4. bölüm · FIRTINA KIZI

2. Bölüm

Delikız61 Trbz

Akşam vaktinin geldiğini o kadar seviniyordum ki hiç kimse bilemezdi. Baş ağrılarım vardı ama yinede idare edecek bir biçimdeydi. Ağrılarım geçmesi için şuan odamın balkonunda yere yatak serip kendimi oraya bırakmıştım. Serinlemek için başka çare yoktu ama en azından çamiçi yaylası akşamları esiyordu ve Niksardan daha iyi bir havası olduğunuda itiraf edebilirdim. Havada ki akşam rüzgarı iliklerime kadar iyi gelmesi aynı bir şifa gibiydi hem bir yandan gökyüzündeki yıldızları daha iyi görmek insanın içini ferahlatıcı bir his bırakıyordu. Buranın zaten havası, suyu, sisi insana ayrı bir his yaratıyordu. O yüzden burayı çok seviyordum. Gökyüzündeki yıldızlara bakarken esen rüzgar yorgunluğumu tekrardan hatırlatıyordu. Akşama kadar bütün herkesle uğraşmaktan resmen her yerim ağrımıştı ama yinede rüzgar estikçe bütün derdimi yorgunluğumu alıp götürüyordu. Ama bunun yanına bir sorunum daha vardı ama bu tatlı sorun diye bildiriyorum. Sevdiğim arkadaşlarımdan biri olan Zeynom annemler gittikten sonra beni görüntülü aramışdı. Yakın yakın üç saattir bir dedikodu anlatıyordu, yorgunluğumdan dolayı dinlemek istemesem de dinleyecektim onu, çünkü dinlemesem içimde bir burukluk oluyordu, kıyamıyordum Zeynom'a. Ama sabah doğru düzgün uyuyamadığım için erkenden uyku bastırmıştı beni. Tam gözüm kapanıyor, uykuya dalacağım ki Zeynom uyuduğumu görüyor beni uyandırıyordu. Laf etmek istesenizde edemiyordunuz, işte orası sıkıntılıydı. Bizim arkadaşlığımız, nasıl olduğunu gerçektende çözemezdiniz. Ortaokuldan beri arkadaştık Zeynomla, aslında Zeyno denmesinden de hoşlanmaz herkese laf eder, sinirlenirdi, Zeyno diyen herkese anında uyarırdı ama ben deyince laf etmiyor, uyarıda bulunmuyordu. Mesela bende bana ikinci adımla -Naz ismiyle- bana seslenmelerinden hiç hoş bulmazdım daha doğrusu ikinci adımı sevmezdim. Hep anneme derdim , Naz diye isim mi olur?, çok saçma sevmiyorum ben, diye hep soruşturma yapardım ama bir yerden sonra demeyi kestim o da Zeynep'in sayesinde, o sevdirtmişti adımı. İşte böyle bir dostluktu bizim aramızdaki bağ. Ellebetde de kavga ettiklerimiz oluyordu. Mesela şuan yaptığım gibi uykusuz olduğum için göz kapaklarım zorlanıyor, kapanmamak için direniyordu. Ama söylediğim gibi yorgun olurken dinlesem bile laflar iç içe giriyor, anlamakta zorluk çekiyordum. Zeynom da şuan anlamış olmalıydı ki bana klasik sorulardan birisini sordu.
"Naz, sen beni dinliyomusun?" Diye çıkışmıştı Zeyno.
"Evet, dinliyorum ben seni Zeynom."
"Ben hiç öyle sanmıyorum. Uyuyacak gibisin. Ben sana en son ne dedim?"
"En son ki aldığın davadan bahsettin." Yani umarım ondan bahsetmiştir. Savcı olduğundan beri çoğunlukla bunlardan bahsediyordu. Aldığı davaları, yeni gelen soruştuma olayları... Zaman buldukça anlatırdı. Ama benim verdiğim cevap yanlış olmalıydı ki öyleydi. Zeynep kafasını iki yana doğru sallamış, of çekerek yanaklarını bir anda şişirip bırakmıştı.
"Ah pamuk ah, sen beni dinlememişsin. Ben sana en son, Trabzon'a ne zaman geleceksin?, planımız var hatırlıyorsun dimi?, dedim." Bir kere daha oflayarak, yatdığı yerde konumunu değiştirdi ve yatakda baş aşağıya doğru bir konum alarak devam etti Zeynom.
"Ama bakıyorum ki hem dinlemiyorsun hem de o lafı dediğimide unutmuşsun. Birde unutma dedim ben sana."
Oysa gerçektende hatırlamıyordum. Görevdi, dosyalardı, iştimaydı, eğitimdi... Zeynep'e söz verdiğimi bile unutmuştum. Allah bilir daha kimlere söz vermiştim belki Yazel'e veya Rümesa'ya -küçülük arkadaşlarıma- hiç biri aklımda değildi. Elbette Zeynep'e inanıyordum söz vermişimdir. Ve tabikide ben söz verdiysemde o sözü benim yerinde tutmam lazımdı. Tutamayınca garip hissediyordum biliyordum. Acaba Zeynom'a sürpriz mi yapsam? O zaman da gizlice gitmem gerekirdi, şimdi yola çıkarsam sabahın köründe orda olurdum ama sabah çıkarsam yola öğle vaktinde orda olurdum. O zamanda da adliyeden benim alma olasılığım vardı. Bu fikir bence iyiydi, ben sevdim neden çünkü ben yapmıştım bu fikri. Ama şuan Zeynep'in üzgün yüzünü görmem yüreğim kaldırmazdı. Onun mutlu olması benimde mutlu olmamdı, bu bütün sevdiklerim için geçerliydi ama herkesin yeri ayrıydı Zeynep'in yerinde ayrıydı hiç kimse yerini tutamazdı. O ne zaman üzgün olsa sanki benim çiçekli bahçemdeki bir çiçeğin solmasıydı. O yüzden onun mutsuz halini gördüğümde dayanamayıp bugün ki olayları anlatacaktım. Baştan anlatmak bana yük gibi gelirdi ama o yüzden baştan anlatamayacaktım onun yerine en bomba yerinden lafa girebilirdim. Şuanda öylede yapmıştım aniden lafa girişimle Zeynom'un şaşırması bir olmuştu.
"Zeynom ben komutanımla nişanlanıyor muşum haberin olsun."
Zeynep'in bakışları aniden koskocaman açıldı. Ne dediğimi aldırmaya çalışıyo gibi bir hali vardı. Bir anda yattığı yerden dik oturmasıda konunun ne kadar merak ettiğini açıklıyordu.
"Nee, nasıl, ne zaman oldu? Ya anlatsana kızım."
"Tamam anlatacağım ama gerçektende çok şaçma bir konu üzerinde oldu bu gerçeten."
"He kesin öyledir. Anlat işte boşver yalanı gerçeği." Diyip yanındaki sehpada bulunan çekirdeği alıp çıtlamaya başlamışt bir de bunun üzerine hadi dercesinde el işareti yapmıştı. Bu kezde ben hayretler içerisinde izliyordum Zeynomu. Bu enerjisine hayrandım.
"Şimdi sana şöyle söyeyim. Ama nasıl anlatayım derin mi derinsiz mi?"
"Ya Naz. Nasıl anlatıyosan anlat. Derin anlatcaksan sadedine gel hemen!" Zeynom'un sözünden sonra bir nefes alarak başladım anlatmaya.
"Şimdi kanka şöyle...
~~★~~
"Ben balkonda çamaşır asarkende Ayşe teyze beni gördü yanıma doğru geldi halimi hatrımı sordu. Sonrada geldi kendi oğlunu bana anlatmaya başladı. Bende bu sohbetlerden canım sıkıldı bende gelidim bir yalan uydurdum. Ona nişanlanacağımı söyledim ama gerçektende bir anlı- " bir anda ben ne olduğunu anlamadan Zeynom sözümü kesdi.
"Sus bee. Ben inanmıyorum sana, bilerek dedin dimi." Zeynom'un dimi deyişi bir anda farklı geldi kulağıma. Sanki bir şeyi ima edercesine i harfini uzatmıştı. Ama aklımdan geçen şeyi bana anlatmaya çalışmıyordur.
"Ya saçmalama yok öyle bir şe-"
"O zaman komutanla nişanlanmak ne lan!" Ani çıkışı banada süpriz oldu diyebilirdim. Ama zeynomda haklıydı şimdi.
"Ne biliyim ya, aklıma aniden geldi. Allah'tan yani o geldi aklıma ya bizim binbaşının adını verseydim ne olacaktı. Hem onu bunu boşverde bunu komutan duyarsa ben nadıl açıklayacağım?"
"Yalanı uydurunca bir zahmet nasıl açıklayacağınıda düşünseydin ya."
"Kusura bakma Zeynom, benim hatam nasılda unutmuşum onu."
Zeynep kafasını evet dercesine sallamış "Bulursun sen birşeyler ben inanıyorum. Ama ben bunun sonunu aşk görüyorum hocam."
"Zeynoo!"
"Ne var, yani çoğunlukla kitaplarda öyle oluyor benim hatam değil."
Zeyno bana kafayı yedircekti bu gidişlede kafam davul kadar olcaktı. Artık fazla dayanamayıp Zeynomla vedalaşıp uykuya daldım.
~~★~~

