Dost Sırrı kitap kapağı

3. bölüm / 12

Yara

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: Yara

GÜNLÜK 2
Kimse neler olduğunu anlamadı, kimse... ben... onu nasıl sevebildim? Nasıl aşık olabildim?

Bulutlu bir gökyüzü hâkimdi. Lilith, Jemma’yı artık göremiyordu; Jemma ondan iyice uzaklaşmıştı. Jemma, kısa bir yürüme mesafesinden sonra kendi evinin önüne geldi, anahtarı çevirip içeri girdi. Kapıyı açtığı gibi karşısında duran camı gördü. Aklına, akşam yaşadığı absürt olay geldi. Dış kapı ile mutfak camı karşılıklıydı. Oraya bakınca o silüeti tekrar hatırladı. Kafasını odasına çıkan merdivenlere çevirdi ve sessizce yukarı çıkmaya başladı.
İçindeki tedirginliğe engel olamıyordu. İlaçlarını almayı bırakmıştı; anksiyetesi onu her olayda dürtüyor, kafasına işliyordu. Jemma binlerce olasılığı düşünürken çoktan kendi odasına gelmişti. Kapıyı açar açmaz geri dönüp kapısını kapattı ve kilitledi. Odanın camı zaten aralıktı. Yapacağı tek şey Freya’yı beklemek, ona hapları geri iade etmek ve hiç konuşmamış gibi konuyu kapatmaktı. Ama bu imkânsızdı. Lilith nasıl olduysa bu olayı anlamıştı. Nereden bilebilirdi? Tom ile arkadaşını bırak, bir insanın ona bu kadar yakın olması fikri bile midesini bulandırıyordu. Lilith’in Freya ile arkadaşlığı ablasıyla olan olaydan sonra bitmiş olması gerekirdi. Peki niye hâlâ onun çevresinde tutuyordu kendini?
Jemma, tuğlanın çatırdama sesiyle irkildi. Pencereye döndüğünde Freya’nın dümdüz sarı saçlarını ve makyajlı suratını gördü. Sabahın köründe bu makyajın hiçbir anlamı yoktu ama kendi sade ve güzel yüzüyle asla dışarı adım atmayacağını da biliyordu.
Garajın çatısında, evin yan tarafına bakan cama tutunmuş olan Freya, Jemma'ya seslendi:
“Jemma, naber? Özledin mi beni?”
Freya’nın gülen yüzü, Jemma’nın güzel gözlerine ilişti. Jemma alaycı bir tavırla gülerek cevap verdi:
“Ya ya, tabii. Yatağın altındaki kutuda; al ve git.”
Freya pencereden içeri girerken Jemma’nın sinir bozucu tavrına cevap verdi:
“Ne oldu, sinirli gibisin? Beni başından mı savmaya çalışıyorsun yoksa? Üzülürüm bak; beni üzmek istemezsin, öyle değil mi kuşum?”
Freya, çoktan içeri girmiş, yatağının kenarında duran Jemma’ya doğru yaklaşıyordu. Aralarında nefes alacak kadar bile mesafe kalmamıştı; tabii Jemma, Freya’dan uzaklaşmayı seçene kadar... Freya'nın omuzlarını geriye doğru hafifçe ittirdi:
“Kutuyu al ve git Freya. Bu hâllerinle uğraşmak istemiyorum.”
Freya kahkaha attı:
“Offf tamam be! Alıyorum ve gidiyorum.”
Jemma’nın ciddiyetinin yanında Freya çok zıt biriydi. Freya, Jemma’nın yatağının altına bakmak için dizlerinin üzerine eğildi. Halının dokusu bacaklarında sürtünme yaratıyordu. Freya kolları ile yatağın altındaki şeffaf kutuyu kavradı ve onu hışımla kendine çekti. Oyuncak kutusunu aldı ve kutunun kilitli kapaklarını açtı:
“Oyuncaklarına bu kadar kötü davranma, yazık olmuş Jemma... Hepsini parçalamışsın güzelim.”
