2. bölüm / 9
Dost SırrıFare suçu
Bölümler 9Şu an: Fare suçu
GÜNLÜK 1
Ona yapmamasını söylemiştim ben... Ona bu kadar ileri gitmemesi gerektiğini söylemiştim,onu öldürdüm mü? Diğerleri benim hakkımda doğru mu söyledi? ben katil miyim? Bunu hak etti değil mi? Onu gittiği gün uyarmıştım, sadece konuşması için,suç benim değil onun. Şimdi odamda oturup yazıyorum bütün bunları onun için ağlarken, öldürmek istediğim kişi için ağlarken; ama şimdi fark ettim ben onu öldürmek istemiyordum, ben onun benim olmasını istemiyordum...
꧁⎝ 𓆩༺✧༻𓆪 𓆩༺✧༻𓆪 ⎠꧂
Jemma, eski dostunun aramasıyla şoka uğramıştı. Ne işler karıştırdığını biliyordu. Eğer polis, Jemma’dan önce ona ulaşırsa hapsi boylardı. Delila, ne yapacağını anlamışçasına Jemma’nın kolundan tuttu ve kapıya gitmesini engelledi.
— Ne? Delila, bırak bileğimi!
Delila’nın gözlerindeki şey endişe değildi. Jemmayı o orospunun yanına gönderemezdi beyin yiyen bir parazitti o.
— O kız belanın ta kendisi! Bulaşma, seni de kendisi gibi batağa sürüklemeye çalışıyor! Lena’nın gözyaşları senin için bu kadar mı değersiz!
Jemma bileğini kendine doğru çekti. Delila’nın eli havada süzüldü. Jemma kızaran bileğini ovarken gözlerini Delila’ya çevirdi:
— Onun hakkında ne biliyorsun ki? Ben onu size hiç anlatmadım. Evet lenanın gözyaşları boşaydı. Ben hiçbir zaman Freyanın böyle bir şey yaptığına inanmadım inanmayacağımda. Hem sadece bir kaç kez görüştünüz, onun kim olduğunu nasıl bilebilirsin?
Jemma, Delila’ya sırtını dönüp kapıya doğru ilerledi. Yanındaki anahtarlıktan arabasının anahtarını kavradı.
Lena, arkadan gergin bir sesle seslendi:
—Gerçekten onunla görüşmeye tekrar mı başladın jem?
Jemma otoparka giderken bu beklemediği soruyla olduğu yere saplanmıştı.
— lena sana haber vermeden onunla asla bulunmadım 2 yılda 2 kez... bak yardıma ihtiyacı var. Ondan uzaklaşmak için çok çabaladım ama aramızda bir şey var... ne olduğunu bilmiyorum, ama bu şey her neyse bizi bir tutuyor .
Jemma, Lena’ya başını sallayarak gülümsedi. Evin üst kata çıkan merdivenin solunda, garaja inen üç basamaklı merdivenden adım adım indi. Beyaz hatta artık beje dönmüş kapının önüne geldi. Garajı'n Anahtarı dört arkadaşta da vardı. Kilidi çevirdi ama gıcırtı kulak tırmalayıcıydı, kapı evin geri kalanına göre çok eskiydi. Garaj soğuk, rahatsız edici ve leş gibi temizlik malzemesi kokuyordu.
Jemma kırmızı mini arabasının anahtarına bastı
Arabanın açılış sesi boş garajda yankılandı. Dışarının sürgülü kapısını açtı ve arabaya oturdu. Freya’nın evini ezbere biliyordu. Otuz dakikalık mesafede, iki üç evin bulunduğu tenha bir yerde yaşıyordu. Jemma gaza öyle bir bastı ki, gecenin karanlığında arabanın motor sesi çınlıyordu. Fakat Jemma, kalp atışının sesinden motoru bile duyamıyordu. Gecenin karanlığını sırtında hissediyordu.
Freya’nın kapısında onu izleyen ay ve bulutlu gökyüzü vardı. Zil sesi, sanki bir silah mermisi gibi gürültülü ve acımasızca çaldı. Freya, uzun takma kirpikleri ve siyah kirpiklerine uymayan, doğal sarı saçlarıyla kapıda belirdi. Sadece yüzü görünüyordu vücudunu kapının arkasına saklamıştı. Freya, Jemma’yı içeri çekti ve kapıyı kapatıp birkaç kez kilitledi.
