6. bölüm · FIRTINA KIZI
4. Bölüm
3 Gün Sonra
Bugün günlerden benim Erzincan üstünde bulunan timlere eğitim verme günümdü.
Sabah erken saatlerde kalkıp eğitim alanına gidip, bütün timleri eğitim alanında toplamıştım. Eğitim o kadar hızlı geçip gitmiştiki ne kadar zamandır çalışıyorduk hiç bilmiyordum. Ama herkesin yorulduğu kesindi ve bugün bence şanslıydılar. Ben olsam hiç durdurmayacaktım ama yemekhanede yemek yeme saati gelmişti ve yemek saati geldiğinden bütün herkese ara verdirtmek zorunda kalmıştım.
Ara vereli baya olmuştu ama tim'deki hiç kimse kendinde değildi. Bu sefer fazla acımamış fazla koşturmuştum onlarla da kalmayıp hep marşlar söylettirmiştim. Bugün herkes nefesini sonuna kadar harcamıştı.
"Oo Fırtına kızı, bakıyorumda herkesin suyunu çıkarmışsın." diyen ise yemekhanenin kapısından içeri giren Yavuz komutanımındı. Yanında Aras komutanım ve arkalarında duran Selim binbaşı vardı bizim timin oturduğu yere doğru geliyorlardı.
Bütün tim aynanda ayağa kalkıp selam durup tekrardan oturmuşduk. Herkes yorgunluktan sakindi ama diğer üç komutanım dışında. Onlar sabahtan beri yoktular. Nereye gittiklerini ben bile bilmiyordum ama kesin önemli bir konu vardı. O kesindi.
"Eylül kızım, kaç saattir çalıştınız? Buraya gelene kadar gördüğüm tüm askerler kanter içindeler." diyen ise Selim binbaşıydı. Gerçekten de bilmiyordum ama tahminde bulunup söyleyecektim ki, araya tim'deki favori üçlüm girdi ve benim yerime cevaplamışlardı soruyu.
"12 saat,"
"45 dakika,"
"15 saniye."
Üçüde bitkin halde olup, kafalarını masaya gömmüşlerdi. Bunlar Alkan, Berkay, Aybars kişileriydi. Ama gerçektende bu kadar saymış olamazalardı ben bile bilmiyordum.
Alkan, Berkay, Aybars bunu diyincede Selim binbaşı gülmeye başladı.
"Afferim kızım sana. Bu üçünü yormayı becerdiysen başarmışsın bugün ki eğitimi."
"Sağolun komutanım, vazifemiz."
Tim'deki herkes birşey konuşuyordu. Yemekhanedeki her oturduğumuz zaman sohbet edince zaman geçmek bilmiyordu. Ve geçmesinide hiç istemiyordum. Burası gerçektende yuvam gibi hissettiryordu.
Masanın ucunda oturan üçlüm kendi hallerindeydi yani şöyle söyleyim. Alkan, Berkay'la uğraşıyordu onları izleyen ise Aybars'dı. Berkay'ın yanında oturan ise Hüseyin ve yanında oturan biricik karısı Sevda vardı. Onlarda başka konu üzerinde konuşuyor, Yavuz komutanımında arada sırada onların konuşmalarına ortak oluyordu.
Sağ tarafta yani masanın diğer öbür ucunda ise Selim binbaşı ile Aras komutanım oturuyor onların arasında ise bambaşka konular dönüyordu. Ve benle beraber masada neler dönüp dolaştığını anlamaya çalışan Dilan ile Serhat vardı. Yani Serhat pek dinlemiyor olabilirdi çünkü onun elinde telefon vardı. O elinde ne zaman telefon olursa dikkatini bir türlü toplayamıyordu. Allah'tan boş zamanlarında böyle oluyordu.
Dilan ise bambaşka kızdı. Onu sanki kendim büyütmüş, doğurmuş gibi seviyordum.
Dilan tam benim yanıma oturduğu için benden saçlarını örmemi rica etmişti ve ona kıyamadığım için saçlarını örmeye başlamış ve örgü örerken Dilan'ın saçlarına odaklanmışken Berkay bir anda bütün yemekhaneyi inletecek bir of çekti.
"Ooof oof,"
Bir anda bütün yemekhanede bulunan herkes ona bakmaya başladı ve bunu Berkay fark etmiş olmalıydı ki bir anda
ne var dercesine kafasını sallayıp dilede getirmişti.
"Ne var be? Canım sıkıldı. Aksiyon yok, macera yok, hayatımda bir değişiklik yook."
"Lan sabahtan beri benimle uğraşıyon ya." diye inkar eden de Alkan' dı.
"Berkay, git oğlum sıkıldıysan Aras komutanınla bir gezintiye çıkın, karargahı yeniden gezdirmiş olur sana." diyip Aras'ın omzunu sıvazlıyıp, Berkay'a gülen Selim binbaşı.
"Yok Selim binbaşım. Aras komutanım yorulmasın ben kendim gezintiye çıkarım. " diyip oturduğu yerden kalkıp "İzninizle komutanım" diyerek Selim binbaşıya baş selamı verip, yemekhanenin kapısından çıktı.
Berkay kapıdan çıktığı an Alkan'ın yüzü düştü ve Berkay'ın çıktığı kapıya bakmaya başladı. Aybars, Alkan'ın bu halini görünce gülmelere boğuldu.