Jemma oturduğu yatağından hemencecik Freya’nın yanına çömeldi ve parçalanmış oyuncaklarına baktı:
“Ama ben böyle bir şey yapmadım, biri...”
Freya’nın sesi araya girdi:
“Yoklar... Haplar yok!”
Jemma’nın aklına bu sabah yaşadığı olay geldi:
“Gece evden çıkarken... Arkamda biri vardı Freya. O almış olmalı.”
Freya ağır bir nefes verdikten sonra ellerinden kuvvet alarak yerinden kalktı ve yavaş yavaş geldiği cama doğru yürüdü. Pencerenin ince kemerine oturdu:
“Dikiz aynasından hiçbir şey görmedin mi?”
Jemma, Freya’nın yanına yürüdü. Saat 07.15'ti ve yazın serin esintisi ikisinin de çıplak bacaklarına vuruyordu. Jemma, Freya’nın gözlerine bakmaya çalıştı:
“Hayır. Ne bir ışık, ne bir motor sesi… Hiçbir şey yoktu. Evden çıkarken camda gördüm; odamın camından girmiş olmalı...”
Freya dışarıyı dikizleyen gözlerini çekti ve ayağını çatıya attı; diğer bacağını da hemen ardından yere indirdi. Elleriyse hâlâ Jemma’nın penceresine tutunuyordu. Jemma, arkadaşının nereye gittiğini merak etti:
“Bu işe hiç karışmamalıydım, başına daha da bela açılacak. Freya, nereye gidiyorsun?”
Freya pencereyi tutan ellerini çekti ve Jemma’nın güzel yüzünü kavradı. Alaycı bir tavırla, “Ne oldu kuşum, merak mı ettin?” dedi. Gözleri kısılmış, dudakları gergin bir yay gibi incelmişti. Gülümserken çok şirin görünüyordu. Eğer Jemma onu tanımıyor olsaydı onun masumluğuna kanardı; ama bu gülümseme bir sosyopatınki ile aynıydı.
Jemma, “Tabii ki de… Girdiğin işler çok normal sanki. Nereye gidiyorsun?” dedi.
Freya’nın gülümsemesi yavaş yavaş silindi ve yüzü eski hâlini aldı:
“Kimin aldığını biliyorum. Oraya gidiyorum.”
Jemma, Freya’nın yüzünü tutan ellerini çekti ve kendi yüzünü onun suratına yaklaştırdı:
“Kim olduğunu söylemeyeceğini biliyorum ama dikkat et, tehlikede olabilirsin.”
Jemma sözü bitince yanağına —hatta dudağına daha yakın bir yere— bir öpücük kondurdu:
“Seni seviyorum.”
Bunu söylemek istememişti. Freya bahçede bağırarak, başıyla selam verip çatıdan aşağı atladı:
“Dere kenarına gel. Saat 9 sularında orada ol!”
Jemma da başıyla onay verdi. Orası onların buluşma yeriydi. Lena artık onunla görüşmeyince tek dostuyla gizli buluşmaları gerekiyordu. Jemma pencereyi kapatıp arkasını döndü, kendi kendine söylendi:
“Sen niye bu işlere bulaşıyorsun ki? Anlamıyorum. Freya eskisi gibi masum değil işte. Bırak, ne yapıyorsa yapsın.”
Jemma kendine sinirlenmişti. Lena ile daha yakındı. Freya, kardeşi gibi olan dostunu ağlatmıştı; canının bir parçasını söküp atmıştı. Hem zaten ailevi sıkıntıları vardı, üstüne bir de bu aldatma olayı gelmişti. Jemma asla buna inanmasa da bu zamana kadar Freya ve Tom sevgiliydi. Kaç defa Lena bu yüzden küçük düşürülmüştü.
Telefonun çalar sesi çok tiz ve kulak tırmalayıcıydı. Cebinde çalıp duran telefonunu çıkarıp Lilith’ten gelen aramayı cevapladı.
Lilith nefes nefese, “Ablam yok, ablam yok! Delilalardadır kesin! Anahtarları getiriyorum, acil çık evden!” dedi.