Jemma, açık yeşil koltuğa yürüyüp yavaşça oturdu. Ev dağınıktı mutfak hazır yemek çöpleryle doluydu, koyu pembe perdeler camların hepsini örtüyordu.
— Evet, neler oluyor? Anlat. Ne ilgin var bu cinayetle?
Freya’nın gözlerinden siyah sular akıyordu, ağır makyajı bozulmuştu. Sarıya kayan bal rengi gözleri yaşlarla doluydu.
— Ben... Bir şey yapmadım ama haplar... Jemma, haplar... Onları Tom’dan tedarik ediyordum biliyorsun zaten. Bu yüzden ona gittim. Apartmana girdiğimde her şey yolundaydı. Beni içeri aldı ama hapları vermedi. garipti... Sanki biriyle tartışmış gibiydi. Sonra arka odadan cam kırılma sesi geldi. Kim olduğunu sorduğumda “Seni ilgilendirmez,” diyerek geçiştirdi.“Bu benim hayatım ve bir an önce bu siktiminin evinden çıkman gerek!” dedi. Ondan ilk defa kaçmak istedim. Garipti. Evden çıktım...
Jemma araya girdi:
— Nasıldı garipti? Yani hap kullanan biri zaten yeterince garip... Ee, üstüne alınma tabii.
— Hayır, Jemma, öyle değil! Bir şey saklıyorlardı benden. Bir hata yapmış gibiydi. Korkmuş gibiydi. Ölüm haberi geldikten sonra anladım neden beni göndermek istediğini...
Jemma, Freya’nın ellerini tuttu ve kendi dizinin üzerine koydu. Freya’nın bazıları sökülmüş uzun takma tırnakları Jemma’nın eline batıyordu.
— Eğer orada kalsaydım... Tom gibi ben de ölecektim. Eminim! O camı kıran kimse, Tom’u da o öldürdü. Eminim... Tom ölümü görmüş gibiydi. Sanki onunla aynı odadaydı... o aptalla beraber bende ölebilirdim düşünebiliyormusun!
Freya devam etti:
— Evden çıktım ama kapıyı dinlemek için bir süre daha orada kaldım. Karşı dairedeki yaşlı teyze beni görüp kapıyı açtı, yanına gelmemi işaret etti. Ben de sorgulamadan yanına gittim. Bana o çocuğun temiz yüzlü bir kızla ne işi olduğunu sordu...BANA! sevgilisi olan bana sordu bunu jemma.
Jemma, “Temiz yüzlü mü?” diyerek sordu. Freya, hiç temiz yüzlü biri değildi.
— Evet, temiz yüzlü dedi. O yaşlı bunağa sordum, bana kızı tarif etmesini istedim. Hafif koyu tenli ve düz saçlı biriymiş.Ne yaptıklarını sordum. Tom’la kavga etmişler. Bir kızdan bahsetmişler. Ondan almak istemiyormuş. Eğer ondan alırsa başı belaya girermiş. Öyle dedi...
Jemma:
— Teyze kafayı kırmış… Doğru anladığına emin misin?
Freya başını salladı.
— Bir kız var, ve aynı işi yapmamıza rağmen benim tanımadığım biri. ondan hap almak istememesi hakkında konuşmuşlar işte. Tom… Onu tanıyor. Düz saçlı kızı tanıyor ama ben tanımıyorum. Kim lan bu kız? Beni aldatmış pislik herif.
Jemma, Freya’nın kıskançlık ve öfke dolu suratına baktı. Ardından:
— Beni buraya niye çağırdın? Ya da dur ben zaten cevabı biliyorum. Polis sana gelicek ve hapları bulma ihtimalleri var. Bu yüzden hapları bana vereceksin değil mi?
Freya sadece şunu dedi:
— jemma sana ihtiyacım var evet ama biz arkadaşız değil mi? yani bana yardım etmen gerekir... değil mi kuşum?
