30. bölüm · Eylül’ün hikayesi

30. Bölüm

Asmin Ünal

Sınıfa girmeden önce durdum.Kapının koluna elim değdi ama çevirmedim.İlk defa bir şeyden kaçmıyordum,ama durmam gerekiyordu.İçimdeki ses şöyle dedi:“Hazırsan değil , gerekliyse git .” Ben de çevirdim kolu.Kapı gıcırdamadı.Ama içimde çok şey yer değiştirdi o anda.Ders başlamadan önce öğretmen göz ucuyla bana baktı.Kısa ama fark edilir bir bakıştı.Sanki sormadan sordu: “Bugün sesimi duymak istermişim?”
Ben de sormadan cevap verdim.Sadece başımı hafifçe salladım.Ne korkuyla,ne de cesaret gösterisiyle.Sadece kararla.Sıra bana geldiğinde ayağa kalktım.Elimdeki defter o kadar tanıdıktı ki,ilk kez bana ait bir şey taşıyormuş gibi hissettirdi.Sayfayı açtım.Ama ilk kelimeyi söylemeden önce,gözlerimi kapattım.Bir saniye bile sürmedi.Ama o bir saniyede yıllar geçti içimden.Ve sonra başladım.

“Yıllarca sustum .

Konuşmadım çünkü anlatacak kimsem yoktu değil ,

kendime bile söyleyemediğim şeyler vardı .

Kelimeler içimde büyüdü , yer bulamadı.

Ama artık içimde yer açıyorum.

Söyleyemediklerim , yazabildiklerim oldu.

Ve yazabildiklerim , bana kendi sesimi duyurdu.

Bu ses geç kalmış değil .

Çünkü ben kendime geç kalmadım .

Bugün ilk kez , içimden dışarıya doğru yürüyorum .”

Sınıfta çıt çıkmadı.Ama ben duyuyordum.Bir şey olmuştu.Bir yer değişmişti.İlk defa bir sessizlikte boğulmadım.O sessizlik bana bir alan açtı. O alan, görünmeden var olmanın onuruydu. Ders sonunda herkes kitaplarını toplarken biri defterime dokundu.Elif.Gözümün içine bakmadı.Ama kısık sesle şöyle dedi: “Bende yazıyorum. Ama hiç sesimle söylemedim .”
Gülümsedim.İçimden “ biliyorum ” dedim,ama ağzımı açmadım.Çünkü artık her şey sesle olmuyordu.Bazı şeyler… duyulmadan da anlaşılabiliyordu.Eve döndüğümde, kalbim yorgundu ama ruhum hafifti.İlk defa günün sonunda “Bir şey yaptım ” demedim.Ama “ Bir şey oldum ” diyebildim.
Defterime şunları yazdım:

“Bazen bir kelime bin duvarı indirir .

Bugün o kelime bendim .”

***
Dışarısı soğuktu.Ama ben üşümedim.Çünkü içimde, ilk defa kendi ateşim yanıyordu.Bir ısınma değil bu.Bir varlık duygusu.Kendini hissetmek.Kendini ilk kez yüksek sesle söylemiş olmanıngetirdiği hafiflik.
Elif’in sesi kulağımda kaldı:

“Bende yazıyorum . Ama hiç sesimle söyleyemedim .”

Bu cümle, bende bir kapı açtı.Sadece kendime ait sandığım kelimelerinbaşkalarına da iyi geldiğiniilk defa bu kadar derinden hissettim.O an anladım ki,benim yazdıklarım sadece beni anlatmıyor.Benim suskunluklarım da başkasının sesi olabiliyormuş.Eve dönerken küçük bir defter aldım.Rengi soluk maviydi.Kapağında hiçbir yazı yoktu.Ama içinde bir yer,başkasıyla paylaşılacak kelimelere hazır gibiydi.
O deftere şöyle yazdım:

“Bir gün biri sana sadece bir cümleyle dokunur .

Ve o günden sonra hiçbir suskunluk aynı kalmaz .”

***

Ertesi gün Elif sınıfa benden önce gelmişti.Boş sandalyeye oturdum.Ne o konuştu, ne ben.Ama defterimi masaya bıraktım.Sayfasını açtım.Ve yazdığım o cümleyi gösterdim.Hiçbir açıklama yapmadım.Çünkü bazı şeylerin açıklamaya değil,bakılmaya ihtiyacı vardır.O da baktı.Gülümsedi.Ve küçük bir not yazdı sayfanın altına bazen biri başlarsa sen de devam edersin…

O gün ders boyunca defteri paylaştık.Bir sayfa ben, bir sayfa o.Konuşmadan, sormadan, suskunluğa dönmeden.Sadece kelimelerle.Sadece olduğumuz hâl ile.Ve ben fark ettim:Birine bir şey öğretmeden,birlikte öğrenmek daha kıymetliymiş.Elif bana yazıyla yaklaşırken,ben kendi sesimin yankısını onun satırlarında duydum.O gece Eylül defterinin başına şu cümleyi yazdı:

“ Kendini anlatmak cesaret ister .

Ama biri ortaya çıkar ve o cesaret
çoğalır .”

***
Ders bittiğinde defteri Elif’e verdim.O almadı.Gözümün içine bakarak başını iki yana salladı.“Sende kalsın ” dedi.“ Çünkü sen başlattın . Bende kendi defterime devam edeceğim .”
İlk kez kelimelerle kurulan bir bağın,birine ait olmadan da paylaşılabileceğini anladım.Çünkü yazmak,birbirine zincirlenmek değilmiş yan yana yürümekmiş.Aynı yöne değil belki,ama aynı sessizlikten çıkıp kendi yoluna.
O an düşündümBen ilk cümlemi yüksek sesle söylemeseydim,Elif hiç yazmaz mıydı?Belki yazardı.Ama belki de kendini yalnız sanmaya devam ederdi.Benim cümlem ona değdi,onunki bana.Ve böylece ikimiz de yalnız değildik artık.O gece defterimin son sayfasına şunu yazdım:

“ Birlikte yazmasakta , aynı duygudan yazıyoruz . Ve bazen bir kelime , iki kişilik bir sessizliği kırar .”

