FIRTINA KIZI kitap kapağı

3. bölüm / 13

FIRTINA KIZI

1. Bölüm

Yazar: Nazz🤍 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 1. Bölüm

Bugün günlerden cuma ve yakın yakın temmuzun son zamanlarındayız ve gittikçe de çok kötü bir şeyler oluyordu.Her sene gittikçe kötüye giden şu sıcak havaya acilen bir çözüm bulmamız gerekirdi.

Görevden dönmüş hemencik bir izin almış en sevdiğim yere yani Tokat'a gelmiş, serinlemek için yaylaya çıkmıştım ama yaylada fazla esmiyordu, kavrulmuş tavuğa dönmüş bir haldeydim. Sıcaktan bitkin bir şekilde yatağa uzanmış ,uyumayı bekliyordum ancak buna zihnim izin vermiyordu. Yakın yakın iki aydır doğru düzgün uyku alamamış bu durumda da iki aydır uykusuz oluyodum ve görev tahminimizden de uzun sürmüştü. Ve üstelik baş ağrımda var diyebilirdim.
Bu sıcakta görevlere hiç gidesim gelmiyor, her zaman görev süresi daha çok artıyordu. Laf etmeyecektim bu duruma, hatta göreve gittiğim her saniye laf etmemem gerekir çünkü bu hayatı ben istemiş hiç kimsenin sözünü dinlememiştim. Dinlemekte istemem zaten. Herkesin bana söylediği mesleklerde çok sıkıcı geliyordu. Ama asıl şuan havanın sıcak olması tenime ilmik ilmik yakıyordu ve bunun üstünede gerçektende çok yoruldum ,bugün uyumam lazımdı hatta gerekirdi.

Normalde rütbedeyken sıkıntı olmuyor ama izin aldığım zamanlar uykusuz kalırken sinirli olma olasılığım vardı. Hemde bugün annemlerinde gelme olasılığı vardı. Ama İstanbul'dan Tokat'a hızlıca geleceklerini ummuyordum.Aslında hemen görevden geldikten sonra annemler yazmakta kötü etmiş olabilirdim yani niye illa bugün yazdım ki yarında yazabilirdim yani harbi neden bugün yazdım ki ben?

Çünkü özledin Eylül, özlemeseydin yazmazdın.

Bu gerçek olabilirdi.Ve en son bu hayatta gerçektende kendime kızacaktım bunu biliyorum. Her zaman fedakar olmaktan kendime kızacağım artık.

Kızma kendine senin suçun değil.

Bu da haklı olma ihtimali vardı.Ama eğer biraz daha böyle kendi kendime sohbet edersem namım yakında deli olarak çıkacaktı zihnim harbiden bana cevap vermesine sinir oluyorum yani sanane ben burda dertleşiyorum kendi kendime sana ne oluyo yani anlamadım.Ve şuan tekrardan bişey demek istiyorum ki hava gerçektende çok sıcak böyle sıcak olamaz. "Allahım ne olursun şu sıcak havayı soğut. Valla birazdan senin rahmetine kavuşacam"
Biraz beynim açıklamasın gerçekleri ben açıklayım dimi.Yatakda dönerek havaya laf ettiğim sırada vücudumu cama doğru çevirdiğimde olur olmadık ses geldi. İşte bu rüzgar kadar etkisi oldu.
"Ablaa!Ablaa!"
Annemlerin gelme olasılığı var mıydı? Gerçekten de gelmişler miydi?Buna ne kadarda inanmak istemesem de ama gerçektende gelmişlerdi. Ama yataktanda hiç kalkasım yoktu.Kim açacaktı onlara kapıyı.Zaten gözlerim kapalıydı ,bir kere doğru düzgün açık değil di. Sadece zihnim uyanıktı.