Jemma hiç düşünmeden yanıtladı:
—bak güzelim senin tehlikeli işlerinle uğraşmaya hiçniyetim yok ama eğer delilaya satmayı bırakırsan bunu yaparım.
—sen delirdin misin o benim en iyi müşterim ben... boşversene anlaştık.
Freya jemmaya hapların yolunu gösterdi ahşap zeminin altından bir kaç mal çıkardı ve eski dostunun eline sıkıştırdı.
Jemma, evden çıkıp arabaya koştu. Arabanın kapısını kapatmasıyla, polisin kırmızı-mavi ışıkları dikiz aynasına yansıdı. Jemma başını eğdi. Her ne kadar bunu lena için yapmış olsa da korkuyordu, Freya’nın kapı sesi duyuldu. Polisler onunla önce kapıda konuştular sonra kapı kapandı ve Freya jemmaya bir bakış atıp polisleri içeriye aldı.Jemma gaza bastı, kendi evine doğru hızla ilerledi.
Jemma, evinin beyaz kapısını açtı. Havanın serin esintisi ahşap kapıya çarpıyordu. Altın rengi kolu tutup anahtarı iki defa çevirdi. İçeri girerken rahatsız edici bir gıcırtı yükseldi; kulak tırmalayan bir sesti bu. Öyle ortada bir sesti ki evdekilerin uyandığını hissetmişti.
Yukarıdan, merdivenlerden inen bir çift ayak sesi geldi. Jemma, cebinde tuttu malları eli ile kontrol etti.
“Burada ne işin var Jem? Lena’da kalmayacak mıydın?”
Annesinin sesi evin sessizliğini bozuyordu. Jemma irkildi.
“E… Lena benden, şey istedi… oyun! Onu almaya geldim,” dedi.
Annesi, anlamadığını belli eden bir yüz ifadesiyle:
“İyi, al bakalım,” dedi.
Jemma, kapıyı kapatmadan bir an önce odasına çıktı. Merdivenlerden dönüp odasına girdi. Bu sefer odası karanlıktı. Sokak lambalarının sarı ışığı pencereden içeri vuruyordu. Perdesi açık pencereden rüzgârla birlikte sallanıyor, kopacak gibi süzülüyordu.
Jemma, yatağının altındaki şeffaf, içi oyuncak dolu kutunun kapağını araladı ve malları peluşlardan birinin içini yırtarak oraya sıkıştırdı. Ayağı kalkıp dikeldi tedirgindi, ilk suçu değildi ama freya için kendini riske atması çok saçmaydı. Odayı kontrol edercesine etrafa baktı yazın sonlarına yaklaşmışlardı ve hava akşamları serin esiyordu. Altında ince siyah bir şort üzerinde ise düz beyaz bir askılı vardı, dolabına doğru yürüdü ama yanlış bir şeyler vardı. Jemma güvende hissetmiyordu. Dolabın içinden gri bir hırka aldı ve acele acele merdivenlerden indi. Arkasını kontrol etmek için baktı ama merdivende kimse yoktu, odasında da.Tam çıkarken, kendi sesiyle aklına bir şey kazındı:
“Aa oyun, oyun! Jemma, oyunu al!”
Babasının horlama sesi hala kulaklarına geliyordu komidinin alt çekmecesinden kutu oyununu çıkardı. Dış kapıya gidip eşikten geçti, ama durdu... arkadan gelen sesle beyni hasar almışçasına sarsıldı. Küçük bir esinti miydi bu?
Peki Jemma neden bu kadar korkmuştu? Dikkatli bakmasına gerek yoktu; gizemli esintinin içindeki siyah silüet, onun bir tehdit olduğunu belli ediyordu.mutfak camı ile dış kapı karşılıklı konumlanmıştı, jemma camdaki insan silüetini seçebiliyordu.
Jemma’nın gözleri kocaman açıldı. Elleri titremeye başladı. Zaten bir suç işlemişti ve onu suçüstü yakalamışlardı.
Peki kim yakalamıştı? Sabahın üçünde bu kişi kimdi? Neden onu takip ediyordu?