Sabah erkenden yola koyulmuş Trabzon' un yolunu tutmuştum ve şuanda Zeynomun çalıştığı adliyenin bahçesinde onu beklerken askeri künyemi arıyordum arabanın içerisinde. Sabah fark ettim boynumda olmadığını ve fark ettiğim an zaten evi tavan etmiştim ama durum nafileydi. Hiç bir yerde yoktu, son umudum şuan arabamdı. Arabanın koltukların arasına, torpido gözüne...
Bakmadığım yer bırakmamıştım. En sonda pes ededektim, hatta ettim şuan arayacak gücüm kalmadı. Kafamı direksiyona koydum, gözlerimi kapattım en son nereye koyduğumu hatırlama çabasındaydım. Ama hatırlamıyorudm kafayı yiyecektim. Tam kafamı direksiyona vuracakken aniden arabamın camı tıklanmıştı, kafamı kaldırıp baktığımda ise bana gülüseyerek bakan Zeynomu görmüştüm. Hemen camı indirdim.
"Nasıl onca arabanın içinde benim arabayı tanıdın?" Diye soran bendim.
"Bütün herkesin arabasının plakası 61 ve o kadar arabanın içinde tek farklı olan senin 60lı plakan Naz." Zeynep bu sözün ardından yüzüme daha dikkatli baktı ve bir gariplik olduğunu anladı. "Naz sana ne oldu? Yüzün bir düşük."
Umutsuz ve üzgün bir şekilde ona baktım. "Künyemi kaybetmişim hiç biryerde yok."
"Bulursun bulamazsan da yenisini alırız bizde."
Alamazdık, o künyenin yerini hiç birşey tutamazdı. Ben time katıldığım ilk zamanlar timdeki herkesin babası gibi olan komutanım vermişti. O yüzden yenisi olmazdı.

