca, Asena Arslan, Alparslan Ezen! Cevap ver!''
''Emredin Komutanım,'' diye cevap verdi Umay. Emredeceğim meraklanma.
''Ne işiniz var lan sizin orada?! Çıkıp göreve dönün çabuk!'' Cızırtıların ardından Umay'ın yorgun ama bir o kadar sert ''Emredersiniz Komutanım'' sesi gelmişti.
Ne işleri var onların orada ya?!
☁️
[B]Begüm Bozkurt.[/B]
Farklı bir yere getirilmiştim. Ksrtonların üzerinde yatıyordum. Her yerimden kanlar akıyordu. Bulunduğum o eski püskü odanın kapısı açıldığında gözlerimi yumdum. Gelen kişi yanıma oturup yüzüme düşen saçlarımı kulaklarımın arkasına itti.
''Ah benim Begüm kızım...ne işin var senin buralarda?''
Kimdi ki şimdi bu?
''Ah...ah,'' saçlarımla uğraşmaya devam etti. ''Ben gittiğimde sen annenin karnındaydın. Görememiştim ben seni.'' Amcacım sen kimsin?
''Ne kadarda Barış'a benziyorsun kız sen...'' Benziyordum da, sen abimi de tanıyorsun demek.
''Ne hâle getirmişler seni... kurtulmanı sağlayacam tamam mı? Merak etme. Selim amcan yardım edecek sana,''
Selim amca mı? Umay'ın babası Selim amca mı?
☁️
[B]Şafak.[/B]
Hızla çıkmıştık evden. O ikisine kızmakla uğraşıyordum şuanda da.
''Yani hadi şehitliğe gittik. Eyvallahda bizim ne işimiz var burada?!'' Uzaktan bir kadın bize doğru yaklaşmıştı, daha doğrusu Alparslan'a doğru. Kadın 40'larındaydı muhtemelen.
''Alparslan çocuğum...'' diye Alparslan'ın yanına geçtiğinde derin ve dertli bir nefes verdim gözlerimi kapatıp. Doğru ya! Alparslan'ın büyüdüğü mahalleye girmiştik. Anne-babası görmeden gitsek iyi olurdu aslında. Bu kadın annesi değildi diyin bana!
''Teyzem benim.'' Alparslan seni döverim çocuk, akıllı ol lan.
''Asker!'' Sert sesim hem o teyzeyi hem Alparslan'ı durdurmuştu. Alp, ciddi olduğumu anlayınca hazır ola geçti.
''Teyzem sağ ol ama yoğunuz daha sonra gelir yanınıza.'' Teyzeye bunları dedikten sonra onlara arkamı döndüm ve hızla arabaya doğru yürüdüm.
☁️
[B]Kurt.[/B]
Tekrar tekrar telefonla aramanın bir faydası yoktu artık. Begüm'e bir şey olmuştu, bu kesindi. Şimdi ne olduğunu bulmalıydım ama buradayken olmuyordu. Yarbay Durmuş'a çokça kez dil dökmüştüm o ise sadece bekleyin demişti. Neyi bekliyoruz biz? İzin çıkmasını mı? İzinse çoktan çıkması gerekmez miydi?
O üçü de insanı sinirlendirip duruyordu. Umay'a bir şey demek istemiyordum ama o da bu ikisine uyuyordu. Neymiş İpek'in evine gitmişler. Ne işiniz var lan sizin orada? Operasyonun ortasındayız lan!
Kasırga böyleydi işte. Bazen adamı delirtirdi.
Midem bulanıyordu artık. Simit mimit bir şey yesem iyi olacaktı ama hiç de iştahım yoktu. Gözüm kararmasa iyiydi şuanda.
Zaten içimden bir ses çok kötü şeyler olacağını söylüyordu. O düşüncenin aklıma bile gelmesini istemiyordum.
Emre'nin yanına gitmek istedim ama sanki bacaklarım adım atmayı reddetti. Ne oluyor lan?!
Yön değiştirmeyi denedim ama yine olmadı. Kolumu hareket ettirmek istedim ama kolumu hissedemedim. Gözlerimle görebiliyordum. Kolum oradaydı ama sanki yoktu orada. Hiçbir temas hissedemiyordum. Ilık rüzgar suratıma çarpıyordu bunu hissedebiliyordum ama koluma çarpmıyor gibiydi. Çarpıyor muydu aslında?
Ne oluyor lan?
Koşturma sesi geldi kulağıma. Daha sonra Emre'yi gördüm. İyi misin diyordu, ama o kadar çok uzaktan geliyordu ki sesi...
Hani film sahnelerinde olurdu ya böyle dışarıdan gelen sesler birbirine karışırdı. Heh, şimdi öyle oluyordu ama niye?
Yanağımdan sert ve güçlü bir tokat yediğimde geriye doğru sendeledim. Başım hafif yan yatmıştı. Ellerim dizlerime gitti, öne doğru eğildim ve başımı iki yana salladım gözüm kapalıyken. Hissedebikiyordum şuanda.
Emre'nin tokadı işe yaramıştı da ulan osmanlı tokadı atması gerekli miydi? Başımı kaldırdığımda fark ettim. Daha demin nefes de alamıyordum. Ciğerlerime giren hava genzimi yakmıştı.
Aldanmadım, lakin ne olmuştu lan demin?
Sesler gitgide normalleşmeye başlamıştı. En sonunda ayırtedebilmiştim Emre'nin sesini:
''Barış, oğlum duyuyor musun lan?!" Duyuyordum lakin konuşamıyordum da.
Ne oluyor lan?
☁️☁️☁️
[B]Okuduğun için teşekkür ederim küçük yıldız💙💫bölüm yine kısaydı. Finale yaklaştığımız için bölümleri bilerek kısa tutuyorum. Finale zemin hazurladığım için şuanda karakterlere inmek istedim biraz olsun da. Aras'ın saç tutamı sahnesi bana bile bir sürpriz olarak gelişti. Umarım beğenirsiniz.[/B]
[B]Bir daha ki bölümde görüşmek üzere...[/B]
[B]KOCAMAN NERGİS ÇİÇEKLERİYLE KALIN🏵[/B]