Jemma, evin içinden yangın varmışçasına kendini dışarıya attı. Arkasına bakmadan Lena’nın evine koştu.
Arkasından sanki hayaletler onu kovalıyordu. Yazın serin rüzgârında ensesindeki ürperti, onu endişelendiriyordu. Arkasındaki kişinin kim olduğunu düşünecek aklı kalmamıştı. Tek düşündüğü, arkasında tehlikenin onu takip ettiğiydi.
Lena’nın ziline saniyelerce bastı. Lena kapıyı araladığında Jemma kendini bir anda içeride buldu. Kapıyı kapattı ve birkaç kez kilitledi.
“Jemma, iyi misin? Neyin var? Freya sana dokunmadı değil mi"
Lena, birinden saklandığını anlamış gibiydi. İçindeki merak değildi sanki.
Jemma, titrek bir sesle konuştu:
“ Freya bana dokumadı ama, ben… bilmiyorum. Biri beni izledi. Kim olduğunu bilmiyorum. Eğer Freya ile ne konuştuğumu duyarsa, Freya hapsi boylar… ve benim kararım da mahkemeye kalır. Bunu istemem, Lena.”
Jemma, Lena’ya sarıldı. Elindeki kutu oyunu jemmanın güçsüz ellerinden yere döküldü. İçerisinden küçük piyonlar saçıldı. Ev sarı loş ışıkla aydınlanmıştı, huzurlu görünüyordu. Aslında asıl huzurlu olan şey lenanın yanında olmasıydı.
Lena, Jemma’ya uyumak isteyip istemediğini sordu. Jem başını sallayıp lenanın ellerini bıraktı hırkasını çıkarıp ayakkabılığa astı ve üst kata yöneldi. Ev sessizdi delila ve lilith ortada yoktu.Jemma üst katın merdivenin yavaşça çıktı adrenalinin sarsıntısı hala oradaydı. Koridordaki boy aynasından kendi yansımasına bakarken yanından gelen kapı sesiyle sağına döndü.
“Prenses, gecenin bu vakitleri sana uygun değil sanırım. Ürkmüş gibisin.”
Lilith mutlu görünüyordu. Kapıya yaslanmış ve bacak bacak üstüne atmıştı.
“Ya ya, ne demezsin? Siyah silüet dışında çoğu şey yolunda gitti,” dedi Jemma.
Lilith uykulu ve yorgun gözlerini kamaştırdı. Gözaltları fazla mı mordu?
“Oo, gizemli ithamlar ha…”
Lilith’in tavırları artık eskisiyle aynı değildi. Daha dün, Delila yüzünden ablasının güvenliği için endişeleniyordu; şimdi ise sanki hiçbir şey olmamış gibi, esprili bir şekilde Jemma ile sohbet ediyordu. Bu ani değişim Jemmanın dikkatini çekmişti. İçini kemiren soru, zihninden çıkmıyordu: “Neden bu kadar sakindi?” Lilith delila konusunda ürkektir.
Lilith gözlerini kısıp lafını sürdürdü:
“Ee, anlatmayacak mısın? Freya ile bu kadar önemli ne konuştunuz?”
Jemma, onun merakının ardında yardım isteği mi yoksa başka bir şey mi olduğunu anlayamadı. Ama Freya’nın sırrını açıklayamazdı. Hap sattığını yalnızca Jemma biliyordu; başka kimse öğrenmemeliydi. Bu sır açığa çıkarsa, Freya’nın da kendinin de başının belaya gireceğini biliyordu. En azından şimdilik…
“Sana… söyleyemem Lilith. Bu meseleye sakın bulaşma.”
Lilith’in yüzü bir anda asıldı. Yıllar önce birbirlerine söz vermişlerdi: "Her şeyimizi paylaşacağız". Şimdi ise bu söz Lilithin kulağında koca bir yalan gibi çınlıyordu.
“Ne demek söyleyemem? Sana çok önemli bir şey anlatacaktım! Ama madem Freya ile sırların var, benim de ablam ve Delila ile sırlarım var!”
Kapıyı hışımla kapatıp alt kata indi. Jemma’nın içini pişmanlık kemirse de doğru olanı yaptığını düşünüyordu. Fakat… az önce “Delila” mı demişti? Daha dün birbirlerine düşmanlardı. Ne ara sırdaş olmuşlardı?