~~★~~

"Ayaklarıma kara sular indi yeter! Ben senin gibi asker değilim. Böyle şeylere alışık değilim." Zeynom artık dayanamaz halde haykırıyordu dağlara ama yapacak bir şeyim yoktu. O istemişti Sümela Manastırına çıkmayı onda sıkıntı yoktu hatta kolayca çıkıp inmişti ama işin aslına bütün Trabzon'u gezme fikri yoktu. Bütün heryeri yeniden gezmiştik ama ben hiç dinlenmeden gezerken Zeynep de bana ayak uydurmak zorunda kalmış olabilirdi, onun yorulcağını unutmuştum ama zaten akşam olmuştu eve dönecektik dayanması lazımdı. Araba zaten tam dibimizdeydi ama benim dibimdeydi Zeynom için daha uzaktı, anca geliyordu yorgunluktan. Onun buraya kadar gelemeyeceğini bence anlamam lazımdı hemen arabaya bindim, arabayı çalıştırdım ve arabayı geri geri sürerek Zeynep'in ayağına getirmiş hemen onu arabaya bindirmiştim. Ne kadar zaman geçtiğinide anlamadan Zeynom'un arabada uyuduğunu görmem bir olmuştu zaten.

~~★~~

Sabah kahvaltısını Zeynom'un evinin balkonunda yapıyorduk. İkimizin el becerisi ile çok güzel bir sofra ortaya çıkmıştı ama mutfak perişan haldeydi. Kim toplayacaktı onu hiç bilmiyorduk.
Balkonda yaptığımız kahvaltı, deniz kokusuyla birleşiyordu. Ve insanın içini ferah tutuyordu. Ama inşallah bu uzun sürerdi çünkü içimdeki bir his her an göreve gideceksin diyor. Olabilirdi her an gidebilirdim ,yapacak bir şeyim yoktu.

Sabah ikimizinde şuan kahvaltı derdi vardı birde fazla uyku alamamış bir insan olarak hiç konuşmuyoduk, sabah fazla uyuyamamızın nedenide benim alarım sayesindeydi. Kapatmayı unutmuşum ve sabah ikimizide ayağa dikmişti. Normalde bazen çalmazdı ama bugün çalası tutmuştu. Kesin bugün bir şeyler vardı acaba göreve mi gidecektimde bu kadar erken uyanmıştım. Kendi kendime sorgulama içerisindeyken aniden telefonum çalmaya başlamıştı. Zeynep ile ben aynı anda benim telefona bakmıştık ve arayan komutanımdı. Altıncı hislerim bu kadar kuvvetli olamazdı. Ama biliyordum bir görevin çıkacağını çünkü ben ne zaman izin alırsam o zaman görev bildirimi geliyordu.
"Ee telefonu açmayı düşünüyormusun Naz?"dedi Zeyno. Evet dercesine kafamı sallayarak telefonuma uzandım ve hemen telefonumu açtım.
"Eylül hemen buraya gelmen lazım. Görev değil ama başka bir sebep var. Çabuk!"
"Emredersiniz komutanım. Hemen orda olurum." Diyip telefonu kapatarak hemen ayağa kalktım boş olan tabakları mutfağa götürüp üzerimi giymeye başladım.
"Biz senle doğru düzgün oturamayacağız haralde. Ve gelmen ne kadar sürer?" Arkamdaki kapının eşiğinde duran Zeynep. Bende bilmiyordum ama görev olmadığını söylemişti onun dışında önemli olan neydi hiç aklıma gelmiyordu.
Üstümü giydikten sonra masanın üzerinde duran çantamı alıp Zeynom'a döndüm. "Bilmiyorum Zeymom ama en mısa zamanda işim biter sana yazarım." Hemen Zeynom'a sımsıkı sarılıp kapıya doğru ilerleyip ayakkabımı giydim. Şimdi ise istikametim Erzincan'dı.

~~★~~