Bölümler 12Şu an: Varsayım
- 1 Gizem gecesi938 kelime
- 2 Fare suçu2.864 kelime
- 3 Yara2.760 kelime
- 4 Belirsizlik1.323 kelime
- 5 Tolerans1.389 kelime
- 6 Kabuk1.205 kelime
- 7 Aptallaşmak941 kelime
- 8 Tek başına1.370 kelime
- 9 Yabancı1.390 kelime
- 10 Varsayım1.322 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Randevu1.650 kelime
- 12 İstasyon1.370 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Jemma, dün gece çok yakından tanıdığı biri tarafından bayıltıldığı odaya girdi. Pencere hâlâ açıktı ama içeride bunaltıcı bir sıcak vardı. Üzerindeki beyaz straplez bluzu sıyırıp attı ve kendini yatağın yumuşaklığına bıraktı.
Lilith neredeydi? Aşağıdaki bağrış seslerini duyup neden gelmemişti? Hiç mi merak etmemişti?
Jemma şortunun arka cebinden telefonunu çıkarıp kilit ekranını açtı. Annesinden 1 cevapsız arama, Freya’dan ise tam 6 mesaj vardı. Önce annesinin aramasının üzerine tıklayıp arama butonuna bastı. Telefon kulağında cızıldadı; birkaç bip sesinden sonra nihayet annesi açtı.
– Kızım, iyi misin? Neden sana ulaşamadım?
– İyiyim, duymamışım sadece. Bir şey mi oldu?
– Ha, hayır tatlım, sadece endişelendim.
– Ne için endişelendin?
– Dün gece yan komşumuzun evine hırsız girmiş. Bu gece Lena’larda kal tatlım, olur mu?
– Hırsız mı girmiş? Güvenlik kameralarına bakılmadı mı, tespit edilmedi mi?
– O kadarından haberim yok bir tanem. Sen Lena’larda kal, olur mu?
– Peki anne, varınca mesaj atarım.
Annesi cevap vermeden telefonu Jemma’nın suratına kapattı. Dün Jemma’nın karşılaştığı kişi, yan evi soyan hırsız mıydı? Şans eseri mi denk gelmişlerdi?
Jemma arama ekranından çıkıp mesajlara girdi. Freya’dan 6 mesaj mı? Jemma’nın evine gelmeden önce atmış olmalıydı, saat neredeyse 1’e geliyordu.
* 11.03: Jem, yardım lazım, ciddiyim.
* 11.15: Cevap ver Jemma.
* 11.36: Kuşum...
* 11.36: Bak başım dertte, senden yardım istemek saçma geliyor.
* 11.37: Çünkü ona inanmıyorum.
* 11.57: Yüz yüze konuşalım mı...
Jemma mesajları okudu ama şu an için hiç bir anlam ifade etmiyorlardı. İnanmadığı kişi Tom muydu? Başı kesin Tom yüzünden beladaydı. Jemma ekranı kapatıp telefonunu sessize aldı ve pembe kılıflı yastığın altına sıkıştırdı. Yüzüstü dönerek tavana bakmaya başladı. Freya ne yaparsa yapsın ondan bir türlü soğuyamıyordu; ama bu sefer bu oyunun bir parçası olmak istemiyordu. Ya Freya’nın söylediği doğruysa? Ya bu bir ölüm kalım meselesiyse? Eğer öyleyse Jemma dostu için bu oyunu oynardı. Ama oynayacağı oyun neydi?
Kapının çalınmasıyla Lena gözlerinden düşen yaşları silip ayağa kalktı. "Kim o?"
Karşıdan gelen ses çok tanıdıktı. Maalesef...
"Annen, hadi aç."
Lena’nın boğazına bir yumru oturdu. Annesinin sesini her duyduğunda içi aynı hisle kaplanıyordu: Hayal kırıklığı...
Kapının metal kulpunu öyle bir kavrayıp bastırdı ki tırnakları kısa olmasına rağmen avucuna batıp iz bıraktı. Kapıda duran annesi, elinde biri büyük biri küçük iki gümüş rengi valizle bekliyordu. Arkasındaki siyah, camları filmli BMW model araç Lena'nın dikkatini çekti.
"Seni o mu bıraktı?"
Annesi gözlerini devirerek, "Sana da hoş bulduk Lena," dedi ve içeri girdi. Valizlerini ayakkabılığa taşırken zorlandığı belli olsun diye oflayıp pufluyordu.
"Niye geldin?" dedi Lena. Sabah Delila’nın sevgilisinin kollarında uyukladığı ve az önce dünyadaki en sevdiği kişinin onu hiçe sayarak sırlarını satın aldığını öğrendiği o koltuğa kendini bıraktı.