Jemma, Lena’nın yanına indi. Lilith buzdolabının kapağını kurcalıyordu. Jemma elini Lena’nın sırtına koydu, kulağına eğildi ve fısıldadı:
“Konuşmamız gerek. Aşşağıya gel.”
Sonra adımlarını geriye çekti; bakışları Lena’yı büyüleyen bir soğukluk taşıyordu. Lena gergindi, titreyen ellerini saklayamıyordu.
Lilith ise öfkesini gizlemiyordu.
Jemma makyaj masasına oturdu ve yüzünü kapı eşiğinde duran lenaya dikti Pürüzsüz yüzü makyajsız hâliyle daha güzeldi. Düz saçları, havanın nemiyle kabarmıştı.
“Ne oldu, Jem?” dedi kısık sesle Lena.
Jemma oturduğu sandalyeden kalkıp lenanın yanına dikildi.
“Neler oldu ben yokken ? Söyleyin artık, burada ne dönüyor? Kardeşin bir sırdan bahsetti biz dostuz, ne sırrı!”
Sesinde öfke yoktu, ama içten içe bir huzursuzluk tırmanıyordu. Bu evde bir şey olmuştu ve açıkça gizleniyordu. Oysa Jemma’nın bilmeye hakkı vardı.
Lena’nın yanakları kızardı.
“Jem… sana söyleyemem. Bu, benimle ilgili değil.”
Jemma’nın gözlerinde şüphe kıvılcımları çaktı. İçinden geçenleri lenaya savurdu;
“Delila, değil mi? Ne yaptı bu sefer? Evde değil zaten… beni takip eden oydu, değil mi?”
Tam o anda kapı gıcırdadı. Gıcırtı dostları birbirine düşüren tartışmanın kaynağını da beraberinde getirmişti, gelen Delilaydı:
“Ben evdeyim, Jemma! Asıl sen neredesin? Akşamın köründe aptal bir kızın evine gidiyorsun, sonra gelip bana; evde yoktun nerelerdeydin deme o kız arkadaşımızı yaraladı. Freya gecenin köründe seni arıyor, saatlerdir ortada yoksun. Sonra gelip bana iftira atıyorsun!”
Sözleri keskindi. Belki haklıydı. Ama Jemmanın zihnindeki şüpheleri de daha derinleştirdi. Lena aralarından sıyrılıp gitmeyi seçti. Bu gizemin bir parçası olmak istemediğini belli ediyordu.
Delila gözlerini Jemma'nın gözlerine dikti:
“Ben senin dostunum, Jemma. Düşmanın değil. Bana böyle bakma. Düşmanın olan kişi Freya.”
Ama Jemma öfkesini bastıramadı koridordan gelen ayak sesleri, jemmanın dikkatini dağıtmıyordu:
“İlaçlar konusunda bana yalan söyledin! Psikoloğun verdiği ilaçları bıraktın!”
Delila dondu kaldı. Sesi titredi ama inkâr etmedi
“Seni gözlemledim. İnatla kullanmadın. O gittiğin tatilde sana ne oldu? Annenle konuşacağım, O bilir.”
Delila; "sakın arama onu.”
“İyiliğin için.” diyerek söylendi jemma,aldırış etmeden. Makyaj masasının üzerindeki telefonunu aldı ve kilitli ekranını açtı, fakat Delila’nın gözleri nemlenmişti. Jemmanın telefonunu setçe çekip masanın üzreine geri koydu.Dudaklarından beklenmedik bir söz döküldü:
“Ben orada değildim. Başka birinde kaldım.”
Jemma bu cevabı beklemiyordu. Annesiyle kavga ya da sinir krizi gibi bir şey düşünmüştü. Peki kimde kaldı?
“Peki niye? Niye bize yalan söyledin. Bak delila durumunun iyiye girmediğini görüyorsun değil mi? Sana yardım etmeye çalışıyorum ama bana karşı direniyorsun.”