Jemma, Lilith’e cevap veremeden telefon yüzüne kapanmıştı. Makyaj yapmaya vakit yoktu. Çabucak evden çıkıp arabasının yanına koştu. Hava hâlâ bulutluydu fakat güneşin ışığı sokakları aydınlığa gömmüştü. Lilith’in adımları simsiyah asfaltta Jemma’ya yaklaşıyordu.
Anahtarları Jemma'ya atarken “Yakala!” dedi Lilith.
Jemma anahtarı kaptığı gibi arabaya atladı; motoru çalıştırıp Delila’nın evine doğru sürmeye başladı. Arabanın içi çok boğuktu. Eğer Lena Delila'daysa ne zaman gitmişti, neden gitmişti; bilmiyordu. Delila, Jemma için değersizdi; onun önemsediği tek kişi Lena'ydı.
Lilith’in panik hâli Jemma’yı daha da geriyordu. Havadaki bulutlar yavaş yavaş yerini güneşe bırakıyordu; buna rağmen Jemma’nın içinde hâlâ kasvet hâkimdi. Delila onun dostundan çok düşmanı gibiydi. Onu düzeltmek için kaç gününü heba etmişti; sonuç ise koca bir hiçti. Düzelmiyordu işte. Delila’nın annesi Lena ve Jemma’ya delicesine güveniyordu. Kızının düzelebileceğini sanıyordu ama çareler tükenmişti. Delila, psikopatın ta kendisine dönüşmüştü fakat Lena’nın kör gözü asla bunları görmedi. Hâlâ Delila’nın düzelebileceğini sanıyordu.
“Ya ablama bir şey yaptıysa? Delila daha hava aydınlanmadan gitti... Ya ablam da o zaman gittiyse?” Lilith’in kafasında kurmaları hep vardı ama bu sefer gerçekleşme ihtimali yüksekti. Jemma, Lena’dan sonra ona ablalık yapan tek kişiydi. Lilith’i daha çok üzmemek için geçiştirdi:
“Bak, ablan çocuk değil. Ne yapması gerektiğini biliyor. Sen kendine hâkim ol, yeter.”
“Ne demek kendine hâkim ol? Ablam o manyakla aynı evde! Delila ilaçlarını almıyor, sana bıçak çektiği günleri unuttun herhalde!”
“O, hastalığının başıydı Lilith.”
“Ya bu da hastalığının son evresiyse? Onu çoktan şikâyet edip akıl hastanesine aldırmamız gerekirdi!”
“İkiye bir oy Lilith, ablan istemedi.”
“Şunu söyleyip durma! Kendi hatası yüzünden ölebilir!”
“Saçmalama!”
Jemma arabayı hasar almayacak bir yere bodoslama park etti. Aslında buna park etmek denmezdi; daha çok bir çekiciyle orta yere fırlatılmış bir hurda gibi duruyordu. Lilith araba daha stop etmeden kapıyı açıp Delila’nın evinin önüne fırladı. Deli gibi kapıyı yumrukluyordu. Sesi hem üzgün, hem korkmuş, hem de öfkeliydi; bu duyguların hepsini bir arada yaşıyordu:
“Açın kapıyı! Ablaaa, kapıyı aç!”
Jemma arabayı stop edip Lilith’in yanına koştu. O koşarken kapı çoktan açılmıştı. Lilith ablasının boynuna atlayıp onu delicesine sarmaladı:
“Abla!”
Lena’nın yüzü Lilith’in gözyaşlarını görünce şaşkına dönmüştü:
“Sorun ne Lilith, ne oldu?”
Son zamanlarda araları pek iyi değildi ama birbirlerinden başka kimselerinin olmadığının da farkındalardı.
“Sence sorun ne olabilir abla? Psikopat bir manyağın evine gitmişsin, hem de bize haber vermeden!”
Lena kız kardeşini hafifçe uzaklaştırdı ve susması için parmağını dudaklarına götürüp “Şşş,” dedi. “Psikopat bir manyak dediğin kişi benim en yakın dostum.”