Ben yatakta hala kalkmamış kafamı yastığa gömmüş bir halde dururken annemler evimi başıma yıkacaklardı bu gidişle. Yakın yakın beş dakikadır zile basıyorlardı.Artık zil bile düzgün ses çıkaramaz hale gelmişti. Artık dayanamaz bir hale geldiğimden dolayı kafama gömdüğüm yastığı cama doğru fırlattım ve ayağa doğru kalkmaya meyletlenirken bir ses işittim kulağıma ama hiç olmamasını dilediğim bir ses di bu.
"Evet bütün yayla sakinleri, " Bu ses salak kardeşim Salih'e ait idi. Ve ne haltlar peşindeydi hiç fikrim yoktu. Kendisi kazık kadar olmuştu o yetmezmiş gibi polis oldu hala aynı şımarık tavrı vardı.

"Sayın Eylül Naz Fırtına, kendisi ablam olur. Bu kişinin arabası rahmetine kavuşmuştur. Sizlerden tek bir ricam var. Ablamın arabasına bir el Fatiha..." Salih'in sesi bütün yaylaya yankılanmıştı ve şaka maka gerçektende bu şekilde bağırdı. Benim arabama Allah bilir ne yapmıştılar.

Ama şuan arabam daha önemliydi Salih'in bağırmasından sonra zaten ne ara ayağa kalktığımı da hiç kimse anlamazdı. Ben bile anlamadım çünkü ve aniden kendimi şuan balkonda bulmamda oldukça şaşırtıcı olabilirdi. Ben haldur huldur balkona çıktığımdan annemgiller ne olduğunu anlamak için balkona doğru baktıklarınıda anlayabiliyordum.
10 dakika sonra
Annemler bütün aileyi çağırsalarmış keşke. Neden mi? Çünkü şuan benim evimde baba tarafının yarısı hatta çeyreği qburadaydı. Annem ve ben şuan mutfakta kahve hazırlamak peşindeydik.Hatta annem peşindeydi ben o kadar çok çaba gösterme içerisinde değilim. Ben daha çok şuan olanları sorgulama peşindeydim. Anneme her saniye bakan boş bakışlarım annemi daha çok sinirlendirmeme de yardımcı oluyordu.

"Ne bakıyorsun kızım öyle, yardım etsene bana." dedi mutfağın dolaplarında cezve bulma telaşında bulunan annem. Ama tabikide yardım etmeyecektim, annem bana sadece kendileri geleceklerini söylemişti. Babamın tarafı geleceğini söylememişti. Şuan içeride yirmi beş kişi vardı ve neden ben misafir etmek zorundaydım hiç bir fikrim yoktu. Yani Allah'tan halam falan gelmemiş ona da şükür etmek lâzımdı.Ben mutfakta sandalyede iki büklüm şekilde otururken bir anda odadan gelen -kardeşler arasında en küçüğümüz olan- Eymen mutfak kapısının eşeğinde durup kapıya doğru yaslandığında bana doğru bakıp sinsi sinsi güldüğünü fark ettim.