Delila öfkesini artık kontrol edemiyordu:
“Bak jem! Herşeye burnunu sokma?!” jemma dostunun kollarını kavradı nahiflikle gözlerine baktı " izin ver " dedi. Fakat Delila
"Senden nefret ediyorum jemma."demekle yetindi. Sesi gürleşmişti.
Delila kontrolünü kaybediyordu. Jemma Delilanın kendini kaybetmeye başladığını görebiliyordu, fakat konuşmaya ve çözüm aramaya niyeti vardı. Sol kolunda ağrı hissediyordu ayakları boşa düştü ve bedeninin kontrolünü kaybetti onu tutan Deliladan başka kimseyi göremedi.
"Sen delirdin mi!" Dedi tanıdık bir ses ama jemma bunun kime ait olduğunu anlayamayack kadar bitkindi.
Jemma bayıltıldığını fark etti, fakat bütün eklemleri öyle uyuşmuştu ki tepki verecek hali yoktu. Lena’nın misafirleri için kullandığı yatak odasındaydı. Odanın içindeki çiçek kokusu, her şeyi daha ağır ve garip bir şekilde huzurlu kılıyordu. Gözlerini kapatmadan önce Delila’nın şeytani bakışlarını görmüştü. O an, onun tekrar eski hâline döndüğünü düşünmeye başlamıştı. Tıpkı Lilith’in söylediği gibi… Lilith’in sözlerinin doğruluğunu derinlerden hissedebiliyordu.
Gün aydınlanmaya başlamıştı. Sabahın erken saatleri serin ve hüzünlüydü. Jemma, sol kolundaki ağrıyla gözlerini yeni yeni aralıyordu. Açık pencereden içeri süzülen rüzgâr odada dolaşıyordu. Mürdüm-yeşili perdeler, yerlerinden kurtulmak istercesine uçuşuyordu. Sokak lambaları çoktan sönmüş, güneşin parlaklığı yavaş yavaş sokağı aydınlatmaya başlamıştı.
Jemma doğruldu. Evin içinde ağaç yapraklarının birbirine vurma sesi dışında tek bir çıt çıkmıyordu. Ayağa kalktı, sanki etrafı kontrol etmek istercesine odada göz gezdirdi. Kendinden başka kimse yoktu. Yatakla bitişik duran makyaj masasının üzerinde telefonunu gördü. Ekranı açtığında saat 06:37’yi gösteriyordu. Delila öyle sert çarpmıştı ki jemmanın telefon ekranında çatlaklar oluşmuştu Masaya bağlı yuvarlak aynada yansımasına gözleri ilişti; gözaltları mosmordu. Saçlarını elleriyle düzeltmeye çalıştı. Bu kabarıklığı yalnızca soğuk bir duş düzeltebilirdi.
Koridora açılan kapıyı araladığında çıkan gıcırtı evin içinde yankılandı. Ona “günaydın” diyen kimse yoktu. Ev, ürpertici bir sessizliğe gömülmüştü. Kaldığı odanın karşısında bulunan Lilith’in odasına yöneldi. Pembe kapı göze çarpıyordu. Saçlarını bırakıp kapıyı tıklatacakken telefonu çalmaya başladı.
Ekranda Freya'nın ismi yazıyordu. Jemma, panikle telefonu açtı.
— “Jemma, acil! Sendeki hapları almam lazım!”
Jemma, birilerinin Freya’nın sözlerini duyacağından korkarak odadan çıktığı gibi hızla geri girdi.
— “Senin verdiğin gibi yatağımın altındaki kutuya koydum. Bir sürü peluşun arasında, dikkat çekmiyor.”
Freya’nın sesi fazla yüksek, bir o kadar da garipti. Jemma, onun stresli mi yoksa fazlasıyla rahat mı olduğuna karar veremedi.
— “Yarım saat içinde evde ol. Evine her zamanki gibi gireceğim. Pencereyi açman lazım.”
Evin içi o kadar sessizdi ki, biri uyanık olsaydı bu konuşmaların her kelimesini duyabilirdi. Ama hâlâ, garip bir şekilde evden tek bir ses çıkmıyordu. Bulunduğu odanın kapısını aralayıp, yeşil desenli halıyla dolu koridora ayak bastı.
