13. bölüm / 12
FIRTINA KIZI11. Bölüm
Bölümler 12Şu an: 11. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.109 kelime
- 2 2. Bölüm1.502 kelime
- 3 3. Bölüm1.348 kelime
- 4 4. Bölüm1.062 kelime
- 5 5. Bölüm956 kelime
- 6 6. Bölüm1.090 kelime
- 7 7. Bölüm1.334 kelime
- 8 8. Bölüm1.409 kelime
- 9 9. Bölüm933 kelime
- 10 10. Bölüm1.019 kelime
- 11 11. Bölüm1.529 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. Bölüm1.362 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Önde giden Aras komutanımın arabası onun arkasında benim arabam, benim arkamda ise Hüseyin abinin arabası olmak üzere toplam üç araba arka arkaya gidiyorduk.
Aras komutanım, şükürler olsun ki uzun aradan sonra tekrar benzinliğe girmişti. Benzinlikte, teker teker arabaların benzini doldurduktan sonra kenara çekip inmiştik.
Kaç saattir araba kullanmaktan ayaklarım uyuşmuş artık. Ayakta duramıyorum resmen. Ben kenarda ayaklarımın uyuşması geçsin diye ayaklrımı sallarken 5 adım ilerimde duran Aras komutanım bana güldüğünü kestirdim. Ama bu alay gülüşü değildi.
Eylül bana benzinliğin marketinden bir şey alırmısın?
Gülüşüydü ve bunu tahmin etmiş olarakda Aras komutanım yavaştan cebinden cüzdanını çıkarıp bana doğru atacaktı ki elimle dur işareti yapınca durdu. Durmaz sandım ama durdu. Bu adam gerçektende beni şaşırtıyordu bu aralar.
Aras komutanım kaşlarını çatıp, ne oldu?, sorusunu sordu. Çok insaflı bir insan olarak çok bekletmeden cevapladım sorusunu.
"Niye ben? Burda o kadar kişi varken, niye ben seçildim kurban olarak."
"Çünkü senin doğum günün. Hediye olarak gönderiyorum seni."
Ben şaşırmış yaparak, "Ne kadar büyük bir hediye. Ben bunu kabul edemem. İstemiyorum komutanım." diyerek söylenince, Aras komutanım bir yarım gülüş sunarak aramızdaki mesafeyi kapatıp cüzdanı bana verdi ve markete doğru yönümü çevirip bir adım atmamı sağladı. Çok sağolsun yani ben bunları yapamıyordum komutanım. Zahmet ettiniz.
Marketin kapısına doğru ilerlerken arkamda kalan Aras komutanım.
"Sıcak çay falan varsa al. Birde kendin ne istiyorsan onu al. Bizimkilerede acıyıp bişi almak istersende al. Şifre isterse beni çağır."
Aras komutanıma yönümü çevirmeden elimin baş parmağını kaldırarak tamamdır işareti yapıp içeriye girdim. Aras komutanımın dediği gibi -bütün börü timine- bir kaç birşey alıp tekrardan dışarıya çıktım, Aras komutanımın benden istediği çayı verip, kendime aldığım kahveyi alıp elimdeki poşeti Aras komutanıma verdim.
Ben kendi arabama yönelip, kapıyı açıp oturdum ve elimdeki kahveyi yudumlamaya başladım.
Karşımda duran Aras komutanım ise elindeki poşeti Hüseyin abiye verip tekrardan bulunduğu yere geçti.
Kahvemi yudumlayıp, bir yandan da telefonuma bakarken, Aras bana bakıyordu. Aras'ın gözleri benim üzerimde olduğunu hissettiğim an kafamı kaldırıp karşımda dikilen adama baktım.
Hiç bir şey demeden gözlerime bakıyordu. Sanki birşey bulma çabasındaydı ama kestiremiyordum. İkimizde birbirimize bakmaktan hiç birşey konuşmadığımızdan benim üzerime tedirginlik düşmüştü nedense. Daha fazla dayanamayıp ne var, dercesine kafamı salladığımda Aras, bana bakarak gülmeye başladı.
