1. bölüm · Eylül’ün hikayesi

1.Bölüm Tek başına Güçlü

Asmin Ünal

Sabahın ilk ışıkları odasına vururken Eylül uyanıktı.Çalar saat çalmadan uyanmaya alışalı çok olmuştu.Her güne erken kalkarak başlamak, küçük yaşta öğrendiği bir şeydi.Çünkü güçlü olmak, bazen yalnızca zamanında uyanmakla başlıyordu.
Babası mutfakta çay demliyordu.“Bugün sınavın varmı kızım?” diye sordu yumuşak bir sesle.Eylül gülümsedi. “Evet baba.Fizik. Çok çalıştım.”
Onların evi küçüktü ama içi sıcaktı.Annesi yıllar önce hastalıktan vefat etmişti. O günden beri baba kız birbirine yaslanmadan, ama yan yana durmuşlardı.Babası onun arkasında dururdu ama Eylül hep kendi ayakları üzerinde yürümeyi tercih etmişti.Okulun en başarılı öğrencilerindendi.Sınıfta bazıları onu kıskanır, bazıları hayranlıkla izlerdi.Ama Eylül kimseye kendini kanıtlama çabasında değildi.Çünkü o, bir hedefe yürüyordu:Kendi hayatını kurmak. Kimseden bir şey beklemeden. Ve içinde taşıdığı o sessiz sözle yaşıyordu her günü:
Babası çayı bardağa dökerken bir an durdu, Eylül’e baktı. Gözlerinde hem gurur hem de kırılgan bir parıltı vardı. “Seninle gurur duyuyorum ,” dedi kısık bir sesle, ardından başını başka yöne çevirdi. Bu evde duygular genellikle gözlerle anlatılırdı, kelimeler değil.
Eylül, babasının bu ani duygusallığına alışkındı. Annesi öldükten sonra babası, onun hem annesi hem de babası olmaya çalışmıştı. Ama bunu abartmadan, Eylül’ü boğmadan yapmıştı. Ona hep güvenmiş, ona hep inanmıştı. Bu yüzden Eylül de kendine inanmayı öğrenmişti.
Sınav çantasını sırtına alırken içinden derin bir nefes çekti. “Gidiyorum baba.”dedi.
“Allah zihin açıklığı versin kızım,” dedi babası, her zamanki uğurlama cümlesiyle.
Kapıyı kapattığında arkasında kalan sessizlik, ona tanıdık ama biraz da ağır geldi. Sabah sokakları sessizdi. Kaldırım taşları bile sanki henüz uyanmamış gibiydi. Ama Eylül’ün zihni çoktan çalışmaya başlamıştı. Fizik formülleri, notlar, öğretmenin sesi… Hepsi beyninde bir yerlerde dönüyordu.
Okula vardığında her zamanki gibi kimseye belli etmeden kenara çekildi. Gürültülü arkadaş gruplarının içinde hiç olmamıştı. Kendi sessizliğinde güç bulurdu. Kalem kutusunu açtı, en sevdiği mavi tükenmez kalemini kontrol etti. Ucu tıkır tıkır çalışıyordu. Bu küçük şeyler bile ona güven verirdi.
Sınav salonuna girerken kendine yine aynı cümleyi fısıldadı:
“Korkma. Yapıcaksın çünkü emek verdin .”
Ve sonra başını kaldırdı. Gözlerinde ne panik vardı ne de endişe. Sadece kararlılık. Çünkü o çoktan öğrenmişti:Güç, bağırarak gelmezdi. Sessizdi. Sakin bir nehir gibi… Ama önüne çıkan her şeyi yavaşça, ama mutlaka değiştirirdi.

“Kırılabilirim.Ama dağılmam.”