1. bölüm / 14
Gaz Lambaları Sönerken: Yıl 1837Entrance (Giriş)
Bölümler 14Şu an: Entrance (Giriş)
- 1 Entrance (Giriş)477 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Chapter 1 (Bölüm 1)1.149 kelime
- 3 Chapter 2717 kelime
- 4 Chapter 31.065 kelime
- 5 Chapter 4736 kelime
- 6 Chapter 5980 kelime
- 7 Chapter 6983 kelime
- 8 Chapter 71.062 kelime
- 9 Chapter 81.088 kelime
- 10 Chapter 91.151 kelime
- 11 Chapter 101.232 kelime
- 12 Chapter 111.085 kelime
- 13 Chapter 12891 kelime
- 14 Chapter 13996 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Londra’nın gökyüzü, 1837 yılının o meşum Şubat sabahında, sanki bir devin ciğerlerinden süzülen kömür isiyle boyanmıştı. Güneş, kurşuni bulutların ardında soluk bir altın sikke gibi parlamaya çalışıyor, ancak şehrin devasa fabrikalarından yükselen o yoğun, zehirli duman katmanını aşamıyordu. Burası, bildiğimiz İngiltere değildi. Burası, her sokağın bir labirent, her gölgenin bir casus olduğu; sanayinin insan ruhunu dişliler arasında ezdiği distopik bir krallıktı.
Prenses Eleanor, sarayın yüksek kulesindeki penceresinden dışarı bakarken elindeki dantel eldiveni sıkıyordu. Aşağıda, saray bahçesinin bakımsız ama görkemli çalılıkları arasında devriye gezen muhafızların zırhlarından yansıyan donuk ışığı görebiliyordu.
Victoria dönemi zarafeti, yerini bir tür mekanik sertliğe bırakmıştı. Elbiseler kabarık ve şıktı ancak korselerin içinde gizlenen hançerler, aristokrasinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunun kanıtıydı.
"Yine mi o tarafa bakıyorsun, Eleanor?"
Eleanor irkilerek arkasına döndü. Annesi Kraliçe Ophelia, kapı eşiğinde bir hayalet gibi dikiliyordu. Üzerindeki siyah kadife elbise, yerdeki mermerleri süpürürken çıkardığı hışırtı, odadaki sessizliği yırtıyordu.
Ophelia’nın gözleri, kızının yüzündeki en ufak bir duygu kırıntısını bile avlamaya hazır bir kartalınki kadar keskindi.
"Sadece... havanın ne kadar ağır olduğunu düşünüyordum anne," dedi Eleanor, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak.
"Hava her zaman ağırdır," dedi Ophelia soğuk bir tavırla. "Kral Henry, yani baban, dışarıdaki huzursuzluğun farkında. Halk aç, işçiler ayaklanmanın eşiğinde ve biz, bu krallığı bir arada tutan tek bağız. Senin bu melankolik tavırların tahtın itibarına zarar veriyor."
Eleanor bir şey demedi. Biliyordu ki babası Henry, halkını seven bir hükümdar gibi görünse de aslında demir yumruklu bir otoriteydi. Amcası Edward’ın saray koridorlarında fısıldadığı o sinsi planlar, ağabeyi William’ın her geçen gün artan kibri ve baskısı arasında Eleanor kendini nefessiz kalmış bir kuş gibi hissediyordu.
O sırada kapı hızla açıldı ve içeriye Prens William girdi. William, babasının hırsını ve annesinin soğukluğunu miras almıştı. "Hazırlan Eleanor," dedi William, sesinde gizleyemediği bir emir kipiyle. "Louis ve George bahçede antrenman yapıyorlar. Babam, şövalyelerin disiplinini denetlememizi istiyor. Hem belki o çok sevdiğin 'koruyucun' Louis sana kılıç tutmanın asaletinden bahseder."
William’ın yüzündeki o sinsi gülümseme Eleanor’un kanını dondurdu. Ağabeyi bir şeylerden şüpheleniyor muydu? Yoksa sadece her zamanki gibi can yakmak mı istiyordu?
Eleanor, William’ın peşinden bahçeye inerken kalbinin atışlarını dizginleyemiyordu. Geniş, gri taşlarla örülü avluda Şövalye Louis ve sadık dostu George kılıç talimi yapıyorlardı.
Louis’in her hamlesi kusursuzdu; gücü ve zarafeti birleştiren o hareketleri, Eleanor’un içindeki o yasak kıvılcımı yeniden alevlendiriyordu. Louis, kılıcını George’un hamlesine karşı savuştururken bir anlığına başını kaldırdı.
Gözleri Eleanor’ununkilerle buluştu.
O bir saniyelik bakışta binlerce kelime gizliydi. Korku, özlem ve bu karanlık dünyanın ortasında parlayan tek ışık: Aşk.
Ancak bu aşkın, üzerlerine çöken o devasa gaz lambalarının ışığı sönene kadar sürecek bir fırtınanın başlangıcı olduğundan henüz haberleri yoktu. George, arkadaşının dikkatini dağıldığını fark edip hafifçe dürterek onu uyardı. "Odaklan Louis," diye fısıldadı George. "Gözler üzerimizde. Özellikle de o kuzgunun gözleri..."
George’un "kuzgun" dediği kişi, balkonun gölgesinde onları izleyen Prens William’dı.
Bahçenin en kuytu köşesinde, sarmaşıkların ve paslanmış demir kapıların ardında gizlenen o unutulmuş bahçe, bugün onların sığınağı olacaktı. Ama belki de son kez...
Bölüm etkileşimi