Lilith’in gözyaşları yanağından süzülüyordu; yutkunurken boğazı düğümleniyordu. Ona rağmen konuşmaya devam etti:
“Bu, onun durumunu değiştirmiyor! Arkadaşısın ama ya birden kendinden geçerse? Ya senin kim olduğunu unutursa? Ya... seni öldürürse?”
Jemma araya girdi:
“Tamam, yeter. Lilith’in haklılık payı var dostum. İlaçlarını kullanmayı bırakmış. Üzülme diye sana söylemeyecektik ama başka bir yol yok gibi duruyor.”
Lena başını iki yana sallayıp yanıldıklarını yüz mimikleriyle anlatmaya çalıştı:
“Biliyorum. Dün akşam Tom’un ölüm haberini alınca kötü oldu, evine geçmek istedi. Ben de onu yalnız bırakmadım.”
Lilith ellerini kendine sarıp sesi incecik bir tonda fısıldadı:
“Sana mı kaldı sanki...”
Lena onu duymadı bile:
“Kendine zarar vermesinden korktum, bu yüzden onunla birlikte evine gittik. İlaçlarını kullanması gerektiğini söyledim, o da kabul etti. Gözümün önünde içti, merak etmeyin.”
Jemma, arkadaşını hafifçe itip içeri adım atarken sordu:
“Nerede o Delila? Benim onunla konuşmam lazım.” Sesi sinirli değildi, sadece meraklıydı. Gözleri evin içinde onu ararken kıvırcık koyu kahve saçlarına dokundu. Jemma içeriye doğru yürümeye başladı; ta ki Lena yolunu kesene kadar.
“Niye? Dün akşam konuştuğunuzu sanıyordum.”
Jemma dayanılmaz bir tavırla:
“Konuşuyorduk, ta ki sen, kardeşin veya aptal erkek arkadaşın bana iğne yapana kadar! O aptal şey yüzünden bayıldım!”
Lena’nın gözleri açıldı. Bunun olduğunu ilk defa Jemma’dan duyuyordu —tabii yalan söylemiyorsa:
“Ben böyle bir şey yapmam ki! Fred de yapmaz. Niye yapalım ki?”
Jemma, Lena’nın yanından geçerken:
“Bu yüzden gören tek kişiye, yani Delila’ya soracağım,” dedi.
Lilith arkadan ablasına seslendi. Olanlardan haberi vardı, bu yüzden bu konuya değinmeye bile niyeti yoktu:
“Abla, seninle bir şey konuşacağım, dışarı gelsene. Hem Jemma da Delila ile konuşsun. O manyağa dikkat et Jemma...”
Jemma tepki bile vermedi. Lena, kız kardeşinin özenle seçilmiş kelimelerini dinledi; istemeye istemeye dışarı doğru adımlarını sürdürdü. Kız kardeşi bir eliyle ablasının minik, bebek gibi parmaklarını tuttu; diğer eliyle ise kapı kolunu çekip bir gümbürtüye yol açtı.
Şimdi evde sadece Delila ve Jemma vardı. Eskiden çok yakın olan iki dost, artık birbirini tanımak bile istemeyen iki düşmana dönüşmüştü. Ama sebebini ne Jemma biliyordu ne de Delila.
Delila, açık mavi kanepede pek oturur gibi değil, daha çok uzanıyormuş gibi duran bir pozisyonda yatıyordu. Sol elinde dibine kadar boşalmış bir alkol şişesi vardı. Beyaz sehpanın üzerinde bu şişelerden birkaç tane daha bulunuyordu. Ve tabii ki cam kavanoz içindeki haplar... Düzenli değillerdi; çoğu masaya devrilmişti. Halının üzerinde kurumuş alkol lekeleri oluşmuştu. Alkolden çok şarabın kan kırmızısı rengi, salonun ortasında birini öldürmüş imajı veriyordu. Mide bulandırıcı bir görüntüydü...
Delila’nın yanına minik adımlarla yaklaşan Jemma, artık onun tam önünde duruyordu. Hafifçe eğilip sağ kolunun arkasında oval şekilli, içi sıvı dolu şırıngayı fark etti. Gözleri şırınganın iğnesine takıldı. Jemma, eski dostunun kolunu incelikle tutup hafifçe kaldırdı; şırınga artık elindeydi. Dün kolundaki acıya bu mu sebep olmuştu?