Neden güldüğünü azda olsa tahmin edebiliyordunuz. Benim başıma böyle iş açtıkları içindi ama ben onalara göstercektim hem bana habersiz misafir getirmelerini hem de arabam hakkında şaka yapmalarını. İşin kötü yanımı desem iyi yanımı desem bilemedim aslı şuki gerçektende arabamın ön far kısmı kırılmıştı onda sıkıntı yoktu yani doğru söylemişlerdi ama bence en iyi kısmı bence şuydu; babamla kardeşlerim buraya geldiklerine göre arabamın masrafını bana kıyamadıkları için yaptırcaklardı. Yani bu iyiydi sonuçta masrafdan kurtulmuş oldum.
Zaten bu arabayı zar zor aldırmıştım arabamın bütün parasını ben vermiştim geri kalanı babam verdi. Onuda istemeyerek tabikide neden istemeyerek biliyormusunuz? Çünkü babam binmediği, kullanmadığı arabayı bana almazmış. Çok saçma yani ben arabayı alırsam sende kullanırsın, yani belkide kullanamazda ama olma olasılığı var.
Zaten benden çok kardeşlerim ve babam kullandı arabamı. Bundan önceki aldığım iznimde arabayı İstanbul'da az da olsa hız yaptığım için babam arabayı üç ay elimden almış kendileri kullanmıştı ama o üç ay boyunca arabamda hal olmuştu mesela arka bagaj kapağı full içe çökmüştü bu daha ufak bir kazaydı yani gerisinide siz düşünün.
Ben aklımda artık farklı düşünceler dönüp dururken Eymen bir anda oturduğum sandalyenin yanına gelerek beni kucaklayıp tezgahın üzerine otutturup, benim oturduğum sandalyeye kendisi oturmuştu. Evet gerçektende böyle yaptı. Bu çocuk manyak mı derseniz evet manyak derdim. Oturma odasında koltuklarda yer kalmadığı için mutfaktaki sandalyeleri oturma odasına götürmüştük ama sadece bir tanesini bırakmıştık onada ben oturmuştum daha doğrusu oturuyordum. Zaten hiç bana rahat yoktu misafirler gelince. Şimdi ise ben Eymen'e tip tip bakmamdan dolayı Eymen benim bakışlarımdan dolayı gülüyordu. En çok sinir olduğum bir şeyde buydu. Benim sevmediğim,sinir olduğum hareketlerden başkaları keyif almalarıydı. Ben Eymen' in sinir bozucu gülüşünü göz devirip, yanımda kahveleri fincanlara döken anneme gitti bakışlarım. Ne ara yapmıştı bu kahveleri, daha demin cezve arayışındaydı. Ama şuan bunuda kafaya takmayacaktım. Çünkü bir anda kafa yormaya erindim. Ben anneme baktığım sırada annem de kafasını bana doğru çevirip
" Ne bakıyosun deli kız? Kahveleri sen dağıt bir zahmet. Eymen sende git ablana engel olcak şey varsa yerde kaldır sonra takılıp düşer birde onla uğraşmayalım." diyerek çabuk olmamızı anlayabilceğimiz bir şekilde klasik, her annede bulunan o bakışı sunmuştu ikimize. Şuan ben istemiyerek de bir iş yaptırıldığım için hiç uğraşasım yoktu ama annemden dolayı mecbur kılınmıştım artık. Ben oturduğum yerden inip kahve tepsisini almış Eymen ise önden gidip kapıları açıyordu.

