8. bölüm / 12
FIRTINA KIZI6. Bölüm
Bölümler 12Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.109 kelime
- 2 2. Bölüm1.502 kelime
- 3 3. Bölüm1.348 kelime
- 4 4. Bölüm1.062 kelime
- 5 5. Bölüm956 kelime
- 6 6. Bölüm1.090 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm1.334 kelime
- 8 8. Bölüm1.409 kelime
- 9 9. Bölüm933 kelime
- 10 10. Bölüm1.019 kelime
- 11 11. Bölüm1.529 kelime
- 12 12. Bölüm1.362 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gecenin karanlığı ve sisi çökmüştü dağların yamacına.Ben ise bir evin çatısında olduğum yerde pusudayken, telsizde yükselen Aras komutanımın sesine doğru kulak verdim.
"Fırtına son durum?"
"Çocuklar, Ecmel'in adamların elinde ama kendisi yok."
"Aileler?"
"Hepsini tek katlı bir okula koydular. Etrafında ve içeride sayılamayacak kadar silahlı adam var komutanım."
"Anlaşıldı. Börü sakın sivillere birşey olmasın. Onların canı, güvenliği daha önemli. Anlaşıldımı?"
Aras komutanımın sözü ile börü timinden aynanda"Anlaşıldı komutanım." diye ses yükselmişti.
Ben elimdeki dürbün ile sivillerin bulunduğu yere bakarken, diğer yanındaki çocukları topladıkları yerden bir ses yükselmişti.
Ses çocukların bağrışı ile silah sesi ile karışık yükselmişti. Bu olamazdı, çocuklara zarar vermiş olamazlardı. Yoksa bunların sonu yok olmaktı.
Ben dürbünle ne olup bittiğini bakınca başka bir evdeki silahlı adamlar gözüme takıldı. Bunlar köyün girişine yakın bir evde pusudaydılar. Emindimki köye giriş yapan herkesi acımasızca vuracaklardı. Ben onları gözlemlerken aşağıda mevzi alan Hüseyin abinin tok ve odaklanmış sesini telsizde duydum.
"Fırtına, sağ alt çaprazdaki müştemilatın bacasının arkasında kör nokta var. Adam oradan çocuklardan birisini tehdit ediyor, görüş açıma giremediğinden vuramıyorum, yönlendir beni."
Hüseyin abinin sesindeki o hafif zorlanmayı bildiğim için hemen pozisyonumu düzelttim. Gözümdeki dürbünle diğer tarafa doğru bakarak-çocukların bulunduğu eve-, gözümü ayırmadan, "Sağ omuz hizasından iki adım dışarıda nişancı. Rüzgâr sağdan sola yedi knot esiyor, hesabını ona göre yap... Şimdi tam siluetinde, bas tetiğe!"
Tak, tak
Hüseyin'in namlusundan çıkan mermi düşmanı tam on ikiden vurmuş, vurmasıyla adam yere serilmişti. Bunu fırsat bilen çocuk ise kaçış yolunu bulmaya çalışıyordu ki komuflajın altındaki Alkan onu ordan çıkarmayı başarmıştı.
Hüseyin, "Temiz, Fırtına sağ ol." demesi keyfinin yerine geldiğini belli oluyordu. "Her zaman nişancı."diyip, Aras komutanıma bilgi sunmak için tekrardan telsizle döndüm. "Bozkurt, köyün girişine beş km uzaklıktaki bir evde grup var, onları engellememiz lazım yoksa görev sapar."
"Fırtına, orayı gözetle,Pençe ile İnfazcı arkadan. Alaca, Barut önden. Nişancı sende işini biliyorsun ve tim tek bir kurşun boşa gitmeyecek! Anlatabiliyorum dimi? "
"Emredersiniz komutanım"diyen telsizin duğer ucundaki Yavuz komutanımdı. Görevdeyken ciddiliği ile görevde olmadığı hâli bambaşkaydı. Hiç kimse tanıyamazdı onu görevdeyken.