Jemma “tamam” diyerek telefonu kapattı. Tam o sırada Lilith’in kapısının açıldığını duydu. Sesin ardından, Jemma kendini Lilithin odasının eşiğinde buldu.
Lilith’in gözleri öfkeyle kıvılcımlandı. Oysa Jemma’nın Freya’yla konuştuğunu hep biliyordu. Şimdi ne değişmişti? Tom’un ölümü mü onu bu kadar kör etmişti?
“Bak,” dedi Jemma, kelimeleri seçerken zorlanarak. “Şüpheli görünüyor ama Tom da senin düşündüğün kadar masum değildi.”
Lilith alayla başını iki yana salladı.
“Onun ne işlere bulaştığını biliyorum. Ama asıl merak ettiğim, senin bu işin neresinde olduğun.”
Jemma’nın kalbi hızlandı. Ne yani… Lilith, Freya ve Tom’un karanlık ilişkisini bilior muydu?
“Ne demek biliyorum? Nasıl biliyorsun?” diye sordu istemsizce.
Lilith kanepeyi işaret etti. “Otur,” dedi kısaca. Kapıyı kapattıktan sonra kendisi de jemma'nın yanına ilişip devam etti:
“Tom’la düşündüğünden daha yakındık. Yani 2 yıl öncesine kadar tabiki. Freya tam bir orospu jem, ona dikkat etmen gerekirken sen onunla iş birliği yapıyorsun. Tom'a yaptığını sana da yapabilir.
Jemma’nın boğazı kurudu. Freya’nın bir cinayetin merkezinde olabileceği fikri bile midesini bulandırıyordu. Onu savunacak bir cümle kuramadı. Sadece,
“Benim eve gitmem lazım,” diyebildi.
Lilith sorularını yutkunarak bastırdı; belli ki Freya’yla bağlantısını çoktan anlamıştı. Jemma odanın kapısını açtı, ve koridorda tanıdık bir yüz belirdi: Fred:
“Dün akşam geldi,” dedi Lilith, sesi bu kez daha yumuşaktı. Mos mor göz altları onu halsiz ve bitkin gösteriyordu.
Jemma durdu. “Dün akşam mı?”
Finn ona elini uzattı.
“Ben geldiğimde uyuyordun, lena da yanındaydı, o da uyandı mı? akşam yanıma gelmedi de."
Jemma, onun elini sıktı.
“Ben Lenayı görmedim. Benim gitmem lazım" dedi Jemma. Daha fazla vakit kaybedemezdi. Lilith onu yeterince kadar oyalamıştı, freya için bu kadar riski almaya değmezdi ama...
Jemma Fredi arkasında bırakıp yemyeşil halının üzerinde çıplak ayakları ile ilerledi. Soğuk basamakları adım attı ve kapıya ulaştı.
Arabasını kendi evinin önünde bırakmıştı; bu yüzden eve kadar yürümek zorundaydı. Sessizlik içinde ilerlerken arkasından gelen ayak seslerini fark etti. Beyaz çitlerle çevrili minik bahçeye adım attı. Serin hava tenini okşuyordu. Freya’nın gelmesine çok az kalmıştı.
“Benimle eve kadar mı geleceksin, Lilith?” diye sordu, arkasını dönmeden.
Lilith evin çitlerine yaslandı; cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Duman havaya karışırken yüzüne alaycı bir gülümseme yerleşti.
“Merak etme, buradayım. Ablam sabahları bahçeye inmek için fazla üşengeçtir; burada sigaramın dumanını bile göremez.”
Jemma hafifçe sırıttı. Lilith’in keskin sesi yerini dingin bir tona bırakmıştı. Jemma dış kapıyı kapatıp arkasına döndüğünde Lilith tekrar konuştu:
“Freya, değil mi? Ona gidiyorsun.”
Jemma cevap vermedi; yürümeye devam etti. Lilith, Freya’yı tanıyordu ve ondan en az Delila kadar nefret ediyordu.
Sokak neredeyse tamamen boştu; Jemma ve köpeğini gezdiren yaşlı bir adamdan başka kimse yoktu.
Bölüm etkileşimi