“Sen buraya nasıl girdin, iki yüzlü sürtük?!”
Delila gözlerinden alev saçarcasına Jemma’nın bembeyaz tenine ellerini dolayıp ona baskı uyguladı. Tırnakları kısa olmasına rağmen Jemma’nın kolunu deliyordu. Jemma'yı yere serdi.
“Bırak beni!” Jemma korkmuş görünüyordu; gözleriyle adeta yalvarıyordu.
Delila sol elindeki şişeyi ahşap sehpaya vurup camı bıçak kadar keskin bir silaha dönüştürdü. Gözleri saldırganlaşmıştı:
“Her şeye burnunu sokmasaydın sana acırdım Jemma, ama sen tam bir şerefsizsin!”
Jemma düştüğü yerden doğruldu ve hızlı adımlarla mutfağın kapısını açmaya çalıştı ama Delila onu tuttu:
“Ne oldu kuzu? Bıçak almayı falan mı umdun?”
Jemma tekrar kaçmaya çalışırken dökülen alkolde kayıp sırtını duvara vurdu. Saniyelik bir anda kendini yerde buldu. Belindeki kemik sanki ciğerine batıyordu. Lena, Jemma’nın yardım çığlığını duymamıştı çünkü Delila çoktan Jemma’nın ağzını kapatmış, gülen yüzüyle ona bakıyordu:
“Ne oldu? En yakın dostun seni duymuyor galiba, ha? Ah, işlerime burnunu sokmasan iyi kızsın aslında.”
Jemma’nın sesi çıkıyordu ama kelimeler zor bela seçilebiliyordu:
“Bırak...”
Delila’nın gülümsemesi kayboldu. Sağ eliyle Jemma’nın ağzını kapatıyor, sol eliyle ise keskin cam şişeyi Jemma’nın boğazına yaklaştırıyordu:
“Düşünsene, hayatın kendini herkesin gözü önünde olan minnacık bir damara bağlı tutuyor. Komik değil mi? He Jemma, KOMİK DEĞİL Mİ?!”
Bunları söylerken şişe Jemma’nın şah damarında gezinmeye başladı. Geçtiği yollarda kan izleri bırakıyordu. Jemma ağlamaklı olmuştu; kalp atış sesini belki de son kez duyuyordu. Kanın metalik kokusu burnunun dibindeydi:
“Bırak... lütfen.”
Kelime boğazını yakarak çıktı. En nefret ettiği kişiye hayatını geri kazanmak için yalvarıyordu.
“Çok geç Jemma. Benim işlerime burnunu sokmamayı öğrenmeliydin.”
Delila’nın gözleri kaymaya başladı, bedeni ağırlaştı ve kendini taşıyamadı. Jemma’nın ağzından ellerini çekmişti. Cam alkol şişesi yere çarpıp parçalara bölündü, bazı parçalar yere yığılan Delila'nın koluna saplanmıştı. Jemma, az önce onu öldürmeye çalışan dostunun sağ koluna batırdığı içi uyuşturucu sıvı dolu şırıngayı çekti.
“Lena!” diye bağırması bir oldu. Ayağa kalkmak için Lena’ya sarılmaya ihtiyacı vardı.
Aptal bir kahkaha sesi kulaklarına çarptı. İçeri giren, düz koyu kahverengi saçlarıyla en önde duran Lena’ydı. “Jemma!” diye öne atıldı. Arkasında Lilith duygusuzca duruyordu; gözlerinde neler olduğunu bilen bir ifade vardı. Ablası ellerini bırakarak Jemma’ya koşmuştu —bu korkunç anda onun elini bırakmıştı, bir dostu için... Onun için önemli değil miydi? Yoksa her şeyi kafasında mı kuruyordu?