"La oğlum birbirine aşık iki sevdalılar gibi ne bakıyon? Çoçuk sanki ayrıldım senden dedi, kapı orda sende git arkasından."
"Yok be ben bunun arkasından gitmemde o olmayınca keyif kaçıyor benimde birşeyler bulmam lazım."
Sevda Alkan'ın ,benimde birşeyler bulmam lazım, lafını duyunca hemen oturduğu yerde dikleşti ve Alkan'a doğru "Alkan'nım, bir sürü silah bakımı yapalacak silahlar var git onları yap. Hem artı bir sevapda kazanırsın." diyip Sevda hemen ayağa kalkarak Alkan'ın arkasına geçerek omuzlarına masaj yaparak sözüne devam etti. "Sen o silahların bakımını yap senin arkandan bildiğim bütün hayır duaları ederim. Sen yeterki yap koçum."
"Sevda abla ben onları bece-" inkar etmede bulunacaktıki Alkan anında Sevda, Alkan'ın ağzına vurdu.
"Ben sana abla demeyeceksin demedim mi? Bana abla denilince yaşlı hissediyorum aranızda. Demeyin bana abla falan!"
"O zaman şöyle söyleyim. Sevda ben onları beceremiyorum." düzeltmede bulunmuştu Alkan.
"Banane oğlum, ben bakım yapınca laf etmiyorum sende etmeyeceksin. Hadi kalk! " Sevda, Alkan'ın kolundan tutup tek hamlede kaldırınca yönünü kapıya doğru çevirdi Alkan'ın.
Alkan tam çaresiz bir şekilde ilerliyordu ki arkasına dönüp, bir kaç adımla Serhat' ın yanına gelip elindeki telefonu çekip aldı."Kalk çaylak, sende bana yardım ediyorsun. "
Serhat ne olduğunu anlamayı biraz geçde olsa sindirince aniden Alkan'ın elindeki telefonu almaya çalıştı. "Ama ben telefona bakıyordum. Benim günahım ne de bende geliyorum? "
"Yedi yirmi dört telefondasın zaten, düş önüme sende geleceksin benimle." Serhat bir içli of çekerek Alkan' la beraber yürümeye başlayıp yemekhaneden çıkmışlardı.
~~★~~
Berkay yemekhanenin kapısından çıktığı gibi askeriyenin giriş kısmına doğru yöneldi. Canının sıkıntısından artık oda ne yapcağını bilmiyordu.
Berkay canının sıkıntısına bir daha of layacaktıki cebindeki telefonu aniden çalmaya başlamıştı. Berkay cebindeki telefonu çıkardığı an ekranda beliren isim Berkay'a şifa olarak gelebilirdi.
Berkay telefonu fazla bekletmeden hemen açıp konuşmaya başlamıştı.
"Noldu minnak? Niye aradın?"
"Sağol abi ya bende iyiyim, sen nasılsın?" Bu Berkay'ın kardeşi Beliz di. Daha yeni 18 yaşına basmıştı. Çok neşeli, enerjisini herkese yayan bir kızdı. Sarı saçları, Berkay gibide göz rengi vardı. Çok tatlıydı Beliz. Ve Berkay telefonu her zaman nasılsın diye açmadığı için en sinir olduğu şey olabilirdi.
"Ha pardon, ilk önce nasılsın diye sormam lazımdı dimi?"
"E yanii, ama neyse sana şimdi harika birşey dicem."
"Söyle minnak, seni kim bu kadar neşelendirdi."
"Annem ve babam"
Berkay aniden yürümeyi bırakıp durdu. Çünkü annesi ile babası uzun zamandır yan yana fazla gelmiyordular.
"Noldu? Ne yaptılar?"
"Abim, abilerin bir tanesi şimdi şöyle annemle babam boşanmaya karar vermişlerdi ya işte vaz geçmişler."
Berkay artık annesinden babasından bıkmıştı. Kaç senedir böyleydiler bir barışıp bir küsüyorlardı sonra boşanma davası açıyorlardı ama tekrardan vazgeçiyorlardı. Bunun sebebini anlamakta zorlanıyor, artık kafaya takmıyordu. Hepsinden bıkmıştı birtek Beliz onu ayakta tutabiliyordu.
"Abim, minnakım, Belizim bak annemler her zaman böyle yapıyorlar. Sende biliyosun hiç umutlanma. Sen umutlanınca aniden tekrar küsüyorlar sonra sen yıkılışa uğruyorsun. Ben sana kıyamıyorum."
Beliz abisini dinledikçe morali bozuluyordu ama o da inanmak istemiyordu. Annesiyle babasının gerçektende birbirlerine aşık olduğuna inanmak istiyordu. Gerçek aşkı gözleriyle görmek istiyordu. Ama gerçektende bu olmayacaktı.
"Tamam abi ben sonra bir daha ararım seni. Alıkoymayım sonuçta askeriyedesin. Görüşürüz." Beliz'in sesi telefonda üzgün bir şekilde çıkmıştı ama bu durumuda Berkay kaldıramıyordu. Berkay fazla üzmemek için hemen Beliz'le vedalaşıp telefonu kapattı.
Berkay askeriyenin kapısına doğru geldiğinde ise içeriye doğru bir kadın girdiğini gördü.
O görüşten sonra hayatına değişiklik geldiğini o bilmesede kaderi biliyordu...