Bu adam bence iyi değildi. Hatta hiç değildi. Memleketine doğru yol almaya başlayınca devreleri yanmış olabilirdi. Ben şaşkın şaşkın yüzüne bakarken o benim halime daha çok gülemeye başlamış, "Noldu Fırtına? Neye şaşırdın?" diye sormuştu. Kendiside farkında olmayabilirdi. Ama ben fakındalık uyandırcaktım şimdi.
"Bişi olmadıda... Aras komutanım, siz iyisiniz dimi? Kafanıza falan taş düşmedi. Kimse size çarp-"
sözümü tamamlayamadığıma takmadan araya atlayıp yine kendisi eksiksiz kalmamıştı Yavuz komutanım.
"Allah aşkına Eylül. Sence bu Göktürke bişi olurmu. Birisi gelip buna çarpsa Göktürkün değil, karşısındaki kişinin omzu kırılır."
Diyip çıktığı arabanın camından tekrar içeri girdi. O bu değil nasıl duyuyordu bu bizi? İnşallah hiç kimsede duymaz bundan sonra konuşcaklarımızı.
Ama Yavuz elbetde haklıydı. Aras'ın değil, karşısındaki duran kişinin omzu kırılırdı. Öyle bir yapılı vücudu vardı ki hayran kalmak elinde değildi. Hatta bir ara Salih olacak kardeşim nasıl Aras'ın vücudunu gördüyse artık kıskanmıştı. Eğer yanlış anlatmadıysa veya ben yanlış anlamadıysam karın kasında, altı tane baklavası varmış.
ALTI TANE! inanmak istemesemde inanasım vardı çünkü bütün giydikleri ne olursa olsun dar oluyordu. Bu resmen bütün börü timinin erkeklerinde geçerliydi. Maşallahları vardı güzel timimin.
Ve şuan da aynıydı. Aras komutanımın üzerinde siyah bir tişört ve altında gri bir eşofman vardı. Bugün rahat takılıyordu ama tişört bence buna dahil değildi. Kaslarında gerildikçe gerilmişti. Bu tişörtü ben kendi kardeşim Eymene giydirsek azda olsa bol gelme ihtimali vardı. Lanet olsunki bütün kardeşlerimde karın kası vardı. Ve oldukça yakışıklıydılar ama birisi sorsa tabikide çirkin derdim çünkü hayatta bunlar yüzünden hala olmak istemiyordum. Her neyse konumuza tekrar dönelim. Ama esas konumuz neydi onu bile unutturdu şu kasları. Allah belamı vermesin ki asla kafamı onla bozmak istemiyordum. Sonuçta o benim komutanımdı bende onun askeriydim. Evet kesinlikle haklıydım.
Kesinlikle haklıyım olmaz öyle şeyy..
"Harbi komutanım sizde bir haller var." diyen ise Serhattı. Benim arabamda kafasını ileriye doğru uzatmış ve onlara aldıklarım bir takım yiyecekleri keyifle yiyordu.
Karşımda duran Aras merakla bekliyor ne gibi bir söylenti geleceğini merak ediyordu.
Serhat da tabikide bu beklentisini hemencik dökmüştü sözlere.
"Yanii ne bileyim komutanım. Bugün ama değişiklik var çünkü Eylül komutanımın doğum gününü kutladınız. Siz normalde bu kadar hızlı ve dakik kutlamazdınız. Ve o değil ilk defa mı diyim bilmiyom belki daha öncede yapmıştır ama Eylül komutanımda sizi savundu mesela bu da bir değişiklik. Ben bugüne kadar hatırlamıyorum savunduğunu yani."
Ben arkama dönüp Serhata hayratle bakarak "Serhatcığım sen daha ne olmasını istiyorsun?onu anlamadım ben."
