13. bölüm / 14
Gaz Lambaları Sönerken: Yıl 1837Chapter 12
Bölümler 14Şu an: Chapter 12
- 1 Entrance (Giriş)477 kelime
- 2 Chapter 1 (Bölüm 1)1.149 kelime
- 3 Chapter 2717 kelime
- 4 Chapter 31.065 kelime
- 5 Chapter 4736 kelime
- 6 Chapter 5980 kelime
- 7 Chapter 6983 kelime
- 8 Chapter 71.062 kelime
- 9 Chapter 81.088 kelime
- 10 Chapter 91.151 kelime
- 11 Chapter 101.232 kelime
- 12 Chapter 111.085 kelime
- 13 Chapter 12891 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Chapter 13996 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah Londra’nın üzerine çöken sis, her zamankinden daha gri ve boğucuydu. Ancak sarayın içindeki atmosfer, dışarıdaki havadan çok daha ağırdı. Eleanor, Samuel’in odasından çıktığında koridorlardaki hizmetçilerin bakışlarını, muhafızların fısıltılarını ve havada asılı kalan o gerginliği iliklerinde hissetti. Dün gece attığı o cesur adım, krallığın temellerini sarsan bir skandala dönüşmüştü.
Kral Henry’nin özel kabul odasında; babası, ağabeyi William ve amcası Edward, Eleanor ile Samuel’i bekliyordu. Odaya girdiklerinde, içerideki sessizlik bir idam sehpasındaki sessizliği andırıyordu.
Kral Henry, masasının arkasında çökmüş bir heykel gibi oturuyordu. Yüzündeki yorgunluk, yerini derin bir hayal kırıklığına bırakmıştı. William ise odanın köşesinde, kollarını kavuşturmuş, zafer kazanmış bir akbaba gibi bekliyordu. Amcası Edward, masanın yanında durmuş, elindeki bastonu mermer zemine ritmik bir şekilde vuruyordu; her vuruş, yaklaşan bir felaketin habercisi gibiydi.
"Bize açıklaman gereken bir şey var mı Eleanor?" diye gürledi Henry. Sesi, odanın yüksek tavanlarında yankılandı. "Kızımın, müstakbel eşinin odasından sabahın ilk ışıklarıyla çıktığı haberleri tüm sarayı sarmış durumda. Protokollerimiz, onurumuz... Hepsi ayaklar altında!"
"Baba," dedi Eleanor, sesi titrese de geri adım atmadı. "Ben sadece gelecekteki eşimle vakit geçirdim. Kuzey’de öğrendiğim bir şey var; prosedürler hayatta kalmayı sağlamıyor."
William, bir adım öne çıkarak araya girdi.
"Hayatta kalmak mı? Sen sadece krallığın adını lekeledin! Samuel’in seni büyülediği belli ama bu bir skandaldır. Babamın otoritesine bir hakarettir."
Amca Edward, bastonunu sertçe yere vurdu.
"William haklı. Bu sadece ahlaki bir mesele değil, Henry. Bu, müttefiklerimizin ve halkın gözünde zayıflık demektir. Samuel, senin bu pervasızlığın İngiltere ile Kuzey arasındaki anlaşmayı tehlikeye atıyor."
Samuel, Eleanor’un yanına gelip elini onun omuzuna koydu. Bakışları, odadaki üç adama karşı birer meydan okuma gibiydi. "Tehlikeye atan ben değilim Edward, sizin bu köhne ve paslanmış kurallarınız," dedi Samuel. Sesi, bir kılıcın kınından çıkışı kadar keskindi.
Samuel, masaya doğru ilerledi ve Kral Henry’nin tam önünde durdu. "Bu evliliği isteyen sizdiniz Kral Henry. Kuzey’in kömürüne, madenlerine ve gücüne muhtaç olan sizsiniz. Eleanor dün gece bir seçim yaptı ve ben de bu seçimi onurlandırdım. Eğer bu durumdan bir 'skandal' yaratmak istiyorsanız, buyurun yaratın. Ama şunu bilin ki..."
Samuel, Edward ve William’a döndü. "Eğer Eleanor’un onuruyla ilgili tek bir kötü söz daha duyarsam ya da bu durum bir cezaya dönüştürülmeye çalışılırsa; tüm kömür sevkiyatını durdururum. Londra’nın o meşhur gaz lambaları bir gecede söner. Şehriniz zifiri karanlığa, fabrikalarınız ise sessizliğe gömülür. Ve William..."
Samuel, William’ın tam karşısında durdu. "Taht hayallerin, karanlıkta hiçbir işe yaramaz. Ben Eleanor’u korumak için sadece ordularımı değil, bu şehri boğacak olan karanlığı da kullanırım. Ya bu evliliği bugün, şimdi resmileştirir ve düğünü öne alırsınız ya da İngiltere’nin sonunu izlersiniz."