"Fırtına, yönlendir." Yavuz komutanım, Aybarsla beraber arka camda beklerken, dürbünün konumunu daha iyi ayarlayarak yönlendirmede bulundum.
"Pençe bulunduğunuz odanın camları aynı yere çıkıyor bu yüzden de bıçak kullanmayı kalkmayın."
"Yine bıçak yok mu?"
"Bu kez yok Pençe. O yüzden odadaki masanın başındakilere dikkat edin, ellerinde bomba var. Senin sağ tarafında. İnfazcı sende sol taraftakilere dikkat! Kapının orada duruyorlar."
"Anlaşıldı." Aybars ve Yavuz komutanım kusursuzca arkadakileri hallederken evin yukarısında duranlar sesi duydukça aşağıya inmeye meyletlenince ön tarafda duran Sevda ile Berkay onları sürprizle karşılayıp teker teker yere seriyorlardı. O sırada ise Sevdayı isabet alan karşı taraftaki düşman keskinci ateş edecekken Hüseyin abi, ondan hızlı davranıp tam gözünden vurmuştu.
Yavuz komutanımların bulunduğu yeri yönlendirp hallettikten sonra sıra sivillerin olduğu bölümdeydi.
"Börü şimdi beni iyi dinleyin, bir kere konuşacağım daha da konuşmayacağım. İlk önce çocukları kurtaracağız sonra ailelerini kurtaracağız. Hiç kimse canını düşünmeyecek herkes yanındaki silah arkadaşını düşüncek. Bu gece eğer bunu yapamazsak ama öyle birşeyin olması imkansız, diğerki gece yapacaz ve o zamana kadar tek uyku olmayacak. Düşman uyur Türk uyumaz! Anlaşıldı mı börü?"
Aynanda,"Emredersiniz komutanım." diye yükseldi telsizde.
"Güzel. Şimdi planı anlatıyorum tekrardan. Pençe, Barut ve Ateş siz evin arkası. Fırtına, Nişancı ikiniz olduğunuz yerde bilgilendirip ve Alaca, İnfazcı, ben dış cephedeyken sizde yardım edin. Serçe ve Çaylaktan haber gelince başlıyoruz.Anlaşıldı mı?"
"Emredersiniz komutanım."
"Güzel. Şimdi son olarak Pençe arkayı iyi gözeleyin, orasının bu kadar sakin olması normal değil"
"Emredersiniz komutanım."
~~★~~
Serhat ve Dilandan haber almamızla beraber görevi daha da hızlandırma peşindeydik. Çocukların bulunduğu evin kapısının arkasında saatli bomba vardı, eğer adamlardan bir tanesi elinde bulunan kumandanın düğmesini basarsa direk çalışıyordu. Bu durum oldukça dahada kritikleşiyordu.
Yavuz komutanım, Alkan ve Berkay evin arkasını defalarca kontrol etmişlerdi ama yenide kimseler yoktu bu gerçektende garipdi.
Aras komutanım ise "Atış serbest!" demesiyle adamları temizleme işine koyuldular.
Bir leş, iki leş ,üç leş...
Ben ve Hüseyin abi çatının tepesinden ön cepheyi tam çapraz ateş altına almıştık.
"Nişancı, sağdaki bacanın dibi!" diye seslendim telsizden.
"Görüldü, düştü!" Hüseyin abinin tok sesiyle birlikte eş zamanlı patlayan mermilerimiz, ön cephedeki direnişi saniyeler içinde eritti. İçeridekiler neye uğradığını şaşırmış, dışarıdan gelen bu ezici baskı karşısında ne yapacaklarını bilemez halde sağa sola koşturmaya başlamıştı. O sırada ise içerde olan Dilan ve Serhat bizim bulunduğun hattın telsizine bağlanıp haber vermişlerdi.