“Jemma, ne yaptı sana? Benim yüzümden mi? Hepsi benim yüzümden... Çok özür dilerim.” Lena, Jemma’ya koşup yerde oturan, boynundan kan akan bedene sarıldı. “Ben özür dilerim Jem... Özür dilerim.” Yanaklarından akan gözyaşlarına rağmen tek yaptığı ağlamak ve kendine yakarmaktı: “Jem...”
Jemma’nın ürkek, ince gözleri solunda yatan Delila’nın baygın hâline takıldı. Eğer o sıvıyı ona enjekte etmeseydi şu an ölü olabilirdi —Lena yüzünden, onu dinlediği, onu merak ettiği, onu umursadığı, onu delicesine korumak istediği için...
“Buradan çıkalım Lena.”
Lena arkadaşının gözlerine bakmak istedi ama tek görebildiği, boynundaki ince kesiklerden akan kanlardı.
Lilith’in acımasızca çıkan sesi kulaklarını yakıyor, garip bir şekilde içini huzursuz ediyordu:
“Kaç kere dedim; beni asla dinlemediniz. Yapmamız gereken tek şey onu akıl hastanesine yatırmaktı.”
Lena ona bağıran kardeşine karşı geldi:
“Senin tek düşündüğün bu mu? Arkadaşıma yardım et ahmak!”
(Ne? Ona neden böyle davrandı? O senin kardeşin Lena!)
Jemma’yı kolundan tutup yerinden kaldırdılar. Üzerindeki bembeyaz bluzu artık kırmızı lekelerle kaplıydı; desenler hiç hoş durmuyordu. İki kardeşin arasında kalan Jemma onların birbirine bakışlarını görebiliyordu; ikisi de birbirine kızgındı.
“Ben iyiyim, birbirinize kızmayın tamam mı?” dedi Jemma.
“Ölebilirdin Jemma! Ve hepsi ablamın aptalca hataları yüzünden olurdu. 'Aa ama öyle deme Lilith, o bizim arkadaşımız.' Değil mi abla? Al sana arkadaş!”
Lena daha çok ağlamaya başladı ve kapı eşiğinden geçip Jemma’nın park edilmiş arabasına doğru yürüdüler. Lilith, Jemma’nın kolunu bırakıp Delila’nın cehenneme dönmüş evinin kapısını kapatmak için arkasını döndü. Kaç saat böyle baygın kalacaktı? İyi olacak mıydı? Ya ölmüşse? Ya doz fazlaysa? Ya o akşam intihar için şırınga yanındaysa? Ya Jemma katilse?
Lilith’in ayakları kontrolsüz hareket ediyordu. Kapı eşiğinden içeri girerken Jemma’nın sesi duyuldu:
“Sakın Lilith, kurcalama.”
Lilith’in umurunda değildi, içeri çoktan girmişti. Delila yüzüstü yerde yatıyor, ceset gibi görünüyordu; etraf yer yer kanla lekelenmişti. Kanlar havanın sıcaklığıyla kısa sürede kurumaya başlayacaktı. Delila’nın bu hâline bir gram bile üzülmedi.
Lena ve Jemma kırmızı renkli arabanın yanına gelmişlerdi. Lena arkasını döndüğünde Lilith kapıyı kapatmış fakat camdan içeri bakıyordu; sanki içeride hâlâ başka biri varmış gibi, birilerinin hâlâ hareketli olduğunu düşünüyordu.
“Freya’yı görmem gerekli Lena.”
Lena dikkatini kız kardeşinden alıp Jemma’ya verdi:
“Ne?” Hafif, acı bir kahkaha patlattı. Lena'nın gözleri kızarmıştı ve bu gülme sesi daha çok yardım çığlığı gibiydi. “Bu hâlle mi? Jem, kafayı mı yedin sen?”
Lena arabanın kaputunu açıp bir peçete aldı ve Jemma’nın boynundaki kanı temizlemeye başladı.
“Onunla önemli bir şey konuşmam lazım.”
“Bu kadar mı önemli?”
“Bu kadar önemli Lena. Sevgilisi öldürüldü.”
“Sevgilisi? Hani şu eskiden benim olan adam mı? Onunla yatıp beni ağlatmıştı, hmm hatırladım.”