Annesi Lena’ya bakıp, "Burası benim de evim," dedi. Ayaklarını koridorda sürüyerek Amerikan mutfağa geçti, buzdolabını sertçe açtı. "Rahatsız mı oldun kızım?"
Lena bacaklarını kendine doğru çekti. "Normalde haftada 5 gün bizimle olman lazım ama sen erkek arkadaşını tercih ediyorsun ya..." Yutkunup devam etti: "...ondan şaşırdım."
Annesi eline aldığı soğuk suyu bardağa doldururken, "Benimle böyle konuşamazsın," dedi.
Lena akmasını durduramadığı gözyaşlarını elinin tersiyle silerek, "Gerçekler seni bu kadar kırıyorsa demek ki yaptığın yanlıştır anne," karşılığını verdi.
Sierra sudan bir yudum bile alamadan bardağı sertçe tezgaha vurdu. "Benimle düzgün konuş dedim Lena! Ben babanı aldatmadım, duydun mu?"
Lena artık gözyaşlarını silmiyordu; elleri deli gibi titriyordu. Söyleyecek çok söz vardı ama hiçbir kelime dudaklarından dökülmüyordu. Kendine sardığı kollarını iyice sıkıp titremesini durdurmaya çalıştı.
"Anne, hoş geldin." Lilith merdivenlerden inerken ablasına bakarak ekledi: "Tahmin edeyim; kavga ediyorsunuz ve ablam yine hiçbir şey söyleyemiyor." Lilith hafifçe sırıtarak mutfakta duran annesine sarıldı. Annesinin koyu sarı, yıpranmış saçları Lilith’in omuzlarına battı.
"Canım kızım, ne güzel olmuşsun," dedi annesi. Lilith gerçekten çok güzel görünüyordu. Dümdüz turuncu saçlarına mavi bir bandana takmış, oyuncak bebekleri andıran gözlerine ağır bir makyaj yapmıştı. Ablasının aksine çok iyi durumdaydı.
"Sana inanamıyorum Lilith," dedi Lena, zorla da olsa ayağa kalkarak.
"İnanılmayacak bir şey yok abla. Annem sevgisinin peşinden gitti, bu yanlış değil," dedi Lilith. Annesi, kolunu Lilith'in omzuna atmış, hayranlıkla kızına bakıyordu.
"Yanlış değilmiş... YANLIŞ DEĞİLMİŞ!" Lena bağırarak merdivenlerden yukarı çıktı.
Lilith annesinin kollarından ayrılıp, "Arkadaşıma sözüm var, geç kalmak istemiyorum. Sonra görüşürüz," diyerek aradan sıyrıldı. Ayakkabılıktan spor ayakkabılarını alıp kapıyı araladı.
"Bay bay güzelim," dedi annesi. Ama Lilith onu dinlemeden kapıyı yüzüne çarptı.
Üst kata varan Lena hıçkırıklarına engel olamıyordu ama kendini susmaya zorladı. Dertleşmek için Jemma’nın yattığı odaya girdi fakat o çoktan uyuyakalmıştı. Jemma’nın yere attığı beyaz straplez bluzu alıp kapının koluna astı, ardından arkadaşının yanına ilişti. Yatak başlığına kafasını yaslayıp oturdu. "Ne zaman uyanırsın Jem?" dedi ama cevap gelmedi.
Sabah bir bıçak darbesiyle neredeyse öleceği aklına gelince Lena iyice kötü oldu. Eğer o ölüm gerçekleşseydi tek sorumlu kendisi olacaktı. "Özür dilerim," dedi fısıltıyla. Düşünceler zihninden bir türlü gitmiyordu ama özür dilemek bir nebze de olsa iyi geliyordu. Haksız olduğunu kabullenmek bir yana dursun, omuzlarındaki yük aynı kalsa da zihni ona hafiflediğine dair yalan söylüyordu.
Yaşlar Lena’nın boynundan süzülürken tekrarladı: "Özür dilerim... Özür dilerim Jem. Neden kimse benim arkamda durmuyor Jem?" Bu soruyu Jemma’ya değil, aslında kendine soruyordu. "Annem yanımda değil, babam, kız kardeşim, sevgilim, sen... Freya yanımda olan tek kişi. Neden Delila? Neden beni haklı gören tek kişi seni öldürmeye çalıştı? Eğer doğruysa Freya’ya iftira attı..."
Jemma sola doğru dönüp hafifçe kıpırdandı, "Hm..." diye bir mırıldanma çıkardı.