Henry, Samuel’in bu ağır tehdidi karşısında yutkundu. Edward sessizleşmiş, William ise öfkesinden bembeyaz kesilmişti. Samuel, taht üzerindeki haklarını ve elindeki enerjinin gücünü bir silah gibi masaya yatırmıştı.
"Düğün," dedi Henry, sesi kısık ve mağlup bir tonda. "On gün sonra olacak. Eleanor, o zamana kadar odandan çıkmayacaksın. Bu mesele burada kapanacak."
William, öfkeyle odayı terk ederken Edward da sessizce başını eğip onu takip etti. Eleanor, Samuel’in elini sıktı. Onu korumuştu; ama bu korumanın bedeli, sarayda açık bir savaşın başlamasıydı.
Odadan çıktıklarında, koridorun sonunda Louis’in bir gölge gibi beklediğini gördüler. Louis, konuşulan her şeyi duymuştu. Samuel, Eleanor’un kulağına eğildi:
"Gördün mü prenses? Karanlık, bazen gerçeği görmenin tek yoludur."
Kral Henry’nin odasındaki o ağır hava, Samuel’in restiyle birlikte dağılmamış; aksine buz kesmişti. Samuel, Eleanor’un elini bırakmadan odadan çıkacakken, kapıda bekleyen Kuzeyli bir haberci nefes nefese içeri daldı. Habercinin üzerindeki kar ve çamur lekeleri, uzaklardan, sınır boylarından geldiğinin kanıtıydı.
"Majesteleri, Prens Samuel!" dedi haberci diz çökerek. "Sınır hattındaki diplomatik görüşmeler çıkmaza girdi. Sebastian’ın elçileri saldırıya uğradı. Kral babanız, derhal görüşme masasına dönmenizi emrediyor. Aksi halde kuzey orduları harekete geçecek."
Odadaki herkes bir anlığına nefesini tuttu. Samuel’in az önce masaya koyduğu o devasa güç, şimdi kendi topraklarında bir yangına dönüşmek üzereydi. Samuel, Eleanor’a döndü. Gözlerindeki o sarsılmaz korumacılığın yerini, görevin getirdiği o soğuk kararlılık almıştı.
"Gitmem gerek Eleanor," dedi Samuel. Sesi, az önceki tehditkar tondan daha alçak ama daha yakıcıydı. "Sadece birkaç gün. Sınırı yatıştırıp düğün için geri döneceğim."
Eleanor, Samuel’in eline daha sıkı sarıldı. "Beni burada, onların arasında mı bırakacaksın?"
Samuel, Eleanor’un yüzünü ellerinin arasına aldı. Kral Henry, William ve Edward’ın önünde, onların gözlerinin içine bakarak konuştu: "Eğer ben yokken Eleanor’un saçının teline zarar gelirse, geri döndüğümde bu sarayın üzerinde taş üstünde taş bırakmam. Bunu bir tehdit değil, bir vaat olarak görün."
Samuel, Eleanor’un alnına sert bir veda öpücüğü kondurdu ve habercinin peşinden, ardına bile bakmadan koridorda kayboldu. Onun gidişiyle birlikte, odadaki denge bir anda Eleanor’un aleyhine değişti.
William, Samuel’in gidişini izlerken dudaklarında sinsi bir gülümseme belirdi. "Gördün mü Eleanor?" dedi William, yavaşça kız kardeşine yaklaşarak. "Kuzeyin koruyucusu seni tek bir emirle terk edip gitti. Şimdi bu sarayın duvarları arasında, prosedürlerini çiğnediğin o ailenle baş başasın."
Kral Henry, masasına çöktü. "William, yeter! Eleanor, odana git. Samuel dönene kadar oradan çıkmayacaksın. Kapında muhafızlar bekleyecek. Ve bu muhafızların başında..." Henry duraksadı, bakışları koridorun sonunda bekleyen Louis’e kaydı. "Louis olacak. Samuel yokken senin güvenliğinden –ve sadakatinden– o sorumlu."
Eleanor odasına doğru yürürken, arkasında William ve Edward’ın fısıldaşmalarını duyabiliyordu. Samuel’in yokluğu, saraydaki kurtlar için büyük bir fırsattı. Kapısına ulaştığında Louis, elinde mızrağıyla bir heykel gibi duruyordu. Eleanor içeri girerken Louis ile göz göze geldi. Louis’in gözlerinde ne öfke vardı ne de sitem; sadece derin bir yas ve bitmek bilmeyen bir sadakat...
Eleanor kapıyı kapattığında, Samuel’in o güven veren sıcaklığının yerini odanın soğuk sessizliği almıştı. William’ın ne yapacağını bilmiyordu ama Samuel’in gidişinin, beklediğinden çok daha karanlık olaylara gebe olduğunu hissediyordu.
Londra’nın üzerindeki sis, şimdi onun odasının içine sızmış gibiydi.
Bölüm etkileşimi