“Lena... buna inanmıyorum.”
“İnan ya da inanma, olan bu. Öyle olmasa niye iki yıldır ilişkilerine devam etsinler, ha?” Lena son cümlesini söylerken sesi yükseldi, hiddetliydi. Elindeki kanlı peçeteyi sıkıştırdı: “Seni düşünen benim; senin yanında olan benim; sana her şeyimi anlatan benim. Ama hâlâ Freya, Freya, Freya... Ondan nefret ediyorum, tamam mı?”
Jemma bunun altında kalmazdı; ikisi de arkadaştı, hem de yıllardır:
“Lena, onu görmem lazım. Birkaç saat sonra yanında olacağım. Delila ayılmadan yanında olacağım.”
Lilith yanlarına tepkisiz bir yüzle geldi. Bir gözyaşı bile yoktu; ne Jemma için ne de Delila için... Jemma’nın bu kadar önemsiz olacağını hiç düşünmezdi, ablasına nazaran ona daha yakındı.
“Freya’ya selam söyle. Ama onun yanına bununla mı gideceksin?” Kanlı üstünü kastediyordu.
Jemma kendini süzdü ve bıkkın bir tavırla:
“Tabii ki hayır... Hayır.”
Kendi evi de Lena’nın evine uzaktı; en yakın yer Freya’ydı. Jemma konuşurken boynundaki çizgiler gerilip tekrar kanamasına sebep oluyordu. Daha önce, iki yıl önce Delila’nın ona saldırdığı gün bıçağın açısına maruz kalmıştı. Jemma Delila’nın evine yönelmişti.
“Oraya bir daha girmeyi mi düşünüyorsun sen?”
Lena’yı umursamayan Jemma alaycı, sinir bozucu ve kendinden emin bir tavırla:
“Eğer Lilith’i ve beni, hatta nefret ettiğin Freya’yı bile dinleseydin bu şu an yaşanmazdı. Beni değil, kendini sorgula Lena.”
(Bunu diyen Jemma mı?)
“O sürtüğü bana savunma!” Lena tekrar gözyaşlarına boğuldu.
Jemma arabanın anahtarını Lilith’in çantasında bırakmıştı:
“Anahtar sende değil mi? Ben gidiyorum hanımefendi, gelip alır arabasını.”
“Freya’yla görüşsünler, takma. Tom öldü.” Lilith, ablasının Jemma'dan izinsiz aldığı arabanın yan koltuğuna oturuyordu.
Lena da arabanın beyaz, temiz koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırdı; motor arabayı titretiyor, gürültüsü yükseliyordu. Kafasını Lilith’e çevirdi ve ağlak, gözyaşlarıyla kaplı suratından acımasız birkaç kelime döktü:
“Ona karşı sevgi duymuyorum. Tom için üzüldüm ama aramızda aşka benzeyen bir şey yoktu. Freya onunla yatmasa bile ayrılık aşamasındaydık Lilith.”
Lilith gülümsedi, kafasını iki yana salladı ve hafifçe eğilip ablasına yaklaştı:
“Eee, o zaman senin için ne önemi var? Bırak görüşsünler.”
Lena arabayı geri geri sürdü:
“Benim için dostluk önemli,” dedi Lena. “Freya’ya güvenmiştim.”
‘Güvenmiştim’ derken sesi o kadar yaralı ve buruktu ki sanki hâlâ seviyordu; ama bu olamazdı, ihanet unutulmazdı. Ondan hâlâ ilk günkü kadar nefret ediyordu. Üzüldüğü kişi kendi benliğiydi, kendine acıyordu. Lena arabasının içinde ağlayarak direksiyonu tutuyordu. Camlar titriyordu, tıpkı Lena’nın buruk vücudu kadar hassastı.
Lena sinirle oradan uzaklaştı. Çünkü bir kere yaşama şansın vardı ve bir sürü seçeneğin içinde sinirle alınan tek bir karar seni öldürebilir ya da yaşatabilirdi; ya ölü ya diri... Her seçenek yeni bir yoldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…