"Uyanma Jem, uyu," dedi Lena ve arkadaşının saçlarını okşadı. Küçüklüklerinden beri ne zaman desteğe ihtiyaç duysalar birbirlerinin saçlarını okşar ya da sarılırlardı. "Özür dilerim," dedi Lena tekrardan. Kısık sesini kendinden başka kimsenin duymadığı kesindi.
– Alo!
– A, hey, nasılsın?
– İyiyim Amelia. Öğle arasına çıktınız mı?
– A, hayır tatlım, 10 dakika sonra çıkmayı düşünüyoruz. Bugün çok yoğunduk ve...
– Tamam o zaman, bana hazır ton balıklı sandviçlerden 3 tane, 1 porsiyon kurabiye, 2 porsiyon da her zaman aldığım keklerden lütfen.
– A, şey, tamam tabii ki. 10 dakika sonra kapında.
– Sağ ol Amelia, iyi işler.
Sierra telefonu kapattıktan 6 dakika sonra Amelia gelmişti. Fakat oğlunu Sierra’nın evinde değil de kapının önündeki bankta otururken görünce şaşırarak, "Bir tanem, senin burada ne işin var? Lena evde değil mi?" dedi elindeki sipariş poşetleriyle.
Fred oturduğu koca bankın iyice kenarına çekilerek, "Hayır... Yani evet, evde ama kavga ettik aslında," dedi.
Amelia oğlunun bu utangaç hali karşısında gülmesini tutamadı. "Lena ile kavga mı ettiniz? Bahsettiğin kişi Lena, Fred. Kavga çıkaracak ne yaptın?"
Fred ensesini kaşıdı. "Boş ver anne. Hem senin burada ne işin var, kuryelik işini de mi sen yapıyorsun artık?"
Amelia evin giriş kapısına iyice yaklaştı. Sol elindeki poşetleri sağ tarafına aldı; naylon poşet bileğini aşındırmış, tıpkı Jemma’nın boynundaki çiziklere benzer kırmızı şeritler oluşturmuştu. "Yoğunluk yüzünden araya geç çıktım. Eve uğrarken Sierra’nın siparişlerini ben getireyim dedim."
Fred gözlerini kocaman açtı. "Lena’nın annesi mi geldi?" dedi buruş buruş olmuş kıyafetlerini ve duruşunu doğrultarak. "Onun annesi nerelerdeydi peki? Eşiyle niye ayrılar? Seninle görüşmeyi niye azalttı?"
Amelia parmağını dudağına götürüp sus işareti yaparak, "Birincisi, nerede olduğu seni ilgilendirmez. İkincisi, eşiyle ayrılar. Üçüncüsü, benimle görüşmeyi azaltmadı ve dördüncüsü, bunlardan sana ne? Hem sen burada oturmuyor muydun, geldiğini nasıl görmedin?" dedi.
Fred, "Pardon, haklısın, beni ilgilendirmez. Arkadaşa rastlamıştım da onunla konuşurken geldi sanırım," diye geçiştirdi.
Amelia oğluna sarılıp kapının ziline bastı. Sesin gelmesiyle kapının açılması bir oldu. "Sierra, hoş geldin!" diyerek arkadaşına sarıldı. Dostlukları çok eskiye dayanıyordu; aralarına mesafe girse de hep yakın kalmışlardı.
"Hoş bulduk Lia, iyi görünüyorsun."
Amelia’nın gülümsemesi daha da büyüdü, sırıtışı bütün yüzünü kaplamıştı. Ela gözleri kocaman açılmış, mis gibi kokan siparişlere bakıyordu. "Sana getirdim. İçine 'hoş geldin' hediyesi olarak yeni menüye eklediğimiz çilekli tartı da koydum," dedi ve poşeti Sierra’ya uzattı.
Poşeti sıkıca kavrayan Sierra, "Sağ ol, harika olduklarına eminim. Bir ara görüşelim Lia, seni özledim," dedi.
Lia bu teklifi kabul edip acelesi olduğunu söyleyerek evine doğru yöneldi. Geçerken oğluna, "Sabaha kadar burada mı kalacaksın?" diye sordu.
Fred ise yüzünü bulutlara doğrultarak, "Karım beni affedene kadar kalacağım," dedi.
Amelia dostuna veda edip evden iyice uzaklaştıktan sonra Sierra arkasından seslendi: "Kızımdan uzak dur, Fred!"
Fred şaşkınlıkla kafasını sağa çevirdi. "Efendim?"
"Beni duydun, Lena’dan uzak dur!" diyerek kapıyı Fred’in suratına çarptı.
Fred öylece kalakaldı. Bu kadının derdi neydi? Lena’yı madem bu kadar önemsiyordu, o zaman neden ona bir çöp muamelesi yapıyordu?
Bölüm etkileşimi