"İkiniz eskisi kadar değilsiniz birazcık aranız düzelmiş gibi diyor ve oğlum niye doğru düzgün söylemiyon bunu, sanki yabancılar. Her itimizi, bokumuzu biliyorlar. Söyle gitsin be. Bak ben ne kadar rahatım. Benim gibi olacan." Diyen Arasın arabasındaki Yavuz komutanım olacak kişiydi. Ama şua sivil olsuğumuzdan bende rahatlıkla tehdit edebilirdim sonuçta.
"Yavuz sen eğer bu rahatlıkla gidersen benim dürbünlüyü yersin kafana haberin olsun koçum."
Yavuz bir gülerek ağzına fermuar çekip arbanın içerisini girip arkasına yaslandı. Ve bir yandan elindeki kahveyi içmeye devam etti bir yandan ise arkasında oturan Aybarsa bizim dedikodumuzu yapmaya başlamıştı.
Diğer arka taraftaki Hüseyin abinin arabasında ise Alkan İle Berkayın olması ise Hüseyin abiye eziyet olabilirdi. En sonunda pes edip itiraz etmeye başladı. " Ya Allah aşkına şunlarlı alın benim arabadan. Yani tamam sıkışmayalım, rahat rahat gidelim diye gidiyoz üç araba ama yani bari şunları bana vermeseydiniz."
Hüseyin abinin arkasında ki Alkan Hüseyin abiye darılmış bir şekilde bakarak söylenmeye başladı.
"Ama abi yani aşkolsun sana. Neyimizi gördün yani naptık biz sana sabahtan beri."
"Ne yapmadınız ki? Sabahtan beri konuşuyorsunuz. Bizde baş diye birşey var dimi yeter la. Susun bi çeneniz dinlensin. Hiçde uyumakda bilmediniz." diye çıkışda bulundu Hüseyin abi. Yanında ki koltukta oturan Sevda ise Hüseyin abinin kolunu çaktırmadan sıkınca Hüseyin abi yüzü aniden değişti ve başını sağ tarafa doğru çevirerek Sevdaya kaşlarını çatarak sessiz ama bir o kadarda sakin bir şekilde, "Napıyon Sevdam? Ne istiyon?" diyerek cimciklenmiş kolunu tutuyordu. Sevda ise Hüseyinin kulağına doğru eğilip, "Elleme şu çocuklara! Rahat rahat takılsınlar," Sevda, Hüseyin abiden yavaştan uzaklaşarak omzuna hafifçe, dostça bir şekilde vurarak "Anladın mı hayatım, canım kocam benim." diyip yanağından öpüp önene dönerek telefonuna sarıldı ve bir şeyler bakmaya başkadı telefonundan.
Aradan bir kaç dakka geçmişti ve resmen üç arabada da bulunan herkse sessizdi. Ama biz hala benzinlikde duruyorduk. Benim gitgide canım sıkılmıştı artık. Arabada sohbet edecek kimsede yoktu. Arkada Serhat ile Dilan vardı ama ikiside kafalarını birbirine yaslamış o şekilde uykuya dalmışlardı. Telefonda da bir değişiklik yoktu, resmen instegrama yüz defa girip çıkmıştım can sıkıntısından. İki defa aklımdan dışarıya çıkmak geçti ama biz burdan gitmiyorsak tabikide herkes uyuma moduna geçtiği için gitmiyorduk.
Ben arabada can sıkıntısından patlarken bir anda aklıma Zeynom gelmişti. O bizimle beraber gelemiyordu. Acilen yetiştirmesi gereken bir vakası vardı ve onlara ait bütün dosyalar Trabzondaydı. O yüzden o bizden erken çıkmıştı.
Telefondan Zeynomu çaldırdığım an açmıştı.
"Oo pamukum. Özledin mi beni?"
"Tabiii özlemez olurmuyum ben Zeynomu."
"Yaa şapşikk. Seviliyorsun el kızıı."