Ben oturma odasına girdiğim anda ise babamın ve amcamın -misafirlerin arasında o ve aileside var- bakışları bende olduğunu anlayınca kahveleri hızlı bir şekilde dağıtıp bende aynı şekilde onlara bakmaya sürdürdüm bakışlarımı. En sonda babam merakımı anlamış bulunuyordu ki kahvesinden bir yudum alarak söze girmişti.
"Eylül,"
"Hı" bu yolun sonu nereye varcağını merak ederek onayladım babamı.
"Kızım şimdi şöyle biz bazı şeyler duyduk ve doğru mu?, değil mi? Bunu öğrenmeye geldik."
"Bütün sülalecek gelmeye gerek yoktu bence." Ne gerek vardı ki yani gerçekten bu kadar kişiyle gelmek ama son dediğim şeyi içimden söylememiştim dimi yani, dışımdan dememişimdir diye umuyorum ama babamın bana bakışı her şeyi açıklıyordu. Babam, ya sabır dercesine kahvesinden bir yudum daha alarak tekrardan söze başladı.
"Senin bir komşun varmış. Adı Ayşemiş. Burada ona siz Ayşe teyze dermişsiniz. Doğru mu?"
"Doğrudur."
"O zaman şöyle söyleyim ama gerçektende bende nasıl olduğunu anlamadım. "
Babam kesinlikle çok saçma şeyden bahsetcekti buna emin olabilirdik ama şuan konu herkesin açısından önemli olduğunu odadakilerin yüz şekline bakıpda anlardınız. Ama tabikide kafaya pek takmayan ise şuan bendim. Neden mi? Çünkü eğer bir konunun içinde Ayşe teyze varsa o konu çok saçma bir laf olarak yayılırdı. Şuan temennimde oydu zaten umarım çok saçma ve yanlış anlaşılma bir durumdur yoksa şuan akrabalarıma rezil olmak istemiyordum. Zaten babamın her söze girmesinde gerginlik seviyesi tavan yapıyor ve bu sıcakta gerginlik yapınca avuç içlerim kaşınmaya başlıyordu. Hemencik lafa almaya sağlasam keşke babamı. Ben burda acaba hangi saçmalık var diye başımı yerken gördüğüm görüntü karşısında hayretle bakışlarım sunuluyordu ortaya.
Neden mi? Amcamla babam haralde sen söyle ya da ben söyleyim kavgasındaydılar. Ama bunlar böyle yaptıkça insan olur olmadık daha çok geriliyordu biri beni görse ne kadar gergin olduğumu bana gelip, sen bu mesleği nasıl yapıyosun?, diye sorardı. Ben fazla dayanamayacaktım bu kadar dayanmam bile bir zafer olarak anılırdı.
"Artık biriniz söyleyebilir mi? Ne söyleyecekseniz söyleyin görmeyin beni."
Benim bu çıkışıma amcamla babam bir karara varmış olmalıydı ki en sonunda -nihayet- babam amcama öncelik verip amcam söze girdi.
"Eylül, kızım biz şimdi duyduk ki nişanlanıyormuşsun. Yani ilk bizde duyunca inanmak istemedik ama... Yani kızım maşallahın var yani nasıl bir kişiliğin varsa artık bütün Niksar, Reşadiye biliyor. Ve bizim niye bundan haberimiz yok? Bütün köy halkı bilirken biz bilmiyoruz. Ortalıkta şuan, Serdal'ın kızı nişanlanıyor, diye laflar var."
Amcamın söylediklerini hayretler içerisindeydim. İnanmamak istedim. Ve bu şaka olmalıydı. Gerçekten de bu şaka olmalıydı benim bile haberim yoktu. Ne zaman da böyle söylenti oldu onu bile hatırlamıyordum. Ve ben nasıl nişanlanıyordum? Eğer bana bir koca adayı buldularsa banada söylesinler ki bende bileyim. Ve bu kadar hızla yayılan bir yalan ilk defa görmüş olabilirdim bu olamazdı. Benim bu hayretlik içerisinde bulunduğum durumda cümleye nasıl başladığımı bile anlamadım.
"Valla benim bile haberim yok. Gerçekten söylüyorum bunu hem de ben ve evlenmek hiç uyuşmaz bunu sizde biliyorsunuz ben küçüklüğümden beri evlenmiyeceğim diye geziyorum ortalıkta." Evet bu doğruydu ve bunu benim bütün akrabalarım bilirdi. Evlenmeyi ve bir adama bakmayı hiç istemiyordum. Çünkü bu zamana kadar ben hep birilerine baktım. Evlendikten sonrada bakmak istemiyordum. Ben bunca yıldır inkar eden insandım ve şuan da ben inkar etmeye başlıdığım an babam tekrardan söze girdi.
"Ee o zaman niye bütün herkes Eylül nişanlanıyormuş diyor. Sen geçende İstanbul'a gelmedin, görevlere gidince bize haber vermekte yok artık ne işler çeviriyorsun? Haa birde o Ayşe teyze sana geçende bir şey demiş sen o zaman söylemişsin nişanlanıyorum diye."
Geçende mi? Ben buraya en son bizim timle gelmiştim ve o zaman görmüştüm Ayşe teyzeyi ve yakın yakın üç ay olmuştur göreli. O kadar zaman geçmiştiki hatırlamaya çalışıyordum şuan. Gerçekten de insana kendisini sorgulatıyorlardı. Ve şuan hatırlamış olabilirdim..
Aklıma geleni içime dökmek olmazdı hele şuan bana bakan meraklı gözlere rağmen hiç olmazdı. Hemencik söze başladım."Ben en son buraya benim bulunduğum timle geldim. Hatta sizde tanıyorsunuz bizimkileri. Ve o zamada yaylaya geldiğimde bazı kirli üniformalar vardı onları yıkamıştım sonrada onları asmak için balkona çıktım ki Ayşe teyze beni gördü halimi hatrımı sordu. Sonra benim erkek arkadaşım varmı diye sorgulama yaptı aklı sıraca beni kendi oğluna almaya çalışıyordu, kaç zamandır kendi oğlunu övüyor ama bende en son bıktığım için yandışıkla ben nişanlanıyorum dedim ve Ayşe teyze, kimle nişanlanıyorsun?, diye sorunca benim aklım karıştı ve o sırada evde bizim timde tartışıyordu sonra bizim komutanın adı geçince bir anda aklıma o geldi bende bizim komutanın adını verdim. Yani fazla abartacak bir şey yok aslında ama bir sıkıntı daha varki bunu benim komutanda bilmiyor o da öğrense nasıl açıklayacağım bilmiyorum."
Evet olaylar sadece bu kadardı. Bir olaydan kurtulayım derken başıma başka iş açmıştım. Ve bende hala komutanımın adını verdiğim ona şaşırıyordum. Ama çok eminimki bu konu komutanımın kulağına ulaşcak ve bir daha açıklamak zorunda kalacaktım. Ama nasıl açıklayacaktım gerçektende bilmiyorum. Şuan tek temennim bu olayı biraz sonra öğrenmeseydi.