Dilan, "Bozkurt, içerdekiler dışarıya destek sunuyorlar, bizi onlardan bildikleri için çocukları bize emanet ettiler. Hemen çıkartmamız lazım. "
"Pençe hemen harekete geçin, Serçe sende çocukları çıkart." dedi. Aras komutanım, adamlardan bir tanesini daha indirirken.
Yavuz komutanım diğerleri ile eve doğru hızlı ve sesiz adımlarla ilerlerken, Dilanda camı açarak çocukları çıkarıyordu ki evin arkası baskına uğramıştı. Yavuz hiç düşünmeden sis bombasını ateş edenlerin üzerine attı.
Akıllarına gelen başlarına gelmişti.
Berkay, Dilan'a çocukları çıkarmada yardım ederken, Yavuz komutanım ile Alkan çocukları, Ecmel'in adamların getirdiği kamyonun içine doğru götürmeye çalışıyordular. İkiside çocuklara kurşun gelcek diye ödleri kopuyordu.
Son kalan çocuklarıda Alkan ile Yavuz komutanım korumacı bir şkilde kamyona foğru götürüp kurşun yağmurun içinden sıyrılarak kurtarmışlardı çocukları.
Şimdi sıra çocukların ailelerindeydi.
"Alaca, İnfazcı siz hemen yan okula sivilleri kurtarmaya, Serçe ve Çaylak sizde karargaha bağlanmaya çalışın. Fırtına, Nişancı sizde benimle beraber son kontrol yapmaya. Hadi çabuk olun!"
"Anlaşıldı komutanım!" diyerek Hüseyin abiyle birlikte çatıdaki son mevzilerimizi taramaya devam ettik. Aybars ile Sevda'da okulun yanına sessiz hayalet misali gecenin karanlığında süzülürken bende gözümü dürbünden bir saniye bile ayırmadan, köyün sokaklarını ve okulun çevresini taradım. "Komutanım, okulun arka bahçesinde hâlâ iki devriye var, Alaca ve İnfazcı oraya varmadan onları indirmemiz gerekiyor," dedim telsizden.
"Görüldü Fırtına," diyen Aras komutanımın namlusundan çıkan seri iki kurşunla devriyeler ses çıkarmadan yere serildi. "Yol temiz, girin içeri!"
Aybar ile Sevda hızlı ve çelik adımlarla içeriye kontrollü bir şekilde girip içerdeki sivilleri çıkarmaya başlamışlardı.
Okulun o karanlık ve havasız koridorlarından dışarı süzülen kadınların, yaşlıların gözlerindeki o korku dolu bakışlar, bizim bu dağlarda neden nefes aldığımızın en net cevabiydi. Her birinin yüzündeki o sessiz minnet, omuzlarımızdaki yükü daha da artırıyor ama adımlarımızı bir o kadar perçinliyordu.
Telsizden Serhat’ın soluk soluğa ama bir o kadar da rahatlamış sesi yankılandı.
"Bozkurt, karargahla bağlantı kuruldu. Tahliye hattı güvenli, kamyonun rotası temiz. Çocuklar sorunsuz şekilde intikal halinde!"
"Aferin Börü," dedi Aras komutanım, sesindeki o demir gibi sert ton yerini hafif bir gurura bırakırken. "İşimiz henüz bitmedi. Ailelerin tahliyesi tamamlanana kadar çemberi daraltın, kimse arkada kalmayacak!"
Çatının üzerinden çevreyi taramaya devam ederken, Hüseyin abiyle göz göze geldik. Dağın yamacındaki o rüzgâr artık sanki zaferin kokusunu taşıyordu. Ecmel bu gece büyük bir darbe almıştı ama bitmemişti, biliyorduk. Yine de şu an o masum ailelerin ellerini uzatıp bizi minnetle süzdüğü o saniyeler, her şeye bedeldi. Börü timi, geceyi göğsünde taşıyarak karanlığa meydan okumaya hem de geceyi yeminlerini tutarak geride bırakmıştı.
Gök Girsin Kızıl Çıksın !
~~★~~
Bölüm etkileşimi