***

Ertesi sabah, erkenden uyandım.Alarm kurmamıştım, gerek de yoktu.Küçüklüğümden beri böyleyim.Güne en sessiz hâliyle başlamak,benim için bir lüks değil, bir ihtiyaç.
Çayı koyarken içimde tuhaf bir düşünce dolandı. Ben artık sadece defterime yazmıyorum. Bu satırlar artık yalnızca bana ait değildi.Belki bir gün okuyan biri olurdu.Belki olmazdı.Ama ben kendi sesimi geri koyamazdım içine.Okula gittiğimde, öğretmen beni çağırdı.Sakin bir sesle konuştu.“ Geçen günki metnin…” dedi “Bölge yazı atölyesinin dikkatini çekti .”Cümleyi yavaş söyledi.Tepkimi ölçmek ister gibiydi.Ama ben onun beklediği gibi heyecanlanmadım.Korkmadım da.Sadece içimden bir yere doğru bir sıcaklık yürüdü.Beni biri duymuştu.Ve bu sefer, yalnızca içimden değil dışarıdan.“Eğer istersen .” dedi “Bu hafta sonu küçük bir grup çalışması var .Eğer istersen,
katılabilirsin . Okumak zorunda değilsin . Sadece gözlemlesen yeterli olacaktır .”
Ben de başımı salladım.“Olur ” dedim.Tüm kararlılığımla değil tüm açıklığımla.O gün eve dönerken gökyüzüne uzun uzun baktım.Ne renk aradım, ne anlam.Sadece baktım.Ve içimden bir düşünce geçti:
“Belkide artık içimdeki gökyüzünü göstermenin zamanı .”
Eve vardığımda, defterimi açtım.Yeni bir sayfa.Yeni bir tarih.Ama bu kez sayfanın üstüne yalnızca şu cümleyi yazdım:

“Ben bir kelimeydim . Şimdi cümle olmaya başlıyorum .”

***

Cumartesi sabahı,hava serin ama pusluydu.Sanki şehir bile sessiz kalmak istiyordu.Üzerime sade bir kazak giydim.Hiçbir şey göstermek için değil sadece rahatça oturabilmek için.Bugün bir yerlere görünmek için değil,bir şeylere yaklaşmak için gidiyordum.
Otobüse bindiğimde cam kenarına geçtim.Telefonumu açmadım.Kulaklık takmadım.Hiçbir şey duymak istemedim sadece içimde olup biteni işitmek istedim.
Bu, korkunun değil, farkındalığın sessizliği.

Yazı atölyesi bir kültür merkezinin arka salonundaydı.Kapıda kimse yoktu.İçeriden yalnızca bir tıkırtı geliyordu; belki kalem sesi, belki kâğıt hışırtısı.
Kapıyı açtım.Küçük, sade bir odaydı.Masalar yuvarlaktı.Kimse öğretici gibi durmuyordu.Ve en çok da bunu sevdim. Herkes sadece kendisiydi.
Biri yer gösterdi, ama konuşmadan.Ben de sessizce oturdum.Hiçbir şey sunmadan, hiçbir şey istemeden.

İlk yarım saat herkes birbirine alışmaya çalıştı.Biri şiirini okudu sesi titriyordu.Bir başkası yazdığı hikâyeyi getirmemişti amagözleri anlatıyordu zaten çok şey yaşamış olduğunu.Kimse kimseyi düzeltmedi.Kimse alkışlamadı.Ama herkesin gözleri,duymaya hazırdı.

Bana sıra gelmedi.Ben de almak istemedim.Bugün gözlemlemek istemiştim zaten.Ama dinlerken içim kıpır kıpırdı.Birinin cümlesi,bende başka bir anlamla çınlıyordu.Birinin suskunluğu,beni geçmişime götürüyordu.Ve ilk defa fark ettim. Yalnız yazan sadece ben değilmişim.

Atölye bittiğinde kimse hızlıca dağılmadı.Bir iki kişi notlarını topladı.İki kişi çay aldı.Herkes hâlâ kendi halinde amaherkesin içinde bir şey açılmış gibiydi.Küçük bir şey.Ama gerçek.
Çıkarken kapının yanında küçük bir sepet gördüm.Üzerinde el yazısıyla şöyle yazıyordu:

“ Yazmak , paylaşınca büyür .
Bir cümle bırak , bir cümle .”

Elimi uzattım.Sepete küçük bir not bıraktım:
“Ben bir kelimeydim . şimdi cümle olmaya başlıyorum .”
Ve onun yerine çekip aldığım kâğıtta şu yazıyordu:
“Kendine ses alabildiysen , zaten birilerinin sesi olmuşsundur .”

O an içimde bir yer daha yumuşadı.Bu, kimseyle ilgili değildi.Bu, sadece benimle ilgiliydi.İlk defa bir yere gittim,bir şey gösterme ihtiyacı olmadan.Ve ilk defa bir yerden çıktım,gerçekten görülmüş hissederek.

O gece defterime şunu yazdım.

“Bugün kimse beni alkışlamadı .Ama ben ilk defa kendi içimde yükseldim . Sessiz bir yerden yavaşça . Ama tam olarak kendim gibi.”