Ve şuanda bu kadar açıklama yeterde artardı aileme ve akrabalarıma. Çenemi yordular boşu boşuna, bu kadar uzun anlatmasay mıydım. Aman her neyse herkesin merakını giderdim en azından o da bir başarı. Ve şuan o da daki bütün bakışlar bendeydi, bana hayretler içerisinde bakıyorlardı. Ve gerçektende ortam çok boğucuydu. Hava almak adına ayağa kalkarak camı açıp arkama doğru dönüp sırtımı camın mermerine yasladım ve tam o sırada gözüme akrabalardan birisine çarptı. Babamın amca oğluyla, amca kızı bana yandan bakarak kendi aralarında laf ettiğini gördüm. Şuan onlara çok güzel laf sokmaklar olurdu ama ağzımı yoramazdım ve işime de gelmezdi. Ama benim onlara olan bakışlarım hiç öyle söylemiyordur buna emindim. Gözlerim bile onlara bakarken yoruldu buna bile inanmak istemezdim ama gözlerimi herkesin içinde devirdiğimi herkes görmüş olmalıydı ki kuzenim -amcamın ortanca oğlu- yanıma gelip beni cama doğru döndürdü.
"Eylül bakışların bile şuan kırk yıl dedikodu çıkarıcak. Ne olur sakın ol."
Sıkıntıyla ofladım. "Onlarda bir zahmet dedikodu yapmasınlar, yani anlamıyorum ki. Bir zamanlar seninle beraber akrabaları ziyarat ettik çok yakın durduk diye geldiler bize laf ettiler. Yok neymiş bunlar çok yakın hiç kuzen kuzenle sevgiliymiş gibi çok yakın durulur mu? Ya biz daha birbirimizin yüzünü bugüne kadar doğru düzgün görmüş insan değiliz. Kırk yılın başı bi annemlerden önce bayram ziyaretini bitirek büyükler olarak gezelim dedik onuda içine ettiler. Zaten sevgili bile olmayız biz hemen bir söylentiler çıkardılar. Sinir ettiler beni ya."
Sinirlerim yavaşda olsa şuan tepeme çıkmıştı, gerçek anlamda ve nedense sinirlenincede ellerim ile bileklerim ya da kısaca her yerim kaşınmaya başlardı ve şuanda öyle oluyordu her yerimi kaşımaya başlarken bu kezde kuzenim ile ikimizde aynanda oflamıştık. İşte bu gerçektende can yakıcıydı, neden bilmiyordum ama sanki öyleymiş gibi...

~~★~~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

297okunma 75beğeni 12yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…