"Hahaha bende seni seviyorum zalımın kızıı. Naptın eve vardın mı? Bizden önce çıktın bide o kadar."
Zeynom bir an duraksadı ve tekrar konuşmaya başladı. "Şimdi eve giriyorum Naz." demesiyle anahtarları çevirmesi bir oldu.
"Hee belli. Yavaş çevir anahtarı kıracan da."
Zeynep onaylarcasına hı diyip, "Ee harbi sen beni niye aradın." diye de ekledi.
"Hiiç kankam öylesine aradım. Ha birde teşkür ederim tatlım."
"Niçin Naz."
"Doğum günümü saat tam on ikide kutladığın için Çorumlu güzelim." diyip gülmeye başladım ve eminimki ben Çorumlu güzelim dedim diye zeynom bana kızacaktı ve hatta engelleyebilirde.
"El kızıı, beni sinir etme! Çorumlu güzelini gösteririm sana. Ben sana hiç diyormuyum Trabzonlu güzeli diye?"
Yüzümdeki gülme ifadesi bir anda durdu. Yavaştan sönmeye başladı. "Ne alaka lan?"
"Orasını sen düşün sonuçta nişanlandığın kişi Trabzonlu değilmiydii ha?" imalı imalı gelip her kelimeyi bastırıyordu zeynom.
"Kankaaa!"
"Ne kankaa. Ben bilmem. Ve engelliyorum lan seni. Aklın başına gelir belki birdaha Çorumlu güzelim demezsin belkii!"
"Kan-"
Dıt. Dıt. Dıt.
Gerçektende yaptı ve tahminimde doğruydu. Allahtan alışkındım engellemesine. Sesimide çıkarıp kızamazdım. Ama yinede hafiften sinirleniyordum ama yapacak bişi yokdu. Bu kez demicektim aç engelimi diye. İşini halletsin sonra yazacaktım ben.
Telefondan watsapa girdiğimde art arda bir sürü mesaj yağdı resmen. Allahtan birde gece geri dönmüştüm kutlayanları. Ekstradan hala yazan vardı. Cevaplamaya erinsemde mutlu oluyordum böyle mesajlara. Teker teker herkese cevap yazarken bir anda arabamın camında ses gelmişti kafama o tarafa doğru çevirdiğimde karşımda Aras vardı.
Eliyle camı aç işareti yapıyordu. Ben camı açtıktan sonra hiç birşey demeden o bana ben ona bakıyordum. En son hiç kimse birşey demeği için camı kapatmaya meyletlendim ki Aras konuşmaya başladı.
"Yavuz'u dövmek ister misin?"
Ben şaşkınlık içerisinde bakarken o cebinden telefonun ekranını bana gösterdi. Ekranda benim ve Aras'ın birbirimize çok yakın bir andayken çekilmiş bir fotoğraf vardı.
"Yavuz olacak kişi çekmiş bunu. Varya hep Efe isimli olan kişiler yaramaz olur. Ha bunun ikinci adı da Efe hep bundan kaynaklı ha."
Ben fotoğrafa bakarken hemen kapıyı açtım ve hızlıca kapatarak Arası öbür tarafa çevirdim. Arası tam itmeye başlayıp
"Hadi lütfen dövelim. Biz burda durdukça zaman kaybediyoruz. Hızlı oll!"
Aras bir anda duraksayıp bana doğru baktı ve gülmeye başladı.
"Puahaha. Fırtına sen ciddi misin?"
"Valla ben ciddiyim. Sen şaka yopıyorsan bilemiyorum."
Aras ilk ömce işaret parmağıyla kendisini göstererek "Şuan bende çok ciddiyim. Gel. Çabukk!" dedi.
Bir anda bileğimden tutup kendi arabasına doğru ilerletti.
Bu kez Yavuz bitmişti. Hemde çok kötü yapacaktım ben.
Bölüm etkileşimi
